
Ve şimdi o ülkenin, gecikmiş bir irade beyanıyla yeniden ayağa kalkışının hikayesi... "Terörsüz Türkiye" ifadesi, ilk bakışta bir iç güvenlik hedefi gibi okunabilir. Bu, Türkiye'nin yalnızca bir tehdidi bertaraf etme çabası değil; aynı zamanda tarihsel rotasını yeniden tayin etme girişimidir. Kamuoyunda zaman zaman somut projelerle özdeşleştirilen "Kızıl Elma", aslında teknik bir kapasitenin ötesinde bir zihniyetin adıdır. Bu kavram, Türkiye'nin kendi eksenini tayin edebilen, bağımsız karar alabilen ve gerektiğinde kendi ittifaklarını kurabilen bir aktör olma iddiasını temsil eder. Bu yeni tabloda bazı ülkeler belirgin roller üstlenmiş durumda: Bu gelişen ilişki ağı, klasik anlamda bir ittifak blokundan ziyade, bir "medeniyet refleksi" olarak okunmalı. "Türkiye Yüzyılı" ifadesi, sadece iç kamuoyuna yönelik bir motivasyon söylemi olarak okunmamalıdır. Terörsüz Türkiye hedefi, yalnızca güvenlik politikalarının başarısı değil; aynı zamanda daha büyük bir stratejik vizyonun ilk halkasıdır. Türkiye de bugün, böyle bir eşiğin tam ortasındadır.
Kaynak: Yeni Akit
04 Mayıs 2026 01:46
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Açın Kapıları... Serdengeçti Geliyor!
Hatta her yeni sayıdan sonra emniyetin yolunu tutuyor, "Nasıl olsa alacaklar" diyordu. Hapishaneye götürülürken bile gardiyanlara ve duvarlara meydan okurcasına sesleniyordu: "Açın kapıları! Osman Yüksel geliyor!" Bu söz, bir insanın değil; teslim alınamayan bir ruhun haykırışıydı. Serdengeçti, kalemini makam için kullanmadı. Meclis Başkanı'nın uyarısı üzerine verdiği cevap, dönemin bürokratik dayatmalarına karşı unutulmaz bir itirazdı: "Kanunda nereye takılacağı yazmıyor ki... İstediğim yere takarım." O sadece güldüren bir nüktedan değildi. Bir gün meclis kürsüsünden, "Bu meclistekilerin yarısı hıyardır" dediğinde ortalık karıştı. Yeniden kürsüye çıktı ve tarihe geçen şu cümleyi kurdu: "Peki... Bu meclistekilerin yarısı hıyar değildir." Bu cevap, zekânın cesaretle birleştiğinde nasıl bir silaha dönüştüğünün göstergesiydi. Hâkimin: "Evladım, bu ülkede Allah demenin yasak olduğunu bilmiyor musun?" sözlerine verdiği cevap, bugün bile insanın yüreğini titretiyor: Osman Yüksel Serdengeçti, hayatı boyunca ne servet peşinde koştu ne makam. Onun davası; Allah davasıydı, millet davasıydı, vatan davasıydı. Ve bizlere bıraktığı o meydan okuyuş, hâlâ kulaklarımızda çınlasın: "Açın kapıları... Serdengeçti geliyor!".
22 Haziran 2026 01:53

27 Mayıs: Tank Paleti Altında Ezilen Millet İradesi
Takvimlerde sıradan bir tarih gibi görünür. 27 Mayıs Darbesi, 27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gerçekleşmiş ilk askerî darbe. Ayrıca 27 Mayıs Askerî Müdahalesi, [27 Mayıs İhtilali veya 27 Mayıs Devrimi olarak da anılır. Başbakan Adnan Menderes, Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edilmiş ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile bazı hükûmet üyeleri tutuklanmıştır. 235 general ve 3.500 civarında subay emekliye sevk edilmiş, üniversitede bulunan 147 öğretim üyesi görevden alınmış [ve bazı üniversiteler kapatılmıştır. Türk demokrasi tarihinin kara lekelerinden biri olan, Anayasa ve TBMM'nin feshi, ülkenin başbakanı ve iki bakanının idamıyla sonuçlanan 27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden 66 yıl geçti. Çünkü o, bu ülkenin sadece buğday eken, pamuk satan, dışarıdan alan bir "tarım memleketi" olarak kalmasını istemiyordu. Fabrika diyordu. 1960 Temmuz'unda SSCB'ye gitmeye hazırlanıyordu. Resmî kayıtlarda "kaza" yazıyordu. Ama hedef ayakta kalmıştı. Çanakkale'de ilk şehitlikleri yapan subay. Cebinden para harcayıp ilk Çanakkale şehitliğini yaptıran, 1950-1956 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı yapmış olan Nuri Yamut Paşa, 29 Mayıs 1960'da tutuklandı Askeri darbe yaparak demokrasiye son veren Amerikan yetiştirmesi haydut subaylar tarafından evinden yaka – paça dövülerek alınmak suretiyle Yassıada'ya götürüldü. Ve idamla yargılanırken 5 Haziran 1961'de, Yassıada'da hapiste öldü. New York Times'ın satır aralarında dolaşan mesaj açıktı: "Politikasını değiştirmezse, sonuçlarına katlanır…" Bu insanlıktan nasibini almamış nefret kokan, mafyatik dilin bu günün mağrur ve pervasız mirasçısı, soykırımcı İsrail destekçisi ve işbirlikçisi, Alman kırması yaşlı kovboyu da aynı dili kullanıyor. Bu cümle sıradan değildi. Bugün artık daha net görüyoruz: 27 Mayıs sadece askerî bir müdahale değildi. Bu, Türkiye'nin kendi yönünü çizme iradesine vurulan sert bir darbeydi. Mesaj açıktı: "Kendi başınıza kalkınamazsınız. Kendi rotanızı çizemezsiniz. Size çizilen sınırların dışına çıkamazsınız." Ama tarih bir şeyi de gösterdi: Milletin iradesi bazen tanklarla bastırılır… O günün, 1950'den beri büyük bir farkla sandıkta yenilerek muhalefete düşmüş iktidarı yeniden ve yasal olmayan yollardan alabilmek için darbeleri teşvik eden CHP'si, her şeye rağmen, 1973'lere kadar (koalisyon ortaklığı hariç) bu aziz milletin oyu ile iktidar yüzü göremedi.
01 Haziran 2026 01:35

Kibbutz'dan Firar Eden Vicdan: Terör Devletinin En Büyük Kabusu
Özellikle, 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı olayından sonra, on binlerce ölü ve o sayının iki katı Gazzeli Müslümanın, aç- susuz – soğukta – sıcakta alçakça işkenceler altında, uğradığı soykırım ve mezalime duyarsız kalmaya devam eden, Türkiye ve bazı Müslüman ülkelerde İsrail'e boykot çağrılarına kulak asmayan, (sözde) Müslüman başörtülü kadınların ve muhafazakar erkeklerin Starbucks Caferlerde kahvelerini keyifle yudumlamaya devam etmelerinden duyduğum üzüntüye karşı, Zohar Regev'in bu asil duruşunu anlatmak, bu yazıyı kaleme almak bir ibret vesikası hükmündedir. Soykırımcı Terör Devleti İsrail'in bugün "hain" damgası vurarak mahkeme salonlarında zincire vurduğu Zohar Regev, tam da bu sarsıntının, sistemin kalbinde açılan o devasa ahlaki çatlağın ete kemiğe bürünmüş halidir. Bu görüntü, modern dünyanın "demokrasi vahası", "hukuk devleti" diye yıllardır milyarlarca dolarlık bütçelerle pazarladığı o cafcaflı vitrinin arkasındaki karanlığı tek bir saniyede faş eden edebi bir vesikadır. Ancak bu hikâyeyi asıl sarsıcı kılan şey, Zohar Regev'in kimliğidir. O, dışarıdan gelen, kolayca "düşman propagandası" denilerek kenara itilebilecek bir yabancı değil. İşgalci – soykırımcı Terör Devletinin resmi tarih tezleriyle, "tek haklı biziz" ninnileriyle şekillendirildi. Ama kendi içlerinden bir İsraillinin, vicdanı hala temiz kalabilmiş bir vatandaşın ayağa kalkıp Ayn Rand'ın deyimiyle "kralın çıplak olduğunu" haykırması ölümcül bir tehlikedir. Topluma şu mesajı vermek istiyorlar: "İçimizden biri gerçeği söylerse, sonu böyle olur." Dünyanın büyük kısmı ekran başında üç maymunu oynarken, Batılı hükümetler bir yandan "insan hakları" nutukları atıp diğer yandan o bombaları taşıyan uçaklara mühimmat sağlarken, uluslararası hukuk denilen yapı güçlülerin çıkarına hizmet eden boş bir dekora dönüşmüşken; Regev tüm dünyayı karşısına alıp şu cesur cümleyi kurmuştur: "Ben sizin yalanlarınıza ortak olmayacağım." Bu duruş, İsrail'in içinde de her şeye rağmen vicdanını, merhametini ve insanlığını kaybetmemiş, devletinin işlediği suçlardan derin bir hicap duyan o sessiz ama onurlu azınlığın çığlığıdır. Bugün Tel Aviv mahkemelerinin "hain" ilan ettiği Zohar Regev, yarın tarih kitapları yeniden yazıldığında, insanlığın ortak vicdan defterine bambaşka bir sıfatla kaydedilecektir. Bir imparatorluğu yıkmak için binlerce tanka ihtiyacınız olmayabilir; bazen tek bir insanın, o devasa çarkın dişlileri arasından çıkıp "Hayır!" demesi yeterlidir.
30 Mayıs 2026 02:10

Vicdanın Çöl Sürgünü: Ambulanslardan Kim Korkar?
Bugün insanlığın utanç vesikası, Gazze'nin tepesine yağan bombalardan ibaret değil artık; Libya ile Mısır'ın ortasında, çölün kavurucu sıcağında çürümeye terk edilen ambulansların lastik izleridir. İçlerinde kıymetli- fedakar- diğergam bir arkadaşımızın da olduğu, Gazze'ye bir nefes, çocuklara bir yara bandı ulaştırmak için yola çıkan küresel Sumud Kara Konvoyu'nun önü bu kez, İsrail jetleriyle değil, Arap coğrafyasının kendi elleriyle diktiği demir bariyerlerle kesildi. Libya'nın doğusunu demir yumrukla yöneten Amerikan beslemesi, İsrail Muhibbi satılmış Halife Hafter güçlerinin, 30'dan fazla ülkeden gelen yüzlerce aktivisti günlerdir sınır hattında keyfi biçimde bekletmesi, içlerinden 10'unu göz altına alması, basit bir "güvenlik" ya da "evrak" meselesi değildir. Bu tablo, Gazze'nin etrafındaki ablukanın sadece Tel Aviv'den ibaret olmadığını, o kuşatmanın korkak diplomasiyle, sessiz rejimlerle ve utanç verici çıkar hesaplarıyla müttefik ülkelerin sınırlarına kadar genişletildiğini tescil ediyor. Bir yanda kürsülerden "insan hakları" nutukları atan Batılı başkentler, diğer yanda kardeş coğrafyanın sınır kapısında, güneşin altında ilaçları bozulan ambulanslar... Tarih, bu dönemin defterini kapattığında o sayfaya çok ağır bir hüküm yazacak: "Gazze yalnız bırakıldı... Ama ona gitmek isteyenler, kendi kardeşleri tarafından çölün ortasında yalnızlığa mahkûm edildi." O sınır kapısında bekletilen her bir ambulans, insanlığın son samimiyet testidir.
28 Mayıs 2026 01:48

Yaşananlar Tesadüf Mü? Yoksa Türkiye Üzerinde Oynanan Büyük Oyunun Parçaları Mı?
Türkiye'ye diz çöktürmek isteyen küresel akıl, yıllardır bu topraklarda yalnızca ekonomik operasyonlarla değil, "özenle yetiştirilmiş vitrin isimlerle" de sonuç almaya çalıştı. Çünkü yalnızca altı ay sonra bu ülke, tarihinin en büyük ihanetlerinden biriyle karşı karşıya kaldı: 15 Temmuz CIA destekli Kanlı Fetö Darbe Girişimi… O, 15 Temmuz 2016 gecesi millet meydanlara inerken, medya savaşları da en az sokaktaki çatışmalar kadar önemliydi. Siyasette "yeni yüz", "umut", "değişim" sloganlarıyla öne çıkarılan İmamoğlu'nun kısa sürede yalnızca bir belediye başkanı değil, ideolojik bir proje figürüne dönüştürülmesi dikkat çekiciydi. Öyle ki bazı çevreler tarafından neredeyse "yeni kurtarıcı" gibi sunuldu. Türkiye son 20 yılda yalnızca ekonomik saldırılarla değil; Darbe girişimleriyle, Terör kuşatmalarıyla, Finans operasyonlarıyla, Sosyal medya manipülasyonlarıyla, Uluslararası baskılarla mücadele etti. Buna rağmen, ayakta kalan bir Türkiye gerçeği var çok şükür...
25 Mayıs 2026 01:56

Gazze'nin Kanlı Ufku: İnsani Enkazın Gölgesinde Yeni Enerji Rotaları Ve Soykırım Ekonomisi
7 Ekim sonrası başlayan yıkım, Gazze sınırlarını aşarak Güney Lübnan'a ve İran hattına yayılan çok katmanlı bir operasyona dönüştü. "Eylat-Aşkelon" hattı üzerinden kurgulanan bu yeni lojistik koridor, İsrail'i bölgenin enerji transit merkezi yapmayı hedeflerken, bu planın düğüm noktasında ne yazık ki Gazze duruyor. Özellikle henüz teorik aşamada olan "Ben Gurion Kanal Projesi", Süveyş'e rakip devasa bir deniz yolu olarak Negev Çölü'nden Akdeniz'e, tam da Gazze-Aşkelon hattına uzanmayı öngörüyor. Bu stratejik denklemin daha karanlık bir yüzü daha var: Gazze sahillerinin lüks otellerle ve altın kumlarla kaplı bir turizm merkezine dönüştürülme "hayali". Sonuç olarak; Gazze bugün sadece bir siyasi çatışma alanı değil, küresel enerji rekabetinin en kanlı düğüm noktasıdır.
11 Mayıs 2026 01:43

Modern Füze Harbinde Asimetrik Ve Çok Kademeli Tehdit: Türkiye İçin Stratejik Çıkarımlar
Bu dönüşümü doğru anlayabilmek için Gazze, Ukrayna, İran, Rusya ve Lübnan–Hizbullah hattının birlikte ele alınması gerekmektedir. Burada amaç "isabet" değil, savunma sisteminin reaksiyon kapasitesini ve mühimmat stoklarını tüketmektir. Sahada görülen "parçalanma" olgusu genellikle bir tasarım değil, önleme faaliyeti sonucu oluşan fiziksel bir dağılımdır. İran'dan beslenen ve şekillenen bu yapı, savunma sistemini sadece yormayı değil, belirli kritik altyapılara yönelik "nokta operasyonlar" yapmayı hedefler. Bu yönüyle Hizbullah modeli, "sadece doyurma" değil; aynı zamanda "seçici baskı ve kademeli yıpratma" stratejisini temsil eder. Asimetrik Entegrasyon ve Aldatma (İran Modeli): Düşük maliyetli Shahed-136 tipi İHA'ların, balistik ve seyir füzeleriyle eş güdümlü (koordineli) kullanılmasıdır. Shahed-136 gibi insansız platformlar, balistik ve seyir füzeleriyle birlikte kullanılarak, füze savunma sistemleri üzerinde baskı oluşturur. Ukrayna / Rusya sahası, Gazze, Hizbullah ve İran Modeline göre, daha ileri düzey teknolojilerin aktif olarak kullanıldığı bir ortamdır. Bu modelde hedef, aldatmaktan daha ziyade hızı ve manevra kabiliyetini kullanarak savunma sisteminin "reaksiyon süresini" sıfıra indirmek ve savunma zincirini kırmaktır. Türkiye, S-400 ile uzun menzil, HİSAR ailesi ile alçak/orta irtifa ve geliştirilmekte olan SİPER ile bu katmanları birleştirme yolundadır. Türkiye için asıl sınav üç noktada düğümlenmektedir: Hedef Ayrıştırma Kapasitesi: Çoklu sahte hedefler ve elektronik harp unsurları arasında "gerçek tehdidi" saniyeler içinde seçebilecek yapay zeka destekli karar mekanizmaları. Mühimmat Ekonomisi ve Sürdürülebilirlik: Birkaç bin dolarlık dronlara veya ucuz roketlere karşı yüz binlerce dolarlık önleme füzelerini kullanmanın yarattığı ekonomik asimetriyi yönetecek "düşük maliyetli önleme" çözümleri. Stratejik Sonuç ve En riskli senaryo Modern füze harbi artık bir "mühimmat kalitesi" yarışı değil, bir "karar üstünlüğü" mücadelesidir. İran tipi saldırılar radar ve sensör sistemlerini yanıltırken, Rusya tipi tehditler reaksiyon süresini ortadan kaldırarak savunma zincirini kırabilir.
27 Nisan 2026 01:33

Abd'nin Geçmişte Yaşadığı Amfibi & Kara Operasyonları
ABD, 28 Şubat 2026 tarihinden beri İsrail ile (2025 Haziran ayında 12 Gün Savaşı patlamadan önce olduğu gibi) tam da anlaşma müzakerelerinin devam ettiği bir atmosferde, İsrail'in teşviki ve tahrikiyle haksız – hukuksuz başlattıkları kalleşcesine saldırıların 51. gününe girmiş durumdadır. ABD bir taraftan küresel ekonominin dengesini bozmaktan kaynaklanan bin pişmanlıkla, " İran bataklığı "ndan çıkmanın yollarını arıyor. Bunlar klasik anlamda "hezimet" (tam yenilgi) olmasa da stratejik veya taktik düzeyde ciddi başarısızlıklar, çok sayıda Amerikan askerinin kaybıyla değerlendirilir. Aşağıda bu kapsamda giriştiği muharebelerin en dikkat çekici örnekleri sıralayacak olursak: Domuzlar Körfezi Çıkarması (Küba) Kiska Muharebesi (Alaska / Aleut Adaları) Tarawa Muharebesi (Kiribati) Iwo Jima Muharebesi (Japonya Okinawa Muharebesi (Japonya) Guadalcanal Muharebesi (Solomon Adaları) Yer yer başarılar kazanmış olsa da Vietnam Savaşını Stratejik olarak kaybetmesi, Attu Muharebesi gibi operasyonlar şeklinde sıralanması mümkündür. Bu yazımızda Küba'da yaşanan " Domuzlar Körfezi Çıkarması" na kısaca bakalım: 1961'de Küba kıyılarında yaşanan Domuzlar Körfezi Çıkarması, Soğuk Savaş tarihinin en çarpıcı kırılma anlarından biri olarak kayda geçti. ABD'nin desteğiyle organize edilen ve büyük ölçüde Kübalı sürgünlerden oluşan bir kuvvet, Fidel Castro yönetimini devirmek amacıyla adaya çıkarma yaptı.
20 Nisan 2026 01:51

Abd'nin Bedeli Ağır Bir Arama & Kurtarma Operasyonu: İran Çölünde Evdeki Hesap Çarşıya Uymadı
İran'ın güneyinde çöl, sadece kumdan ibaret değildi artık; yanmış metal, parçalanmış gövdeler ve kanın kokusu rüzgâra karışmıştı. Ama o yalnız değildi. Onlar için bu bir "olay" değildi. ABD için ise mesele farklıydı. Ve ABD, askerini bırakmazdı. HC-130'lar ve Little Bird helikopterleri İran'a sızdı. Çöl, kâğıt üzerindeki bir koordinat değildi. İki C-130, iniş sonrası kalkamadı. Ama bu, tek taraflı bir üstünlük değildi. Bir A-10 vuruldu. ABD unsurları yaralandı. Bu, "hızlı ve temiz" bir operasyon olmaktan çıkmıştı. İran birlikleri geri çekilmedi. Her geçen dakika, ABD için risk büyüyordu. ABD yeni bir plan yaptı. Ama bu kez iniş sadece teknik bir mesele değildi. ABD özel kuvvetleri çember oluşturdu. ABD unsurları İran'dan çıktı.
13 Nisan 2026 02:10

Siyo-masonik İttifakın Kanlı Hançeri: Emanuel Karasu Ve Ulu Hakan'a İhanet
İspanya, 1492 yılında Katolik Hükümdarlar II. Ferdinand ve I. Isabella tarafından çıkarılan Elhamra Kararnamesi, İspanya'daki yaklaşık 300.000 Yahudi'nin büyük bir kısmının ülkeyi terk etmesine neden olmuştu. Elhamra Kararnamesi, Kastilya ve Leon Kraliçesi I. Isabel ile Aragon Kralı II. Fernando tarafından 31 Mart 1492'de Elhamra Sarayı'nda imzalanarak ilan edilen ve İspanya'da yaşayan Yahudilerin kovulması kararını, gerekçeleriyle birlikte ifade eden belgedir. Bu tarihten bir yıl sonra yine II. Fernando'ya ait olan Sicilya (1493'te), beş yıl sonra da Portekiz (1497'de) aynı uygulamayı gerçekleştirecektir. 1492 yılında İspanya'dan kovulan (Sefarad) Yahudileri kurtaran Osmanlı padişahı II. Bayezid'dir. Ama kaderin cilvesini bakın ki, Osmanlı'nın el uzattığı ve toprak verdiği bu lanetli millet, zamanla yine fıtratının gereği olarak yılan gibi ısırmaktan vazgeçmemiş; "Merhametten maraz doğar." ve "Besle kargayı, oysun gözünü." atasözlerini doğrularcasına, Osmanlı'nın köküne kibrit suyu dökmüştür. Ancak Karasu, saraydan çıkarken Yıldız Sarayı Başmabeyincisi Tahsin Paşa'nın kulağına o karanlık zehrini fısıldıyordu: "Buraya bir kez daha geleceğim; lakin bu seferki rolüm şimdikinden çok farklı olacak!" Emanuel Karasu, on yıldan kısa bir sürede suretini değiştirmeyi başarmıştı. 1909'da Yıldız Sarayı'na hal tebliğini getiren heyetin içinde, on yıl önce kovulan o Karasu vardı. Kendisini huzurundan kovan Sultan'dan intikam alırcasına, büyük bir küstahlıkla o meş'um cümleyi kurdu: "Millet seni azletti!" Ulu Hakan azledildikten sonra, kasıtlı bir tercihle masonik hareketlerin kalesi sayılan Selanik'e sürgün edildi. Sultan Abdülhamid Han'ın o derin teessürle kurduğu cümle kulağımızda küpe olmalı: "Ah! Bu millet, kendisini nelerin beklediğini bir bilse..." Biz biliyoruz ve uyandık!
06 Nisan 2026 02:09

Petrol – Elektrik Ve Su Savaşı: Görünmeyen Felaket
ABD Başkanı, saldırgan sarışın hırslı kovboy Donald Trump'ın İran'a verdiği "48 saat" süresi konuşuluyor. Çünkü İran'ın verdiği cevapta, henüz kimsenin yeterince konuşmadığı bir kırılma noktası var: "Tuzdan arındırma tesisleri." Bu üç kelime, Körfez'in kaderini değiştirebilecek kadar kritik. Körfez ülkeleri modern şehirlerdir ama doğal kaynaklar açısından son derece kırılgandır. Elektrik giderse su üretimi durur. Çöl sıcağında, 45-50 derece sıcaklıkta birkaç gün susuz kalan bir şehir… Artık şehir değildir. Dünya petrolü konuşur ama petrolün arkasındaki gerçeği çoğu zaman gözden kaçırır: Petrol = Enerji değildir. Petrol = Enerjiye bağımlı bir üretim sürecidir. Çıkarmak için elektrik gerekir. Elektrik yoksa petrol de yok. Elektrik kesildiğinde: 50 derece sıcaklıkta bu süreç günler içinde gerçekleşir. İran'ın açıklamasındaki en kritik başlıklardan biri de şuydu: "Bilgi teknolojisi altyapısı hedef alınacaktır." Dubai gibi finans merkezleri için bu, fiziksel yıkımdan daha ağırdır: Güven kaybı. Trump "48 saat" diyor. Allah (c.c.) Dünyanın Nefs-i Emmaresi, İnsi Şeytanların "Kötülük Kafilesini teşkil eden; Soykırımcı Siyonistler ve sapkın Evangelistlerin" şerrinden korusun, Amiin..
31 Mart 2026 02:41

Ortadoğu'da Yeni Savaşın Adı: Cephede Değil, Her Yerde!
İran ile ABD ve İsrail arasında 28 Şubat'tan itibaren tırmanan ve özellikle 14–21 Mart haftasında yoğunlaşan gerilim, klasik anlamda "savaş" diye tarif edebileceğimiz bir çerçeveye sığmıyor. Bugün yaşananlar, açıkça gösteriyor ki savaş artık cephede başlamıyor, cephede bitmiyor. Vekil güçler sahada, ekonomik baskılar masada, algı operasyonları ise ekranlarda devrede. Artık mesele "çatışma var mı?" değil, "ne zaman büyüyecek?" sorusuna dönüşmüş durumda. Bu savaşın belki de en kritik boyutu enerji. Soykırımcı Benjamin Netanyahu ve ona destek ve alet olan Donald Trump tarafından yapılan açıklamalar, İran'daki mevcut yönetimin doğrudan hedef alındığını gösteriyor. Bu savaş sadece Ortadoğu'yu değil, Batı'yı da bölüyor. İncirlik Hava Üssü ve Kürecik Radar Üssü gibi stratejik noktalar, Türkiye'yi dolaylı hedef haline getirebilecek unsurlar arasında. Hangisinin gerçekleşeceğini ise sahadaki askeri hamlelerden çok, enerji hatları ve vekil güçlerin davranışı belirleyecek. Sonuç olarak şunu açıkça söylemek gerekiyor: Bu artık bir savaş değil, bir sistem mücadelesi. Ve bu mücadele sadece Ortadoğu'nun değil, tüm dünyanın geleceğini belirleyecek.
22 Mart 2026 04:56