
" Güçlü siyasal kurumlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç " duyulan bu dönemde " bölünmüş bir CHP algısı oluşturulmaya şahit olunmaktadır " diyor. Milli gelir yıllıklandırılmış olarak 1,6 trilyon doları aştı." Böyle düşündükleri için " silkeleme "ye tam gaz devam ediyorlar. Fakat ekonomide suyun üstünde gözükmeyen ciddi sorurlar var. Saygın iktisatçılarımızdan Prof. Selva Demiralp, verilerdeki bozulmanın sarsıcı büyüklükte olmamasının temelinde " denge fiyatı değil, müdahale fiyatı " olduğunu belirtiyor. Yani piyasada dengesini bularak oluşmuş reel fiyatlar değil, Merkez Bankası'nın " müdahale " ederek oluşturduğu fiyatlar… Prof. Demiralp makalesinde önemli bir metodolojik vurgu yapıyor: " Siyasi şokların ve politika hatalarının yarattığı ekonomik hasarı değerlendirmek için kısa vadeli finansal göstergelere değil, uzun vadeli makroekonomik göstergelere bakmak!" Tarih-sever okurlarıma hatırlatayım, büyük tarihçi Fernand Braudel, yaşanıp geçmiş olayların birbirini izleyerek ve birikerek nasıl büyük sonuçlar doğurduğunu " uzun süreli tarihçilik " metoduyla ortaya koymuştu. İktisatçı Demiralp de makalesinde şöyle diyor: " Her siyasi şok, her politika hatası, ertelenmiş her reform bu göstergelere iz bırakmakta ve sürdürülebilir büyümeyi aşağı çeken, kalıcı ekonomik hasar olarak geri dönmektedir." Otoriterleşmenin iktisadi faturasına da böyle bakalım diyorum. Mesela ki;şi başı milli gelir… Türkiye'de kişi başı gelir 2002 yılında 3 bin 688 dolardı. 2013 yılında 12 bin 614 dolara çıkmıştı. Kabaca yılda 900 dolar artış. Bu ivmeye bakarak Ali Babacan ve ekibi sektörler bazından teknik çalışmalar yaparak Türkiye'nin 2023 yılında 25.000 dolara ulaşmasını öngörmüşlerdi. İlk on yılın kurumsal ve hukuki reformlarına devam edilseydi, Türkiye 2023 yılında en azından 25 bin dolara yaklaşırdı. Ama 2023 yılında, TÜİK'e göre 13 bin 110 dolarda kaldık! Gerimizdeki Balkan ülkeleri bizi geçtiler. İlk on yıllık dönemde yılda 900 dolar, ikinci on yıllık dönemde yılda 200 dolar artış! Bu vahim performans düşüklüğünün temelinde " faiz sebeptir " gibi yanlış iktisat politikaları, dış politikada gereksiz kavgalar gibi sebepler var ama temel bir sebep de otoriterleşmedir. 2026 yılının Mayıs ayında Adalet Bakanı Gürlek ne diyordu: " Yabancı yatırımcının Türkiye'ye gelebilmesi için hukuki güvenlik zemini oluşturmak istiyoruz. Yabancı yatırımcı Türkiye'ye gelirken, birinci olarak hukuki güvenlik, ikinci olarak tahkim istiyor …" Hukuk güvensizliğinin itirafıdır bu. Otoriter demek, hukukla ve denetimle sınırlanması yetersiz demektir. Modern anayasal devlet kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, temel hak hürriyetler gibi değerlerle sınırlandırıldığı gibi parlamentonun, etkili muhalefetin, yargının ve hür medyanın denetimine tâbidir. CB sisteminde bu denetimler kalktı ya da yüksek eşikler konulduğu için fiilen denetimsizlik hakim. Merkez Bankası'nın bağımsızlığı da CB sisteminde kaldırıldı. Oysa " hükümetin sınırlandırılması " (limited governement) hukuk devletinin birinci şartıdır. Türkiye'de hukuk güvenliği böyle en alt seviyelere indiği içindir ki yatırım gelmiyor, Adalet Bakanı da bunu tescil ediyor. WJP Hukuk Devleti Endeksi'nde " hükümetin sınırlandırılması " konusunda Türkiye'nin puanı 1 üzerinden 0.28 iken, Komünist Çin'de yine 1 üzerinde 0.32'dir, bizden yüksektir. Bizden kat kat fazla yatırım alıyor. Oysa siyasi özgürlüklerde Türkiye elbette Çin'den iyidir. Türkiye'de CB sistemi bu yapısıyla " hukuk güvenliği " yerine " idare-i şahsiye " görüntüsü yarattı ve faturası çok ağır oldu.
Kaynak: Karar
03 Haziran 2026 00:01
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Erdoğan Ve Avrupa
Tabii Gürlek ve Dışişleri Bakanlığı raporu eleştirdiler, " Türkiye'de yargı bağımsızdır " dediler. Erdoğan Başbakan olarak okuduğu ilk hükümet programında, hukuk ve özgürlükler konusunda evrensel standartları esas alacaklarını vurguluyor ve şöyle diyordu: " Hükümetimiz, Kopenhag kriterlerini tam olarak yerine getirme konusunda kararlıdır." (23 Mart 2003) Erdoğan'ın ilk on yılda böyle birçok konuşması vardır. 2011'deki hükümet programında da şöyle diyordu: " Cumhuriyetin kuruluşundan sonra en büyük modernleşme hamlesi olan Avrupa Birliğine katılım sürecini kararlılıkla yürüttük." (8 Temmuz 2011) Bu eksendeki politikalar sayesinde Türkiye'nin itibarı yükseldi, faizi ve enflasyonu düşük tutarak kişi başı gelirimiz yılda 900 dolar arttı… Türkiye'de " vesayet "in kaldırılmasında " Kopenhag Kriterleri " kavramı ve Avrupa desteği çok yararlı oldu. Avrupa Konseyi "Türkiye'nin otokrasiye doğru sürüklendiği endişesini" açıkladı. (1 Mart 2017) Venedik Komisyonu, bu sistemin " Türkiye'yi otoriter ve şahsî yönetime götürebileceğini " belirten uzun bir rapor yayınladı. (10 Mart 2017) Referandum sürecinde, Almanya ve Hollanda başta olmak üzere Avrupa ülkeleri Türk Bakanların gelip konuşma yapmasına izin vermedi. Erdoğan'ın şu sözü o dönemdedir: "Bizim artık bunların (Kopenhag) kriterlerine ihtiyacımız yok, bizim Ankara kriterlerimiz var." (27 Mart 2017) Türkiye o günden beri hukuki tanımı olmayan " Ankara kriterleri " ile yönetiliyor. Bakan Gürlek'in " Yabancı yatırımcının Türkiye'ye gelebilmesi için hukuki güvenlik zemini oluşturmak istiyoruz " sözü oluşan hukuk güvensizliğinin tescilidir.
19 Haziran 2026 00:01

Türkiye'nin İhtiyacı?
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum AA'da yayınlanan makalesinde şöyle yazıyor: " Erdoğan'ın yeniden cumhurbaşkanı olmaya ihtiyacı yoktur ama Türkiye'nin bir kez daha Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ihtiyacı vardır." Başka türlü yazması beklenemez. Sistemin mimarlarından Prof. Şükrü Karatape söylemişti: " Tayyip Erdoğan için yapılan bir düzenlemedir diyorlar. Kim güçlü ise işaret gösterir de yapılır. 82 anayasası Kenan Evren için yapıldı ve herkes kullandı. Bugün Tayyip Bey istiyorum dedi ve yaptırdı." (28 Ocak 2017) Bugün Mehmet Uçum Erdoğan-odaklı bir seçim zamanlaması yapıyor. Hayır, sadece Erdoğan'ın aday olması için. Bolşevizm ve faşizm felaketlerini yaşamış olan büyük filozof, şöyle yazar: " Ülkeyi kim/kimler yönetmeli diye sorulduğunda, filozof Eflatun'un cevabı 'en iyiler', yani filozoflar yönetmeli şeklindedir. Marx ve Engels bu soruya 'proletarya yönetmeli' diye cevap verdiler. Hitler'in cevabı basitti, büyük harfle 'Ben' diye cevap verdi... " Demek ki baştaki " kim " ise onun üstün hukukla ve bağımsız kurumlarla sınırlanması gerekir ki bu " Nasıl? " sorusunun konusudur. Popper şöyle devam eder: " Demokrasilerde kurumlar kuvvetlerin tek elde toplanmasına izin vermeyecek şekilde düzenlenir. Devlet gücünün sınırlandırılması gerekir. Demokrasiler iktidarın kansız değişmesi yolunun açık bulunduğu, yanlış bulduğumuzu değiştirmenin mümkün olduğu rejimlerdir. Onun için demokrasilerde temel soru, devleti kimin yöneteceği değil, devletin nasıl yönetileceği sorusudur." (Karl Popper, Lessons of This Century, s. 68-71) Bunun için toplumda lider-odaklı değil, ilke-odaklı düşünmenin yaygın olması lazım.
17 Haziran 2026 00:01

Erdoğan Ve Chp
Yüzde 40'ın üzerinde hatta yüzde 52'yi gördüğü seçimlerde Erdoğan Avrupa (Kopenhag) standartları yönünde reformları temsil ediyor, ekonomi " rasyonel " yönetiliyor, ülkeye yatırım geliyordu. Mehmet Şimşek çağrıldı, " acı ilaç " faiz yüzde 50'ye çıkarıldı! Dahası, yapısal, yani hukuki ve kurumsal reformlar yapılmadığı için "hukuk güveni" oluşmuyor, dış kaynak gelmiyor. MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir şöyle anlatıyor: " Fabrikalarda hatlar boş. 300 kişi çalışacak yerde 100 kişiyle üretim yapılıyor… Türkiye şu anda sanayisini kaybediyor. 1996'da GSYİH'da sanayinin payı yüzde 25 iken şu anda yüzde 17'ye düşmüş …" (16 Şubat 2026) İktidarın gözünde TÜSİAD'ın " cibilliyet " sorunu var! Sadece bir örnek, Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Nadir Küpeli " ekonominin yüzde 2,5 büyüdüğü bir dönemde sanayi sektörünün yüzde 0,8, imalat sanayisinin ise yüzde 1,4 daralmasının sürdürülebilir olmadığını " belirtiyor. Aslında iktisatçı Mahfi Eğilmez'in de belirttiği gibi, yargı bağımsızlığı, hukuk güveni, kuvvetler ayrılığı tam sağlanmadan " yatırım güveni " oluşmaz, oluşmuyor. Uygulamada kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, Merkez Bankası, Düzenleme ve Denetleme kurumlarının bağımsızlığı, fikir ve ifade hürriyeti büyük ölçüde aşındırıldığı için " hukuk güveni " çok sarsıldı. Işık Üniversitesi'nce Prof. Seda Demiralp'ın akademik yönetiminde yapılan saha araştırmasına göre, sadece CHP tabanı değil, tüm muhalefet tabanı demokrasi ve adalet kaygısı taşıyor: " Muhalefet seçmeninin butlan kararına yönelik ana kaygısı demokratik gerileme ve adalet kurumlarının dejenere olduğu görüşünden kaynaklı… Ekonomik maliyet de bu kaygının hemen ardından geliyor." (Oksjen, 12-18 Haziran) Evet CHP sorunu değil, demokrasi ve adalet sorunu! CHP içinde yollar tıkanır da ayrı parti kurmak gerekirse, bütün ideolojik lafları bir kenara atıp " hukukun üstünlüğü " ve " rasyonel ekonomi "yi esas almaları ve en geniş çapta kapsayıcı bir merkez partisi olması gerekecek.
16 Haziran 2026 00:01

İki Başkan
Bir önceki Fed Başkanı Jerome Powell ve TCMB Başkanı Fatih Karahan... Trump " enflasyonu seviyorum " diye konuştu. (6 Haziran 2022) Özeti, "enflasyonlu büyüme" demekti. ABD'de yüzde 9.1'e çıkan enflasyon, Fed Başkanı Powell'ın sıkı politikası sayesinde 2025'ten yüzde 2.5'e düşürülmüştü. Popülist Trump, başkanlığının ilk döneminde de şimdiki ikinci döneminde de Powell'a " faizi indir " diye baskı yaptı. Trump Powell'a " aptal " (stupid) dedi. " Kendimi Fed başkanı atamam mümkün mü acaba? " diye konuştu. Geçen Nisan sonunda Pawell'ın süresi dolduğunda Trump bir karikatür yayınladı; güçlü bir el, Powell'ı çöp tenekesine atıyordu; altında " ABD için bir felaketti " diye yazmıştı. Kamu görevinde liyakat ve ahlakın simge şahsiyetlerinden biri olan Powell, veda konuşmasında şunları söyledi: " Biz yalnızca Amerikan halkı için bu işleri yapıyoruz, 'seçim yaklaşıyor, ekonomiyi hızlandırmak ya da yavaşlatmak istiyoruz' diye düşünmüyoruz. Eğer bunu yapıyor olsaydık, hiçbir güvenilirliğimiz kalmazdı, piyasalar bize olan inancını yitirirdi ve enflasyonu kontrol etme kapasitemize duyulan saygı tamamen ortadan kalkardı." (30 Nisan) İlkeli ve güvenilir olmak! Evet, Ali Babacan'ın söylediği gibi " hazineye en çok faiz ödeten Cumhurbaşkanı "dır, 2.7 trilyon lira faize gidiyor. Hele de " hukuk güvenliği " sorunu!
12 Haziran 2026 00:01


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Muhalefetin Boğazını Sıkmak
Sorun, bir partinin lehinde veya aleyhinde olmasının ötesinde, demokrasimizin saplandığı " ana muhalefet krizi "dir. Bu yüzden zaten yeterince güven duyulmayan yargı, bir de bağımsız hukuk çevrelerinde şiddetle eleştirilen " mutlak butla n" kararını verince CHP'nin içi, planlandığı şekilde karıştı. Yargı CHP'nin Kasım 2023'teki 38. kurultayını iptal etmişti. Yargı bu kurultayların hepsini iptal etti ve " 2023 öncesi "ne, yani Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığına karar verdi. CHP tabanının, örgütlerinin, milletvekillerinin ve delegelerin büyük çoğunluğu " Değişim "i yani Özgür Özel ve arkadaşlarını destekliyor. Kılıçdaroğlu'nun 15 Haziran 2017'de Ankara'da Güvenpark'ta başlayıp 9 Temmuz'da Maltepe'de tamamladığı " Adalet Yürüyüşü "nü CHP'liler unutmamalı, bilhassa da Kemal Bey'in kendisi unutmamalıdır. Bugün Kemal Bey'e yol açıyorlar ve destekliyorlarsa, bu CHP'nin " arınması " için değil, bölünmesi içindir! Bizde sosyoloji biliminin en büyük ismi merhum Şerif Mardin Hocamız daha 1966 yılında şöyle yazmıştı: "Türkiye'de sürekli muhalefetin boğazının sıkılmasının yol açtığı en önemli kayıp sosyal ve iktisadi yaratıcılığın engellenmesi olmuştur…" (Türk Modernleşmesi, Sf. Mansur Yavaş'ın dediği gibi, " Milyonlarca CHP'li, sahip olduğunuz tecrübe ve devlet adamlığı birikimiyle sağduyulu bir yaklaşım göstermenizi beklemektedir." Sadece CHP'liler değil, demokratik hukuk devleti hassasiyeti olan geniş kitleler de beklentisidir. Yeni seçilecek Parti Meclisinin terkibinde uzlaşarak Kılıçdaroğlu'nun da kabulüyle " Temmuz içinde olağanüstü kurultay " kararı alınmalıdır.
10 Haziran 2026 00:01


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Atatürk Ve Erdoğan
Yunanistan'ın 1926 Üniversite reformuyla bizim 1933'teki üniversite reformumuz da mukayese edilebilir. 1930'lar ve 40'lardaki liderleri birbiriyle mukayese edebiliriz. İbrahim Kiras'ın ve benim 1930'lardaki Serbest Fırka hadisesinden bahseden yazılarımızda da bir " mukayese " yoktu. Ama bazı okurlarımız " teneke ile pırlanta mukayese edilemez " diye yazdılar. 811 yıl önceki Magna Carta bu sebeple hâlâ günceldir ama hiçbir anayasacı bugünkü bir anayasayla Magna Carta'yı " mukayese " etmez. Atatürk daima kuvvetler birliğini ve Nutuk'taki ifadesiyle " kabiliyet ve kudreti sarsılmaz bir reis " modelini savundu ve uyguladı. CHP'nin 1947 kurultayında İsmet Paşa, " kuvvetler birliği "ni Tüzük'ten çıkarmak istediğinde, Süreyya Örgeevren, Feridun Fikri gibi katı Kemalistler, bunun Kemalizm'e aykırı olacağını söyleyerek engellemişlerdi. (Cumhuriyet, 2 Aralık 1947) Atatürk'ün gelecek için de tek doğru modeli inşa ettiğine 'inanmış'lardı da ondan. Oysa hemen İnönü'nün; Atatürk dönemindeki " parti devleti " modelini 1939'da, " Şef " modelini 1946'da, Kamalizm kavramını da 1953'te CHP programından çıkardığını unutmamak gerekir. Terakkiperver Fırka'nın ve Serbest Fırka'nın kapatılması konusunda " yanlış yaptık " dedi.
09 Haziran 2026 00:01

1930'lardan Bugüne
Mükemmel bir tarih araştırmacısı olan Kiras, Atatürk'ün 1930'daki sözlerini alıntılamıştı. İçte ve dışta görünümün " diktatör manzarası " olduğunu söyleyen Atatürk, miras olarak millete istibdat müessesesi bırakmak ve tarihe öyle geçmek istemediğini söylemişti. Atatürk, " hürriyet " kavramının tanımında fikirleri epey farklı olsa da karakter sağlamlığına tam güvendiği arkadaşı Fethi Bey'e bir muhalefet fırkası (partisi) kurduracaktı. Kiras bu fevkalade önemli tarihi tecrübeden bugün için sorular çıkarıyordu: Artık adı resmen de " Kemalizm " olan rejime en itaatli kesimler 1930'larda Doğu ve İç Anadolu'ydu. Ege ve Akdeniz canlı muhalefet bölgeleriydi. Fethi Bey'in Eylül 1930'daki İzmir gezisinde tüm Ege'de yer yerinden oynamıştı. Toplumda sivil " değişim " dinamiği Serbest Fırka'da kendini gösteriyordu. Gecenin karanlığında " Yaşasın adliye " haykırışları yükseliyordu. (Son Posta, 22 Ekim 1930) Başka yerlerde benzer hadiseler cereyan etti. Cumhurbaşkanı Atatürk, Genel Sekreteri'ne şöyle dedi: " Kazanan idare fırkasıdır, yani jandarma, polis, nahiye müdürü, kaymakam ve valiler. Bunu bilesin. " (Hasan Rıza Soyak, Atatürk'ten Hatıralar, s. 418) İbrahim Kiras'ın haklı sorularına ben de bir soru eklemek isterim.
07 Haziran 2026 00:01

Bahçeli Ve Chp
Savunduğu model, Kılıçdaroğlu'nun resmi genel başkanlığına itaat edilmesi, onun da partide " arınma " yaptıktan sonra 9 Eylül'de kongreye gitmesidir. AK Parti'nin üç temel kurucusundan biri olan ve vicdanının sesini ifade etmekten çekinmeyen hukukçu Bülent Arınç " yetki, görev ve usul hukuku bakımından yanlış buluyorum " diye açıklama yaptı. Bugüne kadar göreve alınan 13 bin civarındaki hakim ve savcı " mülakat "la belirlendi. Böylece partili cumhurbaşkanı, " yargı üzerinde güçlü bir siyasi etki " elde etti. (Venedik Kom. CDL-AD(2024)041, paragraf 118) Bahçeli de bunun sakıncalarını görmüş olmalı ki, kendi anayasa taslağında " yargı ayrılığı sistemi " kavramını ve HSK yerine de " Yargı Yüksek Kurulu "nu teklif etmişti. (4 Mayıs 2021) CB sisteminde, İmamoğlu davalarında 12 defa hakim değiştirilmesi hiçbir şekilde normal görülemez. Sayın Bahçeli, bizdeki siyasetin olağan bir gününde Özgür Özel hakkında ağır sözler ettikten sonra, aksam Meclis resepsiyonunda " Birbirimizi kırmıyoruz inşallah. Üzülme, bazen siyaseten söylememiz gerekenler oluyor, siyasetin gereği olarak." demişti. (1 Ekim 2024) Evet, bizde maalesef böyledir.
05 Haziran 2026 00:01

Chp Nereye?
CHP lideri Özgür Özel, olağanüstü kurultay toplamak için delegelerin imza işleminin başladığını söyledi. Ama Türkiye'de artık " kurultay, kongre, delege, Parti Meclisi " deyince hemen akıllara " yargı " ve " iktidar " kavramları geliyor. İstinaf'ın " mutlak butlan " kararı vermesi ve YSK'nın da " yetkim yok " diyerek kenara çekilmesinden sonra zihinlerle yargı ve siyaset kavramları büsbütün iç içe geçti. Evet ortada bir " mutlak butlan " kararı var fakat bu karar, 2023 kurultayının delegeleri hakkında değil, kurultayda yapılan seçimler hakkındadır. İptal edilen 2023 Kurultayının delegelerine Kılıçdaroğlu'nun da hiç itirazı olmadı. Çünkü o delegeler 2023 yılının Mayıs-Eylül döneminde mahallelerden başlayarak, ilçe ve il kongrelerinde seçilmişlerdir. Bakın, yine " yargı " kavramı karşımıza çıktı. Muhalifler Sulh Hukuk Mahkemesi'ne başvurarak kongreyi toplamak üzere " çağrı heyeti " atanmasını istemişlerdi. (5 Şubat 2016) Sulh Hukuk Mahkemesi çağrı heyetini atamış, süreç Yargıtay'dan geçmiş fakat ünlü " Gemerek Mahkemesi "nin tedbir kararıyla adliye koridorlarında tıkanmış, muhalifler mecburen İYİ Parti'yi kurmuştu. Iki parçadan biri çok küçük, diğeri çok büyük olsa bile ana muhalefetin bölünmesi, tam da iktidarın istediği " silkeleme "nin eksiksiz gerçekleşmesi olur. Kılıçdaroğlu, delegelerin başvurusu üzerine Temmuz ayı içinde kurultayı toplamalıdır.
02 Haziran 2026 00:01

Hukukun Suistimali
CHP hakkındaki " mutlak butlan " kararı, hukukun yanlış uygulanmasıdır. İstinaf mahkemesi ise, Medeni Kanun'u uygulayarak CHP kurultayları hakkında " mutlak butlan " kararı verdi. Dahası, Feti Yıldız, kurultaylar hakkında Asliye Hukuk mahkemelerinin de yetkili olabileceği sanısını yaratan, " siyasi partiler hakkında Türk Medeni Kanunu ve Dernekler Kanunu hükümlerinin uygulanmasına imkan tanıyan düzenlemenin yürürlükten kaldırılması gerektiğini " de yazdı, haklı olarak. (Karar, 28 Mayıs) Fakat İstinaf, Medeni Kanun'daki mutlak mutlan kavramını partiye uygulayarak " heterodoks " bir karar verdi. (K: 2020/1135) Yani İstinaf Mahkemesi, kendisini " görevli " saysa bile, kurultaydaki oylamaya hile karıştırıldığı iddiasıyla yürütülmekte olan ceza davasının sonunu beklemeliydi. AYM'nin şu kararını zikrediyor: " Bir hukuk mahkemesinin, ceza mahkemesi yerine ikame edilmesi gibi bir işlevi olamaz." (Karar: 22 Mayıs 2005) Ama bizde oldu! Halbuki, " soruşturma " kavramı bir " ceza muhakemeleri usulü " kavramıdır, " hukuk muhakemeleri usulü " kavramı değildir. Oysa CHP, 2025 yılı içinde bütün ilçe ve kongrelerini yaparak yeni delegeler seçmiş ve bu yeni delegeler 30 Kasım 2025'te 39. Kurultayda Özgür Özel'i tekrar genel başkan seçmiştir. 27 Mayıs'ta " ihtilal mahkemesi " uygulamasına imza vermeyi reddeden merhum Prof. Tahir Taner şöyle demişti: " Ben tarihten korkarım! "
29 Mayıs 2026 00:01

Üniversite Kapatmak!
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın CB Kararı ile Bilgi Üniversitesi'ni kapatması, üç gün sonra ise "YÖK'ün yazısı üzerine" açması birçok bakımdan önemle üzerinde durulması gereken bir sorundur. Tarihçi Akdes Nimet Kurat, 1890'larda Rusya'da okuryazarlık oranını yüzde 21 olarak verir. 1914 yılında Rusya'da bilimsel itibara sahip 8 üniversite vardı. Modern "özerk üniversite" zihniyetinin yerleşmediği, siyasetin en üstün değer sanıldığı bir kültürde, iktidarlar üniversiteye baskı yaptı, darbeler birçok öğretim üyesini tasfiye etti. İktidar, atadığı YÖK vasıtasıyla tüm öğretim üyelerini kontrol etmek için 703 Sayı KHK'yı yasalaştırdığında, AYM, "üniversite özerkliğine aykırıdır" diyerek iptal etmiştir. (K: 2019/20) AYM'nin bu kararı, özerkliğin doğru bir tanımıdır; iktidarlar üniversite yönetimlerini belirleyemez. DP iktidarı, akademisyenlerin emeklilik yaşını değiştirerek üniversite üzerinde baskı kurmak istediğinde, DP Trabzon Milletvekili tarihçi Prof. Osman Turan, kendi partisinin grup toplantısında buna şöyle itiraz etmişti: "Üniversitenin özerkliğine zerre kadar halel gelirse o memlekette ilim olamaz, ilim olmayan bir memleketin ise istikbali manen tehlikededir." (21 Haziran 1954) Matbaa ve sanayide gecikmemiz gibi üniversite alanında gecikmemizin sonuçlarını "geri kalmışlık" belasıyla yaşamış olmamız, merhum Osman Turan hocamızın ne kadar haklı olduğunu gösterir. İnönü Üniversitesi'nde büyük bir akademik atılım başaran Rektör Prof. Cemil Çelik, "Üniversitelerin İdeolojik Kimliği Olur mu?" başlıklı yazısında muhafazakarların üniversiteye bakışını anlatırken şöyle yazmıştı: "Önceki dönemlerin yaptığı yanlışlıkları, ideolojik saplantıları, 'bu sefer sıra bizde' diye tekrar etmenin bilim üretimine faydasının olamayacağını hepimiz yaşayarak göreceğiz." (Karar, 15 Ağustos 2017) Şehir Üniversi tesi'ni kapatmak, Boğaziçi Üniversitesi'ni hırpalamak, tek bilimsel makalesi olmayan rektörler atamak, kişilere göre KHK ile YÖK Kanunu'nda geçici tadilat yapmak, tek imzayla üniversite kapatabilmek…
27 Mayıs 2026 00:01

Kemal Bey Ne Yapacak?
Genel Başkanlığı döneminde Kemal Kılıçdaroğlu, yargı bağımsızlığının kaldırıldığını defalarca söyledi, eleştirdi. Kılıçdaroğlu 27 Şubat 2018'de CHP grubunda yaptığı konuşmada, hukuk tarihine önemli bir belge tevdi etmişti, HSK'nın eğitim kitapçığında hakim ve savcılara " Tahliye konusunda Hâkimler Savcılar Kuruluyla mutlaka istişarede bulunulduktan sonra irade oluşturulacaktır" deniliyordu. Kılıçdaroğlu, kitapçığın 6. sayfasında bu ifadenin yer aldığını belirterek " bu ülkede yargı yok, adalet yok, hak yok ve hukuk yok " demişti. (PanoramaTR, Mayıs 2026) Kamuoyunun yargı hakkındaki kanaati son derece önemlidir. Hemen bütün hukuk sistemlerinde " yargının bağımsız ve tarafsız olması yetmez, bu konuda inandırıcı olmalıdır " kuralı geçerlidir. (AYM Başvuru No: 38406/97) Dahası, Adalet Bakanı Akın Gürlek, " yatırım gelmesi için hukuk güvenliğini sağlayacaklarını " söylemekle bu güvensizliğin varlığını dolaylı olarak kabul etmiştir. CHP hakkındaki " mutlak butlan " kararı konusunda hukuk akademisyenlerinin suskunluğunu anlamak, bugünkü şartlarda mümkündür. Son " mutlak butlan " kararını siyaset dışı hukukçuların pek çoğu eleştirdi. Bu soruşturmaların ve " mutlak butlan " kararının, Kılıçdaroğlu gelsin CHP'yi tertemiz yapsın ve fabrika ayarlarına dönsün diye verilmediği bir gerçektir. İktidar 2012'den beri Siyasi Etik Yasasını, 2015'ten beri de Avrupa Birliği'nin talep ettiği Yolsuzlukla Mücadele Kanununu çıkarmıyor. " Takrir-i Sükûn Kanunu "nu kabul etmeyerek Başbakanlıktan feragat eden Fethi Bey, böyle fazilet örneğidir.
26 Mayıs 2026 00:01