
Muharebenin fitili, 1934'ün haziran ayının ilk günlerinde Bursa'nın Orhangazi ilçesinde ateşlendi. Ağustos 1934'te başlayan ana muharebe, sadece bir çarpışma değil, aynı zamanda taktiklerin uygulandığı bir savaş niteliğindedir. Kartallar yorgunluk emaresi gösterdiğinde, geride bekleyen "tecrübeli yaşlı" leylekler devreye girerek öldürücü gaga darbelerini vurdu. Türk köylüsü için bu sadece bir kuş kavgası değil, "mazlumun zalime karşı direnişi" olarak düşünüldü. Muharebe sırasında yaralanarak yere düşen leylekler için halk adeta seferber oldu. 1934 Leylek-Kartal Savaşı, o dönemin kısıtlı iletişim imkanlarına rağmen dünya çapında bir haber değeri taşıdı. The New York Times, 1934 aralık ayında "Türkiye'deki Savaşta Leylekler Kartalları Yendi" başlığıyla verdiği haberde, 300 leylek ve 60 kartal arasındaki çatışmayı tüm dünyaya duyurdu. Ancak leylekler için de bu zaferin bedeli ağır oldu; yuvalarına dönen leyleklerin sayısında yüzde 20-30 oranında azalma kaydedildi.
Kaynak: Posta
13 Mayıs 2026 07:00
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Matematik, Sınavın Birincil Seçici Testi!
Matematik testinin yüksek seçiciliği, Türkçe testinin okuduğunu anlamaya dayalı zaman alıcı yapısı, sınavın genel zorluk algısını yukarı taşıdı. Fen bilimleri ve sosyal bilimler testleri daha dengeli zorluk düzeyindeydi. 2026-TYT; akıl yürütme, okuma becerisi ve zaman yönetimini ölçen, genel olarak "orta-üstü" zorlukta bir sınav olarak değerlendirildi. Özellikle matematik ve Türkçe testleri seçici ve belirleyici alanlar oldu. 2025-TYT, genel olarak okuduğunu anlama, analitik düşünme ve süre yönetimi becerilerini ölçen, belirleyici bir sınav olarak yorumlandı. En çok zorlayan ve belirleyici olan kısım ise matematik testi oldu. Çeldiricilerin güçlü olması ve uzun metinler "Yetiştiremedim" geri bildirimlerini artırdı. Matematik testi, sınavın en çok zaman alan ve en yüksek zorluk derecesine sahip bölümü olarak görüldü. Fen Bilimleri, önceki yılların sınavlarına paralel olarak adayları orta-zor düzeyinde zorlayan, müfredat kazanımlarına son derece sadık kalınarak hazırlanan bir test olarak görüldü.
21 Haziran 2026 07:00

Sosyal Medya Bizi Nasıl Ele Geçirdi? (2)
Araştırmalar, platformda geçirilen süre ile "gelişmeleri kaçırma korkusu" seviyesi arasında pozitif bir korelasyon olduğunu gösteriyor. Türkiye'de yapılan 449 katılımcılı bir çalışma, özellikle 18 yaş üstü yetişkinlerde ve öğrencilerde "gelişmeleri kaçırma korkusu"nun en güçlü olduğunu ortaya koyuyor. Sosyal medyanın "vitrin" yapısı, bireylerin kendi gerçekliklerini başkalarının "en iyi anları" ile kıyaslamasına yol açarak "öğrenilmiş çaresizlik" veya depresyon gibi durumları tetikleyebilir. Kişiselleştirilmiş Öneri Sistemleri: Yapay zeka algoritmaları, kullanıcının geçmişteki beğenilerini, bir gönderide kaç saniye duraksadığını, hangi kelimeleri arattığını ve hatta konum verilerini kullanarak ona "hayır" diyemeyeceği bir içerik akışı sunar. Sosyal medya platformlarında bu kavram genellikle "karanlık modeller" olarak karşımıza çıkar. Facebook, Instagram, TikTok ve YouTube gibi platformların "ücretsiz" olması bir illüzyondur. Bu durum, kullanıcıların yalnızca kendi görüşlerini destekleyen bilgilerle karşılaştığı "yankı odalarının" oluşmasına yol açar.
17 Haziran 2026 07:00

