
1913 tarihli Atina Anlaşması ve 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması ile Batı Trakya Türkleri, din alanında özerk kılındı. 1985 yılına kadar müftüler, Batı Trakya Türk Azınlık cemaati tarafından belirleniyordu. Fakat Lozan'da müftülerin seçimi hakkında bir hüküm bulunmadığını söylemek; hukuk devleti temelinde, "herkes için eşitlik" ilkesiyle bağdaşmıyor. Bunun en sıcak örneği, İskeçe kentinde, Yunan devleti tarafından atanan müftülerin Çınar Camii"ne girişini engelledikleri gerekçesiyle yargılanan dört Batı Trakya Türküne17'şer ay hapis cezası verilmesiyle yaşandı. Bu mahkemede yargılanan ve cezalandırılan her ne kadar dört kişi gibi görünse de aslında tüm Batı Trakya Türk Azınlığıdır. Her ne kadar mahkeme cezaları ertelemiş ve para cezasına çevrilmesine hükmetmişse de bu verilen karar, tüm Batı Trakya Türk Azınlığına karşı bir gözdağıdır. Ancak Batı Trakya Türkleri, mahkemenin yargılama aşamasında ve karar açıklandıktan sonra sergiledikleri birlik ve beraberlik ve sağduyulu davranışları ile Atina yönetimine gereken cevabı vermiştir. Mahkeme sürecinde ve karar açıklandıktan sonra yaşananlar şu gerçeği dosta düşmana bir kez daha hatırlattı: Yunan makamlarının verdiği veya vereceği hiçbir ceza, Batı Trakya Türk Azınlığına geri adım attıramayacaktır. Atina yönetiminin baskı politikaları, hakikatin üstünü örtmeye yetmez. Batı Trakya Türk Azınlığı, dün olduğu gibi bugün ve yarın da var olmaya devam edecektir inşallah. Hukuk devleti olduğunu iddia eden ve hukukun önünde eşitlik ve dini özgürlükleri herkes için güvence altına aldığını iddia eden Yunanistan'a hatırlatmak isteriz: Yunan anayasasında hâkim din Ortodoks Hristiyanlık olmasına rağmen, kilisenin din adamları, devlet tarafından belirlenmiyor. Aynı şekilde diğer dinlere mensup olanlar da özerktir, özerk olmalıdır. Ne var ki Yunan devleti, yalnızca Trakya Türk Azınlığına müftü atama yoluna gidiyor. Son çıkan yasa ile müftülükler kamu dairesi ve atanmış müftüler ise kamu genel müdürü seviyesinde memurlar olarak tanımlandı. Böylelikle Atina yönetimi, 1990 yılından beri, göstermelik bir seçim adı altında, fiilen müftü ataması yapıyor. Batı Trakya Türklerinin dini özerkliğini engelliyor, ihlal ediyor. Müftülük makamı, Batı Trakya Türk Azınlığının kimlik ve birliğinin kilit taşıdır. Bu makama yönelik her türlü müdahale, Türk Azınlığın iradesine ve toplumsal huzura zarar vermektedir. Ankara, Atina yönetiminin hak ettiğini değil, kendisine yakışanı yapıyor. Bu yaklaşım, elbette, sabrımızın sınırsız olduğu anlamına gelmiyor. Bizi (Türkiye'yi), daha fazla kendi (Yunanistan'ın) seviyelerine inmeye zorlamasalar, çok iyi olur. Yunanistan kendine gelip, Türkiye'nin seviyesine çıkmalıdır. Demem o ki, Batı Trakya Türk Azınlığının kimliğini reddetmekten vazgeçip, inançlarını özgürce yaşamalarına müsaade etmeliler. Aklıselimin gereği budur. Batı Trakya Türk Azınlığının tüm hakları, İstanbul Antlaşması, Atina Antlaşması, Sevr Anlaşması (Yunan Sevr'i) ve Lozan Antlaşması ile güvence altına alınmıştır. Avrupa Birliği ile İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri de bunlara eklenebilir. Yunanistan, en azından kâğıt üzerinde, taraf olduğu uluslararası anlaşma ve sözleşmelerde yer alan her türlü hak ve özgürlüğü sağlamayı vaat ediyor. Fakat s öz konusu Batı Trakya Türk Azınlığının sosyal, kültürel ve politik hakları olunca, Atina yönetimi, tüm hak ve özgürlük vaatlerini rafa kaldırıyor. Tüm dünyaya, her daim, 'demokrasinin beşiği' olduğunu söyleyen Atina yönetimi, Batı Trakya Türk Azınlığı tarafından seçilmiş olan müftülere karşı kendi atadığı müftüleri dayatarak, dini hayata yönelik baskı uyguluyor. Bir yanda, hukuki ve yargısal yetkilerini kullanamayan; yalnızca dini lider olarak görev yapabilen, cemaat tarafından seçilmiş müftüler var. Diğer tarafta ise devlet memuru statüsünde olan Atina yönetimi tarafından atanmış müftüler. 1913 tarihli Atina Anlaşması ve 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması ile Batı Trakya Türkleri, din alanında özerk kılındı. Bu doğrultuda, Yunan iç hukukunda yasa da çıkarıldı. 1985 yılına kadar müftüler, Batı Trakya Türk Azınlık cemaati tarafından belirleniyordu. Bu hak, fiilen ortadan kaldırıldı. Fakat Lozan'da müftülerin seçimi hakkında bir hüküm bulunmadığını söylemek; hukuk devleti temelinde, "herkes için eşitlik" ilkesiyle bağdaşmıyor. Yunan makamlarının, müftülük meselesindeki tutum ve açıklamaları uluslararası hukuku hiçe saymaktadır. Atina yönetiminin Dimetoka, Gümülcine ve İskeçe'de Batı Trakya Türk Azınlığı tarafından seçilmiş olan müftülere karşı atanmış müftü dayatması, anlaşmalar ile garanti altına alınan dini hakların ve dolayısıyla insan haklarının ihlalidir. Bunun en sıcak örneği, İskeçe kentinde, Yunan devleti tarafından atanan müftülerin Çınar Camii"ne girişini engelledikleri gerekçesiyle yargılanan dört Batı Trakya Türküne17'şer ay hapis cezası verilmesiyle yaşandı.
Kaynak: Yeni Akit
24 Haziran 2026 01:47
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Kosova'nın 'Olağanüstü' Seçimi…
Kosova halkı, 7 Haziran'daki Olağanüstü Genel Seçimler için, bir kez daha sandık başına gitti. Merkez Seçim Komisyonu verilerine göre, 2025 yılında 9 Şubat'ta yapılan parlamento seçimlerinin maliyeti yaklaşık 7,9 milyon Euro oldu. Ardından Ekim ve Kasım aylarında iki tur halinde gerçekleştirilen yerel seçimler ise 8,1 milyon Euro daha ek maliyet oluşturdu. Ve 7 Haziran'da yapılan olağanüstü seçimler için ise 10,8 milyon Euro ayrılmıştı. Bir de şu: Kosova hükümeti, seçim öncesinde "enflasyonla mücadele paketi" adı altında; emeklilere, çocuklara, özel sektör çalışanlarına ve öğrencilere 100 Euro tutarında tek seferlik yardım tahsis etti. Kosova halkı, parlamentoda uzlaşmaz tutum sergileyen ve krizleri tetikleyen ana muhalefet konumundaki PDK'nın "ülkenin mevcut kriz ve durgunluktan ancak birlik ve ortak katkıyla çıkabileceği" yönündeki söylemlerini samimi bulmadı. Kosova'nın en eski partisi olan Lumir ABDIXHIKU liderliğindeki Kosova Demokratik Birliği-LDK bu seçime, altı yıl önce parti yöneticilerine ağır eleştiriler yönelterek bu partiden ayrılan eski Cumhurbaşkanı Vjosa OSMANI ile koalisyon yaparak gitti. LVV, vatandaşlarla doğrudan iletişim kurmayı amaçlayan "Haydi Konuşalım (Hajde Folim)" adlı bir propaganda yürüttü. Kosova'nın geleceğini seçim sarmalına hapsederek kâbusa çevirmeye çalışanlar arasında yer alan AAK'nın "Kosova rüyasını gerçeğe dönüştürmek için ortak yolculuk" söylemi seçmende karşılık bulmadı. Kısacası, bugünlerde, Kosova muhalefetinin dilinde muhtemelen hep şu söz var: "Yenerim demiştim, fena yenildim." Hal böyle olunca bizim de Kosova muhalefetine söyleyeceğimiz bu olabilir: "Hep denedin hep yenildin, yine dene yine yenil, daha iyi yenil." (Samuel Beckett) Gelelim Türk cephesine… Dolayısıyla, Fikrim DAMKA liderliğindeki Kosova Demokratik Türk Partisi-KDTP bu seçimde de tek başına yarıştı.
17 Haziran 2026 02:59

Arnavutluk'ta Neler Oluyor?
Fenerbahçe Spor Kulübü başkanlık seçimi, Ermenistan ve Kosova genel seçimi, ABD ve israil'in İran'a yönelik saldırıları ve Siyonist israil'in Arnavutluk'u işgal girişimleri. Arnavutluk'un Avlonya (Vlora) kentinde koruma altındaki Zvernec bölgesinde yer alan bir sahilin ve Sazan Adası'nın, ABD Başkanı Donald Trump'ın kızı İvanka Trump ile yahudi damadı Jared Kushner'le bağlantılı olduğu öne sürülen, yaklaşık 1,6 milyar dolarlık "lüks tatil köyü projesi" kapsamında satılması ülkedeki Arnavutları ayağa kaldırdı. 30 Mayıs'ta başlayan protestolara katılım, zaman zaman polis müdahalesine rağmen, her geçen gün artıyor. Günlerdir Tiran'daki İskender Bey Meydanı'nda toplanan göstericiler, "Arnavutluk satılık değildir" yazılı pankart ve dövizler açıp, "Arnavutluk bizimdir" sloganları eşliğinde Ulus Şehitleri Bulvarı'nda bulunan Başbakanlık binasına yürüyorlar. Arnavutluk halkının bu "lüks tatil köyü projesine" bu denli karşı çıkmasının en önemli sebebi ise ülke topraklarının siyonist yahudilere satılması. Arnavutluk halkı, "Epstein adası" benzeri bir siyonist sapkınlık projesinin, ülkelerinde inşa edilmesini kesinlikle kabul etmiyor. Buna karşılık bu projeyi "ülke için büyük bir yatırım fırsatı" olarak nitelendiren Soros ve ABD destekli Başbakan Rama, katılımcıların sayısını küçümseyen ifadeler eşlinde, "kaç kişi protesto ederse etsin, ne kadar protesto edilirse edilsin, bu projeden vazgeçmeyeceğiz" diyor. Protestocuları ciddi almayan Edi Rama Hükümeti, "israil Kültür Haftası" kapsamında, pazartesi günü Tiran'ın ana caddelerini siyonist işgal rejiminin bayraklarıyla donattı. Amerika ve siyonist israil'in bölgedeki en önemli destekçisi olan Edi Rama, halkı ve hukuku umursamadan yürüttüğü bu projeden geri adım atmazsa, o çok sevdiği Başbakanlık makamından ve tüm iktidar nimetlerinden ayrılmak durumunda kalabilir.
10 Haziran 2026 02:53

Fenerbahçe Ve Aziz Yıldırım
Her şeyden önce: Bu satırları, bir FENERBAHÇE Spor Kulübü taraftarı olarak yazıyorum. Bu uzun girizgâhtan sonra, sözü Fenerbahçe Spor Kulübü seçimlerine getirmek istiyorum. 1998 yılından bugüne uzanan, çeyrek asrı aşan dönem; önce uzun süreli bir istikrar ve başarı, ardından büyük bir "değişim" rüzgârıyla gelen görece istikrarsız ve başarısız yıllardan oluşuyor. Aziz YILDIRIM'ın başkanlığında geçen 20 yıl boyunca; altı futbol ligi şampiyonluğu, basketbol ve voleybol başta olmak üzere diğer şubelerde sayısız kupa ile Fenerbahçe tarihinin en büyük başarıları elde edildi. 2011 yılındaki "3 Temmuz Süreci" tam da FETÖ'nün hedeflediği gibi kulübe sportif ve ekonomik olarak büyük bir darbe vursa da başta Aziz YILDIRIM olmak üzere tüm Fenerbahçeliler, kulüp etrafında kenetlendi. Ne derler bilirsiniz: "İnsan unutkandır, unutur." Aziz YILDIRIM'a karşı büyük bir "vefasızlık" sergileyen bazı yönetici ve kongre üyeleri, bu zorlu süreci "kazanca" çevirip, yönetimi devraldı. Haziran 2018'deki seçimde büyük bir "değişim" rüzgârıyla göreve gelen Ali KOÇ, Aziz YILDIRIM'ı sandıkta açık farkla geride bıraktı. Fakat bu tarihten sonraki 7 yıllık dönemde kulübün durumu, açık farkla, Aziz YILDIRIM döneminin gerisinde kaldı. Eylül 2025'te yapılan olağanüstü kongrede Sadettin SARAN'ın, KOÇ'u küçük bir farkla geride bırakmasıyla; bazı Fenerbahçeliler, kötü günlerin geride kaldığı umuduna kapıldılar. Velhasıl, "değişim" diyerek, Aziz YILDIRIM'ı gönderenler, onun dönemindeki başarıları yakalamak bir yana yakınından bile geçemediler. Aziz YILDIRIM'ın yeniden başkan seçilmesi durumunda, özlenen güçlü liderlik ve deneyimli yönetim anlayışı ile birlikte, özellikle futboldaki başarısızlığa karşı "dur" deyip, bir "kurtuluş hamlesi" yapacağına inanıyorum. Bununla birlikte, elbette, son söz Fenerbahçe Spor Kulübü kongre üyelerinindir.
03 Haziran 2026 02:27

Hayırlı Bayramlar
Bayramlar, sorunsuz günler değildir. Bayramlar, incelik ve güzellik, nezaket ve letafet günleridir. Bayramlar, uzakları yaklaştırır ve safları sıklaştırır. Bayramlar, nesilleri yakınlaştırır, birleştirir. Bayram sabahları, bir müjde gibi gelir. İnsana önce durgunluk sonra umut verir. Bayramlar, gündemde olanlardan değil, gündemde olması gerekenlerden söz edilen günlerdir. Bayramlar, bu dünyanın bir imtihan yeri olduğunu hiç aklından çıkarmayanlarındır. Bayramlar, bu dünyada misafir olduğunu bilenlerin ve sahip olduğu dünya nimetlerini paylaşanlarındır. Bayram zamanlarında, gazete ve televizyonlarda, "Bayram ölüm getirdi" veya "Yollar kan gölüne döndü" haberleri çıkar. On yıllar boyunca, bayramlar sanki bunlardan ibaretmiş gibi yayınlar yapıldı. Şahitliğimiz Doğu Türkistan'dan Filistin'e, İran'dan Lübnan'a, Arakan'dan Afrika'nın en ücra köşelerine kadar tüm mazlum coğrafyalarda devam ediyor. Kurbanı "hayvan katliamı" olarak yorumlayanlar, bu bayram günlerinde İslam coğrafyasını daha dikkatli seyretsinler. Kurban; Müslümanlara kuvvet, kâfirlere korku ve münafıklara tedirginlik verir.
27 Mayıs 2026 02:22

Kosova'da Neler Oluyor?
Kosova Parlamentosu, tam 45 denemenin ardından, ülkenin yeni cumhurbaşkanını belirleyemeyince; 7 Haziran 2026'da Olağanüstü Genel Seçimler için, sandık başına gitmekten başka bir çare kalmadı. Ancak Kosova halkı, parlamentoda uzlaşmaz tutum sergileyen ve krizleri tetikleyen ana muhalefet konumundaki PDK'nın "ülkenin mevcut kriz ve durgunluktan ancak birlik ve ortak katkıyla çıkabileceği" yönündeki söylemlerini samimi bulmuyor. Kosova'nın en eski partisi olan Lumir ABDIXHIKU liderliğindeki Kosova Demokratik Birliği-LDK, altı yıl önce bu partiden ayrılan ve parti yöneticilerine söylemediğini bırakmayan, eski Cumhurbaşkanı Vjosa OSMANI ile koalisyon yapma kararı aldı. LDK aday listesinin birinci ismi Vjosa OSMANI ve ikinci ismi Lumir ABDIXHIKU, vatandaşlarla doğrudan iletişim kurmayı amaçlayan "Haydi Konuşalım (Hajde Folim)" adlı yeni bir propaganda taktiği başlattı. Ancak Kosova'nın geleceğini seçim sarmalına hapsederek kâbusa çevirmeye çalışanlar arasında yer alan AAK'nın "Kosova rüyasını gerçeğe dönüştürmek için ortak yolculuk" söylemi de oldukça samimiyetsiz. "Neden Müslüman olduğunu bilmeyen" HARADINAJ'ın, kahir ekseriyeti Müslümanlardan oluşan, Kosovalı seçmenlerden iktidar vizesi alabilmesi oldukça düşük bir ihtimal. Bu seçimin bir diğer koalisyonu ise Kosova'daki Aşkalilerin oluşturduğu "Birleşik Aşkaliler." Gelelim Türk cephesine… Yenilikçi Türk Hareket Partisi-YTHP, Kosova Adalet Türk Partisi-KATP ve Mamuşa Halk Hareketi lideri Fikret MORİNA, bu seçimlerde yer almayacaklar. Dolayısıyla, geçen seçimde olduğu gibi, Fikrim DAMKA liderliğindeki Kosova Demokratik Türk Partisi-KDTP bu seçimde de tek başına yarışacak. Hazır Kevork Beyin seçim afişinden bahsetmişken, o afişte yer alan slogan: "Genç İstihdam Seferberliği." Onun hemen altında yer alan ifade ise şu şekilde: "Gençlerimize iş kapılarını açacak yerel ve uluslararası projeler." Gördüğüm kadarıyla, Kevork Bey, şu an 60 yaşında. Kosova'daki ticari işletmesi üzerinden; yani bu ülkeye yaptığı yatırımla, yani "parayla" bir vatandaşlık almış.
20 Mayıs 2026 01:41

Ajan Sava'nın 'Mafyatik' Halefi
"Bulgaristan'da Türk siyaseti" başlıklı yazımız, biraz okunmuş görünüyor. Her şeyden önce: Yazının başlığını "oldukça güçlü" bulup, "Bulgaristan'da Türk siyaseti mi var?" diyenler oldu. Kurucu ve yöneticilerinin büyük bölümü etnik anlamda Türklerden oluşan ve daha ziyade Türklerin desteklediği Hak ve Özgürlükler Hareketi-HÖH, 1990 yılında kuruldu. Mehmet HOCA, Güner TAHİR, Kasım DAL ve Lütfi MESTAN, Bulgaristan'daki Türk azınlığın siyasi yapılanmalarında aktif rol almış isimlerdir. HÖH'ten ihraç edilen Mehmet HOCA, 1993 yılında Demokratik Değişim Partisi'ni kurdu. Ardından 1997'de HÖH'den ayrılan Güner TAHİR ve arkadaşları, 1998 yılında Ulusal Hak ve Özgürlükler Hareketi'nin kuruluş kongresini gerçekleştirip; 1999 yılında bu partinin resmi kaydını yaptırdılar. HÖH'ün kurucu ve onursal genel başkanı 'Ajan Sava' kod adlı Bulgar komünist dönem istihbarat teşkilatı Devlet Güvenlik Komitesi-DS ve Rus KGB ajanı Ahmed DOĞAN, yukarıda isimlerini saydığımız ve saymadığımız birçok ismi partiden kovdu. 1980 yılında Sofya'da dünyaya gelmiş, hukuk eğitimi almış, bir dönem medya patronluğu yapmış olan bir etnik Bulgar siyasetçi. 2009'dan beri Bulgaristan Ulusal Meclisi'nde görev yapıyor. 2024 yılında önce HÖH eş başkanı, ardından bu partinin tek lideri oldu. Aralık 2025'de meydanlara çıkan on binlerce Bulgaristan vatandaşı, Delyan PEEVSKİ'ye 'mafya' suçlaması yöneltti. Eylemlere katılanlar, "bu parayı nereden kazandın?" diyerek, PEEVSKİ'nin istifa etmesini ve yargılanmasını istediler. Hatta dönemin cumhurbaşkanı "ülkeyi mafyadan temizlemeliyiz" çıkışında bulunmuştu. Özetin özeti: Bulgaristan'da ne "Türk siyaseti", ne de "Türk partisi" var.
13 Mayıs 2026 02:11

Bulgaristan'da Türk Siyaseti
Aynı şekilde Türkiye'de de "Bulgaristan Muhaciri" olarak ifade edilen Türklerin sayısı azımsanmayacak bir orana ulaşmıştır. Ancak Bulgaristan'da, Osmanlı sonrası çok ağır bir şekilde süregelen asimilasyon politikaları, 3 Mart 1985'de Komünist rejimin ülkenin artık "tek uluslu" bir yapıya sahip olduğunu duyurmasıyla zirve noktaya ulaştı. Bu asimilasyon politikalarına karşı direniş gösteren dönemin en güçlü Türk dayanışma organizasyonu olan Bulgaristan Türk Milli Kurtuluş Hareketi içerisindeki "(Ahmet) Doğan ve arkadaşları" grubu idi. 1989 yılından itibaren rejimin baskıcı politikalardan vazgeçilmesiyle birlikte, "Doğan ve arkadaşları" hapisten çıktılar. Ardından 1992 yılında Ahmed DOĞAN önderliğinde Hak ve Özgürlükler Hareketi-HÖH partisi kuruldu. 1974 yılında katıldığı Çalışma Ordusu Askeri Karşı İstihbarat birimindeki kod adı "Angelov" idi. 1976'dan itibaren DS'in Birinci Ana Şubesi'nde kod adı "Sergey" olarak değiştirildi. 1979 yılında kendi isteği ile "Sava" kod adını seçti. 2017 yılındaki seçime HŞHP ile "DOST Birliği" kurarak girdiler. HÖH'ün üçüncü genel başkanı, Sofya Akademik Derneği"nin kurucusu Mustafa KARADAYI oldu. Bir yıl sonra yapılan parti kurultayında ise Ahmet DOĞAN'ın teklifiyle, eş başkanlık sistemine geçildi. Cevdet ÇAKIROV ve Delyan PEEVSKİ, HÖH'ün eş başkanları oldular. Ancak kısa süre sonra Ahmet DOĞAN ile eş genel başkanlardan Delyan PEEVSKİ arasında anlaşmazlıklar başladı. Diğer eş genel başkan Cevdet ÇAKIROV ve eski genel başkan Mustafa KARADAYI, DOĞAN'ın safında yer aldılar. DOĞAN ile PEEVSKİ arasındaki anlaşmazlık, uzlaşılamaz bir hal alınca; HÖH'ün kurumsal yapısı Delyan PEEVSKİ'de kalmak üzere, yollar ayrıldı. Ahmet Doğan ve destekçileri, Hak ve Özgürlükler İttifakı-APS adında yeni bir parti kurdular. APS, son genel seçimlerde, yüzde 1 civarında oy alarak parlamento dışında kaldı. Buna karşılık Delyan PEEVSKİ liderliğindeki HÖH, kısmi oy kaybı yaşasa da gücünü büyük ölçüde muhafaza etmeyi başardı. Velhasıl, son seçimler, yıllardır HÖH ekseni etrafında şekillenen Türk kökenli politikacılar ve seçmenler için farklı yollar açtı. Ancak Bulgaristan Türk siyaseti üzerine söyleyeceklerimiz, elbette, bu kadar değil. Örneğin, HÖH'ü ele geçiren Delyan PEEVSKİ'nin karanlık ilişkiler ağı üzerine konuşmamız gerekenler var. O da bir başka yazımızın konusu olsun inşallah. Bulgaristan'da, 1396 yılında başlayan sürecin devamı olarak, Kırcaali, Razgrad, Şumnu, Silistre, Filibe, Hasköy, Dobriç, Eski Cuma, Burgaz ve Rusçuk illerinde önemli bir Türk varlığı bulunmaktadır. Aynı şekilde Türkiye'de de "Bulgaristan Muhaciri" olarak ifade edilen Türklerin sayısı azımsanmayacak bir orana ulaşmıştır. Ancak Bulgaristan'da, Osmanlı sonrası çok ağır bir şekilde süregelen asimilasyon politikaları, 3 Mart 1985'de Komünist rejimin ülkenin artık "tek uluslu" bir yapıya sahip olduğunu duyurmasıyla zirve noktaya ulaştı. Bu asimilasyon politikalarına karşı direniş gösteren dönemin en güçlü Türk dayanışma organizasyonu olan Bulgaristan Türk Milli Kurtuluş Hareketi içerisindeki "(Ahmet) Doğan ve arkadaşları" grubu idi. 1989 yılından itibaren rejimin baskıcı politikalardan vazgeçilmesiyle birlikte, "Doğan ve arkadaşları" hapisten çıktılar. Ardından 1992 yılında Ahmed DOĞAN önderliğinde Hak ve Özgürlükler Hareketi-HÖH partisi kuruldu. Bu parti, aynı yıl yapılan seçimlerde yüzde 8 oranında oy alarak, parlamentoya girdi. HÖH, bu dönemden itibaren aldığı oylarla, Bulgaristan'ın başlıca partileri arasında yer aldığı gibi çeşitli koalisyon hükümetlerinin de ortağı oldu. Örneğin, 2014 yılında oy oranını yüzde 14,84'e kadar yükselterek, Bulgaristan siyasetinin kilit partilerinden biri olmayı başardı. Yeri gelmişken: Ahmet Doğan'ın, adı dâhil, tüm hayatı bilinenden faklıdır. Asıl adı Ahmed İsmailov AHMEDOV'dur. 1985 yılına kadar Bulgar komünist dönem istihbarat teşkilatı Devlet Güvenlik Komitesi-DS arşivlerinde Ahmed AHMEDOV ve daha sonrasında Medi DOGANOV adını almıştır. Ahmet DOĞAN, sıradan bir DS ajanı değildi. Bulgar istihbarat teşkilatına kendi arzusuyla katılmış; kararlı ve sadık bir ajan idi. Ahmet Doğan, Çalışma Ordusu'ndayken Askeri Karşı İstihbarat biriminde ve askerlik sonrası DS'in Birinci Ana Şubesi'nde hem Bulgar hem de KGB ajanı olarak vazife yürüttü. 1974 yılında katıldığı Çalışma Ordusu Askeri Karşı İstihbarat birimindeki kod adı "Angelov" idi. 1976'dan itibaren DS'in Birinci Ana Şubesi'nde kod adı "Sergey" olarak değiştirildi. 1979 yılında kendi isteği ile "Sava" kod adını seçti. DOĞAN'ın DS ajanı olduğu, ilk kez 1997 yılında resmi olarak ifade edilmişti. Fakat Doğan'ın ajanlık biyografisini içeren dosyalar, 2006 yılında Bulgaristan Halk Meclisi'nde kabul edilen bir kanunla, gün yüzüne çıktı. Yeniden HÖH'e dönelim. Elbette, kuruluşundan bugüne gelinen süreçte, HÖH içinde çeşitli kırılmalar da yaşandı. 2009 yılında HÖH'ün önemli isimlerinden Kasım DAL'ın parti yönetimine gönderdiği kanlı mektup sonrasında, Korman İSMAİLOV ve diğer bazı partililer ile birlikte ihraç edildiler. 2012 yılında Kasım DAL ve Korman İSMAİLOV, Hürriyet ve Şeref Halk Partisi-HŞHP'yi kurdular. Ancak bu parti beklenen çıkışı yapamadı. Ardından Korman İSMAİLOV, HŞHP liderliğini Orhan İSMAİLOV'dan devraldı. Halen partideki görevine devam ediyor. Ancak birçok kurucusu artık bu partiyle yola devam etmiyor. Kasım DAL ve Korman İSMAİLOV ise bir süredir dirsek temasında oldukları ve son seçimlerde listelerinde Türk adaylara yer veren Değişime Devam-Demokratik Bulgaristan İttifakı-PP/DB ile birlikte hareket ettiler. 2013 yılında, yirmi üç yıl boyunca HÖH liderliğini yürüten, Ahmed DOĞAN koltuğu Lütfi MESTAN'a devretti. Ancak MESTAN bu koltukta çok uzun süre oturamadı. 2015 yılında, Suriye sınırında Türkiye hava sahasını ihlal eden Rus savaş uçağının düşürülmesi hadisesinde Türkiye'ye destek vermesi sebebiyle, partinin onursal başkanı Ahmet DOĞAN tarafından başkanlıktan ve partiden uzaklaştırıldı. Bunun üzerine Lütfi MESTAN, 2016'da Sorumluluk, Özgürlük ve Hoşgörü için Demokratlar Partisi-DOST'u kurdu. 2017 yılındaki seçime HŞHP ile "DOST Birliği" kurarak girdiler. Fakat yüzde 4'lük seçim barajını geçemediler. Ardından Lütfi MESTAN, 2019 yılında karıştığı ölümlü bir trafik kazasının psikolojik etkisinden kurtulamayınca, başkanlık koltuğunu Taner MOLLAHAN'a devretti. Ne var ki DOST, sadece kâğıt üzerinde varlığını sürdürüyor. HÖH'ün üçüncü genel başkanı, Sofya Akademik Derneği"nin kurucusu Mustafa KARADAYI oldu.
06 Mayıs 2026 02:19

Çocuklarımız
İnsanların zayıf noktalarına "aşil'in topuğu" denilmektedir. Ve her insanın, mutlaka zayıf bir noktası vardır. Kadınların zayıf noktaları, altındır. Bir de şu: Evli insanların zayıf noktaları, çocuklarıdır. Hâlâ da duyuyorum: "Bir evlat kaç yılda meydana geliyor, biliyor musun?" Artık biliyorum. Bu yüzden, çocuklardan derin bir nefes alır, "cennet kokuyor" deriz. Sokrates'in şu sözünü hatırlatalım: "Dürüst bir insan, daima çocuk kal ır." Çocuklar büyüdükçe ve masumiyetlerini kaybettikçe, vicdan devreye girer. Çocuk, evin neşesidir. Bu yüzden, mutluğumuzu ifade ederken, "çocuklar gibi şeniz" ifadesini kullanıyoruz. Çocukla beraber, bereket ve merhamet verilir. Orada kötülük yoktur, iyilik vardır. Behçet Necatigil'in Çocuklar isimli şiirinde söylediği gibi: "Biz böyle eğilmezdik, çocuklar olmasaydı." Çocuğa verilen emek, asla ziyan olmaz. "Yaşlanınca ne olacağım?" sorusunun cevabı çocuklardır. Çocuklar, tıpkı dinimiz, eşimiz ve yaptığımız tüm işler gibi önce Allah'a, sonra bizlere emanettir. Anadolu'da, bir dilektir, duadır: "Allah hayırlı evlat nasip etsin." Çocuk dünyaya gelince de "vatana ve millete hayırlı olsun" diye dua edilir. Her anne ve baba, çocuklarının hayırlı bir evlat haline gelmesini ister. Aklıma sadece şu söz geliyor, başka bir şey gelmiyor: Kork, Allah'tan korkmayandan!
22 Nisan 2026 01:54


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Batı Trakya'da Neler Oluyor?
Batı Trakya Türk Azınlığının tüm hakları, İstanbul Antlaşması, Atina Antlaşması, Sevr Anlaşması (Yunan Sevr'i) ve Lozan Antlaşması ile güvence altına alınmıştır. Bugün, Yunanistan'da yaşayan, Batı Trakya Türk Azınlığın birçok sorunu var. Atina yönetimi, Batı Trakya Türk Azınlığını, birçok insan hakkı ihlaline maruz bırakıyor. Bu vakıf mallarını, Batı Trakya Türk Azınlığına da iade etmiyor. Tüm dünyaya 'demokrasinin beşiği' olduklarını söyleyenlerin, Batı Trakya Türk Azınlığını Yunan Parlamentosu'na sokmamak için getirdikleri, ülke genelinde yüzde 3'lük seçim barajından hiç bahsetmiyorum bile. Örneğin, "Türk" veya "Batı Trakya" ifadesi bulunan, İskeçe Türk Birliği ve Batı Trakya Fenerbahçeliler Derneği gibi STK'ları kapatıyor, okul tabelalarını indiriyor. 1913 Atina ve 1923 Lozan Barış Antlaşması ile Batı Trakya Türkleri, eğitim ve din alanında özerk kılındı. 1985 yılına kadar müftüler, Batı Trakya Türk Azınlık cemaati tarafından belirleniyordu. Fakat Lozan'da müftülerin seçimi hakkında bir hüküm bulunmadığını söylemek; hukuk devleti ilkesi temelinde, "herkes için eşitlik" ilkesiyle bağdaşmıyor. Böylelikle Atina yönetimi, 1990 yılından beri, göstermelik bir seçim adı altında, fiilen müftü ataması yapıyor. Müftülük makamı, Batı Trakya Türk Azınlığının kimlik ve birliğinin kilit taşıdır. Yunan tezinden yola çıkarsak: Türk Dışişleri'nin de Türkiye'deki Yunan ve Rum azınlıktan bahsederken, "gayri-Müslimler" demesi gerekiyor! Batı Trakya Türk Azınlığının, kimlik ve inançlarını özgürce yaşamasına müsaade edin.
15 Nisan 2026 02:23

Güven Sorunu
Bizim medeniyetimiz, güven medeniyetidir. Peygamber Efendimiz, bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor: "Mümin, güven yurdudur." Dolayısıyla, her mümine güven duymamız gerekir. Güvenilir olmak, insanın güzelliklerindendir. Hep birlikte yaşıyoruz: İnsanlar arasındaki güven duygusu her geçen gün zayıflıyor. Güven duyulan insan sayısında ciddi bir gerileme var. Velhasıl, topyekûn bir güven bunalımı yaşıyoruz. İnsanların, birer hesap makinesine dönüştüğü bir dünyada, "yakın çevre" deyince, artık aklıma eş, evlat, çiçek ve kitap gibi şeyler geliyor. Dostlar arasındaki sohbetlerde bile "aramızda kalsın" uyarısı yapmak ihtiyacı duyuluyor. Bunun anlamı muhtemelen şudur: Güven ve dayanışma duygusu, karşılıklı olarak geri çekiliyor. Yeri gelmişken: Temel sorunlarımızdan biri de millete güven veren isimlerin biçimsizce tasfiye edilmesidir. Tersi de doğrudur: İnsan, saygı duymadığına itimat da edemez. Mehmet Kaplan, "Birbirine yalan söyleyen ve birbirini aldatan insanlar haydut çetesi bile kuramazlar" diyor. Uzun lafın kısası: Güven yurdu olmak mecburiyetindeyiz.
08 Nisan 2026 02:28

Kosova'da Neler Oluyor?
Bu yazıyı Kosova – Türkiye müsabakası öncesinde yazmaya başladım. Türkiye, Kosova'dır; Kosova, Türkiye'dir. Fakat Kosova'dan ayrılmayalım. Hizmet etmek ve kudret/servet sahibi olmak. Kendi yükünü tutmak isteyenlerin 'dava' dediği şey, aslında yine kendi ikballeri ve ihtiraslarıdır. Kosova Demokratik Türk Partisi-KDTP, 28 Aralık 2025 tarihinde yapılan ve tek Türk partisi olarak katıldığı son parlamento seçimlerinde, Mamuşa haricindeki neredeyse tüm seçim çevrelerinde oy kaybı yaşadı. KDTP Genel Başkanı Fikrim DAMKA, partisinin ancak yarısı kadar oy alarak parlamento dışında kaldı. Buna karşılık Mamuşa şehri, hem KDTP'nin hezimetine mani oldu hem de şehrin iki evladını Kosova Parlamentosu'na göndermeyi başardı. Bunu hazmedemeyen KDTP Genel Başkan Yardımcısı Furkan ERGÜLER ile Cenet ZUBANİ, Mamuşa'daki seçim sürecinde usulsüzlükler yaşandığını ileri sürerek, Merkezi Seçim Komisyonu'na itirazda bulundular. Soruşturma kapsamında KDTP'nin de sandık görevlileri gözaltına alındı, biri de tutuklandı. MSK'nın yeniden sayımı neticesinde, haksız şekilde lehine en çok yazılan KDTP adaylarının Fikrim DAMKA, Furkan ERGÜLER ve Cenet ZUBANİ olduğu tespit edildi. Merkez Seçim Komisyonu nihayet genel seçim sonuçlarını onayladıktan sonra sıra adaylara geldi. Bunlardan biri KDTP'nin MSK temsilcisi Müfera ŞİNİK, diğeri LVV temsilcisi Sami KURTESHI idi. Tıpkı komisyonun Sırp üyesinin Sırpların çoğunlukta olduğu bölgelerde "oylar yeniden sayılmasın" dediği gibi o da Mamuşa'daki oyların yeniden sayımına karşı çıktı. Kosova Anayasası ve KDTP Tüzüğü gereğince, KDTP MYK'sı ve milletvekilleri tarafından alınması gereken kararlarda da yok sayılmaya başladılar. Son olarak Merkez Seçim Komisyonu üyeliğinde de benzer şekilde hareket edilerek, yeniden Müferra ŞİNİK'in ismi sunuldu. Böylelikle Müferra ŞİNİK, Fikrim DAMKA'ya verdiği şartsız desteğin karşılığını almış oldu.
01 Nisan 2026 02:28

Neyi Kaybettiğini Hatırla!
Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı isimli eserinin önsözünde şöyle söylüyor: "Bizden Belgrad'ı aldıkları zaman, düşman delegeleri Niş kasabasını da istemişlerdi. Osmanlı delegesi ayağa kalkarak; " Ne hacet " dedi, " İstanbul'u da size verelim. " Babalarımız için Niş, İstanbul'a o kadar yakındı. Biz eğer Vardar'ı, Trablus'u, Girit'i ve Medine'yi bırakırsak, Türk milleti yaşayamaz sanıyorduk. Çocuklarımızın Avrupa'sı Marmara ve Meriç'te bitiyor." (Milli Eğitim Basımevi, 1970, Sayfa 12) Yalan yok, "Selanik'i Yunan, Filibe'yi Bulgar, Üsküp'ü Makedon şehri yapmaya kimin gücü yetebilir?" diye düşünüyorduk. Ekim 1912'de, fethi İstanbul'dan daha eski olan nice beldemize uzak düştük. Birkaç örnek verelim: Kumanova 14 Ekim, Görice 20 Ekim, Yeni Pazar 22 Ekim, Kozana 24 Ekim, İştip 25 Ekim, Priştina 26 Ekim, Selanik 27 Ekim, Taşlıca 29 Ekim, İpek ve Prizren 30 Ekim. Kasım ayında, kayıplarımız artarak devam ediyor. Çözülme sürüyor: Kalkandelen 1 Kasım, Gostivar 2 Kasım, Drama ve Vardar Yenicesi 3 Kasım, Pirlepe 5 Kasım, Kavala 7 Kasım, Mestanlı 17 Kasım, Manastır 18 Kasım, Resne 20 Kasım, Ohri, Gümülcine ve Dedeağaç 21 Kasım, Tiran ve Draç 28 Kasım. Boşluğun içinde sadece iki kelime vardır: Esir Vatan. İşkodra, Yanya'ya nispeten, biraz daha yaşıyor. Veda tarihi: 20 Nisan 1913. Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı tarafından yayına hazırlanan ve 1984 yılında basılan Balkan Harbi'nde Yanya Savunması ve Esat Paşa isimli kitabı okurken, 'giriş' bölümündeki şu satırlar dikkatimi çekti: "Olaylar ve felaketler hiçbir zaman oluştukları zamanlara ait sebeplere dayanmazlar. Tarihten kopup gelen olayların derinliklerine inilmez ve gerekli dersler alınmazsa, yakın bir gelecekte, aynı acı sahnelerle er veya geç karşılaşılabilir." Bu yazının kaleme alınma gerekçesi, hafızamızı tazelemek; hep birlikte, "neyi kaybettiğimizi" daha güçlü bir şekilde hatırlamak, kaybettiklerimizden gerekli dersleri almak ve elimizde kalanlara daha sıkı sarılmaktır.
25 Mart 2026 02:45