×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Çağımızın Kıt Kaynağı: Bilgi Değil, Güven

Franz Kafka'nın 1924'teki ölümünden bir yıl sonra Dava adlı, bugün artık klasikleşmiş romanı, arkadaşı Max Brod tarafından ilk kez yayınlatıldı. Roman boyunca okur da Josef K. kadar karanlıktadır. Hatırlarsanız aradan bir asır geçmesine karşın Kafka'nın Dava adlı romanını yeniden gündemimize taşıyan yakın geçmişteki kumpas davaları olmuştu. Böylesine büyük bir tezgâhın hakikati temelden çarpıtma girişimini 21. ruhunu yansıtan çarpıcı bir vaka olarak değerlendirebiliriz. Oxford Sözlüğü, on yıl önce, 2016'da, "hakikat sonrası" (post-truth) kavramını yılın sözcüğü seçerken, hakikatin ortadan kalktığı bir döneme değil, ortak gerçeklik zemininin aşınmasına dikkat çekiyordu. Aynı olay iki farklı topluluğun önüne konulduğunda iki farklı gerçeklik ortaya çıkıyor ve toplumsal uzlaşının zemini de bu süreçte aşınıyor. Pek çok kez söylendi: Sosyal medya çağında neyi göreceğimize, hangi haberi okuyacağımıza ve hangi yorumla karşılaşacağımıza büyük ölçüde algoritmalar karar veriyor. Sosyal medya platformlarının önceliği hiçbir zaman hakikati öne çıkarmak olmadı. Algoritmalar dikkat ekonomisinin mantığıyla çalışır. Ne yazık ki, doğru bilgiye ve ortak "hakikate" ulaşmak tarihin hiçbir döneminde bu kadar zor olmamıştı. Onlara duyulan güven zayıfladığında boşluğu söylentiler, ithamlar, iftiralar, "alternatif hakikatler" doldurur. Demokratik seçimler farklı tercihler arasında yapılır, farklı gerçeklikler arasında değil. Kafka'nın Josef K.'sı görünmeyen bir mahkemenin sisleri arasında kaybolmuştu.

Köşe Yazarı

Kaynak: Cumhuriyet

18 Temmuz 2026 04:00

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Amerikan Rüyası'nın İki Yüzü: Kral Çıplak!

Franz Kafka, Amerika'ya hiç gitmedi. Oysa romanları arasında en az bilineni ve muhtemelen en az "Kafkaesk" olanı 1911-1914 arasında yazdığı ilk romanı Amerika'dır. Gerçi kendisi esere Kayıp Kişi başlığını düşünmüşse de, ölümünden sonra romanı ilk kez 1927'de baskıya sunan dostu Max Brod, Amerika'yı seçmiştir. Romanda 16 yaşındaki Karl Rossmann, ailesi tarafından kendine bir hayat kurmak üzere Eski Dünya'dan Yeni Dünya'ya gönderilir. 4 Temmuz 1776'da ilan edilen Bağımsızlık Bildirgesi, yeni bir devletin doğuşundan öte, insanın kaderini değiştirebileceğine ve kendini yeniden kurabileceğine duyduğu güvenin siyasal ifadesi olarak tarihe geçti. Amerika'yı en keskin biçimde gözlemleyen isimlerden biri olan 19. yüzyıl Fransız siyaset düşünürü Alexis de Tocqueville, genç cumhuriyette insanların kaderlerini değiştirebileceklerine duydukları güvene hayran kalmıştı. 19. yüzyıl Amerikasının büyük şairi Walt Whitman, ülkesini "kendisiyle çelişmekten korkmayan" bir ülke olarak tasvir ediyordu. Amerika'yı Amerika yapan, Karl Rossmann'ın peşinden gittiği umut, nostaljik bir kavrama dönüşmek üzere. Amerika'nın iki yüz ellinci yılında kutlanmaya değer olan, "Kral çıplak!" diye cesaretle bağıran çocukların sesini kısmayan bir özeleştiri kültürünü yeniden kurabilme ihtimalidir.

04 Temmuz 2026 04:00

Köşe Yazarı

Demokrasinin Görünmeyen Kökleri

Yuval Noah Harari, Sapiens'te insanı " biyoloji tarihinin en yırtıcı türü " olarak ta-nımlar. Avrupa'nın son yıllarda " biyoçeşitlilik " konusuna gösterdiği ilgi bu tarihsel vicdan muhasebesinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Trump yönetiminin 2026 başında Paris İklim Anlaşması'ndan resmen ayrıldığı bir dönemde, iklim krizi ve biyoçeşitlilik üzerine çalışmanın başlı başına bir tercih an-lamı taşıdığını düşünüyorum. Oysa, 1845 yılında genç bir Amerikalı düşünür, medeniyetin gürültüsünden uzak-laşarak bir göl kıyısındaki kulübeye iki yıl yerleşip deneyimini Walden adıyla kitap-laştırmıştı. Bugün Avrupa'nın biyoçeşitliliği gündemine alması, Thoreau'nun Walden kıyısında sorduğu soruların siyasal alandaki devamı gibi okunabilir. Avrupa'dan gelen göçmenlerin kurduğu ABD, 4 Temmuz'da 250. Yaşını kutlaya-cak. Buna karşın Avrupa, Harari'nin sözünü ettiği o uzun yıkım tarihine karşı özeleştirel bir siyasal ve ahlaki cevap üretmeye çalışı-yor. Tür çeşitliliğinin azaldığı ekosistemler hastalıklara, iklim değişikliğine ve dış müda-halelere karşı daha savunmasız hâle gelir. Bir ülkenin siyasal olgunluğu bir bakıma hangi konuları tartıştığıyla görünür hâle gelir. (2025) "A Biodiversity Stress Test of the Financial System" https://papers.ssrn.com/abstract_id=5038769

20 Haziran 2026 07:14

Köşe Yazarı

Avrupa'nın Vicdan Tercihi Ve Yerli Stockmann

Aile dostumuz değerli yazar Mehmet Eroğlu, Belleğin Kış Uykusu adlı romanında, "Edebiyat, bize yaşamadığımız, yaşayamadığımız ya da yaşayıp farkına varmadığımız hayatlar hediye eder," der. Bu hazineden gözleri dönüp de, edebiyat, hayattan daha hakiki bir şeymiş gibi geldiğinde ise insan edebiyatçı olur Murathan Mungan'a göre: "Edebiyatın sorduğu sorulara, kurduğu, kurdurduğu hayallere hayat yetmediğinde." ("189 Sayfa", Metis Yay.) Edebiyatın dürbünü, güncelin, siyasetin, ekonominin göremediğini çok önceden görür. Bir önceki, "Avrupa'nın Geleceği ve Büyük Engizisyoncu" başlıklı yazımda ele aldığım "refah mı, onurlu yaşam mı" ikilemini biraz daha açmak istiyorum. Avrupa edebiyatınından iki önemli hekim kahramanından söz edeceğim: Norveçli Henrik İbsen'in Dr. Stockmann'ı ve Fransız Albert Camus'nün Dr. Rieux'sü. Bir Halk Düşmanı adlı oyunda Stockmann, kasabasının refah kaynağı olan kaplıcaların kirli olduğunu keşfeder. Kapitalist düşüncenin fikir babası olan iktisatçı Adam Smith'in "piyasanın görünmez eliyle" bireysel çıkarın toplam refaha dönüşeceği inancı, yakın döneme kadar önemli bir dinamizm, yenilikçilik ve zenginlik üretti; ancak bir yandan da eşitsizlikleri büyüttü, çevresel maliyetleri görünmez kıldı ve geleceğe ait kaynakları bugünün tüketimine tahsis etti. İnsan onuru, sosyal koruma, çevre ve gelecek kuşaklar da ekonomik hesapların parçası olmak zorundadır. Avrupa'nın yeşile yatırımı, enerji tercihleri kadar etik sorumluluklarla da ilgilidir, yani bir "vicdan politikasıdır". Duymuşsunuzdur, gıda mühendisi ve akademisyen Bülent Şık, 2011-2016 yılları arasında Sağlık Bakanlığı'nın yürüttüğü bir araştırmada görev alıyor. Şık, halk sağlığını tehdit eden düzeylerde kirleticiler bulunduğu sonuçların yıllarca kamuoyuna açıklanmadığını belirterek 2018 yılında gazetemiz Cumhuriyet'te bir yazı dizisi yayımladı ve araştırmanın bulgularını kamuoyuyla paylaştı. Bakanlığın şikâyeti üzerine Şık hakkında dava açıldı ve 15 ay hapis cezası aldı.

06 Haziran 2026 04:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha