×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Siyasetin Tercihi: Adalet Mi, Çıkar Mı?

"Menfaat üzerine dönen siyaset, canavardır." Bediüzzaman Said Nursî Çünkü menfaat üzerine kurulan siyaset; hakikati değil çıkarı, adaleti değil gücü, milleti değil belli bir zümreyi merkeze alır. ​Menfaat odaklı siyaset, öncelikle ahlâkî değerleri aşındırır. İnsanları birleştirmesi gereken siyaset, bu anlayışla bölücü bir araca dönüşür. Herkes kendi çıkarını savunur hale gelir ve "biz" duygusu yerini "ben" anlayışına bırakır. Aksi takdirde siyaset, insanlara hayat veren bir mekanizma olmaktan çıkar; onları yutan bir canavara dönüşür. ​Sonuç olarak; "menfaat üzerine dönen siyaset, canavardır" sözü derin bir hakikati ifade eder.

Köşe Yazarı

Kaynak: Yeni Asya

08 Nisan 2026 00:10

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Hür Zeminde Siyaset Nasıl Olur?

​Toplumların huzuru, gelişmesi ve adalet içinde yaşaması, siyaset kurumunun ne kadar hür bir zeminde yapıldığıyla yakından ilgilidir. Böyle bir zeminde yapılan siyaset, şahısların veya grupların menfaatine değil, milletin ortak geleceğine hizmet eder. ​Bunun yanında hür siyaset, çoğulculuğu da gerektirir. Hür zeminde siyaset, sandıkla başlayan ve hukukla devam eden bir süreçtir. ​Üstadımız; "Eğer muharrik veya müreccih, siyasetçilik veya tarafgirlik ise, tehlikedir"1 diyerek hür zeminde oluşturulan siyaseti, kuvvetin değil hakkın üstün tutulduğunu, tarafgirliğin değil adaletin esas alındığı bir yönetim anlayışı olduğuna dikkat çekmiştir. Milletlerin gerçek ilerlemesi de ancak hürriyet, adalet ve hukuk temelinde yükselen bir siyaset kültürüyle mümkün olur. ​1- Said Nursî, ESDE, Sünuhat, s. 357.

13 Haziran 2026 00:51

Köşe Yazarı

Neticeyi Allah'a Bırakmak

"Tarîk-ı hakta çalışan ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken, Cenab-ı Hakk'a ait vazifeyi düşünüp, harekâtını ona bina ederek hataya düşerler."1 Bu cümle, yalnız dinî hizmetlerde değil; aile hayatında, toplum içinde, hukukta, eğitimde, ticarette ve insan ilişkilerinde de geçerli büyük bir hakikati ders vermektedir. İnsan, kendi sorumluluğunu yerine getirmekle mükelleftir; neticeyi yaratmak ise Allah'ın takdiridir. Çünkü insanın kudreti sınırlıdır; neticeleri yaratan ise sonsuz kudret sahibi olan Cenab-ı Hak'tır. İnsan sebeplere sarılır; sonucu ise Allah yaratır. Çünkü kalpleri değiştiren Allah'tır. İnsan ancak kapıyı çalar; gönülleri açan ise Cenab-ı Hak'tır. 1- Bediüzzaman Said Nursî, Lem'alar, s. 130.

07 Haziran 2026 01:30

Köşe Yazarı

Gençlik Sarhoşluğunu Kıran Hakikat

Üstad Bediüzzaman Said Nursî'nin, "Kur'ân dersiyle temkin verir. Gençlere der: 'Cehennem var, sarhoşluğu bırak.' Aklı başlarına getirir. Zalime der: 'Şiddetli azap var, tokat yiyeceksin.' Adalete başını eğdirir."¹ şeklindeki veciz ifadesi, Kur'ân'ın insan üzerindeki derin terbiyeci ve dönüştürücü etkisini çarpıcı bir şekilde ortaya koyar. ​"Şiddetli azap var, tokat yiyeceksin" ikazı, zalimi adalete başını eğmeye mecbur eder. Fakat İlâhî adaletin varlığına iman, zalimi dizginler, mazluma ise umut verir. Bu yüzden Kur'ânî ve imanî dersleri alan bir insan, sadece kendine çekidüzen vermez; aynı zamanda çevresine de güven ve huzur verir. ​1- Said Nursî, Asâ-yı Mûsa, s. 15.

31 Mayıs 2026 00:25

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Ümitvar Olun!

Çünkü ümit; sadece bir duygu değil, insanı ayakta tutan manevî bir kuvvettir. Ümidini kaybeden insan çalışmayı bırakır, mücadeleden vazgeçer, geleceği karanlık görmeye başlar. ​Kur'ân-ı Kerîm'de Cenab-ı Hak şöyle buyurur: "Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin."¹ Bu İlâhî ikaz, en zor şartlarda bile insanın kapıları kapalı görmemesi gerektiğini öğretmektedir. ​Özellikle gençlerin kalbine ümit aşılamak gerekir. Ümit, insanı harekete geçirir. ​Bediüzzaman Said Nursî'nin şu sözü bu hakikati çok güzel ifade eder: "Ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâmın sadası olacaktır."² ​Bu söz; karanlığa teslim olmamayı, geleceğe iman nazarıyla bakmayı öğütlemektedir. Ümit eden insan dua eder, çalışır, sabreder ve yeniden başlar. 2- Tarihçe-i Hayat, s. 134.

19 Mayıs 2026 00:20

Köşe Yazarı

Emeğin Karşılığı

​İslâm peygamberi Hz. Muhammed'in (asm) klasik hadis kaynaklarında yer alan "İşçinin hakkını alın teri kurumadan veriniz"¹ buyruğu, asırlar öncesinden bugüne ulaşan sadece ahlâkî bir öğüt değil; aynı zamanda modern hukuk sistemlerinin temelini oluşturan sarsılmaz bir hak ve yükümlülük prensibidir. Örneğin Türkiye'deki 4857 sayılı İş Kanunu, işçinin ücretinin zamanında, eksiksiz ve düzenli olarak ödenmesini emrederken; hadiste geçen "alın teri kurumadan" vurgusuyla paralel bir çizgide, ödeme borcunun öncelikli bir yükümlülük olduğunu tescil eder.² Bu bağlamda, emeğin karşılığının makul sürede teslim edilmesi yalnızca dinî bir hassasiyet değil, yasal bir zorunluluktur. İşçinin emeği, hukukî düzlemde "hak doğurucu bir unsur"dur ve bu hak devletin koruması altındadır. 2- 4857 Sayılı İş Kanunu, m. 32.

12 Mayıs 2026 00:39

Köşe Yazarı

Dosdoğru Ol!

​"O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir."¹ Hud Suresi 112. ayet ise bu bakışın en sarsıcı ve derin düsturlarından birini ihtiva eder: "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol." ​Bu İlâhî emir, zahiren kısa; fakat manen son derece ağır ve kapsamlıdır. Nitekim Bediüzzaman, bu ayetin ağırlığından dolayı Peygamber Efendimiz'in (asm) "Hud Suresi beni ihtiyarlattı" buyurduğunu aktarır.² Çünkü "istikamet", sadece bir doğruyu bilmek değil; o doğru üzere sarsılmadan, aşırılığa kaçmadan, sürekli bir denge içinde yürümektir. ​Risale-i Nur penceresinden bakıldığında, istikamet üç temel alanda tecelli eder: ​Birincisi, itikadda istikamettir. Çünkü ayetin sonunda gelen "O, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir" ihtarı, sürekli bir murakabe hâlini hatırlatır. 2- Said Nursi, Sözler, s. 420.

03 Mayıs 2026 00:46

Köşe Yazarı

Liyakat Mi, Kayırmacılık Mı?

Bu noktada karşımıza iki temel kavram çıkar: Liyakat ve kayırmacılık. Size liyakat ve kayırmacılığın tanımını tabiî ki yapmayacağım. Ancak her kurumda liyakat esas alındığında kurum güçlenir, devlet mekanizması sağlıklı işler ve toplumda güven duygusu artar. Oysa kayırmacılığın olmadığı bir düzende, herkes kendi emeğiyle yükselir; bu da hem ferdî, hem de toplumsal başarıyı beraberinde getirir. Sözün özü, liyakat herhangi bir kurumun, toplumun omurgasıdır; kayırmacılık ise onu içten içe kemiren bir hastalık gibidir. Çünkü adaletin olmadığı yerde güven, güvenin olmadığı yerde ise huzur ve terakki mümkün gözükmüyor.

17 Nisan 2026 00:40

Köşe Yazarı

İnsanlığın Bayramı Gecikmesin

Dünya tarihi incelendiğinde insanlığın bir taraftan büyük medeniyetler kurduğu, diğer taraftan da büyük acılar yaşadığı görülür. Bir çocuğun korkmadan büyüyebildiği, bir annenin evlâdının geleceği için endişe duymadığı, insanların dilinden, renginden veya inancından dolayı ayrım görmediği bir düzen insanlığın bayramını müjdeleyen en büyük işaret olacaktır. Ancak bütün bu karanlık tabloya rağmen insanlığın umut kaynağı yine insanın kendi vicdanıdır. Sonuç olarak insanlığın bayramı; sadece bir temenni değil, aynı zamanda bir sorumluluktur. Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle: "Ümitvar olunuz; şu istikbal inkılâbatı içinde en yüksek gür sadâ, İslâm'ın sadâsı olacaktır!"

19 Mart 2026 01:09

Köşe Yazarı

Tuzak Kuranlar

"Ehl-i dalalet, Kur'ân-ı Hakîm'den alıp neşrettiğimiz hakaik-i imaniye ve Kur'aniyeye karşı müdafaa ve mukabele elinden gelmediği için, münafıkane ve desisekârane iğfal ve hile dâmını [tuzağını] istimal ediyor." (Mektubat, s. 495.) Bir insanın kalbini açabildiği, sırrını paylaşabildiği, arkasını döndüğünde emin olduğu bir limandır dostluk. Yüzüne tebessüm ederken zihninde hesap yapar; yanında dururken arkasından plan kurar. Tuzak ise zayıf karakterin silahıdır. İnsanlar şunu fark eder: "Bugün ona yapan, yarın bana da yapar." Ve böylece tuzak kuran, kendi yalnızlığının temelini atar. Tuzak yeni planlar gerektirir. Unutulmamalıdır ki dostluk bir emanettir. Tuzak, sahibini de içine alan bir çukurdur. Çünkü hile gölgedir, hakikat güneştir.

12 Mart 2026 00:10

Köşe Yazarı

Doğruluğu Etkin Kılmak

Şûra kuvvet bulsun! Bütün levm ve itab ve nefret, heva hevese tâbi olanlara olsun. Bediüzzaman Said Nursî'nin vecizesinde bir çağrı var: "Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin! Şûra kuvvet bulsun!" Bu söz, kuru bir temenni değil; kalbe dokunan, ruhu ayağa kaldıran bir diriliş çağrısıdır. "Sıdk yaşasın" diyor Bediüzzaman… Sıdk, sadece dildeki bir doğru söz değil; kalpteki bir sadakattir. "Ölsün yeis!" diye haykırıyor ardından. "Muhabbet devam etsin!" Çünkü sevgi biterse, geriye sertlik kalır. "Şûrâ kuvvet bulsun!" İstişare edilen yerde benlik zayıflar, hakikat güçlenir. Son cümle ise bir dua gibi iner kalbe: "Selâm ve selâmet Hüda'ya tâbi olanların üstüne olsun." Hakikate yönelen, ölçüsünü İlâhî prensiplerden alan insan; iç huzurunu da toplumsal barışı da bulur.

27 Şubat 2026 00:50

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Ben Hürriyete Gidiyorum

Çünkü hakikî hürriyet, insanın başıboş kalması değil; Hâlık'ına kul olduğunu idrak etmesiyle başlar. Risale-i Nur'un nazarında hürriyet, nefsin her arzusunu serbest bırakmak değildir. Hakikî hürriyet; yalnız Allah'a kul olup, mahlûkata kul olmamaktır. İnsan Rabbine kul oldukça, başkalarının tahakkümünden kurtulur. Hürriyet sorumluluk ister. "Ben hürriyete gidiyorum" diyen insan, aslında nefsinin despotluğundan kurtulmaya gidiyordur. Enaniyet kırıldıkça, kul hakikî hürriyet nefesini almaya başlar. Nefsine "hayır" diyebilmek, en büyük hürriyet tezahürüdür. "Ben hürriyete gidiyorum" diyen kişi, aslında kendine değil; fıtratına dönüyordur. Hakikî hürriyet, bu barış hâlinde başlar. İman, kalbe bir cesaret verir; kul, Rabbine dayanarak yürür. Çünkü hakikî hürriyet, Rabbine yönelmekten vazgeçmeyenlerin yoludur. Başkalarına değil; yalnız Allah'a kul olmaya gidiyorum. Ve biliyorum ki hakikî hürriyet, insanın Rabbini tanıdığı ve kendini O'na teslim ettiği yerde başlar.

16 Şubat 2026 00:13

Köşe Yazarı

Adalet Ve Zulüm

Adaletin Tevziinde Adalet: Zulmün ince çizgisi üzerine bir değerlendirme "Adaletin tevziinde adalet olmazsa zulüm görünür. Bir hatır için bin hatır kırılmaz. Şiddet ayrı, hamiyet ayrıdır. Bir hodpesend hakkı iltizam etse, çokları haksızlığa sevk eder." Bu vecize, adalet kavramının yalnızca sonuçla değil, uygulanış biçimiyle de ilgili olduğunu çarpıcı biçimde ortaya koyar. Adaletin "tevzii", yani dağıtımı; hakların kimlere, neye göre ve nasıl verildiğini ifade eder. Eğer bu süreçte tarafgirlik, keyfîlik ya da şahsi menfaatler etkili olursa, sonuç adalet değil zulüm olur. "Hodpesend" yani bencil bir kişinin hakkı kendi çıkarına göre yorumlaması, sadece bireysel bir sorun değildir; toplumsal bir adaletsizlik kaynağıdır. Adalet, ego merkezli değil, hak merkezli olmalıdır.

01 Şubat 2026 00:22

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha