×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Soylu Neden Hedefte?

Gülistan Doku soruşturması 6 yıl sonra yeniden hareketlendiğinde, bazı çevreler hemen eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'yu hedef tahtasına oturttu. Ellerindeki formül şu: "Süleyman Soylu valiye sahip çıktı." Bunu sorun CHP'lilere, "ama şey, ıııı, yaa tamam da adam dürüst görünüyordu ne bilsin başkanımız" diyecekler. Meclis tutanaklarında ve soru önergelerine verdiği cevaplarda net bir çizgi çizdi: "Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca olayın adli soruşturmasının beraber takip edildiği ve Vali Tuncay Sonel hakkındaki iddiaların asılsız olduğu anlaşılmıştır." "Tüm soruşturmalarımızı ortaya koyduk, bu konudaki tüm işler gerçekleştirildi ve biz bir cinayete rastlayamadık" demesi, o günkü veriler ışığında yapılmış bir açıklama.. Bugün tutuklu olan eski Vali Sonel'in ifadeleri üzerinden Soylu'ya "örtbas" veya "koruma" iftirası atılıyor. Ancak Soylu'nun savunduğu nokta hâlâ geçerli.. "Yürüyen soruşturma çerçevesinde, Başsavcılığın görüşü doğrultusunda cevap verdik. Çarpıtılıyor, iftira" diyerek bugün de aynı duruşu koruyor. Üstelik "Ucu nereye giderse gitsin soruşturulsun. Kimsenin makamı, mevkii, pozisyonu bir kızımızın canından kıymetli değildir" diyerek soruşturmanın sonuna kadar gitmesini istiyor. "Ne zaman PKK'nın avukatları içeri tıkılır o zaman Türkiye'de PKK diye göreceksiniz bir şey kalmaz" sözü boşuna değildi. Bu gerçekler ortadayken, Gülistan Doku dosyası üzerinden Soylu'ya "sipariş haber" saldırıp ve iftira kampanyası yürütmek, aslında siyasi bir hesaplaşmadır. Biz unutmadık Özgür efendinin Akit gazetesine, "AK İT" şeklindeki hakaretini. Soylu'nun, "Kardeş, sen izin aldın mı?" tepkisi, bu çifte standart ikliminde anlaşılabilir bir sinir gösterisiydi.

Murat Alan

Kaynak: Yeni Akit

01 Mayıs 2026 01:38

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Murat Alan

"Boş Ver Selim, Olan Oldu Yap Tatilini"

Mikrofonlar kuruluyor, kürsüler hazırlanıyor, "mücadele", "direniş", "gelecek", "demokrasi" gibi büyük kelimeler, evrensel değerlere yönelik atıflar havada uçuşuyor. Yani "kısa bir ara" dediği şey, lüks bir yat tatili. Biri "ölenle ölünmüyor" deyip İstanbul kar altında ezilirken, milyonlarca insan yollarda mahsur kalırken, bir vatandaşımız hayatını kaybederken İngiliz elçisiyle balıkçı lokantasında keyif yapıyor. Yiğidim Selim'im ise babası Silivri'deyken, yat tatilinden fotoğraf paylaşıyor, ardından "tezime çalışıyorum" notu düşüyor. Baban Ekrem de böyle söylüyordu Cenevre fatihi Murat Ongun'a.. "Olan oldu Murat boş ver yap tatilini" diyordu. Babası için "mücadele" çağrısı yapanlar, hatta bazı diplomalı avanaklar, gencecik çocukları sokaklara dökülüyor. Onların gözaltında, soruşturmada, disiplin kurulunda kariyer planları altüst olurken; kendi çocukları ise Marshall Adaları bayraklı yatta "kısa bir ara" veriyor. Babası için direnilmesi istenen gençlerin geleceği riske girerken, "diplomasızların" çocukları lüks içinde hayatlarına devam ediyor. Daha önce de gördük, Kürt halkına, "TC okullarını boykot edin, okula gitmeyin" diyenlerin, kendi çocuklarını kolejlerde okuttuğuna şahitlik ettik. Kemal Bey'e 13 seçim oy verip, "bu adam Cumhurbaşkanı olacak" diye pazarlayanlar, bugün aynı kişiye "hain" diyebiliyor. Dün "her şey çok güzel olacak" diyenler, bugün başka bir hikâye yazıyor. Bir yanda "babama yaptığım ziyaret sonrası laboratuvara geldim" diyen, diğer yanda Marshall Adaları bayraklı yatın güvertesinden poz veren aynı kişi. Zira en son resti çekip dava açsın Selim görelim diyordu. Başka bir slogan yazar. Başka bir "mücadele" tanımlar.

17 Temmuz 2026 01:24

Murat Alan

Beştepe'nin Klozetlerinde Boğulanlar

Türkiye'yi NATO'ya Erdoğan iradesi dahil etmedi ama o platformda ülkemizin hukukunu en iyi koruyan lider Erdoğan oldu. İslam ülkeleri arasında, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan gibi 3-4 lider daha olsaydı, bugün Çin'den Moritanya'ya uzanan geniş bir coğrafyada çok farklı şeyleri konuşuyor olurduk.. 7-8 Temmuz 2026.. Ankara Beştepe'de Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, NATO Liderler Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı. O taşlar, o sütunlar, o geniş salonlar, o teknolojik altyapı; hepsi "Bir gün dünya buradan yönetilecek", "Türkiye buradan coğrafyasına yön verecek" öngörüsüyle dizayn edildi. Binlerce misafirin ağırlandığı ve ağırlanacağı devasa bir kompleks.. "Sarayın günlük elektrik gideri 14 bin konuta bedel", "ayda binlerce evin tüketimi kadar" diye manşetler atıldı, "millet karanlıkta, saray ışıl ışıl" diye ağızlar sulandı. O "israf" dedikleri elektrik, Türkiye'nin itibarını yükseltmek, diplomasiyi güçlendirmek için harcanıyor. "Külliyeyi yıkacağız" diyenler, "muhtar bile olamaz" kehanetlerinde bulunanlar, şimdi o Külliye'de Trump'ın da aralarında olduğu dünya liderlerini ağırlayan Başkan Erdoğan'ın fotoğrafına baksın. "Saraya gidilir mi?" tartışması yapanlar ise hâlâ tartışadursun; dünya Külliye'ye geldi. Savunma sanayi atılımları, proaktif dış politika ve güçlü altyapı bir araya gelince Türkiye "ev sahibi" olmaktan öte, "oyun kurucu" konuma yükseldi. "Kaçak Saray" iftirasıyla küçümsedikleri Külliye bugün dimdik ayakta, mehter marşları çalıyor, Türk bayrağı dalgalanıyor ve dünya liderleri burada ağırlanıyor. Özetle Külliye'ye dünya geldi; Türkiye göz doldurdu.

10 Temmuz 2026 02:27

Murat Alan

Kapıda Bekleyen Değil, Kapıyı Açan Ya Da Kapatan Ülkeyiz

Bir zamanlar NATO kapılarında bekletilen Türkiye… Silah ambargolarıyla hizaya getirilmeye çalışılan Türkiye… Masalarda "sorun çıkaran müttefik" diye yaftalanan Türkiye… 850 kişilik iletişim ordusu… Ankara artık sadece Türkiye'nin başkenti değil… 141 milyon 700 bin bilgi kaynağıyla dünyanın en büyük üçüncü kütüphanesi… Türkiye, "Ben sadece güçlü bir orduya sahip değilim; bilgiye, kültüre ve medeniyete de yaslanan bir devletim." diyor. Boğazların hâkimi Türkiye… Avrupa'yı Asya'ya bağlayan köprü Türkiye… Orta Doğu'nun tam merkezindeki en güçlü NATO ordularından biri yine Türkiye. Son yıllarda sıkça kullanılan "NATO 3.0" anlayışı, sadece tank ve tüfekten ibaret değil. 56 bini aşkın güvenlik personeli görev yapacak. TRT, 96 kamera, 18 canlı yayın aracı ve 26 farklı yayın noktasıyla milyarlarca insana Ankara'dan seslenecek. Çünkü artık dünya, Türkiye'yi eski Türkiye olarak görmüyor. Bir dönem İHA alamayan Türkiye… Yıllarca "Türkiye yalnızlaştı" dediler. "Batı'dan koptu." dediler. "İtibarını kaybetti." dediler. Şimdi aynı Batı'nın en büyük güvenlik organizasyonu, tarihinin en yüksek katılımlı zirvelerinden birini Ankara'da gerçekleştiriyor.

06 Temmuz 2026 01:59

Murat Alan

Mahkemede Soytarılık

Silivri'de dünkü rezalet, hukuk tarihine "mahkeme salonunu ucuz miting alanına çevirme teşebbüsü" olarak geçecek. Ekrem İmamoğlu kürsüde, "Arkadaşlarımın savunması bitmeden savunma vermeyeceğim." diyor. Ardından CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu kalkıyor ayağa, "Sayın Başkan kararınızı gözden geçirin." Mahkeme Başkanı seyircideki taşkınlığa müdahale etmek isteyince de malum cevap, "Ben milletvekiliyim." Yetmiyor, CHP'li Suat Özçağdaş da devreye giriyor, "Mübaşir gelip salonu boşaltın talimatı veremez." Mahkeme Başkanı'nın verdiği cevap, günün özetiydi, "Milletvekili diye burada her türlü soytarılığı yapamaz kimse. Senin bana soru sormaya hakkın yok." Bravo. Dertleri, yargılamayı sabote etmek, her gerilimi dışarıda "zulüm" diye pazarlamak, dosyayı gömmek. Ah be Ongun, ah. "Bu iddianame Dr. Frankenstein'ın eseri gibi" diye felsefe yapmışsın. Bolca "bu dava İmamoğlu davasıdır, A'dan Z'ye siyasidir" edebiyatı. Ongun'un savunması da diğerleri gibi, uzun uzun konuş, hakimle tartış, mağdur rolü kes, dışarıda da "adalet katlediliyor" diye manşet attır. İddianamede Ongun'a 64 eylemden yaklaşık 1000 yıl hapis isteniyor. Gerçi Allah kimseyi Ongun'un durumuna düşürmesin, adam 416 bin TL kira ödediği villayı izah edemiyor, 64 eylemi nasıl savunacak. Kamuoyunda kalan izlenim "savunma" değil, "kabadayılık gösterisi". Bir sanığın "arkadaşlarım bitmeden ben konuşmam" dediği, milletvekillerinin hakimle kapıştığı, mahkeme başkanının "soytarılık yapamazsınız" demek zorunda kaldığı bir duruşma.

03 Temmuz 2026 02:48

Murat Alan

Sözcü'yü Dağıtmak Zorundalar Mı!?

Tamar Tanrıyar'ın Turkuvaz Dağıtım Pazarlama A.Ş. ile ilgili açıklamaları, özellikle Sözcü gazetesi gibi muhalif yayınların dağıtımı üzerinden yaptığı sert uyarılar ve "1 Temmuz'a kadar süre" gibi ifadeler, kamuoyunda geniş bir tartışmaya neden oldu. Turkuvaz Dağıtım, Türkiye'de gazete ve dergi toptan dağıtımında uzun yıllardır en büyük ve şu anda fiili olarak dominant konumdaki kuruluştur. Şirket, yaklaşık 19 bin satış noktasına, geniş bir yetkili bayi ağına (144 civarı yetkili satıcı, bölge müdürlükleri) ve profesyonel lojistik altyapısına sahip. Bu çerçevede Cumhuriyet, Birgün, Nefes, Sözcü gibi muhalif gazeteler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a, ailesine ve hatta Turkuvaz Medya Grubu'na yönelik zaman zaman çok ağır eleştiriler, karalama kampanyaları ve ithamlara rağmen dağıtılmaya devam etmektedir. 2025 yılında Leman dergisinde yayınlanan, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) ve Hz. Musa'ya (A.S.) yönelik o iğrenç karikatürler büyük tepki çekmiş, dini değerleri alenen aşağılama suçlamasıyla soruşturmalar başlatılmıştır. Turkuvaz Dağıtım, yasal zorunluluklarına rağmen bu hadsizliğe karşı tek taraflı olarak dağıtım sözleşmesini feshetmiş, "Gerekirse şirketi kapatırız ya da cezayı öderiz ama bu dergiyi dağıtmayız" diyerek tavrını çok net ortaya koymuştur. Biz de kendisini büyük bir muhabbet besleriz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı döneminde "Milli Enerji ve Maden Politikası" nı hayata geçirerek, Türkiye'nin enerji bağımsızlığı yolunda kritik adımlar atmıştır. Erdoğan sonrası senaryolar, "Albayrak aday oluyor, onun için gizli planlar yapıyorlar" şeklindeki tartışmalar ve benzeri spekülasyonlar, büyük ölçüde boş bir gündem maddesidir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, güçlü liderliği, halk nezdindeki desteği ve vizyonuyla dimdik yoluna devam etmektedir. 2028 seçimleri veya olası erken süreçlerde yine sandık milletin önüne gelecek, millet iradesi tecelli edecektir.

30 Haziran 2026 02:14

Murat Alan

Uluslararası Suç Şebekelerine Meze Oldun İstanbul..

Geçen hafta bir Genel Müdür Yardımcısı, evinin önünde, "Vatan Emniyet'ten geldik" yalanıyla kandırılarak kaçırıldı. Detaylar belli olmaya başladı.. "Sen İmamoğlu ile Serdal Taşkın'ın kasasısın. Erzincan'da gömülü 500 kilo altını ver!" deniliyor. Adamcağız, "Öyle bir altınım yok, çocuklarım için biriktirdiğim 2-3 milyon vereyim" diye yalvarıyor. Çünkü onlar da biliyor ki, bu tezgâhta rakamlar 2-3 milyonla, hatta 300-500 kilo altınla sınırlı değil. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın hazırladığı iddianamelerde açıkça ortaya konan o "Sistem" adlı yapı tam da bunu anlatıyor. Paralar önce belediye hesaplarına giriyor, oradan "Sistem" denen mekanizma üzerinden besleniyor. Eskiden devlet içindeki çeteler konuşulurdu; şimdi belediye içinde öyle bir yapı oluşmuş ki, dışarıdaki suç örgütleri, "Bu kadar iştah açıcı bir kaynak varmış" deyip devreye giriyor. Serdal Taşkın "eski kasa" diye anılıyor, Erhan Karaal da aynı zincirin bir halkası olarak görülüyor. Hepsi bir yana, bir belediye bürokratının sokak ortasında kaçırılıp ağır işkenceyle "altın ver" diye sorgulanması, meselenin boyutunu ortaya koyuyor. İmamoğlu ve ekibi hâlâ "bize kumpas kuruluyor, mağduruz" diye ağlarken, kendi adamları sopa yiyor, tırnakları sökülüyor. "İstanbul'u kurtardık" diye bir slogan uydurmuşlardı, şu an kurtarılması gerekenin İstanbul olduğu anlaşıldı. Bu, o büyük tezgâhın, o açgözlü talanın, o "Sistem" in doğal ve kaçınılmaz sonucudur. Sayelerinde artık uluslararası suç şebekelerinin de gündemindeyiz.

26 Haziran 2026 02:27

Murat Alan

Halkbank Davası Ve Düşen Maskeler..

Dokuz yıl boyunca Türkiye'ye karşı kurulan en büyük uluslararası kumpaslardan biriydi Halkbank davası. Ne o korkutulan "astronomik ceza", ne "banka batıyor", ne "Türkiye'nin uluslararası itibarı yerle bir" senaryoları… Manşetler hâlâ akıllarda: "Halkbank sırları FBI dosyasında", "Erdoğan'ın uykularını kaçıran dava", "Korkunç sonuçlar doğurabilir", "Uluslararası utanç" … Her gün "ceza yolda, batıyoruz" diye cıyakladılar. Ekranlarda köpüren CHP'li vekiller, " Bu Erdoğan'ın kişisel hesabı, ülke batacak " diye ağızlarını yırttılar. 17-25 Aralık kumpasının tetikçilerinden, Mali Şube'de görevli komiser yardımcısı. Utanmadan FBI'dan 50 bin dolar "yardım" aldığını da itiraf etti. Ama asıl mesele, bu tiplerin getirdiği "kumpas delilleri" ile Türkiye'ye darbe vurmaya çalışanlardı. 17-25 Aralık'ta millete karşı kurulan darbe girişimini uluslararası arenaya taşıyanlar, devlete ihanet edenlerdi bunlar. Çünkü yıllarca "ülkenin çıkarı" diye yutturdukları şeyin, aslında kendi siyasi kinleri ve CIA güdümündeki FETÖ artıklarıyla kol kola girme hevesi olduğunu herkes gördü. Türkiye'ye karşı açılan her operasyonda, "oh olsun" diye sevinenler, milletin kazanımlarından rahatsızlık duyanlar bir kez daha ifşa oldu. 17-25 Aralık'ı "yargı süreci" diye savunanlar, Gezi'de "direniş" diye sokakları yakmaya çalışanlar, 15 Temmuz'da "kontrollü darbe" yalanı uyduranlar… Halkbank davası kapandı. Şimdi o manşetleri, o cırlamaları, o "batıyoruz" başlıklarını arşivden çıkarıp milletin önüne koyuyoruz.

19 Haziran 2026 03:12

Murat Alan

Beklentimiz Büyük Değil.. Işın Gürel Adaleti İstiyoruz..

Işın Gürel adaleti istiyoruz.. Türkiye'de basın özgürlüğü ve şiddete karşı tutum, ne yazık ki "bizden" ya da "öteki" nden olmasına göre değişen bir ahlaki elastikiyete sahip. Hatırlayalım, 3 Şubat 1997'de Sincan'da Star TV muhabiri Işın Gürel, Kudüs Gecesi etkinliği sonrası görüntü alırken tartışma çıktı. Ama eklenen bir şey yok, bir başkası bu saldırıyı devam ettirmedi, Refah Partililer "oh olsun, dur bir tekme de ben atayım" demedi. O dönemki "laik hassasiyet", her şeyi Refah Partisi aleyhine çevirmekte ustaydı. Şimdi gelelim 9 Haziran 2026'ya. Ama şu ana kadar (Haziran 2026 ortası) tutuklama veya etkili gözaltı haberi yok. Akit TV muhabirlerine saldıranlar "elini kolunu sallaya sallaya" gezmeye devam ediyor.. Özgür Özel çıkıp kürsüden hedef gösteriyor bir medya grubunu, yetmiyor gazetecilerin darp edilmesi sonrası kalabalığa dönüp, "sizinle gurur duyuyorum" diyor.. Bizim taraftan yine ses yok, bizim taraf ifadesini de mecburen kullanıyoruz bilginiz olsun.. "Havuz medyası" mı diyelim bizde?! Laik medya ve vesayet odakları "irtica geliyor" naraları attı. 2026'da Meclis önünde grupça gazeteci dövülmesi "rutin gerilim", "karşılıklı" diye minimize ediliyor. Bir tarafta "kadın gazeteciye saldırı" diye saatlerce manşet; diğer tarafta "Akit provokatör" diye savuşturma. Gürel için "soruları tahrik ediciydi" denildi, Akit için "yolsuzluk haberleri kışkırttı" deniliyor. Gerçek demokrasi, "bizim gazetecimiz dövülmesin" değil, her gazetecinin güvenliğinin sağlanmasıdır. 28 Şubat zihniyetiyle "öteki" ne toleranssızlık, bugün şekil değiştirmiş ama aynı hızla sürüyor.

16 Haziran 2026 01:53

Murat Alan

Hasmımızın Gördüğü Cevheri, Hısmımız Görüyor Mu?!

TBMM'nin Dikmen Kapısı önünde, milletin gözleri önünde, canlı yayında alçakça bir linç yaşandı. Akit TV muhabirimiz Muhammed Can Bulut ve kameramanımız Nuh Güneş, sadece CHP'deki iç savaşı, mahkeme kararını ve partideki koltuk kavgasını haberleştirirken, sizin militanlarınız tarafından tekme-tokat, ağır küfürler, bel altı sinkaf hareketleri ve açık tehditlerle saldırıya uğradı. Ve sen Özgür Özel… O linç görüntülerinden sadece dakikalar sonra yandaşlarına sesleniyorsun: "Türkiye sizinle gurur duyuyor!" Bravo! Mahkeme "mutlak butlan" kararıyla bu hırsızlığı tescil etti. Belediyelerde rüşvet çarkları döndü, "bornozlu başkan" skandalları bir bir patladı. Hâlâ "baskı altındayız", "gazeteciler hedef gösteriliyor", "özgür basın yok" diye yaygara koparıyorsunuz. Çünkü Akit "iktidara yakın" medya diye damgalanmış. Elinde keleşli fotoğraf paylaşan teröristi "gazeteci" diye savunanlar, elinde mikrofon ve kamera tutan gerçek gazeteciler linç edilirken gıkını bile çıkarmıyor. Sokakları linç meydanına çevirirler. "Bornozlu başkan" skandallarını devletin en mahrem alanlarına taşırlar. Türkiye, senin gibi yasadışı yöntemlerle koltuk ele geçiren, küfürbaz, rüşvetçi ve basın düşmanı bir zihniyeti artık çok daha iyi tanıyor. Sizi bir damla suda boğmak isteyen şu adamların yaptıklarına azıcık odaklanın. Sosyal medyada Akit aleyhine boykot kampanyaları başlatılmaz, Meclis kürsüsünden "AK-İT" hakaretleri edilmez, Haber Müdürümüz Zekeriya Say sosyal medyada linç edilmez, evinin kapısına kadar fotoğraflanıp tehdit edilmezdi. Silivri'deki çetenin, "konuşalım anlaşalım, bize bu kadar yüklenmeyin" çağrısına kulak verseydik, arkadaşlarımız darp edilmezdi! Rahmetli Mustafa Karahasanoğlu'nun bir sözü vardı: "Seni Cumhurbaşkanı seçtirdik ya, bu bize yeter." Evet, bizler Recep Tayyip Erdoğan'ın şahsında, milleti hak ettiği yere taşımak için mücadele eden adamlarız.

12 Haziran 2026 02:48

Murat Alan

Ak Parti'ye Niye Soruşturma Açılmıyor?!

CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'nda delege iradesini satın alma iddiaları mahkeme tarafından tescil edildi. Tanık ifadeleriyle pavyonlarda nakit dolar dağıtıldığı, oy pusulası fotoğraflarının WhatsApp'tan iletildiği, "soğuk cüzdan"lı telefonlar, iPhone'lar, belediyelerde akraba torpili ve iş vaadiyle oy toplandığı itirafları rezaleti tescil etti. Dün Deniz Zeyrek'in açıklamaları gündemdi.. "Erdoğan delegelere saat verdi, bu kararlarını etkilemez mi? MASAK'a çağrı!" Cumhuriyet Gazetesi de bu saçma mukayeseyi alıp haber yapmış.. Deniz beye göre tanesi yaklaşık 4.200-4.500 TL civarında, toplam maliyet 6-7 milyon TL bandında. Normal şartlarda bu "teşekkür hediyesi", "hatıra" diye geçer. Gögerkaya ifadesinde şöyle anlatıyor: "Kurultaydan bir gün önce Serhat Can Eş, Erturan Alagöz ve Aziziye'den Abdulkadir isminde bir kişiyle Ankara'da bir mekana gittik. İlerleyen saatlerde 02.00 civarında Serhat Can Eş, bizi pavyonun dışında kapı girişine davet etti. Orada bize hitaben 'Benim sizin imzalarınızı alıp bir yere göndermem lazım.' dedi ve cebinden para çıkardı. Bana 1000 dolar para uzattı. Ben bu parayı delil olarak ileride kullanmak amacıyla aldım. Arkadaşım Erturan Alagöz'e 1500 dolar teklif etti ve o parayı alıp cebine koydu. Abdulkadir'e ise 1000 dolar teklif etti ancak Abdulkadir bu parayı kabul etmeyip, ortamı terk edip Kılıçdaroğlu'nun ekibinin olduğu tarafa gitti." Bu ifade; mahkeme tutanaklarına girmiş, somut delillerle desteklenen bir anlatım. Oy pusulasının fotoğrafının çekilip iletilmesi talimatı, "soğuk cüzdan"lı telefonlar dağıtıldığı, cep harçlıkları, otel masrafları, hatta belediyelerde iş ve meclis üyeliği vaadiyle oy toplandığı iddiaları da mahkeme dosyasında.. Bunlar "iddia" değil, tanık ifadeleriyle, ses kayıtlarıyla, mahkeme tutanaklarıyla desteklenen somut vakalar. Bir yanda yaklaşık 4-5 bin liralık imzalı kol saati (hatıra amaçlı, herkesin gözü önünde) diğer yanda binlerce dolar nakit, pavyon eğlencesi, kripto cüzdan, telefon, daire vaadi, torpil, "oyunun fotoğrafını at" talimatı. AK Parti Kongresinde hediye edilen saati "rüşvet" diye gösterip, pavyonda delege satın alma operasyonu kör kalmak ancak akıl tutulmasıyla açıklanabilir.

05 Haziran 2026 02:16

Murat Alan

Tipik Chp.. Yakut'a Evet, Tanrıyar'a Hayır

Tipik CHP.. Yakut'a evet, Tanrıyar'a hayır Türkiye'de siyasetin altından geçen lağım boruları, belirli aralıklarla patlar ve kamusal alanı kesif bir kokuyla kaplar. Son patlamanın merkez üssü bir kez daha ana muhalefet CHP gibi duruyor. Milyonlarca Euro/Dolar'lık para transferleri, belediyeler üzerinden kurulan zenginleşme ağları ve Uşak eski Belediye Başkanı Özkan Yalım'ın otelinde geçtiği öne sürülen "özel hayat" skandalları. Birçok ismin karıştığı "grup konaklamaları", gizli kamera kayıtları ve 254 kasetlik arşiv iddiaları… Özgür Özel ve Veli Ağbaba'nın ilk refleksi, iddiaları çürütecek doneleri sunup, maddi delilleri ortaya koymak yerine, Tanrıyar'ı yargı sopasıyla susturmak oldu. Ben de aynı şeyi söyleyeyim, özel hayata girmeyin bu pespayelik diyeyim.. İktidara alternatif olduğunu söyleyen adamların, iş ya da para vaadi ile 20 yaşındaki kızları otel köşelerinde nasıl kirlettiğini anlatıyorlar. O günlerde "özel hayatın gizliliği", "masumiyet karinesi" ya da "mahremiyet" gibi kavramlar hiç kimsenin aklına gelmiyordu. Asıl yangın, CHP'nin yıllardır biriktirdiği çelişkiler, ahlaki erozyon ve "bize dokunma, biz dokunalım" siyasetidir. Çıkış yolu, iddia sahiplerini linç etmek veya konuyu "özel hayat" diye kapatmak değildir.

19 Mayıs 2026 01:50

Murat Alan

Sen Denizi Yar 280 Tl Al.. Herif Kaldırımı Boyayıp 220 Tl İndirsin..

MURAT ALAN Denizin altından iki kıtayı geç 280 TL öde, kaldırımın kenarında 2 saat park et 440 TL bayıl.. Hani muhalefetin, "yandaş müteahhitleri zengin etmek için yapıldı" denilen devasa proje.. Gündüz geçiş ücreti binek araç için 280 Türk Lirası.. Öbür tarafta İSPARK var.. Binek araç için 1 saat park ücreti 220 TL.. Şaşırmayın sakın sadece 1 saat için ödediğimiz para bu.. Denizin altını delip, binlerce tonluk segment üretip, uluslararası finansmanla 1,245 milyar dolar harcayıp 280 TL alıyorsunuz.. Diğer tarafta sokakta, var olan yol kenarında 2 saat durmak için 440 TL ödüyorsunuz. Yıllarca AK Parti Hükümetini ve mega projelerini "yandaş müteahhitleri zengin etmek için" diyerek, haksız yere linçleyenler, şimdi kendi elleriyle işlettiği kaldırım köşesinde vatandaşı adeta soyuyor. Avrasya Tüneli'ni, Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nü her fırsatta "milletin parası müteahhitlere aktı, garantiler skandal, betona gömülüyor" şeklindeki beyanlarla yerden yere vurdular. Tek yön geçiş ücreti binek araç 95 TL. Avrasya Tüneli'nin toplam yatırım bedeli 1 milyar 245 milyon dolar. Geçiş ücreti 280 TL. İSPARK'ın boya ve tabela ile işlettiği kaldırım kenarı 1 saat 220 TL.. Köprü ve tünelleri eleştirmeyi meşru saydılar.. AK Parti belediyeciliğinden kopmadan önce 2018 Yılında 707 bin 238 TL kârla yılı kapatan İSPARK, 2019 Yılını 30 milyon 800 bin TL, 2020 Yılını 41 milyon 351 bin TL, 2021 Yılını 51 milyon TL, 2022 Yılını 83 milyon 800 bin TL, 2023 Yılını ise 29 milyon 918 bin TL zararla kapatıyor. Velhasıl, Mega projeleri "milletin parası" diye eleştirenler, şimdi kaldırım köşesinden millete bir ağır fatura kesip, bir de utanmadan zarar açıklıyorlar.

16 Mayıs 2026 02:01

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha