×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Sürecin Başarısı İçin Ak Parti Cesur Olmak Zorunda…

DEM Parti'nin iktidar cephesine daha fazla yakınlaşması ve son harcın seçime beş kala atılması AK Parti'nin planı. Şu satırlar Bahçeli'nin makalesinden: " Benzer bir sürecin yaşandığı İngiltere'de IRA ile muhtelif ateşkesler olsa da asıl barış süreci 1997'de başlayıp 2005'te neticelenmiştir. Bu süreçte IRA'nın siyasi kanadı olan Sınn Fein partisi güçlenirken, örgüt içerisinde de tartışmalar artmış hatta süreci kabullenmeyenler tarafından 'Real IRA' hareketi kurulmuştur." İngiltere'de sonuç getiren barış sürecinde devlet-hükümet adına perde gerisi müzakereleri yürüten Jonathan Powell, sonradan başka ülkelerdeki benzer sorunlar konusunda kendisine danışılan bir figür haline dönüştü. Tony Blair'e IRA barış süreci sırasında ulusal güvenlik başdanışmanı olarak hizmet vermişti Powell; İşçi Partisi'nin yeniden iktidara geldiği şu dönemde, Başbakan Keir Starmer tarafından yeniden aynı göreve atandı. İngiltere'de 1997'de seçimini İşçi Partisi kazanınca başbakan olan Tony Blair, başdanışmanı haline getirdiği Powell aracılığıyla, selefi John Major'un başlatarak belli bir kıvama getirdiği barış sürecini daha ilk günden üstlenip sürdürmüştü. Gerçekten de, sekiz yıla yakın -1997-2005 arası- süren temaslar ve müzakerelerle IRA sonunda tarihe karıştırılabildi. Süreci 1995'te başlatan Muhafazakar Partili başbakan John Major'dı; süreci hızlandırmak için dönemin ABD başkanı Bill Clinton'un Kuzey İrlanda'yı ziyaret edip 'barış' çağrısı yapmasını bile sağlamıştı Major. Yerine gelen İşçi Partili başbakan Tony Blair süreci devam ettirdi ve 2005 yılında 'barış' gerçekleşti. Birkaç yıl sonra,-2010'da- yapılan seçimi kaybetti İşçi Partisi.

Köşe Yazarı

Kaynak: Karar

21 Mayıs 2026 00:01

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Chp'de Yaşanan, Marka Üzerine Kavga

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)… İki yıl önce 100. yılını kutladığımız Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu sağlayanların oluşturduğu bir parti CHP… Darbeler ülkesi olduğumuz için CHP dışındaki hiçbir partinin ömrü yarım yüzyılı bulmuyor… Tek başına iktidar olma başarısı göstermiş Adalet ve Anavatan partileri ışıltılı günlerini geride bıraktılar; buna karşılık CHP 12 Eylül (1980) müdahalesi sonrasında bir müddet kapalı kalsa bile, gölgesine sığınan, Halkçı Parti, SHP ve DSP gibi partilerde varlığını sürdürmüştü. Siyasette en önemli markalardan biri bugün de CHP… Atatürk, İnönü ve Ecevit gibi tarihi figürlerin partisi CHP, Adalet, Anavatan, DYP, DSP ile aynı kaderi paylaşır hale pekala gelebilir. Turgut Özal, 1980 darbesi sonrasında siyaset alanı yeniden açıldığında iktidara taşıdığı partinin geleceğinden o kadar emindi ki, değişik kaygılarla hiçbir parti kalıcı mülk edinmezken, ANAP'ı görkemli bir genel merkez binasına kavuşturmuştu. Böyle giderse, ülkenin zaten çok az olan '100 yıllık markaları' arasından biri daha -CHP- tarihe karışabilir.

19 Haziran 2026 00:01

Köşe Yazarı

Otoriteri De Hizaya Getirirler; Trump Öğreniyor…

Otoriter yönetim tarzını Çin ve Rusya'nın devlet başkanları Jinping Xi ve Vladimir Putin ile birlikte dünyaya 'yeni normal' olarak sunan ABD başkanı Donald Trump şaşırtıcı bir iş yaptı. İran ile anlaşma metni üzerinde müzakereler yürütürken, metnin altına imza atacağı akşam, 80. yaşı aile arasında kutlanırken, New York Times'ın (NYT) savunma muhabiri David E. Sanger' e telefon açtı Trump. İsmi gazetesiyle özdeşleşecek kadar kıdemli -40 yıldır NYT'de- Sanger bu beklenmedik ilgiye şaşırmış görünmüyor. [Son kitabı Çin ve Rusya ile ABD rekabeti hakkında olan Sanger'e telefonda Xi ve Putin'e duyduğu hayranlığı aktarmış Trump.] Otoriter de olsa, itibar suikastıyla etkisini sınırlamak da istese, güvenilir bilindiği için NYT'a ve 'medeni ölü' haline getirmeye çabaladığı Sanger gibi muteber gazetecilere ihtiyacı var şimdilerde Trump' ın… Yılların deneyimine sahip uzmanların, kıdemli gazetecilerin "İsrail'in oyununa geliyorsun, İran efelenerek hizaya getirebileceğin bir ülke değil" uyarılarına kulak vermiş olsaydı, savaşın çıkmaz yol olduğunu en baştan anlardı. Onlara da lüzum yok; İran'a savaş başlattığı ilk günlerde ilan ettiği rejimi değiştirme, diz çöktürme, gerekirse yeryüzünden silme iddiaları ile iki gün sonra altına törenle imza atacağı mutabakat metni örtüşmüyor; ara seçimin yapılacağı kasım ayı beklenmeden 'topal ördek' durumuna düşüverdi Trump. ] Bu denli zor duruma düşen ilk ABD başkanı değil Trump; rakip partiye karşı komplo kurmaya çabalarken suç üstü yapılmış Richard Nixon onursuzca istifa etmek zorunda bırakılmış (1974), yalana başvurduğu için Kongre'de sorgulanan Bill Clinton azilden kıl payı kurtulabilmişti (1999).

18 Haziran 2026 00:01

Köşe Yazarı

Bir De Uyandım Ki... Gündem Yine Aynı Gündem...

On gün kadar zorunlu bir yazı arası kullandım, yeniden masa başına oturduğumda günümüz Türkiyesi'nde fazlaca bir değişiklik olmadığını fark ettim. İktidar adına konuşanlar, yaşananların iktidarın değişmesini önlemek için yaşandığını saklama ihtiyacı bile duymuyorlar. Daha eskiye gitmeye gerek yok: 1980 sonrasında sandıktan iktidar olarak çıkan Anavatan Partisi yerini CHP'nin bir versiyonu olan SHP ile Adalet Partisi'nin bir versiyonu olan DYP'nin oluşturduğu koalisyona terk etmek zorunda kalmıştı. CHP'nin lideri kayd-ı hayat şartıyla partisinin başına geliyor ve kendilerinden 'ebedi şef' veya 'milli şef' olarak söz ediliyordu. Resmi unvanları 'ebedi şef' ve 'milli şef' olan liderler 1930-1940'lar Avrupa'sında da bulunduğu için fazla ayrıksı bir görüntü vermiyordu Türkiye… İktidar sözcüleri "Liderimizi yerinden etmek istiyorlar, arzu edilen iktidarın değişmesi" anlamına gelen sözleri rahatlıkla sarf edebiliyorlar… İngiltere'de İşçi Partisi ile Muhafazakar Parti kaç kez yer değiştirdi; bu da yetmezmiş gibi Muhafazakar Parti'nin kendisi de kısa sürede birkaç kez liderini yeniledi. Oysa, bu ülkelerin ikisinde -Almanya ve İtalya'da-, 1930'lar dolayımında, lider ve önder anlamına 'Führer' ve 'İl Duçe' gibi unvanlar taşıyan politikacılar iş başındaydılar… CHP'nin başına büyük rahneler açılacağını tahmin etmek hiç zor değildi.

16 Haziran 2026 00:01

Köşe Yazarı

Devlet Aklı, Derin Devlet, Görünmeyen El…

En bilinen de 'kapitalizm' denildiğinde ilk akla gelen isimlerden olan Adam Smith (1723-1790). Yabancıların eli söz konusu değilse 'devlet aklı' dediği görünmeyen elin devreye girmesinden rahatsızlık hissetmiyor Kuşoğlu. Hatta, 2023 cumhurbaşkanlığı seçiminde Tayyip Erdoğan'a karşı yarışa giren Kemal Kılıçdaroğlu'nun %48 oyla seçimi kaybetmesinin de görünmeyen 'devlet aklı' tarafından gerçekleştirildiğine inansa da… Anlattıklarını Cansu Çamlıbel şöyle özetlemiş: "2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal Bey'in oyu yüzde 50'nin üzerindeydi; orada bir şeyler oldu, ispatlayamadığımız şeyleri söylemedik(..) Devlet seçimleri %2 oranında manipüle edebiliyor, Cumhurbaşkanı seçiminde etki daha da yüksek olabiliyor." Gelelim mülakatta ele alınan konular arasındaki en kritik noktaya… En iyisi kendi sözlerinden aktarayım Kuşoğlu'nun görüşünü: "Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi sadece Erdoğan üzerine inşa edilmiş vaziyette. Ondan başka hiç kimsenin bu rejimi, bu sistemi götürmesi mümkün değil. Dolayısıyla Erdoğan sonrasında Türkiye'yi bir kaos, karmaşa bekliyor. Onun için de o devlet aklı, bürokratik aklı bir şeyler yapmaya çalışıyor sanki kendine göre. Doğru mu yapıyor, yanlış mı yapıyor onu bilmiyoruz. Sıkıntımız orada." Kılıçdaroğlu'nun mülakatın çıktığı gün Merkez Yönetim Kurulu'na genel başkan yardımcısı ve sayman olarak atadığı Kuşoğlu'nun 'devlet aklı' tezini okuyup görünmeyen bir elin katıldıkları seçimlerde kaybetmelerini sağladığını öğrendiklerinde, CHP kadroları rahatlamışlardır herhalde. Yakın çevremle paylaştığım bir tezim için Kemal Tahir'in 50 küsur yıl önce (1969) yayımlanan bir romanını - Kurt Kanunu - çıkış noktası olarak kullanıyorum.

04 Haziran 2026 00:01

Köşe Yazarı

Yanlış Yerde Ne İşimiz Var?

Geçen ekim ayında ilan edilen ateşkesten bu yana İsrail askerlerinin açtıkları ateşle 922 Gazzelinin hayatlarını kaybettiğini, 7 Ekim 2023'ten bu yana öldürülen Gazzeli sayısının 73 bine ulaştığını bilenimiz az. Önceki gün, 30 Mayıs'ta, Amerikan AP haber ajansı, İsrailli timlerin minibüslerini Gazzelilerin üzerine sürdükleri haberini geçti. Birleşmiş Milletler (BM) dayanamayıp savaş alanında cinsel şiddet uyguladığı için İsrail'i sonunda kara listeye aldı. BM genel sekreteri António Guterres'in verdiği bilgiye göre, 18'i 2024 yılında, geri kalan 13'ü ise 2025 yılında olmak üzere, İsrail askerleri 31 Filistinli'ye cinsel şiddet uygulamış… Kadın, 2024'te, İsrail'in Gazze'de yaptıklarının 'soykırım' olduğunu raporlaştırmıştı. Bir yıl sonra da, -Haziran 2025'te- yine BM adına hazırladığı raporunda, ABD'nin Microsoft, Alphabet ve Amazon gibi dev firmalarının, İsrail'in işgalciliğinden ve Gazze'de yaptıklarından çıkar sağladıklarını kayda geçirdi. Hatırlayalım: Donald Trump Dünya Ekonomik Forumu için Davos'a gittiğinde, Gazze barış planı ile ilgili olacağını duyurduğu bir kurul oluşturmuş, kurula üye olması için davet ettiği 62 ülkeden aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 25 ülke davetini kabul etmişti. Bir de ne görelim, Netanyahu'nun teşviklerine kanıp bir çırpıda dize getireceği sanısıyla savaş açtığı İran ile başa çıkmaya çalışan ve çıkış yolu bulmakta zorlanan Trump, geçen hafta dikkatini başkanı olduğu 'Barış Kurulu' alanına çevirdi ve kurul üyesi ülkelerin İsrail ile normalleşme sürecine girmeleri talebinde bulundu. Doğru olan, Trump'ın İbrahim Mutabakatı davetini duyunca, "Biz yanlış yerdeymişiz" diyerek 'Barış Kurulu' adlı yapıdan çekilmekti.

02 Haziran 2026 00:01

Köşe Yazarı

'Baba Ocağı' Değil De 'Anne Ocağı' Olsaydı Chp…

Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel' in CHP'li seçmenlerle bayramlaşma girişimleri sayesinde… Kılıçdaroğlu' nu tutan gazetelerden birinde, siyasette paranın önemini vurgulayan bir yazı vardı dün. CHP bu yıl 1,5 milyar TL Hazine yardımı almış… Böyle durumlarda danıştığım Kubbealtı Lugatı' koz ' sözcüğünü şöyle tanımlıyor: 1. İskambil oyunlarında diğer kâğıtlara üstün oldukları ve diğer kâğıtları alabilecekleri kabul edilmiş olan aynı işâreti taşıyan kâğıt grubu ve bu gruptaki kâğıtlardan her biri. 2. Sâhip olunan ve başarı elde etmek için öne sürülebilecek olan üstün durum. 3. Elindeki üstün durumu öne sürmek ve kullanmak. ' başlıklı yazının son paragrafı şöyle: Deyim, AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından, kurumsal X hesabından paylaştığı şu mesajda kullanılmıştı, ilk olarak 2019 yılında: "Ülkemizin bekasını ilgilendiren meselelerde, siyasi görüş ayrılıklarımızı bir tarafa koyarak, 82 milyon hep birlikte 'Türkiye İttifakı' olarak hareket etmeliyiz. / Vatandaşlarına güven veren bir Türkiye için hep beraber elimizi taşın altına koymalıyız." Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Türkiye İttifakı' daveti, 'Cumhur İttifakı' ortağı MHP ile bazı konularda farklılaşma yaşandığı bir dönemde paylaşıldığı için, MHP'den kopma durumunda farklı bir ittifak arayışına girmenin AK Parti'de düşünüldüğü biçiminde yorumlanmıştı. Öyle yorumlandığı için olacak, Devlet Bahçeli, hemen ertesi gün, " Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye İttifakı ile neyi kastettiğini elbette bilemeyiz" dedikten sonra şu kesin ifadeyle mesajı cevaplandırmıştı: "Ülke bazlı siyasi ittifak olmaz." Yazarın "Türkiye ittifakı'na giden yolun taşları döşeniyor" tespiti o eski beklentiyi hatırlatıyor. Kestirmeden söyleyebileceğim şu: Olan CHP'nin kurumsal kimliğine olacak…

31 Mayıs 2026 00:01

Köşe Yazarı

Bu Değerlendirmeme Umarım Öfkelenmezsiniz

CHP, Cumhuriyet'ten hemen önce, 9 Eylül 1923 tarihinde kurulmuş, iki ay geçmeden, 29 Ekim 1923 tarihinde, yeni rejimin adını Cumhuriyet koyacak kadronun eseri olan en eski siyasi parti. Kemal Kılıçdaroğlu CHP'nin 13 yıl boyunca (2010-2023) genel başkanlığını yapmış kişi. Anlaşılır olmayan ve son yaşananları değerlendirenlerin izahta zorlandıkları olaylar, Kılıçdaroğlu ve en yakın çevresinin öfkesinin CHP'yi bölünme noktasına nasıl götürdüğüdür. Başına yeniden geçtiği CHP'nin, kendisinin genel başkan, Özgür Özel 'in TBMM'deki grup başkanvekili bulunduğu dönemdeki parti olmadığını görememesi de gözünü körleten o öfkedendir. ' Yanlış bir ' daha ilk gün yaşandı: CHP genel merkezi önüne ibret-i alem olsun diye çekilen ' haram para ile alındığı ' iddialı iki makam aracının Kılıçdaroğlu dönemine ait olduğu ortaya çıtı. O ihtimal de bütünüyle gündem dışı olmamakla birlikte, AK Parti'yi doğuran şartlar ve o kitleye yaşatılanlar göz önüne getirildiğinde, bir başka ihtimali de göz ardı etmemek gerekiyor: Öfke … Daha önce bir vesile düştü de yazmıştım: Demokrat Parti (DP) 1950 yılında iktidara gelince, kurucu kadronun ilk işlerinden biri, vaktiyle içerisinde yer aldıkları CHP'yi cezalandırma yolu aramak olmuştu. Şu günlerde yaşananların ardında da kökleri tek parti dönemine kadar uzanan CHP'ye duyulan öfkenin yattığını düşünüyorum. Ya da onlar da bir sebepten Özgür Özel ve yönetimine öfke duyuyor olabilirler.

29 Mayıs 2026 00:01

Köşe Yazarı

Bayram Günü Chp'yi Düşünürken…

Ne kadar 'zekice' değil mi?] Belli ki, CHP içerisinden bir yeni parti çıksa rahatlayacaklar. 1980 darbesi sonrasında siyasi partilerin kuruluşuna izin verildiğinde, CHP kitlesi SHP ve DSP olarak ikiye bölünmüş, kapatılmış partilerin isimleri üzerindeki sansür de kalkınca CHP yeniden kurulduğunda, ikilik bu defa CHP ile DSP olarak devam etmişti. 2001 genel seçiminde DSP baraja takıldı, CHP tek başına Meclis'te temsil edilmeye başladı. Düşünmek istenmeyen bir başka örnek var oysa: Tek parti dönemi CHP'sinin kendi içerisinden çıkan Demokrat Parti kadrosu tarafından iktidardan edilmesi. Benzer bir başka örnek olay da Milli Nizam (MNP), Milli Selamet (MNP), Refah, Fazilet ve Saadet partileri geleneğinden gelen ve son kongresinde genel başkan adayı çıkartarak yönetimi değiştirmeye hazırlanan bir kadronun, bunu başaramayınca kurdukları Adalet ve Kalkınma Partisi. Herhalde "Olmaz öyle şey" diye düşünülüyor. Ülkesinde sol Syriza partisinin genel başkanı olarak dört yıl (2015-2019) başbakanlık yapmış Alexis Tsipras, önceki gün -26 Mayıs 2026- Atina'nın Thision Meydanı'nda yeni bir partinin kuruluşunu duyurdu. Tsipras -Çipras okunuyor- ile eş zamanlı olarak, Yunanistan'ın en büyük tren kazasında 19 yaşındaki kızını kaybetmiş, devletin kayıtsızlığını sürekli sorgulayarak kamuoyunca tanınır bir figür haline gelmiş bir doktor kadın da - Maria Karysianou - 'Hope for Democracy' (Demokrasi Umudu) adını taşıyan bir parti kuracağını Selanik kentinde açıkladı. Kılıçdaroğlu ve kadrosu CHP tabanının sadakatine güvenen bir anlayışı temsil ediyor. İktidarın CHP planı böylece yarı yarıya gerçekleşmiş olur.

28 Mayıs 2026 00:01

Köşe Yazarı

Kavgalısı Da Aynı Kapıya Çıkıyor, Gürültüsüzü De…

İlki, AK Parti kadrosunun vaktiyle içinde yer aldıkları siyasi hareketin kurucu önderi Necmettin Erbakan'ın, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) başkanı seçilmesini içine sindiremeyen dönemin başbakanı Süleyman Demirel tarafından bir sabah baskınıyla yerinden edilmesi olayı. Bütün tedbirlere rağmen seçildi Erbakan TOBB başkanlığına (24 Mayıs 1969). Aleyhinde açılan davalar olumsuz karara bağlanırken, kendisinin açtığı kotayla ilgili dava, başvurduğu tarihte Erbakan'ın Odalar Birliği adına dava açacak sıfat ve ehliyeti olmadığı gerekçesiyle reddedildi (Haziran 1969). Sonrasını da aktarayım: ''8 Ağustos (1969) günü Ankara Valiliği'nin emriyle Erbakan, Odalar Birliği'nden çıkartıldı. (..) Demirel'in 'Siz Vilayet'e, Vilayet de Emniyet Müdürlüğü'ne yazılı emir versin, Emniyet de Erbakan'ı Odalar Birliği'nden atsın' emriyle Erbakan Ankara Emniyet Müdürü İbrahim Ural'ın gözetiminde Odalar Birliği'nden çıkartılmıştı.'' O sıralarda ülkede TV yayını olmadığından, olan-biteni ertesi gün gazetelerden öğrenebildi Türkiye. Erbakan birkaç ay sonra -12 Ekim 1969'da- yapılan ve bağımsız aday olarak katıldığı genel seçimde üç kat fazla oy alıp milletvekili seçilerek TBMM'ye girdi. Bir sonraki seçimde -1973- başbakan yardımcısı olacak, yıllar sonra ise -1996'da- başbakanlığa erişecekti Erbakan. Seçimde Gül'ün 521 oyuna karşılık Kutan 633 oy alarak Fazilet'e genel başkan oldu. Fazilet Partisi Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılırken (22 Haziran 2001), hareketin öncü isimleri Ak Parti'yi kurdu. (14 Ağustos 2001) Fazilet'e genel başkan seçilemeyen Gül, AK Parti iktidara gelince, önce başbakan, en sonda da cumhurbaşkanı seçildi.

26 Mayıs 2026 00:01

Köşe Yazarı

İyice Tuhaf Bir Ülke Olduk

Siyasi Partiler Yasası (m. 21), partilerin kongre veya kurultaylarının il ve ilçelerdeki seçim kurullarının denetiminde olduğunu ve herhangi bir usulsüzlükle ilgili itirazların da iki gün içinde yapılması durumunda en geç bir ay içerisinde karara bağlanmasını öngörüyor... Anayasa da (m. " Cumhuriyet Halk Partisinin 38. olağan seçimli kurultayında Genel Başkan, Parti Meclisi (partinin karar organlarından) ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin seçimini etkilemeye yönelik divan başkanı ve şerikleri tarafından birtakım delegelere ve yakınlarına yönelik maddi menfaat temini, (nakdi veya gayrı nakdi para dağıtımı, pahalı emtia dağıtımı, gayrimenkul dağıtımı) basın ve yayın organları aracılığıyla yanıltıcı bilgiyi alenen yayarak kamuoyunu ve delege iradesini sakatlamak, bir kısım kurultay delegelerine ve belirli derecede yakınlarına o dönem CHP yönetiminde olan belediyelerde ve ilk seçimde kazanılacak belediyelerde usulsüz olarak işe alınma vaadi gibi Siyasi Partiler Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve Seçim Kanunu tarafından belirlenen bir takım suçlar işlendiğinin aşikar olduğunu…" " Kime ne verilmiş?" sorusuna cevap teşkil edecek tek bir isim yok mahkeme kararında… Yapay zekanın verdiği bir bilgiyi aktarıyorum: " Türkiye'de sosyal yardım alan hane sayısı son yıllardaki artışla birlikte 4,5 milyon sınırını aşmış durumdadır. Bu hanelerde yaşayan birey sayısının ise ortalama hane halkı büyüklüğü hesaplamalarına göre 16 ile 18 milyon arasında olduğu, yani ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 20'sinin sosyal yardımlarla geçindiği resmi ve kurumsal raporlara yansımaktadır." Cevap: Hükümet veya daha kestirme ifadeyle iktidar… Siyasetin doğasında var bu. Yapılan kaba bir müdahale.

24 Mayıs 2026 00:01

Köşe Yazarı

Siyasetin Seçim Öncesi Manzarası

"İktidarın stratejileri" diye çoğul bir ifade kullanmama aldanmayın, AK Parti'nin her seçimden başarıyla çıkmasını sağlayan veya başarısız olduğu seçimleri muhalefet için de başarısız kılmak için başvurduğu strateji tek: Muhalefeti doğru okumak ve başarıya ulaşmak için ne gerekiyorsa yapmak… "Rakiplerini kendisi seçiyor ve muhalefetin seçime felç halinde gitmesini sağlıyor" diyeceğim ama, iktidarın bunları yapması aslında gerekmiyor; muhalefet iktidarın karşısına çıkaracağı seçilemez adayı kendisi belirlediği gibi, sandık öncesinde felç haline düşmeyi de yine kendisi beceriyor… Ana muhalefet -CHP- büyük kalabalıkların toplandığı mitinglerde erken seçim talebinde bulunuyor sürekli. Bir an için "Haydi sandık başına" dendiğini düşünelim; üç ay sonraya seçim günü konulsun… Saadet, DEVA ve Gelecek partileri, bir önceki seçimde kurulan '6'lı masa' sayesinde CHP listelerinden aday gösterilen üyeleriyle Meclis'te temsil edilebiliyorlar… Tarih 2002'deki gibi tekerrür edebilir 2027'de… İki parti dışında diğerleri baraja takıldığı için, AK Parti %34,28 oyla tek başına iktidar olmuştu 2002'de; tarihi erkene alınarak şimdiki ortamda gidilecek bir seçimde, sandık yine aynı sonuca yol açabilir… "Olmaz" demeyin, yarım asırdır olmaz sanılanlar hep oldu.

21 Mayıs 2026 19:37

Köşe Yazarı

Benzerlik Aramaya Gerek Yok

Fransa'da Yahudi karşıtlığının prim yaptığı bir dönemde -1900 yılı öncesi- gizli bilgileri Almanlara sızdırmakla suçlanan yüzbaşı rütbeli Alfred Dreyfus casusluk davasından mahkumiyet almıştı. Ünlü yazar Emile Zola'nın (1840-1902) " J'Accuse" (Suçluyorum) başlıklı yazısı ardından çok imzalı destek bildirileri yağmaya başlamıştı. Diploma iptaliyle, İmamoğlu 'nun CHP tarafından milyonun üzerinde imza toplanarak ilan edilmiş cumhurbaşkanı adaylığı imkansız hale getirilmiş oldu. 101), cumhurbaşkanı olabilmek için yüksek öğrenim yapmış olma şartı var çünkü. Osman Bölükbaşı, başlarda desteklediği DP kadrosuyla ters düşüp 1948 yılında kendi partisini -Millet Partisi- kurmuş ve yapılan ilk seçimde -1950- memleketi Kırşehir'den milletvekili seçilmeyi başarmıştı. ' Laikliğe aykırı' hareket ettiği gerekçesiyle Millet Partisi kapatılınca (1953) Cumhuriyetçi Millet Partisi'ni kurdu Bölükbaşı. Hemşehrileri, bir yıl sonra yapılan -1954- seçimde, beklenmedik yükseklikte -%44- oy vererek onu yeniden Meclis'e gönderdiler… Ayrıca, CHP'nin içerisinden yeni bir parti çıkmasını getirebilecek bir de 'mutlak butlan' davası var. [Yukarıdaki partiler içerisinde siyaset yapmışların çekirdek kadroyu teşkil ettiği Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) de 2017 yılında aleyhine açılmış bir dava yüzünden az kalsın kapatılacaktı; iktidarda bulunduğu halde hem de… ] DEM Parti'nin öncesine göz atalım bir de: 1990'da Halkın Emek Partisi kuruldu ve ardından herbiri teker teker kapatıldığı için sonuncusu DEM Parti olmak üzere şu partiler kurulmak zorunda kalındı: Demokrasi Partisi (DEP), Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP), Halkın Demokrasi Partisi (HADEP), Demokratik Halk Partisi (DEHAP), Demokratik Toplum Partisi (DTP)…

19 Mayıs 2026 00:01

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha