×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Yolların Minik Devleri... Çok Bakılan Mı, Çok Satılan Mı?

Hitler'in kafasında bir volks (halk) wagen (arabası) vardır, Ferdinand Porsche'a ufak tefek ve ucuz bir aile otomobili ısmarlar. "Tospaa" kalitelidir sevimlidir ünü sınırları aşar. Bugatti, Venturi, DS gibi iddialı otomobillere imza atan Fransızlar da Renault 4, Peugeot 104, Citroen 2CV gibi "voiture publique" (halk arabası) ile zemin tutar. İtalya'da FİAT 500, 126 BIS, Panda, Microlino, Topolino, Autobianchi, Abarth Biposto, İnnocenti ile "outo pubblica" sınıfına oynar... Aston Martin, Bentley, Jaguar, Lotus, MG, McLaren, Rover, Range Rover ve Rolls Royce ile tanınan İngiltere dahi Austın Mini, Hillman, Humber, Hunter, Sunbeam, Singer, Vauxhall gibi Public Car (halk arabası) yapar. Hemen hepsi 300-500 CC'lik minik arabalarla çıkar yola ve mutlaka bir halk tipi (kökyö şaryö) bulundurur kenarda. Şekilsiz apartmanlarda 30-40 metrekarelik daireler vardır, tuvalet banyo ortaktır komşularla, sabah kırk kişi kenef kuyruğunda. Evden işe taşıyacak bir "götürgeçtir" sonunda. Moskvitch, AvtoVAZ (Lada), UAZ, GAZ hepsi "AZ" ile biter. Çünkü otomobil fabrikası manasına gelen "Avtomobilny Zavod" takılır markanın sonuna. Ulyanovsky Avtomobilny Zavod, Gorkovsky Avtomobilny Zavod, Volga Avtomobilny Zavod... 2. Cihan Harbini müteakip Ruslar Almanya'dan tazminat talep eder. Slovakya BAZ (Bratislava Auto Zavod) ve TAZ (Tırnova Auto Zavod) ile l'udove auto (halk otosu) çıkarır. Doğu ve Batı Almanya birleşince "trafikten menedin şunları" derler, "dolanmasınlar ortalıkta!" Doğu Alman Wartburg 1985'te kurulur, duvar yıkılınca (1991) havlu atar. Yugoslavya'da Mareşal Tito'nun Zastava'sı FIAT lisansı ile "Yugo" yapar. Al sana bir "Javni outo" (halk otosu) sesini çıkarma! Romanya Dacia ile "maşina oamenilor" (yoldaş arabası) yapar, Polonya FSO (Warswaza) ve Polska ile "samochod dla ludzi"ye (vatandaş otomobiline) devam. Kızıl ihtilalden sonra çarpık bacaklı "lidove auto" (emekçi otosu) ile yasak savar. Hindistan ise otomobil yerine üç tekerli "tuktuk"ları öne çıkarır, yarı motosiklet, yarı araba. Derken Tata ucuz otomobil vaadiyle çıkar ve Nano'yu 100 bin Rupi'ye (o gün 2 bin dolar) verir güya (2009). Haziran 2018'de sadece 1 adet satınca proje kaldırılır rafa. Afyonlu amcam bir pancar motor alıp, sanayideki demirciye "patpat" arabası yaptırır. Çin uzun yıllar halkı bir kasket, bir urba ile oyalar, "al şu velespiti, uza" der vatandaşa. Derken Cherry ile "göng che" (yoldaş arabası) yapar. Yani sadece 40-45 bin lira, bizde dört lastik vermezler adama. Hele bin dolarına kıyarsan 250 CC ABS'lisini alırsın, bir sürü donanım da gelir yanında. Hâl böyle olunca ÖTV, MTV, KDV katlanıyor, bin dolarlık motor 5 bine satılıyor, 300-500 binlik otomobiller milyona...

