×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Ah Bir Eve Dönebilsem!

18 Temmuz 2026 06:29

Truva Savaşı kahramanlarından Odysseus'un yıllar sonra eve dönüşünü anlatan yapımda yönetmen Christopher Nolan göz kamaştırıcı bir görsellikle birlikte atmosferi ön plana çıkan epik bir anlatıma soyunmuş. Filmin ana karakterlerini Matt Damon, Tom Holland, Anne Hathaway, Robert Pattinson ve Charlize Theron canlandırıyor. The Odyssey ◊ Yönetmen: Christopher Nolan ◊ Oyuncular: Matt Damon, Tom Holland, Anne Hathaway, Robert Pattinson, Charlize Theron, Lupita Nyong'o, Samantha Morton, Zendaya, Elliot Page, Jon Bernthal, Himesh Patel, Mia Goth, John Leguizamo, Bill Irwin, Benny Safdie, Logan Marshall-Green, James Remar, Elyes Gabel, Giuliano Ruta, Josh Stewart ◊ Birleşik Krallık-ABD ortak yapımı Memleketteyse öldüğü varsayılarak taht kavgası başlamış, eşi Penelope'yle evlenmek isteyen talipler, sarayın nimetlerinden faydalanırken 'dul' statüsündeki kadınla izdivaç eylemek için mücadeleye girişmişlerdir. Odysseus'un savaşa giderken bebek olan oğlu Telemachus'sa babasının yaşadığı ve bir gün mutlaka döneceği inancındadır. Nihayetinde bir önceki çalışması 'Oppenheimer' 13 dalda Oscar'a aday olmuş, 7'sini kazanmıştı. Filmde Penelope'yi Anne Hathaway, oğlu Telemachus'u da Tom Holland canlandırıyor. Homeros'un antik destanının sinemadaki son uyarlaması 2024 tarihli 'Dönüş'tü (The Return). Ana karakterin İthaka'ya dönerek yaşanan kaosu sonlandırma çabasına odaklanan yapımda Odysseus'u Ralph Fiennes, karısı Penelope'yi de Juliette Binoche canlandırıyor ve ikili, 1996 tarihli 'İngiliz Hasta'dan sonra bu proje dolayısıyla ilk kez bir araya geliyordu. Christopher Nolan'ın uyarlamasındaysa görkem ve şatafatlı bir anlatım ön planda. Odysseus'ta Matt Damon'ı, Penelope'de Anne Hathaway'i, Telemachus'ta Tom Holland'ı, Antinous'ta Robert Pattinson'ı, Athena'da Zendaya'yı, Kirke'de Samantha Morton'ı, Truvalı Helen'de Lupita Nyong'o'yu izlediğimiz yapımda ben en çok Odysseus'un görme engelli yardımcısı Eumaus rolündeki John Leguizamo'yu beğendim. Christopher Nolan da sanki 'The Odyssey'de "Şimdiki zamanların bu türden yapıtına ben imza atayım" demiş. Wolfgang Petersen imzalı, 2004 tarihli 'Truva'daki (Troy) at tasarımınıysa buradakinden daha iyi bulduğumu belirtmeliyim (ki o at bilindiği gibi çok uzun süredir Çanakkale şehir merkezinde sergileniyor). Ben çok beğenmedim ama böylesi büyük bir yapımı kaçırmayın, gidip görün ve kendi kararınızı verin derim... ◊ 1936 yılında Filistin topraklarında sömürgeci Britanya'ya karşı başlayan isyan hareketini köyüyle Kudüs arasında gidip gelen Yusuf'un gözünden anlatan 'Filistin 36'yı (Palestine 36) Annemarie Jacir yönetmiş.

Menopozda Egzersizin Önemi

18 Temmuz 2026 06:29

Sevgili Hürriyet okurları, bu hafta kadın sağlığında önemli bir konu olan menopoz döneminde spor ve hareketin etkisini Wellness Eğitmeni Seda Nal ile konuştuk. Güçlü kaslar; sağlıklı kemikler, daha aktif bir metabolizma ve sağlıklı yaş alma için en önemli yatırımlardan biridir. Ben menopozu "artık yavaşlama zamanı" olarak değil, bedenimize daha fazla özen gösterme zamanı olarak görüyorum. Çünkü hareket etmek gerçekten iyileştirir. Tek bir doğru spor yok. Burada önemli olan çok yoğun spor yapmak değil, düzenli hareket etmektir. Düzenli uygulandığında kemik yoğunluğunu desteklemeye, günlük yaşam aktivitelerini daha rahat yapmaya, düşme riskini azaltmaya ve yaşam kalitesini yükseltmeye katkı sağlar. Bugün 70, 80 hatta 90 yaşında düzenli egzersiz yaparak kas gücünü artıran, dengesini geliştiren ve yaşam kalitesini yükselten pek çok insan görüyoruz. Çünkü güçlü kaslar ve iyi bir denge; bağımsız yaşamın, düşmeleri önlemenin ve sağlıklı yaş almanın en önemli anahtarlarından biridir. Bugün haftanın yedi günü en az 30-45 dakika egzersiz yapıyor, bunun yanı sıra her gün yaklaşık bir saat açık havada yürüyorlar. Ben her zaman şunu söylüyorum: Spor, ömrü uzatmanın değil; sağlıklı, bağımsız ve kaliteli yaş almanın en güçlü araçlarından biridir. Menopoz bir son değil; yeni bir başlangıçtır. Çünkü bedenimiz, hareket etmeye devam ettiğimiz sürece inanılmaz bir uyum ve yenilenme kapasitesine sahiptir. Benim en çok vurguladığım cümle ise şu: "Hareket etmek sadece daha fit görünmek için değil, daha sağlam adımlarla yaş almak içindir." Çünkü sporun amacı yıllara meydan okumak değil; yaş aldığımız her yılı daha sağlıklı, daha enerjik ve daha kaliteli yaşayabilmektir.

1900'lerden Günümüze Meşrutiyet Caddesi No:67

18 Temmuz 2026 06:29

Daha sonra banker Avram Fresko tarafından satın alınan, alt katlarında kafe ve restoranların yer aldığı Fresco Pasajı olarak anılan bina 20'nci yüzyıl başlarından itibaren Yanni Gligoriu Muhallebicisi, Cafe Zivopolion, Champs-Elysées Birahanesi gibi mekânlarla Beyoğlu'nun sosyal yaşamının önde gelen buluşma noktalarından biri olmuş. Benim hatırladığım dönemi ise 1990'ların ortasında Mehmet Gürs'ün 'Lokanta', Coşkun Uysal ile aramızdan çok erken ayrılan Esra Muslu'nun yaratıcı şef mutfağı 'Moreish', Maksut Aşkar'ın 'LilBitz'i gibi dönemlerinin öncü restoranlarıyla başladı. "Bir şeyler içelim kalkalım, programımız var" derken menüye baktım ve gözüm çok sevdiğim, Viyana'da vazgeçilmezim olan 'comfort food' şinitzele takıldı. İspanyolca bilmeseniz de şiirsel okunuşuyla konseptini belirlediği kadar akılda kalan bir isim olan, 'Her gün' anlamına gelen 'Todos Los Dias' projesinin ardında kendini kanıtlamış iki şef Esen Hünal, Maksut Aşkar ve restoran sektörünün yüz akı yatırımcılarından Erim Leblebicoğlu var. Her ne kadar adı İspanyol ya da Meksika mutfaklarını düşündürse de patates salatalı şinitzeliyle, kök sebze salatasıyla, yumurtalı humusuyla, karidesli açık tostuyla, yasemin pirinçli gulaşıyla Todos Los Dias ülke sınırları olmayan bir mutfak. 10 yıla yakın zaman farklı restoranlarda deneyim kazanmış olsa da Mustafa Otar'ı ve mutfağını 2015 yılında hayata geçirilen Bomontiada'nın içinde açılan Kilimanjaro'nun kurucu şefi olduğu dönemde tanımıştım. Geçtiğimiz yılın sonunda yine aynı tarihi pasajın içinde açılan Kontuar Pera projesi de şef Mustafa Otar ve Erim Leblebicioğlu iş birliğiyle ortaya çıkmış. Şef Mustafa Otar ekibiyle birlikte açık mutfak ve açık ateş düzeniyle yeme-içme severlere gerçek bir görsel şölen de sunuyor.

Gazze'nin Umudu İsrail Seçimleri

18 Temmuz 2026 06:29

Bunun da evlerinden edilen 2 milyon Filistinli arasında yeni bir ayrıma ve gerilime neden olmasından korkuluyor. Diplomatlar Trump yönetiminin Barış Planı'nda vaat edilen 17 milyar dolarlık fonun çok azının toplandığını söylüyor. Üstelik İsrail, Filistin yönetiminin yaklaşık 11 milyar dolarlık vergi geliri ve banka varlıklarına da el koymuş vaziyette. İki hafta önce Kıbrıs Rum Yönetimi'nde Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi üyeleri, Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov ve Tony Blair Enstitüsü ile bir araya geldi. NASA, 1960'larda uzay yolculukları sırasında astronotların kullanabileceği, yerçekimsiz ortamda çalışan bir tükenmez kalem arayışına girer. Ay'a ayak basan ikinci astronot Buzz Aldrin'e ait kalemin hafta içinde açık artırmayla 857 bin dolara satıldığı haberini okuyunca bu hikâyeyi anımsadım. O meşhur "İnsan için küçük, insanlık için büyük adım" diyerek başladıkları yürüyüşün ardından iki astronot kapsüle geri döndüklerinde yerde küçük bir parça görmüşler. Her ne kadar tarihleri çatışmaya dayansa da Arjantin'in İspanya'ya karşı İngiltere gibi kin tutmadığını söylemek gerek. Arjantin taraftarının bu kupada ağızlarından düşmeyen "Dördüncü Yıldız" şarkısının sözleri şöyle: "Diego için, Falkland için, Leo'nun son turnuvası için!" Arjantin'de 1982'de kaybedilen Falkland Savaşı hâlâ bir gurur meselesi. İngiltere maçının ardından FIFA'dan ceza alma pahasına "Falkland Arjantin'indir" pankartını açmaları bunun göstergesi. Maradona'nın 1986'daki "Tanrı'nın Eli" golü de son maçta Messi'nin hırsı da bu kinin sonucu. Bu kin 40 yılda İngiltere'yi üç kez Dünya Kupası'ndan etti. İngiltere hükümeti pankart krizi sonrasında "Dünya Kupası olmasa da Falkland hâlâ bizim" açıklamasını yapsa da yenilgiler travmatik hale geldi.

Bir Balık Restoranı Denizi Kurtarmaya Karar Verirse…

18 Temmuz 2026 06:29

Meze by the Sea yalnızca iyi balık pişirmeyi değil, o balığın yaşayacağı denizi korumayı da işinin parçası sayıyor. Yeni toplanmış acurdan mutfağa girmesine izin verilmeyen plastik ambalaja, hayalet ağlardan kadın üreticilere uzanan bu hikâye, sürdürülebilirliğin birkaç yeşil cümleyle değil, bütün bir sistemle mümkün olduğunu gösteriyor. Bir balık restoranı düşünün. Restoranın önündeki deniz, yakın çevredeki balık çiftliklerinden ve deniz faaliyetlerinden kaynaklanan halatlar, ağlar ve çeşitli atıklarla dolmaya başlayıp da fauna fakirleşince, kapsamlı bir Deniz Koruma Projesi başlatıyorlar. 12 kilometrelik kıyı şeridinde temizlik yapılıyor, 176 kez dalınıyor; denizden 10 tondan fazla lastik, halat ve hayalet ağ çıkarılıyor. Hemen az ötedeki Anhinga Beach'te ekosistemi onarmaya yönelik yapay resif kuruluyor, sünger ekiliyor; Akbük'ün deniz tabanı canlandırılıyor ve kıyılarındaki çalışmalarda yaklaşık 1,5 ton daha atık toplanıyor. Mutfağın başında otelin executive şefi Özgür Bozgurt var. Meze by the Sea'nin menüsü de bu coğrafyanın sesini bastırmadan konuşuyor. Mutfağın yönetiminde otelin executive Şefi Özgür Bozgurt var, mutfağın günlük işleyişindense dokuz yılı aşkın süredir Orçun İdiz sorumlu. Meze by the Sea bağımsız bir sahil lokantası gibi konumlandırılsa da nihayetinde bir otel işletmesinin parçası: Six Senses Kaplankaya. Burayı görene kadar... Buradaki en büyük pay ülkemizde bir turizm işletmesi bünyesinde çalışan ilk ve tek sürdürülebilirlik müdürü Yasemen Erdemir. Otelin yiyecek ve içecek yöneticisi Tolga Karagülle'nin söylediği şu cümle, sistemin nasıl çalıştığını çok iyi anlatıyor: "Bir ürünü çok sevsek bile ambalajında gereksiz plastik varsa satın almamız söz konusu değil." Kaplankaya'daki ekibin farkı, sürdürülebilirliği görev tanımındaki bir madde değil, ortak bir düşünce olarak benimsemiş görünmesi. Çünkü bugün bir otelin restoranı, tesisin en dürüst yüzü haline geldi.

Filtreleme Haberleri

Hayaller Büyüyor, Güç Savaşları Başlıyor

Bu hafta gökyüzünde son derece güçlü, ilham verici ama bir o kadar da abartıya açık enerji oluşuyor. Jüpiter, Aslan burcunda tüm görkemiyle parlarken bir yandan Koç burcundaki Neptün'le el sıkışıyor, diğer yandan da Kova burcundaki Plüton'a kılıçlarını çekiyor. Jüpiter ve Neptün arasındaki üçgen açı idealler ve özgüven arasında sıcak bir köprü kurar. "Ben bunu yaparım" cümlesini daha yüksek sesle kurabiliriz. Aşkta romantizm tavan yapabilir; asla olmaz dediğimiz şeylerin mucizevi bir şekilde hızla gerçekleştiğini görebiliriz. Mundane astrolojiye, yani dünyadaki gelişmelere bakarsak liderler, büyük şirketler, teknoloji devleri, medya, eğlence sektörü ve toplumsal hareketler gündemin merkezine yerleşebilir. Karizmatik liderlerin yükselişi, dev bütçeli projeler, uzay, yapay zekâ, enerji ve savunma alanlarında iddialı açıklamalar görebiliriz. Devletlerle küresel şirketler arasında yetki, kaynak ve teknoloji savaşları sertleşebilir. Teknoloji devleri; örneğin Elon Musk veya Mark Zuckerberg devlet başkanlarından daha etkili konuma gelebilir. Kova burcundaki Plüton teknoloji devlerini, yapay zekâyı, uzay araştırmalarını ve toplumsal hak arayışını temsil ediyor. Dünya sahnesinde siyasette büyük skandallar, manipülasyonlar, güç zehirlenmeleri, liderlerin ego savaşları kaçınılmaz görünüyor.

18 Temmuz 2026 06:29

İyi Pizzacı Olmak...

Geçen yıl Avrupa'nın en iyi 49'uncu pizzacısı olarak listelenmiştik. Bu yılsa 36'ncı sıraya yükseldik. Bugün aldığımız bu ödülün arkasında sadece bir şefin vizyonu değil, aynı zamanda görünmeyen ama çok güçlü bir emek var. Çünkü biz her gün aynı soruyu soruyoruz: "Daha iyisi nasıl olur?" Ve bu soruya cevap ararken aslında büyüyoruz. Mutfakta aynı anda nefes alan, aynı anda koşan, aynı anda düşünen bir ekip. Benim için en büyük gurur da tam olarak bu. Bu başarı onların. ◊ Spagettiyi bol tuzlu kaynar suda, paketin üzerinde belirtilen süreden yaklaşık 2 dakika daha az haşlayın. Makarnayı süzmeden önce en az 2 su bardağı makarna suyunu ayırın. Bir kepçe sıcak makarna suyu ve biraz zeytinyağı ekleyerek kabakları birkaç dakika pişirin. İnce rendelenmiş Provolone del Monaco ve parmesanı azar azar eklerken makarnayı hızlıca karıştırın. Peynirlerin kesilmeden erimesi ve makarna suyuyla birleşerek parlak, yoğun ve kremamsı bir sos oluşturması gerekir. Üzerine kalan kızarmış kabakları ve biraz daha rendelenmiş peynir ekleyerek hemen servis edin.

18 Temmuz 2026 06:29

Köşe Yazarı

Köklerin İzinde Bir Gastronomi Yolculuğu

Ancak bu ziyaretimin asıl odağı, çam ormanlarının Akdeniz'in büyüleyici maviliğiyle kesiştiği eşsiz bir konumda yer alan Sherwood Exclusive Kemerin bu yıl altıncı kez ev sahipliği 07.07 GastroFest etkinliğiydi. Bu noktada, festivalin arkasındaki gizli kahramanlardan biri olan Sherwood Resorts Hotels Gastronomi Danışmanı Asuman Dokgöz'ün ortaya koyduğu titiz emeğin altını özel olarak çizmem gerekiyor. Organizasyonun bu yerel duruşu, kentin mutfak zenginliğini korumayı ve dünyaya tanıtmayı amaçlayan Antalya Gastronomi Platformu'nun vizyonuyla da harika bir paralellik gösteriyor. Festival boyunca kurulan geleneksel Yörük Çadırları ve yerel lezzet stantları, Antalya'nın unutulmaya yüz tutmuş mutfak mirasını modern bir sunum anlayışıyla yeniden gün yüzüne çıkardı. Antalya'nın coğrafi işaretli gururları olan tahinli Antalya piyazı ve kokusuyla büyüleyen Finike portakalı festivalin adeta gastronomik omurgasını oluşturuyordu. Bir diğer etkileyici lezzet ise Antalya Topak Kızartma oldu. Bu bütünlük, sofradaki aile birliğini, dirlik ve düzeni simgelerken; yemeğin tabakta "topak" kalması bereketin dağılmamasını temsil ediyor. Sherwood Exclusive Kemer'in Executive Chef'i Mustafa Uygur ve ekibini hem festivaldeki titiz sunumları hem de otel genelinde sağladıkları dengeli gastronomik deneyim için içtenlikle kutlamak gerekiyor. 07.07 GastroFest, sadece keyifli bir gastronomi etkinliği olmanın çok ötesine geçerek, köklere dönüş ve yerel mirasa sahip çıkma hareketi olduğunu tüm misafirlere gösterdi.

18 Temmuz 2026 06:16

L. Doğan Tılıç

Yeni Parti: Arkadaş Partisi

Bir ay önce, epeyce de araştırarak " Yeni Parti " başlıklı bir yazı yazmış ve köklü bir partiden ayrılan " yeni "nin başarı şartlarını sıralamıştım: 1) parti tabanı ayrılığın kaçınılmaz olduğuna, eski partinin artık kendilerini temsil etmediğine ikna olmalı, 2) geniş bir seçmen kitlesi " yeni parti " yanında yer almalı, 3) güvenilir bir liderlik ve ekip olmalı, 4) eski partinin olanaklarından yoksun olsa da geniş bir örgütlenme kapasitesine sahip olmalı, 5) eski parti iyice zayıf ve umut vadetmez görünmeli, 6) eski tabanının ötesinde çok daha geniş bir kesime dokunmalı, 7) İttifak kurabilme yeteneği olmalı. Dede Korkut hikayelerinden anımsarsınız; Dirse Han'ın oğlu, ancak azgın bir boğayı öldürme cesaret ve başarısını gösterdikten sonra " Boğaç " adını alır. Geçen gün Haydar'la (Ergülen) birlikte, son yıllarda çoğu yüksek lisans eğitimi için Avrupa'nın farklı kentlerine gitmiş ama akılları ve yürekleri hep memlekette bir grup gençle " Şiir ve Arkadaşlık " üzerine söyleştik. Onlarla söyleşirken yeni parti genç olmalı diye düşündüm, her şeyden önce de " arkadaş " olmalı. Genç ve arkadaşsanız, ceketin düğmesini ilikleyerek " Başkanım Başkanım " diye birinin arkasından gitmez, böyle arkanızdan gelinmesine de izin vermezsiniz. Arkadaş olan " Başkan " koluna girebileceğiniz, elinizi omzuna atabileceğiniz, elini omzunuza atan biridir. Gerçekten arkadaşsanız: -" Ben " yoktur artık, " biz " vardır. -İlişkiniz " Ş kapısından geçmiştir ": Birbirinize " bakmaz " " bakışır ", " kucaklamaz " " kucaklaşır "sınız. Yeni bir parti olacaksa, arkadaş olmalı.

18 Temmuz 2026 05:00

Köşe Yazarı

Çağımızın Kıt Kaynağı: Bilgi Değil, Güven

Franz Kafka'nın 1924'teki ölümünden bir yıl sonra Dava adlı, bugün artık klasikleşmiş romanı, arkadaşı Max Brod tarafından ilk kez yayınlatıldı. Roman boyunca okur da Josef K. kadar karanlıktadır. Hatırlarsanız aradan bir asır geçmesine karşın Kafka'nın Dava adlı romanını yeniden gündemimize taşıyan yakın geçmişteki kumpas davaları olmuştu. Böylesine büyük bir tezgâhın hakikati temelden çarpıtma girişimini 21. ruhunu yansıtan çarpıcı bir vaka olarak değerlendirebiliriz. Oxford Sözlüğü, on yıl önce, 2016'da, "hakikat sonrası" (post-truth) kavramını yılın sözcüğü seçerken, hakikatin ortadan kalktığı bir döneme değil, ortak gerçeklik zemininin aşınmasına dikkat çekiyordu. Aynı olay iki farklı topluluğun önüne konulduğunda iki farklı gerçeklik ortaya çıkıyor ve toplumsal uzlaşının zemini de bu süreçte aşınıyor. Pek çok kez söylendi: Sosyal medya çağında neyi göreceğimize, hangi haberi okuyacağımıza ve hangi yorumla karşılaşacağımıza büyük ölçüde algoritmalar karar veriyor. Sosyal medya platformlarının önceliği hiçbir zaman hakikati öne çıkarmak olmadı. Algoritmalar dikkat ekonomisinin mantığıyla çalışır. Ne yazık ki, doğru bilgiye ve ortak "hakikate" ulaşmak tarihin hiçbir döneminde bu kadar zor olmamıştı. Onlara duyulan güven zayıfladığında boşluğu söylentiler, ithamlar, iftiralar, "alternatif hakikatler" doldurur. Demokratik seçimler farklı tercihler arasında yapılır, farklı gerçeklikler arasında değil. Kafka'nın Josef K.'sı görünmeyen bir mahkemenin sisleri arasında kaybolmuştu.

18 Temmuz 2026 04:00

Şükran Soner

Nato-trump Mutlak Butlan Operasyonları Yetmeyecek...

Geçtiğimiz çarşamba günü FETÖ darbe girişiminin 10. yılıydı. Bugünün Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Türkiye'deki NATO üssünden kaldırılan jetlerin operasyonları kapsamında öldürülmesi projesinin, KGB kökenli deneyimleri ile Putin tarafından bozulmasına tanıklık etmiştik. Erdoğan'ın, gelen uyarı ile hızla vurulabileceği balkondan içeri girişi, Rus jetleri tarafından alınıp uzun süreler ses dalgaları yaratılarak havada güvenliğinin sağlanması sonrası İstanbul'a inişi... Sabah ağarana kadar NATO üssünden kalkan jetlerin İstanbul, Ankara üzerinden yol açtıkları şehit kayıpları, Fatih bölgesi ağırlıklı tüm camilerden okunan sela sesleri, dualar arasında Emniyet'in üzerine inme, bombalama çabalarının aşağıdan gelen ateşlerle boşa çıkarılıp geriye dönüşlerin boşa yaşanıyor olması... Herkesin öğrendiği üzere, Amerika'daki sonbahar seçim sonuçları sonrası, Trump için de siyasi gelecek, güç durumu çok riskli.

18 Temmuz 2026 04:00

Örsan K. Öymen

Yeni Parti Tuzağı

Ancak 2023 cumhurbaşkanı ve millletvekili seçimlerindeki yenilgiden sonra da Kılıçdaroğlu genel başkanlıktan ayrılmamış, seçimden hemen sonra olağan kurultay sürecini başlatmış, genel başkanlıktan kaynaklanan tüm yetkilerini kullanarak mahalle, ilçe ve il kongrelerine müdahale ederek, kurultay delegelerinin kendisini seçecek bir yapıda oluşması için büyük bir mücadele vermiş, ancak buna rağmen 38. olağan kurultayı kaybetmiştir, bu kurultayda Özel seçilmiştir. Özel'in, ekibinin ve Kılıçdaroğlu'na karşı mücadele veren tüm tarafların CHP'yi terk etmemeleri ve olağan kurultayda da CHP içinde mücadele vermeleri durumunda, 2023 yılında olduğu gibi, 2026 yılının sonunda veya 2027 yılının başında gerçekleşecek olağan kurultayda da aynı sonucun ortaya çıkması yüksek olasılıktır. SHP örneğinde olduğu gibi, yeni partide de "6 ok" amblemi kullanılabileceği halde, medyada CHP tabanının "altı ok" ambleminden vazgeçmeye hazır olduğu biçiminde bir propaganda bile başlatıldı! "Yeni" olmak takıntısıyla "altı oku", Atatürk'ü, Türkiye'nin ve CHP'nin onurlu geçmişini karşısına alan her muhalefet partisi, kaybetmeye mahkûmdur! Yeni kurulacak yedek partinin adı da "Yeni Parti" gibi saçma bir şey olmamalıdır, "Halk Partisi" veya "Cumhuriyetçi Cephe Partisi" gibi CHP'nin özüne uygun olmalıdır, ambleminin merkezinde de "altı ok" olmalıdır!

18 Temmuz 2026 04:00

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Öner Yağcı

Yangın Yıllarının Doğurduğu Şair

Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü'nde sınıf arkadaşıydık Ahmet Telli'yle (1969). 1979'da yeniden doğdu Yangın Yılları ile: "Ve tarih/ o bilge tavrıyla/ yaşanan günlere/ 'yangın yılları' diye sayfa açıyordu". Cezaevi günlerimde Mamak'taki koğuşumuzda da kucaklaştık Ahmet Telli'yle. Her bir dizesiyle şiirinin doruğa çıktığı Saklı Kalan'da, "Bekle beni küçüğüm/ umudu karartmadan/ sevinci yitirmeden bekle/ döneceğim bir gün elbet/ bekle beni..." diyordu. "Sen dostumdun benim, gülünce güneşler açardı/ su gibi azizdin,/ yurdumdun alnında ateşler yanan/ ışıklı bir ırmak gibi aktığımız o uzun yürüyüş/ daha dündü sanki" diyor; selam gönderiyordu özlediği dostlarına: "Gülüşü süt mavisi insanlar vardı/ nerdeler şimdi--Nevin canına kıydı geçen gün, şiir gibi bir kızdı bilirsin/ Öner enfarktüs geçirmiş içerde, kesik kesik öksürürdü eskiden..." "Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür" diyordu. Hakkında Nida Odağında Ahmet Telli Şiiri, Yangın Yılları'ndan Nidâ'ya Ahmet Telli Şiiri (Asuman Susam), Psikodinamik Açıdan Ahmet Telli ve Şiiri (Yusuf Alper), Ahmet Telli: Renkler İmgeler Sözcükler (Haz. 10 Temmuz günü kaybettiğimiz yarım yüzyılı aşan dostluğundan kıvanç duyduğum Ahmet ağabeyimi, 1987'de yazdığım son şiirlerimden birinin girişiyle uğurluyorum: "İlkgençliğimde gülüşümü çoğaltan bilge ağabeyim,/ 'Yangın yılları' dediği direniş günlerinin kitap kurdu,/ Hüzünlü, sakin ve sessiz dövüşçüsü, dost omzudur Ahmet Telli."

18 Temmuz 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Heybeliada Sanatoryumu Üzerine - Mustafa Özyurt

On binlerce hastayı sağlığına kavuşturan bu tarihi sağlık kurumu, ulaşım zorluğu ve iktidarın yeni sağlık politikaları gerekçe gösterilerek 2005 yılında kapatılmıştır. 1947 yılında başhekim Dr. Ahmet Elberger'in katkıları ve 1951 yılında da Dr. Siyami Ersek'in tam gün kadrolu çalışmaya başlamasıyla ivme kazanan Heybeliada Sanatoryumu ülkenin ilk ve tek göğüs cerrahisi merkezi haline gelmiştir. Onarmak ve Adalar ilçesi halkına sağlık hizmet sunan hastane özelliğini devam ettirmek yerine, Sağlık Bakanlığı'nın 01.08.2005 tarihinde aldığı bir kararla 660 yatak kapasiteli Heybeliada Sanatoryumu 30.09.2005 tarihinde tamamen kapatılmıştır. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK), "Dünya Nüfus Günü'' nedeniyle açıkladığı istatistikler çok çarpıcı. Buna göre Türkiye 86 milyon 92 bin 168 kişi ile 194 ülke arasında 18. sırada yer alırken dünya toplam nüfusunun yüzde 1'ini oluşturmaktadır. Yaşlı oranı dünya ortalaması, 2025 yılında yüzde 10.4 olurken Türkiye'nin yaşlı nüfus oranı yüzde 11.1 ile dünya yaşlı ortalamasının hemen üstünde yer almaktadır. Ancak hâlâ AB üyesi 27 ülkenin yaşlı nüfus ortalamasından daha düşüktür. Yaklaşık olarak 200 bin metrekarelik çok geniş bir alan içinde ve mimar Rebii Gorbon' un eseri olan sanatoryum binalarını onarmak ya da yıkıp yenisini yapmak durumunda, bir bölümü Adalar halkı için kamuya bağlı hastane olarak düzenlenmeli, daha büyük bölümü ise yaşlanan ve bellek sorunu yaşayan yaşlı nüfusun barınacağı güvenli bir kuruma dönüştürülmelidir. Sanatoryumun ülkemizin edebiyat ve sanatında da yeri vardır. On binlerce hastanın sağlıkla ayrıldığı, Rıfat Ilgaz, Ece Ayhan gibi edebiyatçıların tedavi gördüğü Heybeliada Sanatoryumu'nda Türkiye'nin ilk kadın şairlerinden Hüceste Aksavrın da tüberküloz tedavisi gören hastalar arasındadır. Aksavrın ve kendisini tedavi eden doktoru (aynı zamanda ressamdır) Dr. Münir Münif birbirlerine duygusal yakınlık duyarlar ve evlenirler. Bu evlilikten bir oğulları olur. İyi bir öğrenim görmesi için İsviçre'ye gönderirler. Ancak oğulları okulu bitirdikten sonra yurda dönmez, annesini ve babasını büyük bir özlem içinde bırakır. Hüceste Aksavrın, eşini yitirdikten sonra son günlerini geçirdiği huzurevinde oğlunun hasretiyle "Bir sabah bakacaksın ki birtanem ben yokum" ve "Zeytin gözlüm sana meylim nedendir?" dizlerini yazmıştır. Bu duygu yüklü sözleri bestekâr Selahattin İçli notalarla buluşturmuş ve unutulmaz bir vefa örneği sergilenmiştir. 2018 yılında, Heybeliada Sanatoryumu'nun din görevlilerine mesleki eğitim amacıyla Diyanet İşleri Başkanlığı'na verildiği haberi basına yansımıştı. Böylesine özel ve Adalar halkının gereksinimi olan bir tesisin Diyanet'e bırakılması tam bir aldatmacadır. "Mesleki eğitim" amacı, açık söylenmek gerekirse Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin dinlenme, eğlenme ve kamp yapması için uydurulmuş bir kılıftır. Hiçbir zaman Diyanet İşleri ile ilişkilendirilecek bir yanı bulunmayan Heybeliada Sanatoryumu binalarının kamp yapma amacıyla Diyanet İşleri Başkanlığına verilmesi kabul edilebilir değildir.

18 Temmuz 2026 04:00

Mustafa Balbay

'Çocuğu Tutukladılar!'

31 Mart 2024'ten bu yana hemen her fırsatta, "Hesap veriyoruz", "Verdiğimiz sözleri bir bir tutuyoruz" başlığıyla toplantılar düzenledi. Tutuklanmasıyla birlikte pek çok kişiden şu yönde mesaj aldık: "Bizim evden birini götürdüler!" *** Son bir ayda Ankara'dan iki büyük ilçe belediye başkanının fotoğrafı içinde bulunduğumuz gerçeği çok iyi özetliyor: Hakkında en çok yolsuzluk iddiasında bulunulan kişi Keçiören Belediye başkanıydı. - Sonuç, Hüseyin Can Güner'in tutuklanmasına... Gelinen noktaya 2005'te Türk Ceza Yasası'nı inşa edenlerden Prof. Dr. İzzet Özgenç de karşı çıktı. Kendisi benim de "mektup arkadaşım"! Silivri zindanındayken aldığım 30 bin kadar mektubun yaklaşık 300'ünü "O mektubu yazan bendim" başlığıyla kitap haline getirdim. O mektuplardan biri 12.09.2011 tarihli Hüseyin Can Güner tarafından kaleme alınmıştı. O gün elbette Hüseyin'in ileride siyasete atılacağını, milletvekili adayı olacağını, her 100 seçmenden 65'inin oyunu alarak Çankaya Belediye başkanı olacağını bilmezdim. Sonuna doğru gerekçesini açıklıyordu: "İyi bir Cumhuriyet okuru olarak sizleri de takip ediyordum. Tutuklandığınızda hukuk fakültesinde okuma fikrim güçlendi. Bu yıl üniversiteye giriş sınavında 535 puanla 404. oldum. İlk tercihim belliydi: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi. Size bu mektubu fakülteye kaydımı yaptırdıktan sonra yazıyorum." Hüseyin mektubunu Silivri'ye ulaşıp ulaşmayacağından endişe duyduğunu belirterek bitiriyordu.

18 Temmuz 2026 04:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.