
Ağabaloğlu şöyle konuştu: "En büyük destekçimiz ve sponsorumuz ABD'de bir yardım kuruluşunun CEO'su Zaven Hancıyan'dı. Hancıyan ölünce yerine geçenler bizi uzaktan tanıyordu ve onun vizyonuna sahip değillerdi. Yardımlar kesilince ekonomik darboğaza girildi. Türkiye'de yaşayan KAMP ARMEN'in çocuklarından arayanlar da olmadı. Tuzla Belediyesi'nden bu konuda vakfımıza yardım ve destek bekliyoruz." İstanbul'un Tuzla ilçesinde temeli 6 Ocak 1962 tarihinde atılan yetimhanenin inşaatında yaşları sekiz ila 12 arasında değişen 30 çocuk, Tuzlalı "Hasan Kalfa"nın (Hasan Güloğlu) nezaretinde çalıştı. 2015 yılına kadar atıl halde duran bin 500 yetim çocuğun 21 yıllık "yuva"sı o yılın mayıs ayında sahipleri tarafından yıkılmaya başlandı. Yıkıma karşı çıkan KAMP ARMEN Dayanışması Gönüllüleri'nin başlattıkları "vicdan nöbeti"nin 175. gününde vakfın tapusu kampın kurulduğu arazinin sahibi Ethem Ulusoy tarafından kısmen Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı'na iade edildi.
Kaynak: Hürses
10 Temmuz 2026 07:59
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Atatürk'ü Cehaletinize Alet Etmeyin
Sahte deyişim Atatürk'ün camiye gitmesine ve namaz kılmasına sahte diyormuşum gibi anlaşılmasın. Caminin Süleymaniye Camii olup olmadığı bir yana Atatürk o tarihte, yani 25 Mayıs 1934 tarihinde İstanbul'da değil, Ankara'da. (*) Atatürk düşmanı sahtekarlar yalanlarına Genelkurmay Başkanlığı'nı da alet etmişler. (*) Atatürk'ün Nöbet Defteri.
30 Haziran 2026 08:10

Atatürk'ün İstanbul'da Anadolu Yakası Gezileri
Atatürk, Kurtuluş Savaşı meşalesini ateşlemek üzere 16 Mayıs 1919'da Samsuna gidişinden sonra ilk kez 1 Temmuz 1927 tarihinde İstanbul'a geldi. Cumhuriyet'in ilanından sonraki bu ilk ziyaret 1 Temmuz-30 Eylül 1927 tarihleri arasında 92 gün sürdü. İlk gelişten sonra 27 Mayıs 1938'e kadar 30 kez daha İstanbul'a gelen Atatürk bu ziyaretlerde kentte toplam 1499 gün kaldı. Bunun bazı istisnaları var: 1928 yılında Tuzla'ya, ertesi yıl Tuzla ve Pendik'e, daha sonra birkaç kez daha Pendik'e 17 Mayıs 1936'da da Fenerbahçe'ye uğradı. Atatürk'ün Savarona'daki konukluğu 55 gün sürdü. Atatürk 5 Haziran 1928 ve 6 Ağustos 1929 yıllarında arka arkaya Tuzla'ya uğradı. 29/30 Ağustos 1934 tarihinde bugün Şifalı Sular diye anılan Tuzla İçmeler'e uğradı. Bir kayıt da 19 Eylül 1937'de İstanbul'a 28'inci gelişinde trende saat 11.00'de Tuzla'da uyandığına ilişkin.
03 Haziran 2026 07:39


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Hayatımın 81'nci Kurban Bayramı
Fatih'in Küçükpazar semtindeki Hayriye Hanım Sokağı'nda 19 kapı numaralı iki katlı ahşap evde 19 Ekim 1947 Pazar günü doğmuşum. 1947'den 2026'ya 79 bayram. 1974 ve 2006 yıllarında hicri/miladi takvim farklığından aynı yıl iki bayram geçirdik. Üsküdar'a taşındığımız yıl babamla İhsaniye Camii'nde ilk bayram namazını kılışımı da unutamadım. Ve tabii bayram yerleri. Bayram harçlıklarıyla atlıkarıncalara, yanımızda büyükler varsa çarpışan arabalara, dönme dolaplara binmeler, bisikletle tur atmalar, biraz daha büyüyünce korku tünelinden geçmeler, kalecilere penaltı atmalar ve "üç halka 25"cilere para kaptırmacalar. Çocukları cezbeden ne kadar satıcı varsa hepsi bayram yerindeydi. Gelelim bugünün bayram yerlerine. Başları hiç dönmez mi "allesen" bu çılgınların.
27 Mayıs 2026 10:58

Tuzla'da "Içmeler" Ve Pansiyonculuk
Tuzla'nın İçmeler mevkiinde 1927 yılında Kamil Abduş ve üç doktor arkadaşı tarafından anonim şirket statüsünde kurulan ve 75 yıllığına işletme imtiyazı verilen Tuzla İçmeleri en parlak dönemini 1955-1970 yılları arsında yaşadı. Çelebi seyahatnamesinde şöyle söz ediyor bugünün şifalı sularından: "Her sene temmuz ayında yani kiraz mevsiminde bütün İstanbul'dan ve diğer yerlerden binlerce insan gelip burada toplanırlar. Çadırlarını kurduktan sonra saz söz meclisleri tertip ederler; eğlenirler ve içerler. Böylece kırk gün kırk gece deniz kenarında top tüfenk ve fişek şenlikleri ve eğlenceler olur ki dillerle söylemek ve sözlerle anlatmak mümkün değildir. Dert sahibi olup da hasta edici ve sağlığı bozucu rahatsızlıklara yakalanmış olanlar burada üç gün üç gece bu içme suyundan içince Allahu Taala'nın emriyle ve izniyle kusmaya başlayıp sarı sarı ve yeşil safra, sevda, balgam ve diğer usareler çıkarır pis ve fena kokusundan dolayı insan ölüm mertebesine varır. Bu içme suyu yalçın kayadan kaynayıp çıkar. Berrak ve yumuşak sudur. Ancak biraz acıdır." Daha yakın zamanlara gelelim. 1894 -1928 yılları arasında İstanbul'da yayımlanan İkdam gazetesinin 20 Ağustos 1900 tarihli sayısındaki bir haber yukarıda Tuzla'da pansiyonculuk yapıldığına ilişkin yazdıklarımı da doğruluyor. Haber şöyle: "Tuzla çiftliği dahilinde vaki içme nam maden suyu bil-cümle mide hastalığı, karın şişliği ve idrar tutukluluğu hazımsızlık gibi emrazı (hastalıkları) üç ve nihayet beş gün zarfında kâmilen izale ettiği ve şerit ve daha buna mumasil (benzer) alel ve emrazı def eylediği kırk elli seneden beri icra edilen tecarüble (tecrübelerle) mertebe-i subuta vasıl (en üst derecede sabit) olmuştur. İş-bu içme zamanı ağustos ibtidasından (başından) nihayetine kadar olub, bu sene mezkur su (adı geçen su) mahali hasseten yalnız veya familya ile teşrif buyuracak zevatı kiramın ikametleri için tuzlada gerek İslam ve gerek Hristiyan mahallelerinde döşeme ve yatak ve levazım-ı beytiye (evde kullanılacak ihtiyaçlar) sairesiyle haneler hazırlanmış olduğu ilan edilir." * Fotoğraf: 20 Ağustos 1900 tarihli İkdam gazetesi.
21 Mayıs 2026 07:50

Ermenice Ve Rumca Bayram Gazeteleri
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından ilk sayısı 28 Ağustos 1946 tarihine denk gelen Ramazan Bayramı'nda, son sayısı 10 Mayıs 1995 tarihinde o yılın Kurban Bayramı'nın birinci günü yayımlanan gazetenin geçmişinde Rumca ve Ermenice basılmış Bayram gazeteleri de var. (Fotoğraf: TGC Basın Müzesi koleksiyonu.) 24 Haziran 1952 tarihinde yine bir Ramazan Bayramı'nda yayımlanan dört sayfa Ermenice Bayram gazetesinin sahibi cemiyet adına Burhan Felek, sorumlu müdürü de Hayri Alpar. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin 49 yıl -sadece Cumhuriyet'in 50. yılındaki Ramazan Bayramı hariç- dini bayramlarda yayımladığı Bayram gazetesi 1992'nin Kurban Bayramı'nda kendilerini Babıâli'nin sahibi gibi gören Sabah grubunun o zamanki yöneticileri tarafından sabote edildi. Çok yönlü ortak sosyal dayanışma ve emeğin ürünü olan Bayram gazetesi yaşam alanını yok eden zihniyete ancak üç yıl, altı bayram dayanabildi ve 10 Mayıs 1995 tarihinde Kurban Bayramı'nın birinci günü son kez yayımlandı.
20 Mart 2026 07:40

70 Yıl Önce Bir Yılbaşı Gecesi
Yılbaşı deyince, aklıma akrabalarla bir arada olmanın, güle oynaya tombala, fırdöndü oynamanın dışında kestaneli hindi dolması geldi. …….. Üsküdar'da iki odalı kiralık memur evinde akrabalarımıza sıcak bir yılbaşı gecesi. Odanın başköşesindeki 1948 yılı üretimi ABD malı RCA marka lambalı radyomuz bu geceye mahsus "ajans" saatinden sonra kapatılmamış olurdu. Hemen masanın bir bölümü boşaltılır, ortaya güzelce kalaylanmış bir tepsi koyulur; pirinçten yapılmış fırdöndü bir al, iki koy, iki al, hepsini al seçenekleriyle fır fır dönerdi tepsinin üzerinde. Bu kez -vakit de epeyce ilerlemiştir- masadan kalkılır, büyükler başköşede olmak üzere herkes kendine bir yer seçer ve tombala başlardı. Nihayet babam çekilişe başlar ve büyük bir dikkatle çıkan numaralar takip edilirdi: "12...30... 11.... 16 çıktı mıydı? Birinci çinko. 14.... 75.... Granpa.... 65....18.....İkinci çinko....39... 18..... derken tombala....." Yemekti, sohbetti, fırdöndüydü ve tombalaydı derken saatler epeyce ilerlemiştir artık. 1955'i 1956'ya bağlayan yılbaşı gecesi. Şarkılardan fal tutuluyor, "İlk şarkı benim olsun.", "Üçüncü de benim." diye. "Zeki" huşu içinde dinlenildikten sonra yılbaşı gecesinin de sonu gelirdi......... İstanbul Radyosu'nda ilk bölümü saat 21.00'de, ikinci bölümü saat 23.50'de yayımlanan Yılda Bir eğlence programı düzenlemiş. Ayten Gencer (Alpman), İlham Gencer, Darvaş, Edvardo Gadeo, Orhan Avşar, Şevket Yücesaz, Necdet Köyutürk, Fehmi Ege, Alaeddin Yavaşca, Muzaffer Birtan, Zeki Müren, İnci Çayırlı, Ahmet Çağan, Aziz Basmacı, Celâl Şahin, Balarısı Ahmet-Özdemir ve Vantrolog Zaim. Saatli Maarif Takvimi'nin bugünkü son yaprağında romancı ve öykücü Necati Cumalı'nın "Asırlardır bu böyledir/Bütün kötülükler geçer/Yaşar iyi ve güzel olan…" sözü var.
31 Aralık 2025 08:33

Ustalar Öğretmez Marifet Çıraktadır
Matbaa mürekkebi ve hurufatla 1970 yılında dergicilik yaptığım günlerde tanıştım. Bu çabamdan gazetenin yazı işleri müdürü İsmail Oğuz da haberdardı. 1973'ü 1974'e bağlayan yılbaşı gecesi. İşimi bitirdim, tam çıkacağım, İsmail Ağabey bir tomar AA bültenini elime verdi, "Sen yazı işlerine geçip sayfa çizmek istiyordun değil mi? Şu yedek üçüncü sayfayı yap bakalım." dedi. O geceyi ve günü takip eden günlerde daha nice sınavdan geçebileceğimi meslekte ne öğrendiysem kendisinden öğrendiğim rahmetli ustam Ahmet Güner Elgin'i yanına çırak yazılınca anlayacaktım. Ustam bana "Bu böyledir…" diyerek bir şey öğretmedi. …… Meslekte dönüm noktam ustamın beni 1986'nın sonlarına doğru Milliyet'in gece haber merkezine almasıdır. Gazete fazla uzun ömürlü olmadı, 48. günde kapanınca olan biteni anlatmak üzere Milliyet'e, gazetenin gece haber merkezi müdürü ustamın yanına gittim. Meslekte de 52. yılımı tamamlamak üzereyim. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin eski başkanı Turgay (Olcayto) Ağabey bana "Yokuşun uslanmaz emekçisi." diyordu. 2023 yılında Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü'mü alırken yaptığım teşekkür konuşmamın bir yerinde Olcayto'nun bu yakıştırmasına değinmiş ve uslanmaya niyetimi olmadığını söylemiştim. O nedenle bugün gönül rahatlığıyla "Ustalar çıraklarında yaşar…" diyorum. Mustafa Kemal, "Gazeteciler gördüklerini, düşündüklerini ve bildiklerini samimiyetle yazmalıdır." (1) diyordu. Babıâli'nin en gizemli patronu Haldun Simavi 100 yaşında.
23 Aralık 2025 08:23

Halit Çapın'ı Okumak Kemal Tahir'i Anmak
Romancı Yaşar Kemal onun için "Halit Çapın röportajcılığımızı belirli bir düzeye çıkarmış, bir röportaj dili de yaratan özgün bir ustadır." diyor. Yukarıda Kemal Tahir'den söz ettim. 28 Kasım 1999 tarihli Takvim gazetesinde yazdığı yazıdan bir bölüm: "Ve ben dünkü gün kalkıp kitap raflarından Kemal Tahir'in romanlarını çıkartıyorum bir bir. Bazılarının çiçeklere yaptığınca, konuştuğunca ben de onlarla konuşuyorum. Yeni, eski hangi kitabı elime alsam hep böyle yapıyorum. Sayfalarını açamadan önce okşuyorum. Konuşuyorum onlarla Bir hoşlarına gidiyor, bir hoşlarına gidiyor ki, bilemezsiniz." Kemal Tahir, 1938 yılında Donanma davasında 15 yıla mahkum edildi. 1950 yılındaki genel affa dek İstanbul Tevkifhanesi'nden başlayarak, Çankırı, Malatya, Çorum ve Nevşehir Cezaevlerinde süren 12 yıllık mahpusluğu okuyup yazarak geçti Kemal Tahir'in. Yarıda kalan bu çalışmam başkaları tarafından geliştirildi; önce İthaki, ardından Ketebe Yayınları tarafından F.M.İkinci müstearıyla "yazdığı" telif Mayk Hammer romanları başta olmak üzere diğer roman ve öyküleri kitaplaştırıldı. Bir iki örnekle bugünkü ÜSTÜ KALSIN'ı bitireyim: "Biz köylüyüz arslanım. Birbirimize karşı kurt gibiyiz, yabancıya karşı köpek gibi… Kendimiz toprakta yatarız, hatırı konuğa kaba döşek salarız." S:30. Söz getirip götürmek olmaz." S:63 ….. "Bana bedavadan tarla biçtirecek. Biçip dururken bizi çevirdiler." S:96. ….. "Şurama ossaat bir ateş düştü Meryem Abla. Ekmekten kesildik." S:94. ….. "İngiliz'de tükense bizim köylümüzde tükenmez." S:104.
16 Aralık 2025 02:44

Tuzla Tahaffuzhanesi 130 Yaşında
Bölgede kolera salgını çıkması üzerine 23 Mayıs 1892 tarihinde Erzincan'da, ardından Karahisar-ı Şarki, (Şebinkarahisar) Eğin, Kelkit, Kuruçay ve Refahiye'nin yanı sıra Erzurum ile Gümüşhane'de yeni tahaffuzhaneler hizmete alınmış (1) Ülkemizde bugün ayakta kalmış iki karantina binası, yaygın adıyla iki tahaffuzhane (2) bize bir zamanların karantinalı günlerini hatırlatıyor. Tuzla Tahaffuzhanesi'ne gelince. 130 yaşındaki Tuzla Tahaffuzhanesi İkinci Abdülhamid döneminde İstanbul'da 1893-1895 yıllarındaki kolera salgınına karşı sınırlayıcı ve koruyucu bir önlem olarak devlet tarafından kurulmuş. İlçenin eski sakinleriyle mübadil çocuk ve torunları tarafından kısaca "karantina" (3) diye anılan tahaffuzhane, Osmanlı'nın sağlık örgütlenmesi ve tıp tarihiyle mübadele tarihi açısından taşıdığı önem nedeniyle 2012 yılında korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edildi. Türkiye'yle Yunanistan arasında 30 Ocak 1923 tarihinde Lozan'da imzalanan sözleşmeye göre Yunanistan'dan yaklaşık 500 bin kişi Türkiye'ye geldi. Sevindikli köyünde doğan Fatma gemide karnındaki bebesiyle vefat edince ailenin "ebe nine" dediği annesi Refiye tarafından yıkanıp kefenlenerek karnındaki bebesiyle bu mezarlıkta toprağa verilmiş. Bir bula şı c ı hastal ı k g ö r ü ld üğü zaman gerekli sağlık tedbirlerinin alınması, hastaların karantina süresince kalmaları, tedavilerinin yapılması için kurulmuş sağlık tesisi, (3) İtalyanca 40 anlamına gelen "quarantina"dan Türkçeye karantina olarak geçen kelime.
03 Aralık 2025 07:48

Sahibini Arayan İmzalı Kitaplar
Hemen bana kitaplarını imzalamış bir iki yazarın adını anayım: Fazıl Hüsnü Dağlarca, Recep Bilginer, Necati Tosuner, Kemal Yalçın, Erdoğan Tokmakçıoğlu, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Necip Fazıl Kısakürek, Nail Güreli, Turgay Olcayto ve ustam Ahmet Güner Elgin. Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın Kitap Yayınları tarafından 1960 yılında yayımlanan Hoo'lar kitabı. 1950 yılından itibaren Mevlana Müzesi'nde görevlendirilen Elgin müzede 22 yıl müdür yardımcısı ve müdür olarak çalışmış; 1972 yılında emekli ulunca İstanbul'a yerleşmiş. O yıl Tünel'deki Galata Mevlevihanesi'nin ihyası ve Divan Edebiyatı Müzesi olarak hayata geçirilmesi programına bakanlık tarafından uzman olarak görevlendirilen Elgin 27 Nisan 1977 tarihinde vefat etmiş. …. Yeniden Necati Elgin'in kitabına dönelim. Necati Elgin'in 184 sayfalık kitabı 1959 yılında Konya'da Yıldız Basımevii'nde Konya ve Mülhakatı Eski Eserleri Sevenler Derneği'nin ilk yayını olarak basılmış. Elgin'in ithaf yazısı şöyle: "Dost-ı kadîm Muzaffer Beye, arz-ı tahıyyat. Bu yazıda Konya'da yayımlanan Merhaba gazetesinin eki Akademik Sayfalar'ın 28 Nisan 2022 ve 11 Mayıs 2022 tarihli 17 ve 18. sayılarındaki yazılardan da yararlandım.
27 Kasım 2025 06:59

Ulusun Bayrağını Ulusu Yarıya İndirdi
Atatürk'ün ölümünü resmi tebliğden iki saat önce bir Türk gazeteci dünyaya duyurdu, Dolmabahçe Sarayı'nın bayrağını Atatürk'ün kütüphanecisi Nuri Ulusu yarıya indirdi. 1916 yılında Drama'da doğan Parmaksızoğlu bir sohbetimizde Atatürk'ün ölümüne tanıklığını şöyle anlatmıştı: "Yeni Sabah gazetesinin Dolmabahçe muhabiriydim. O yıllarda sarayın üstü bomboştu. 1938'in ağustos o ayından itibaren muhabirler erkenden işe geliyor ve Dolmabahçe sırtlarına çıkarak bekliyordu. Beklediğimiz yerden saray da rıhtım da çok iyi görünüyordu. 10 Kasım 1938 sabahı gazeteye uğramadan her zamankinden erken görev yerine gitmiştim. Bir ara sarayın forsunun yarıya indirildiğini fark ettim. Fors yarıda durduruldu. Ne iniyor, ne çıkıyor. Birden bire kafamda bir şimşek çaktı; 'Atatürk öldü galiba.' dedim. Heyecanla Kabataş iskelesine koştum. İskeleden de cumhurbaşkanlığı forsu görünüyordu. İskelenin tek telefonundan saat 09.30 civarında gazeteye telefon ettim. Murat Sertoğlu yazı işleri müdürüydü. Gördüğümü anlattım, ona da 'Galiba Atatürk öldü.' dedim. Sertoğlu cesur gazeteciydi. Hemen manşeti atmış, 'Atatürk öldü, yaşasın Türk milleti.' diye. Yeni Sabah o gün ikinci baskı yaparak saat 11.00'de piyasaya çıktı. Atatürk'ün ölüm haberini aynı gün saat 13.00'de Anadolu Ajansı ve Ankara Radyosu verdi. Ben resmi açıklamadan iki saat önce haberi vermiştim. Bu en büyük atlatma haberdi. Bütün dünyaya en büyük atlatma haberi ben vermiştim. Daha sonraki günlerde Atatürk cenaze törenini de hem İstanbul'da hem de Ankara'da takip ettim." Haberi dünyaya duyuran gazeteci Abbas Parmaksızoğlu sarayın bayrağının yarıya indirildiğini gördü ve Atatürk'ün öldüğünü dünyaya duyurdu. (*) Atatürk'ün Yanı Başında/Çankaya Köşkü Kütüphanecisi Nuri Ulusu'nun Hatıraları.
10 Kasım 2025 08:02