Sosyal Medya Bizi Nasıl Ele Geçirdi? (1)
Sosyal medya platformları, bu kadim dürtüleri "ilaçlaştırarak", doğal sosyal etkileşimlerin sunamayacağı bir yoğunlukta ve hızda sunuyor. Geleneksel sosyal bağların zayıfladığı modern kent yaşamında, bireylerin hissettiği duygusal boşluk ve yalnızlık, bu platformları birer "dijital sığınak" haline getirdi. Sosyal medya kullanımı, çoğu zaman bireyin günlük yaşamındaki çözülemeyen problemlerden veya sorumluluklardan uzaklaşma ihtiyacının bir yansımasıdır. Birey, gerçek hayatta hissettiği anksiyete veya mutsuzlukla başa çıkmak yerine, platformun sunduğu sonsuz ve zahmetsiz içerik akışına kapılarak bir tür "dikkat dağıtma", "sorunlardan uzaklaşma" hissine kapılıyor. Sosyal medya sistemleri, "değişken oranlı pekiştirme" adı verilen bir psikolojik ilkeyi kullanırlar. Stanford Üniversitesi'nden nörobilimciler, akıllı telefonları "dijital dopamin iğnesi" olarak tanımlıyorlar. Bu süreçte, dopamin reseptörlerinin sayısı azaltılır ve bireyin dopamin seviyesi doğal seviyesinin altına iner; bu duruma "kronik dopamin eksikliği durumu" denir. Birey artık zevk aldığı için değil, kendini "normal" hissetmek ve yoksunluktan kaçınmak için sosyal medyayı kullanmaya devam eder.
15 Haziran 2026 07:00

Orta Zorlukta Bir Sınavdı!
2026 LGS, sözel bölümün genel olarak daha rahat geçtiği, sayısal bölümün ise zaman yönetimi açısından zorlayıcı olduğu bir sınav olarak geride kaldı. Uzun ve dikkat gerektiren paragraf sorularıyla öne çıkan Türkçe, muhakeme ve analiz yeteneğini ölçen matematik ve çeldiricileri güçlü fen bilimleri belirleyici testler oldu. Sayısal oturumda yer alan 40 soru için adaylara tanınan 80 dakikalık süre, özellikle işlem yoğunluğu yüksek matematik soruları nedeniyle öğrenciler üzerinde baskı oluşturdu. Türkçede 2-3 soru seçici özellikteydi, ayrıca bazı sorularda çeldiricilerin güçlü olduğu görüldü. Sınav genelindeki 20 sorunun 6 tanesi temel düzeyde işlem becerisi gerektiren nispeten kolay sorulardan oluşurken, geri kalan 14 soru muhakeme gücü gerektiriyordu. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük testinde, bilgi ağırlıklı 1-2 soru bulunuyordu. Günlük hayattan ve genel kültürden esintiler taşıyan sorular dikkat çekti. Genel olarak orta düzey bir dilsel yeterlilik ölçülüyor gibi görünse de, birbirine yakın kurgulanan çeldiriciler dikkat çekti.
14 Haziran 2026 07:00

'Ela Gözlü Dişi Pars' (2)
Nâzım Hikmet, annesi ile öğretmeninin evlenmesini engellemek amacıyla, Yahya Kemal'in siyah ince pardösüsünün cebine şu sert notu bıraktı: "Öğretmenim olarak girdiğiniz bu eve, babam olarak giremezsiniz!" Bu mektup, zaten evlilik fikrinden ve toplumsal dedikodulardan çekinen Yahya Kemal'i dehşete düşürdü. Ünlü şiiri "Sessiz Gemi" sadece ölüm temasını değil, aslında Celile Hanım'ın Adalar vapuruna binip hayatından sonsuza dek çıkışını ağıtlaştırmasıdır. Yahya Kemal öldüğünde evraklarının arasından, 19 Ağustos 1930'da Sirkeci Garı'nda veda ettiği Celile Hanım'ın göğsünden koparıp verdiği iki kurumuş yaprak ve bir veda notu çıktı. 4 Haziran 1938'de Yenişehir'de Atatürk'e yazdığı mektupta, kendisini Enver Paşa'nın kızı olarak tanıttı ve davanın tarafsız bir heyet tarafından incelenmesini talep etti. Aynı şekilde, 12 Nisan 1939'da Mevhibe İnönü'ye yazdığı mektupta, "analık şefkatine" sığınarak, oğlunun cezaevi koşullarında ilerleyen rahatsızlıklarını dile getirdi ve adalet talep etti. Gözleri artık neredeyse tamamen görmez hale gelen sanatçı, 9 Mayıs 1950'de Galata Köprüsü üzerine çıktı. Bu eylem, kolluk kuvvetleri tarafından "trafiği engellemek" gerekçesiyle sonlandırıldı ve Celile Hanım emniyete götürülerek savcılığa sevk edildi.
10 Haziran 2026 07:00

'Ela Gözlü Dişi Pars' (1)
Ayşe Celile Hikmet Uğuraldım, 1880'de Selanik'te dünyaya geldi. Celile Hanım, Türk resim sanatında öncü bir rol üstlenerek portreler ve "nü" (çıplak) çalışmalar üzerine yoğunlaştı. Celile Hanım, 1900 yılında, dönemin İstanbul valilerinden Nazım Paşa'nın oğlu olan hariciye memuru Hikmet Nâzım Bey ile evlendi. İlk çocukları olan ve ileride Türk şiirinde çığır açacak olan Nâzım Hikmet, 1901'de babasının hariciye görevini sürdürdüğü Selanik'te dünyaya geldi. 1907'de doğan üçüncü çocukları Samiye ise ailenin hayatta kalan tek kız çocuğu olarak bu sancılı evlilik sürecine tanıklık etti. Bu ilişki, 1916'da, Celile Hanım'ın eşinden ayrılmak üzere olduğu sancılı bir dönemde, Çamlıca Bektaşi Dergâhı'nda ilk kez karşılaşmalarıyla başladı. O dönem Bahriye Mektebi'nde öğretmenlik yapan Yahya Kemal, Celile Hanım'ın genç oğlu Nâzım Hikmet'in de edebiyat öğretmenidiır. Yahya Kemal, Celile Hanım'ın dillere destan güzelliğini, piyano çalmasını, resim yeteneğini ve özellikle unutulmaz ela gözlerini şiirlerine taşıdı, onu bir "ela gözlü dişi bir pars" olarak tasvir etti.
08 Haziran 2026 07:00

'Sadece İyi Eğitilmiş Bir İnsan İyi Eğitilmiş Bir Köpeğe Benzer!' (2)
Hayatındaki en büyük dönüşüm, Ekim 1895'te İsviçre Zürih Politeknik Okulu'nun giriş sınavına katılmasıyla başladı. Nitekim Aarau'da geçirdiği bu verimli yılın ardından, 28 Ocak 1896'da Alman vatandaşlığından resmen çıkarak beş yıl boyunca vatansız kalmayı göze aldı. Aarau'da kurduğu derin bağlar yaşamı boyunca devam etti; en yakın dostu Michele Besso, Jost Winteler'in büyük kızı Anna ile evlendi, kendisi ise Jost Winteler'in diğer kızı Marie ile fırtınalı bir gençlik aşkı yaşadı. 29 Ağustos 1948 tarihli "Entelektüellere Bir Mesaj" adlı bildirisinde, bilimsel çalışmaların insanlığı ağır fiziksel emeklerden kurtaracak icatlar sunduğunu; ancak aynı zamanda insanı kendi yarattığı teknolojinin kölesi haline getiren ve yaşamı güvensiz kılan ölümcül silahları da ürettiğini vurguladı. Günümüzün dijitalleşen, yapay zeka algoritmalarıyla yönetilen, proje tabanlı ve STEM disiplinlerini beşeri değerlerin önüne koyan eğitim sistemlerinde, Einstein'ın "eğitilmiş köpek" uyarısı her zamankinden daha hayati bir önem taşıyor. Gerçek bir eğitim reformu, insanı bir "uzmanlık makinesi" olarak görmekten vazgeçmelidir.
03 Haziran 2026 07:00

'Sadece İyi Eğitilmiş Bir İnsan, İyi Eğitilmiş Bir Köpeğe Benzer!' (1)
"İnsana bir uzmanlık öğretmek yetmez. Bununla insan, doğrusunu isterseniz, işe yarar bir makine olur ama tam, eksiksiz bir kişilik kazanamaz. Elde edilmeye değer bir şeye coşkunlukla yönelmesi gerekir onun. Bir güzellik ve ahlakça iyilik duygusu edinmelidir. Yoksa insan uzmanca bilgileriyle, dengeli bir biçimde gelişmiş bir insandan çok, iyi eğitilmiş bir köpeğe benzer." Einstein'ın eğitim düşüncesinin en sarsıcı önermelerinden biri olan "Sadece iyi eğitilmiş bir insan, iyi eğitilmiş bir köpeğe benzer" benzetmesi, bireyin yalnızca teknik ve mesleki becerilerle donatılmasının yarattığı ahlaki ve entelektüel kısırlığı betimlemektedir. Einstein, 5 Ekim 1952'de, The New York Times gazetesinde yayımlanan "Bağımsız Düşünce İçin Eğitim" başlıklı makalesinde, modern eğitim sistemlerinin insanı yalnızca ekonomik üretime hizmet eden bir araç haline getirmesine karşı güçlü bir eleştiri sunuyor. Bu bağlamda, bireyin sadece belirli bir alanda uzmanlaşmasını hedefleyen eğitim modellerinin, insanı bütünsel bir kişilik geliştirmekten alıkoyduğunu savunuyor. Einstein'ın pedagojik eleştirisinin merkezinde; bir insana sadece bir uzmanlık öğretildiğinde, o birey toplumsal sistem içinde son derece verimli, "işe yarar bir makine" haline gelebilir; ancak bu süreç onun dengeli ve uyumlu bir kişilik geliştirmesini sağlamaz. Einstein, klasik eğitim anlayışında öğrenciyi boş bir "sosis zarı" gibi görüyor ve öğretmenlerin görevinin bu boş zarın içine bilgi doldurmak olduğunu vurguluyor. Einstein'ın savunduğu düşünceye göre, öğrenciler doldurulacak sosis zarlarından ziyade, kendi içlerinde inciler barındıran "istiridyelere" benzerler.
01 Haziran 2026 07:00

Çok Acı Bir Hikaye
Yakın dostu Eşref Edip'e yazdığı mektupta, "Bizim namussuzun yeni rezaletini işitmemiştim, Allah canını alsın! Bari müddet-i mahkûmiyeti kısa olmasaydı da mahbesten cenazesi çıksaydı!" dedi. 1939'da polis tarafından esrar içerken yakalanarak akıl hastanesine ve ardından cezaevine gönderilen Emin'in madde bağımlılığı zamanla eroin tiryakiliğine dönüştü. 1940'lı yılların sonuna doğru, Emin'in bu sefil haline şahit olan eski bir baba dostu duruma müdahale etti. 1963'te bilinmeyen bir nedenle haradaki işine son verilen Emin, işsiz kalmasıyla birlikte yeniden İstanbul'un girdabına çekildi. 1966'da akıl hastanesinden taburcu edilen Emin, artık sığınabileceği hiçbir çatısı kalmadığından Tophane semtinde boş bir kamyonet kasasında yaşamaya başladı. Emin, "Siz ne münasip görürseniz" dedi ve cüzdandan sadece 10 lira alıp odadan ayrıldı. Mehmet Akif Ersoy'un "Milletin marşı para karşılığında yazılmaz" diyerek büyük ödülü reddettiği, sırtında paltosu dahi olmadan Meclis'e gittiği bir gerçeklikte; onun en büyük eserlerinden biri olan "Safahat"ın binlerce baskı yaparak yayınevlerine milyonlar kazandırması, buna mukabil şairin öz oğlu Emin'in sokaklarda donarak can vermesi ve kızının kirasını ödeyemediği için evden atılmak istenmesi, durup düşünmemiz gereken çok acı bir hayat dersidir.
27 Mayıs 2026 07:00

Pekin Girdabında Üç Köşeli Diplomasi
Putin, Pekin'e bizzat giderek Çin'in Rusya'ya sağladığı ekonomik ve diplomatik can simidinin gevşemeyeceğine dair Şi'den doğrudan taahhüt istedi. Putin'in acil Pekin ziyaretinin arkasındaki en kritik neden, Trump'ın Çin ziyareti sırasında duyurduğu enerji hamlesidir. Trump, Fox News'e verdiği demeçte, Çin'in "enerji ihtiyacını" karşılamak amacıyla Amerikan petrolü satın almayı kabul ettiğini açıkladı. Çin, normal şartlarda petrol ihtiyacının yüzde 90'ını yaptırımları ihlal ederek İran'dan ithal ediyor. Nisan 2026'da Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Çinli yetkililerle yaptığı görüşmelerde, Rusya'nın Çin'in bu enerji açığını tamamen kapatabileceğini iletti. Trump ise yaptığı açıklamada, Tayvan için planlanan 14 milyar dolarlık rekor askeri yardım paketini onaylayıp onaylamama konusunda henüz karar vermediğini belirterek Pekin'in itirazlarını dikkate alacağı sinyalini verdi.
25 Mayıs 2026 07:00

'Eğitimde Etki Platformu' Kolektif Bir Hareket Başlatıyor
Eğitimde "neyin etki yaptığı" üzerine yapılan en kapsamlı çalışma, Yeni Zelandalı araştırmacı John Hattie'nin "Görünür Öğrenme" araştırmasıdır. Hattie, 2 binden fazla veriyi ve 400 milyondan fazla öğrenciyi kapsayan çalışmaları sentezleyerek, öğrenci başarısını etkileyen faktörleri "etki büyüklüğü" üzerinden sıraladı. Örneğin, okul öncesi eğitime yatırılan her 1 dolarlık bütçenin, topluma 7 dolar olarak geri döndüğü görülüyor. Eğitimde etki; bir müfredatın veya bir teknolojinin uygulanması değil, bu müdahalelerin birleşerek bireyin zihninde, kalbinde ve nihayetinde toplumun yapısında yarattığı kalıcı, olumlu ve ölçülebilir "izler"dir. Eğitimde Etki Platformu'nun kurucusu Biriz Kutoğlu, "Bu ihtiyaç yalnızca Türkiye'ye özgü değil, dünyada da eğitim artık yalnızca okul binaları, müfredatlar ve sınav sistemleri üzerinden değil; öğrenen topluluklar, mesleki ağlar, uygulama paylaşımı ve kolektif gelişim kültürü üzerinden tanımlanıyor. Yıllar boyunca farklı kurumlarda, öğretmenlerle, yöneticilerle, öğrencilerle çalışırken hep içimde büyüyen bir düşünce vardı: Türkiye'de eğitimin iyi uygulamalarını, düşünsel üretimini ve sahadaki dönüşüm hikâyelerini bir araya getiren, bunu yaparken yalnızca 'ne yapıldı' sorusuna değil, 'neyi değiştirdi' sorusuna odaklanan bir yapı oluşturmaktı" diyor. "Etki Lab", platformun en kritik alanı; burası sadece içeriklerin yayınlandığı değil, anlam kazandığı platform olacak. Etki Lab, sahadan gelen uygulamaları, yalnızca "çok iyi bir uygulama" olarak bırakmayacak, onları analiz ederek görünür kılacak.
20 Mayıs 2026 07:00

'19 Mayıs' Nasıl Bayram Oldu?
19 Mayıs günü "Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı" her yıl Türkiye'nin dört bir yanında spor gösterileri ve törenlerle kutlanıyor. 19 Mayıs, ilk olarak Samsunlular tarafından "Gazi Günü" olarak kutlanmaya başlandı. Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı ilk kez 1926'da "Gazi Günü" adı altında Samsun'da kutlandı, 19 Mayıs 1926'da Atatürk hem kutlamalar hem de Gazi Heykeli'nin temel atma töreni için Samsun'a gitti. Bu özel gün, üç ayrı tören ile sabahtan akşama kadar coşkuyla kutlandı ve 24 Mayıs 1935'te "Atatürk Günü" adı altında resmiyet kazandı. Bu organizasyondan bir süre sonra gerçekleşen spor kongresinde söz alan Beşiktaş Kurucu Üyesi Ahmet Fetgeri Aşeni, kutlanan Atatürk Günü'nün tüm gençliğe mal edilebilmesi için "19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı" adı altında her yıl yapılmasını teklif etti. 20 Haziran 1938 tarihli kanunla da "Gençlik ve Spor Bayramı" adını aldı. Uzun yıllar "Gençlik ve Spor Bayramı" adıyla kutlanan bayram, "Atatürk Yılı" kabul ve ilan edilen 1981'de yapılan değişiklikle "Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı" adını aldı. Kutlamalar kapsamında "Gençlik ve Spor Bayramı"nın adı da "Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı" olarak değiştirildi.
18 Mayıs 2026 07:00