İrfan Özfatura

Kaynak: Türkiye

09 Haziran 2026 02:34

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

İrfan Özfatura

Patenin Patenti Peşinde

Otomobil tamircilerinde çıkma rulmanlar olur, 50 kuruşa satarlar. Lakin iri ve gıcırları iki simit parasına vermez, 2,5 lira alırlar. İyi de beceriyorlar kıvrak hareketlerle dönüyorlar filan. "Bidebenbinimmilen" diyemedim adlarını bile bilmiyorum daha. Vicdanımın "ı ıh" diyor, şeytanım "hadi hadi"liyor. Efendim ilk pateni Uygurlar yapar, büyükbaş hayvanların kaburga kemiklerini çizmelerine bağlarlar. Havalar ısınınca çareler arar tahtalara makara takar, "skeelers" derler buna. 1750'lerde Joseph Merlin bunları elden geçirir, geliştirir. Londra Carlisle House'da düzenlenen maskeli baloya paten üstünde girer, bir yandan da gıy gıy keman çalar. Yıl 1789. Van Lede adlı Flemenk demir iskelete iki ahşap teker takar "Patin a terre" ile çıkar piyasaya. İlk paten patenti Fransız M. Petitbled tarafından alınır (1819- Paris). İngiliz Robert John Tyers ise beş tekerlekli "Volito"sı (Latince süzülüyorum) için patent kovalar (1923). 1859'da kauçuk tekeri denerler o da fazla yumuşak çıkar, akıcı değildir, tadı olmaz. 1890'da Londra Olympia'da dünyanın en büyük ahşap paten pisti açılır. Amerikalı James Plimpton ise ilk Quad (iki teker önde ikisi arkada) pateni yapar (1863). New York Paten Derneğini kurar, bir tatil oteli olan Atlantic House'u tutar. Tatilcilere paten kiralama fikri para kazandırır, hatta bakar iş var turnelere çıkar. Çelik bilyeli rulmanlar işe hız katar (1884) hem konfor artar, hem mesafeler uzar. 1902 yılında Chicago'da halka açık bir paten pisti (Coliseum) açılır, o gece 7 bin kişi katılır, millet omuz omuza. J. Young ise farklı ayaklara uyum sağlayabilen sürgülü patenle yeni bir hava yakalar (1905 New York) Dahası pedallısını ortaya koyar, her basışta ileri fırlar (1910). Bizim gençlerimiz de paten pistlerinde piyasa yapar, Beyoğlu Emek Sinemasının bulunduğu bina 'Skating Palace' adıyla müşteri ağırlar (1908). Cihan harbi yıllarında her ikisi de gündemden düşer, taaa ki 1930'lara kadar. 1960'larda sektöre plastik girer, patenler hafifler ve ucuzlar. 1979 da buz hokeyci iki kardeş (Scott ve Brennan Olson) yazın da formda kalmak için kafa yorar. Buz patenine benzer bir iskelet yapar, altına 5 tekerlek sıralar. Patent, tescil derken Rollerblade şirketi doğar (1983). Frenleri de geliştirirler (1993). Tekerin çapı ve sertliği ile oynar otomobillerle yarışırlar (Gabe Holm 131 km/s 2017 - Kanada). Paten kasların %90'ını çalıştırır, denge kazandırır insana.

01 Haziran 2026 02:24

İrfan Özfatura

Ok Denge, Yay Malzeme İlminin Şaheseri: Dal Ve Çomaktan Ötesi

Türklerin ok muhabbeti İslamiyet ile artar, çünkü Efendimiz "Çocuklarınıza ok atmayı ve Kur'ân okumayı öğretin" buyururlar... Ok ve yay insanlık kadar eski bir silah. İmam Suyûtî ise "kavs-i Arabî"yi (yayı) ilk defa İbrahim aleyhisselamın yaptığını ve oğullarına (Hazret-i İsmail ve Hazret-i İshak'a) öğrettiğini yazar. Türkler atla birlikte doğup büyüdükleri için dört nala giderken ok atar, hedefe yapıştırırlar. Ok ve yay muteber ve muhteremdir, herhangi bir eşya gibi davranılmaz. "Kaybol" derler, "durma buralarda!" Oğuz Kağan siyasi ve içtimai mevkii (orun-metbuiyet) düzenlerken başbuğ yerine yayı emsal tutar, tabiiyyet, vasallık, uyruk için ise oku koyar. Ok ve yay biri eğri biri doğru iki daldan ibaret değildir. Nitekim Resulullah efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) okçulara değer verir, gazaları "uzaktan atmak üzerine" kurar. Selçuklu Emîri Tülü Bey 12. yy sonlarında Hüseyin bin Ahmed Erzurûmi'ye bu konuda bir kitap ısmarlar. Dadaşımız "Hulâsa fi ilmi remy" (Okçuluk ilminin özeti) adlı eserini mensur (mısra mısra) yazar. SÖZ UÇAR YAZI KALIR Memluklardan Tayboğa E'l Eşrefi'nin "Bugyetü'l Merâm Gayetü'l-Garâm"ı mükemmel bir eserdir, Mahmud bin Mehmed Anadolu Türkçesine çevirir (16. yy.) Muhammed bin Şeyh Mustafa "Umdetü'l- mütenâzilîn" (Okçuluğun umdeleri) kitabı da cihadın enemmiyetinden başlar, okçuluk adabı, ok imalatı ve atma usullerini anlatır sayfalarca. Kâşgarlı Mahmud Divânu Lugâti't-Türk'ünde "azak, azuk, bagır, başak, borı, çırguy, çuram, karvı, kesme, kiş, kiriş, kurugluk, kurman, oktam, oktaş, toz, yeten" gibi okçulukla ilgili tabirleri açıklar. Arap tarihçi El-Cahiz "Türk, uçanı, kaçanı ıskalamaz" der "atını hızla sürerken, öne arkaya, sağa ve sola, aşağı ve yukarı atar." Dede Korkut hikâyelerinde gençler ya yarışır, ya da atışırlar. "Kam Pürenin Oğlı Bamsı Beyrek boyunu beyan eder Han'ım Hey" adlı masalda Banu Çiçek'in ok atması gibi meselâ. Yani yay, sanatkarın bütün senesini alır. Bu yüzden "vasıtiyye" diye anılır. (Behrâm yaban merkebi avlarken dipsiz bir çukura düşer, bulamazlar bir daha.) Ok atmanın usulü altıdır: 1- Kabz: Kabzayı sağlam tutmak. 2- Akd: Parmağı kirişe bağlamak. 3-Tevfik: Oku gezlemek. 5- Iyân: Hedefi gözlemek 6- Itlâk: Oka küşad vermektir ki "Bab-ı sıfatu'l-kabzı ale'l-kavs" kısmında tafsilatla anlatılır. Eğer okun hedefe şiddetle vurması istenirse, yay demrene yarım tutam kalana kadar gerilir ve "Ya Hakk" denip salınır ki bakan kişi ne zaman gerdi ne zaman attı anlayamaz. (70 bin Lâ ilahe illallah) Oğuz Kağan destanında yay "göğün kubbe olduğu dünya devleti" idealine işarettir. Bir Dedem Korkut hikâyesi de olmasın ki içinde ok ve yay bulunmaya.

31 Mayıs 2026 09:18

İrfan Özfatura

Ok Denge, Yay Malzeme İlminin Şaheseri: Dal Ve Çomaktan Ötesi

Türklerin ok muhabbeti İslamiyet ile artar, çünkü Efendimiz "Çocuklarınıza ok atmayı ve Kur'ân okumayı öğretin" buyururlar... Ok ve yay insanlık kadar eski bir silah. İmam Suyûtî ise "kavs-i Arabî"yi (yayı) ilk defa İbrahim aleyhisselamın yaptığını ve oğullarına (Hazret-i İsmail ve Hazret-i İshak'a) öğrettiğini yazar. Türkler atla birlikte doğup büyüdükleri için dört nala giderken ok atar, hedefe yapıştırırlar. Ok ve yay muteber ve muhteremdir, herhangi bir eşya gibi davranılmaz. "Kaybol" derler, "durma buralarda!" Oğuz Kağan siyasi ve içtimai mevkii (orun-metbuiyet) düzenlerken başbuğ yerine yayı emsal tutar, tabiiyyet, vasallık, uyruk için ise oku koyar. Ok ve yay biri eğri biri doğru iki daldan ibaret değildir. Nitekim Resulullah efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) okçulara değer verir, gazaları "uzaktan atmak üzerine" kurar. Selçuklu Emîri Tülü Bey 12. yy sonlarında Hüseyin bin Ahmed Erzurûmi'ye bu konuda bir kitap ısmarlar. Dadaşımız "Hulâsa fi ilmi remy" (Okçuluk ilminin özeti) adlı eserini mensur (mısra mısra) yazar. Memluklardan Tayboğa E'l Eşrefi'nin "Bugyetü'l Merâm Gayetü'l-Garâm"ı mükemmel bir eserdir, Mahmud bin Mehmed Anadolu Türkçesine çevirir (16. yy.) Muhammed bin Şeyh Mustafa "Umdetü'l- mütenâzilîn" (Okçuluğun umdeleri) kitabı da cihadın enemmiyetinden başlar, okçuluk adabı, ok imalatı ve atma usullerini anlatır sayfalarca. Kâşgarlı Mahmud Divânu Lugâti't-Türk'ünde "azak, azuk, bagır, başak, borı, çırguy, çuram, karvı, kesme, kiş, kiriş, kurugluk, kurman, oktam, oktaş, toz, yeten" gibi okçulukla ilgili tabirleri açıklar. Arap tarihçi El-Cahiz "Türk, uçanı, kaçanı ıskalamaz" der "atını hızla sürerken, öne arkaya, sağa ve sola, aşağı ve yukarı atar." Dede Korkut hikâyelerinde gençler ya yarışır, ya da atışırlar. "Kam Pürenin Oğlı Bamsı Beyrek boyunu beyan eder Han'ım Hey" adlı masalda Banu Çiçek'in ok atması gibi meselâ. Yani yay, sanatkarın bütün senesini alır. Bu yüzden "vasıtiyye" diye anılır. (Behrâm yaban merkebi avlarken dipsiz bir çukura düşer, bulamazlar bir daha.) Ok atmanın usulü altıdır: 1- Kabz: Kabzayı sağlam tutmak. 2- Akd: Parmağı kirişe bağlamak. 3-Tevfik: Oku gezlemek. 5- Iyân: Hedefi gözlemek 6- Itlâk: Oka küşad vermektir ki "Bab-ı sıfatu'l-kabzı ale'l-kavs" kısmında tafsilatla anlatılır. Eğer okun hedefe şiddetle vurması istenirse, yay demrene yarım tutam kalana kadar gerilir ve "Ya Hakk" denip salınır ki bakan kişi ne zaman gerdi ne zaman attı anlayamaz. (70 bin Lâ ilahe illallah) Oğuz Kağan destanında yay "göğün kubbe olduğu dünya devleti" idealine işarettir. Bir Dedem Korkut hikâyesi de olmasın ki içinde ok ve yay bulunmaya.

31 Mayıs 2026 02:37

İrfan Özfatura

Issız Adaya Düşenlerin Yoldaşı Ekmek Ağacı

Fırına atılınca kumpir olur, koku ve dokusuyla ekmek hissi verir. Nineme "ha o sepette bir karpuz vardı getur de yiyalım" dedi. -Büyük bir meyve aha bu kadar. Pazarda "bu dometeslerin rengi niye boz bulanık" diye çıkışan bir kadına, pazarcı "o domates değil hanım, Trabzon hurması" demişti hiç unutmam. Yıl: 1686. Yer: Guam. William Dampier adlı bir araştırmacı zikrolunan meyve üzerinde çalışır ve adını "breadfruit" (ekmek meyvesi) koyar. Fideleri götürüp başka yerlere diker (1686) verim de alır ama beklediği alakayı göremeyince hevesi kaçar. Aradan bir asır geçer, Kaptan Cook'un yancılarından J. Banks Tahiti'de ekmek ağacı ile karşılaşınca çok şaşar. "Efendim bir kişi sadece 10 ekmek ağacı dikse" der, "hem kendi, hem ailesi doyar, torunları bile sebeplenir hatta." Haşmetli "ha hı" der geçiştirir, altın gümüş gibi daha önemli işleri olmalıdır vakit ayıramaz. Gelgelelim HMS Bounty'nin kaptanı Teğmen William Bligh mevzuya bizzat ve şahsen el atar (1787). İki yıl sonra, Bligh'in ikinci ekmek ağacı seferine çıkar. Fideleri Karayiplerdeki kolonilere yollar (1780). Bilhassa yerlilerin "kelkele" dedikleri çekirdeksiz ekmek ağaçlarını Martinique, Guadeloupe ve Cayenne, Fransız Guyanası'na taşırlar. Günümüzde Afrika, Avustralya, Güney Amerika, Hindistan ve Güneydoğu Asya'da 90 ülkede yetiştirilir. Ekmek ağacı aslen dutgiller familyasına mensuptur, mahalli lisanda "ulu" derler ona. Ağaç yerini severse çınar gibi büyür, yüksekliği 25 metreyi aşar, gölgesi koyudur, halı gibi yayılır sağa sola. Yeşilken unlu, nişastalıdır, patatese benzetilir. İnternette "ekmek meyvesi şuna iyi gelir buna iyi gelir" gibi bilgiler dolaşıyor.

30 Mayıs 2026 02:30

İrfan Özfatura

Dost Başa Bakar, Düşman Ayağa! Köşger Yapar Haffaf Satar

Antik Bizans heykellerine bakarsanız sandalet vardır ayaklarında. Türkler ise kürklü çizme giyer "başını serin, ayağını sıcak" hesabına. Fatih Sultan Mehmed, Kazlıçeşme'de 360 tabakhaneli bir site inşa ettirir, dağıtır sanatkâra. Evliya Çelebi İstanbul'da 3.400 imalathane ve 8 bin meslek erbabından söz açar. Osmanlı askeri zarif ve hafif çizmeler giyer, piyadenin hızı artar. 17. yy'da yüzlerce çizmeci vardır İstanbul'da. Bazıları da bağcık hastasıdır, gider fosforlu yeşil ve cırtlak turuncuları seçer, düzünden çaprazından çeşit çeşit bağlar, bin türlü fiyonk atar. Bir de otobüs şoförlerinin itibar ettiği Çarşamba işi "yumurta topuklar" vardır ki arkasına basılır. Filipinli First Lady İmelda Marcos'un 3 bin çift pabucu vardı mesela. "Tabakhane-i Klevhane-i Amire" adıyla palaska, kütüklük imaline başlar. Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye, mensupları için postal tozluk yapar. Buhar makineleri gelince günde 300 çift kundura çıkarırlar (1870). 1916'da bin deri işler 2 bin ayakkabı verirler piyasaya. 1926'da Sanayii ve Maadin Bankasına devredilir, sonra Sümerbank'a ihsan edilir (1933). Ne ararsan bulursun, bot, potin, fotin, çizme, yemeni, sandalet, mest, kest, krampon, edik, patik, nalın, terlik, espadril, iskarpin, çapula... Mesela Şerlok Holmes bi baktı mı saat 06.35'de rıhtımdan geçtiğinizi anlar. "Aaabi bu sığırlar ne arıyor burada ya?" Patik işi kolay, ninesi de örer icabında ama pabuç esnemez bollanmaz. Eskiden köprü altında uzun Ömer'in ayakkabıları sergilenirdi çocuk mezarı gibiydi, 46 numara bile patik kalırdı yanında. Uzun Ömer 2.40'lık 180 kiloluk bir devdi, komşusu Cüce Simon ise dizi hizasında. Halk masalıdır, bazı yazarlar "Aschenputtel", bazıları "sırmalı pabuç" adını kullanırlar. Uyanık bir zenneci "her kadın Sindrelladır" sloganıyla zengin müşterilerine ayakkabı tekleri yollar. Bazı suratsızlar "ruganım yok" diye düğüne gitmez naz yaparlar. Evet üst üste iki ayakkabı. Mesela İsveç asıllı Gislaved iyi satar, hatta Eyyübsultan'da fabrika açar (1931). Zafer markasıyla otomobil lastiği de üretir (1955), takım renklerinde kestler, muşamba yağmurluklar, şoşon ve çizme yapar. Gelgelelim Leon Benaziyo ve Leon Kohen adlı iki eleman işi kapar, gider Derby Lastik fabrikasını kurar. Kalite bir iskarpin 12 liraya kurtarır ama 30 liradan başlar... Hikmet Feridun Es'in gazetecilik yaptığı yıllarda İstanbul'da 140'tan ziyade lostra salonu vardır, 500 boyacı çalışır, kullanılan renkler elliyi aşar. Sağ bitince alttan fırça tersiyle ayağına vurdum "değiştir" dedim emreden bir üslupla. Bir süre sonra döndüm "n'oldu bir hata mı yaptım acaba?" Gazete matrislerinden kesilme siperleri gösterdi "bunları niye takmadın, adamın çoraplarını boyamışsın kapkara!" İrfan Özfatura'nın önceki yazıları...

29 Mayıs 2026 02:21

İrfan Özfatura

Bayram Verince Güzel, Yüzler Gülünce... Veren El Alan Elden Üstündür

Bol mu geldi acaba?" - Hımm azıcık geniş ama zarar etmez, paşa büyüyecek nasıl olsa. Giymiş sahiplenmişiz artık, adamın adı İhsan "geri ver" diyecek hâli yok ya. Büyüyüp abi ve abla olanlar eski oyuncakları dağıtır ufaklıklara. Tabii hatırası olanlar ayrılır, sepetle divan altına. Bitmemiş defterler, tükenmemiş tükenmezler, ısırılmış kalemler, kırılmış silgiler rahatlıkla teklif edilir. İki günde bir kaybettiğin için ihtiyacın olur daima. Eğer o ev için mühim bir çocuksan evvel zamandan kalma dergiler, masal kitapları verilebilir sana. Tabii yırtıp parçalamayacağına dair müspet bir kanaat uyandıysa. Herkes her şeyi teklif eder darılıp gücenmeyeceğini bilir zira. Ne bileyim komşu teyze yarım reçel kavanozunu bile getirip bırakır "aman bizimkinin şekeri zıpladı yine, yiyin afiyet olsun, sizde çol çocuk çok nasıl olsa". Memlekete gidenler eli boş dönmez. Ordu Giresunlu isen fındık, Vanlı isen otlu peynir, Maraşlıysan biber getirirsin konu komşuya. Ama az ama çok, gönlünden ne koparsa. Çorum, Tavşanlı ve Serinhisar'dan gelenler leblebi dağıtırlar. Isırırsın ağzın ılıcık olur, nefesin mis kokar. Öylesini bulamazsın buralarda. Bakkal malı rutubet çeker, yumuşar, Allah affetsin, ağzının tadını bozar. Bazı nineler hamarattır yerinde duramaz, atkı, takke örer hayrına. Cama vurur "hışşşt gel bakiymm buraya!" Ekmek aldırtacak sanırsın, bereyi geçiriverir kafana. "Hadi ikile, bekleme yapma!" Delikanlıda çakı, çakmak ve tespih durmaz. Tertip teklifsizce alır iki istasyon gider, cebine atar. Onda da kalmayacak kaptıracaktır başkasına. Derken efemm yuvadan ayrılır, okumaya gidersin. Ne biliym İstanbul'a, Ankara'ya. İlk günler yurt bulamazsın, oteller pahalı, seni aşar, üç beş arkadaş birleşir bi virane kiralarsın varoşta. Yerlere koli mukavvalarını yayar, sünger yatakları atar, camlara gazete yapıştırırsın yama yama. Bir piknik tüpü, bi alminyon tencere kafi. Üç beş de melamin tabak buldun mu tamam, ser sofra bezini, diz çök, kaşıkla. Beş on kartol doğra, bi soğan, salça. Kopar somunu, bandır, ordu doyar bununla. Talebe evinde hususi eşya olmaz, her şey ortadadır, kim erken çıkarsa. O senin montunu giyer, sen onun parkasını atarsın sırtına. Tebdili kıyafette itibar vardır, bırak zengin sansın camia. İnsanlar fukara iken daha mı cömert oluyor ne? Arkadaşının saatiyle dolmakalemiyle ilgilenmeye korkarsın çıkarır veriverir sana. Basit bir saat üniversitelinin on aylığıdır oysa. Sigara paketleri cebe sokulmaz, bırakılır ortada. Vizesini veren tulumba getirir akşama. Talebe milleti sık sık janta düşer, meteliğe kurşun atar. O zamanlar para transferi sıkıntılı, PTT havalesi ile yollanır, takılır yollarda. Birinden borç alır, paran geldi mi ödersin anında. Eğer dişe dokunur bir şey değilse almaz, sen de altta kalmaz, Hacıbaba ya da Aspava'ya götürür kebap ısmarlarsın ona. Kahvede oturuyorsundur, bir grup geldi ilişti diyelim masana. Artık hesap sendedir, kimse elini cebine atamaz. 20 çay 30 çay. Bunlar talebe için küçük meblağ değildir ama toz kondurulmaz racona. Köyü olanlar tatil dönüşü yüklü gelir. Kendine gıdım ayırmaz bırakır mutfağa. Pestil, bastık, badem, tarhana, kavurma ne çıkarsa bahtına. Cömertlere ummadıkları yerlerden gelir, darlık çekmezler asla. Yurtta Hadi abi diye bir büyüğümüz vardı dolabını kapatmaz kilit asmaz. Yaa abi derdik, bak paraların duruyor rafta. - Tamam biliyorum ihtiyacı olan alsın diye bırakıyorum orada. İlerleyen yıllarda otomobil sahibi oldu kapısını açık tutar daima, "gece ayaza keser, sokaktaki garip girsin yatsın, donar monar vebal alırız sonra." Dönün arkanıza bakın verdiğiniz şeylere asla pişman olmadığınızı göreceksiniz, kıyamadıklarınız size de yaramayacak, yara kalacaktır aha şuracığınızda. O gün ders yılının son günü. Abilerimiz birazdan diploma alacak, hayırlısıyla hekim çıkacaklar. Bir daha gelecek değiller, dolapları boşaltıyorlar. Diş. Hek talebelerinin emaye kapaklı sterilatör kapları olur, içinde birkaç ayna, presel, spatula. Bir pres iki mufla. Tamam piyosemen ve angldurwalar ekseri Çek malıdır ya da Polonya. Talebenin işini görür de muayenehane açanı açmaz. Gider Alman ya da İtalyan alır bu saatten sonra. Allah selamet versin Kayserili Mustafa Yağcı abimiz arkadaşlarına döndü "var mısınız" dedi "şunları götürmeyelim, bırakalım çocuklara?" Bir koli açtılar. Sadece aletleri değil, kitapları, düzgün tutulmuş notları, hatta ince ince hazırlanmış kopyalıkları doldurdular. Alt sınıftara "alın bunları" dediler "dağıtın kime ne lazımsa?" - Abi emin misin? Bu bir servet, dünya kadar para!" - Yaa al yürü uzatma, seneye mezun olacaksınız, siz de bırakırsınız çaylaklara. Yaşadık biliyoruz, bazıları amele maraba çocuğudur alet tedarikinde sıkıntı yaşar. Derken geldik gazeteye. Düşünün Eyyûb Sultan hazretleri ile sadece ince bir yol var aralarında.

28 Mayıs 2026 02:34

İrfan Özfatura

Adı Var Kendi Kayıp Pazartekke

Bir semte adını veren Pazar tekke şirket merkezi oldu, artık ziyaret zor, türbe bakımsız ve perişan. İstanbullular iyi bilir İETT otobüsleri ve tramvaylar Topkapı'dan Sur içine girdiler mi araç içi kolonlarda "Pazartekke" ikazları çınlar. Yani Millet Caddesi ile Pazar Tekkesi Sokağı arasında. Ben kapıdaki güvenlikçi arkadaşlara "ziyaret edebilir miyim" diye sordum, biraz bekletip birini çağırdılar, onun refakatinde türbeye girdim, işi aceleydi bekletmemek için bir Fatiha okuyabildim anca. 1552-53 yıllarında Kâtip Mehmed bin Mustafa tarafından, Şeyh İbrahim Ümmî Sinan'ın damadı ve halifesi Harirî (ipekçi) Mehmed Efendi hazretleri için yaptırılır hayrına. Mehmed Efendi 130-140 yıl kadar yaşar, 90 yıl bu tekkenin şeyhliğini yapar dile kolay. Tekke'de Pazartesi geceleri (Pazar günleri) zikre oturulduğu için adı Pazar tekke kalır, yoksa çarşı Pazar yoktur civarında. Türbede tekkenin banisi Kâtip Mehmed Efendi'ye, Harirî Mehmed Efendi ile sonra posta oturan şeyhlere ve bunların zevcelerine ait 8 ahşap sanduka var. Dahiliye Nezareti'nin 1885-86 tarihli istatistik cetvelinde burada 10 kişinin yaşadığı yazar. Maliye Nezareti'nin 1910 tarihli Taamiye Defteri'nde ise yılda 1.728 kuruş tahsisat ayrıldığı ve şu kadar okka et istihkakı olduğu düşülür kayda.

09 Mayıs 2026 12:08

İrfan Özfatura

Adı Var Kendi Kayıp Pazartekke

İstanbullular iyi bilir İETT otobüsleri ve tramvaylar Topkapı'dan Sur içine girdiler mi araç içi kolonlarda "Pazartekke" ikazları çınlar. Yani Millet Caddesi ile Pazar Tekkesi Sokağı arasında. Ben kapıdaki güvenlikçi arkadaşlara "ziyaret edebilir miyim" diye sordum, biraz bekletip birini çağırdılar, onun refakatinde türbeye girdim, işi aceleydi bekletmemek için bir Fatiha okuyabildim anca. 1552-53 yıllarında Kâtip Mehmed bin Mustafa tarafından, Şeyh İbrahim Ümmî Sinan'ın damadı ve halifesi Harirî (ipekçi) Mehmed Efendi hazretleri için yaptırılır hayrına. Mehmed Efendi 130-140 yıl kadar yaşar, 90 yıl bu tekkenin şeyhliğini yapar dile kolay. Tekke'de Pazartesi geceleri (Pazar günleri) zikre oturulduğu için adı Pazar tekke kalır, yoksa çarşı Pazar yoktur civarında. Türbede tekkenin banisi Kâtip Mehmed Efendi'ye, Harirî Mehmed Efendi ile sonra posta oturan şeyhlere ve bunların zevcelerine ait 8 ahşap sanduka var. Dahiliye Nezareti'nin 1885-86 tarihli istatistik cetvelinde burada 10 kişinin yaşadığı yazar. Maliye Nezareti'nin 1910 tarihli Taamiye Defteri'nde ise yılda 1.728 kuruş tahsisat ayrıldığı ve şu kadar okka et istihkakı olduğu düşülür kayda. Cumhuriyet döneminde tekkenin son şeyhi olan Mustafa Galib Efendi ve ailesi ahşap konakta ikamet eder.

09 Mayıs 2026 03:06

İrfan Özfatura

Sadece Mavi Ve Yeşille Resmi Yapılabilen Şehir: Rize

Altı deniz mavisi, sahil çim yeşili, çay yeşil, çam yeşil, dağlar kar beyaz, üstü gök mavi, sis mavi... Öyle uçsuz bucaksız meraları yoktur, hayvancılık çaresizlikten yapılır. Rize toprağı bereketlidir ama alanı dardır. O arada meyvelerin suyu çıkar, çürüyenler atılır deryaya. Dünyanın üçüncü büyük tüneli Zigana (Trabzon-Gümüşhane) ve dünyanın dördüncü uzun tüneli Ovit (Rize-Erzurum) Karadeniz'i Anadolu'ya bağlıyor. Zihni Derin adlı bir ziraat mühendisi "Yahu" der "Şu çay Batum'da yetişiyorsa Rize'de niye olmasın? İkisi de aynı coğrafya." Uğraşır didinir ve yetiştirmeyi başarır sonunda. Devlet eliyle paketler ve yollar yurdun dört bir yanına. Çay parası Rize halkına nefes aldırır, yamaçlar yeşile boyanır bir anda. Bu bizi kesmez, doyurmaz, kandırmaz. Şimdi Rize'de muhteşem bir çay çarşısı var. Ağzının tadını bilenler bakır çaydanlıkta kaynatıp porselende demlemek hususunda ittifaka varmışlar ki eskiler "müttefikun aleyh" der ona. Rize'ninki en sağlıklı çay. Eğer dönüp de burada çok mu yağmur yağıyor diye sorarsanız "yok canım" derler ayda iki kere filan". Sonra muzipçe ilave ederler "yalnız biri 13 gün sürer öbürü 17 gün kadar!" Hasılı yağmurun başkenti diyebilirsiniz ona. Yaylalar bulut bulut, kum gibi ufak damlalar yüzünüze çarpar. Bu habbeler yazın keyif verir soğuktan hoşlananlara. Zemin daima ıslaktır taşlar yosun tutar, bazen toprak gevşer derelere akar. Eski Rize evleri kalıp demir çimento tanımaz. Temel taşla atılır, bir miktar yükselince yerini ahşaba bırakır. Karadeniz dülgerleri mahirdir, ağaçları keser, doğrar, çakar kısa sürede evi çıkarırlar. Kışın iyi kar yağar, öyle günler olur ki çatıya varır, kapı duvar olur. Eğer tuvalet de dışarıdaysa (ki çoğunda öyle) işiniz var. ÇİLESİ ÇEKİLESİ Bu meşakkate rağmen topraklarından kopmazlar, hayatını kaybeden büyüklerini bahçenin bir köşesine defneder sabah akşam okurlar. Belki de bu yüzden arazi satmaya yanaşmazlar. Şimdi dedenin ninenin mezarını nasıl satacaksın elin oğluna. Rize 1915'te bir süre Rus işgali yaşar ama yerlerinden kıpırdamaz, vatanlarına sahip çıkarlar. Dik ve kararlı durur, tehditlere pabuç bırakmazlar. Nitekim 2 Mart günü Vehip Paşa Erzincan'dan gelir, şehre bayrağımızı asar. Son yıllarda gençler büyük şehirlere taşınsa da yaşlılar "cenazem buradan çıksın" der, evlerinden ayrılmazlar. Ahşap camiler ve konaklar ayrı sanat. Bir kısmı geçme keresteden yapılmış çivi bile çakmamışlar. Rize'nin ünlü lokantası "evvel zamanlar" şimdi kültür evi olmuş. Artık yemek çıkarmıyor ama çay kahve devam. 4 bin metrelik Kaçkar dağlarından kopar şelalelerden atlar, çay bahçelerinin yanından, kemer köprülerin altından, köylerin kasabaların içinden geçer varır deryaya. BULUT BULUT Fırıncı ve pastacılarıyla tanınan Çamlıhemşin Türkiye'nin en küçük kazası, nüfusu 1.700 civarında. Osmanlı Vice-i Ulya (Yukarı Vice) ile Vice-i Süfla'yı (Aşağı Vice) birleştirip nahiye merkezi yapar. Rize'nin İkizdere'den sonra en geniş kazasıdır. Kaçkar Dağlarına; Elevit, Hala, Palovit ve Fırtına Derelerine; Karagöl, Büyük Deniz, Meterez, Yıldız, Dönen, Serincef göllerine ev sahipliği yapar. Bundan 5-6 asır önce Karadeniz sahilini Bayburt'a bağlayan yolun emniyeti için yapılır. Osmanlı ele geçirince bozmaz, 18. yy sonlarına kadar asker tutar. Efendim bu yazıyı Rize ve Artvin Valiliklerin ortaklaşa hazırladıkları Kaçkar Turizm Festivali vesilesiyle ele aldık.

03 Mayıs 2026 02:27

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha