×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Neden Hamd Borcumuz Vardır?

Biz, gerek tahmid esnasında, gerek tesbihât esnasında, gerek dualarımızın ve ibadetlerimizin içinde, gerek yemek yedikten ve su içtikten sonra, gerekse dilimizde muazzez bir vird olarak her zaman tekrarlaya geldiğimiz "El-hamdü'lillâh" kelimesiyle; Allah'ın noksan sıfatlardan berî; kemâl sıfatlarla muttasıf; izzet, azamet, celâl ve ikrâm Sahibi; gerçek şan ve şeref Sahibi; gerçek büyük, üstün, kudsî, ulvî, yüce, gâlip, kâinâta hâkim; varlıklar üzerinde emir, hüküm ve tasarruf Sahibi oluşunu tasdik etmiş; bildiğimiz ve bilmediğimiz ne kadar kemâl sıfatlar varsa hepsiyle tavsif etmiş; ne kadar noksan sıfatlar varsa hepsinden tenzih etmiş olmaktayız. Cenab-ı Hakk'ın kendi zâtını "çok övülen ve övülmeye lâyık" manasında Kur'ân'da "Hamîd"1, Cevşen'de de "Mahmûd" ismiyle2 isimlendirdiğini dikkate alırsak; Allah'a hamd etmekle, Allah'ın gerçek övgüye ve medh ü senâya lâyık olduğunu ifade ve teslim etmiş olduğumuz anlaşılmış olur. Peygamber Efendimiz'in (asm) "Mahmûd" ve "Muhammed" isimleri de "yerde ve gökte çok övülen" manasında hamd kökünden gelmektedir. 3- Mesnevî-i Nûriye, s. 76. 4- Mektubat, s. 348.

Süleyman Kösmene

Kaynak: Yeni Asya

09 Haziran 2026 00:39

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Süleyman Kösmene

Kütahya Pikniği

Geçtiğimiz Pazar günü Kütahya'daydık. Kütahya'nın antik çağda adı "Kotiaeion"dur. Kütahya'nın kuruluşu Milattan önce 3000 yıllarına kadar uzanır. Büyük İskender'in MÖ 323'te ölümü ile Kütahya ve yöresi, komutanlarından Antigonos'a geçti. 1071'de Malazgirt Meydan Muharebesi'nde Alp Arslan'a yenilen Bizans İmparatoru Romanus Diogenes tutsaklık dönüşü Kütahya'ya getirildi. II. Kılıç Arslan kaybedilen topraklarla birlikte Kütahya'yı geri aldı. 1277'de II. Gıyaseddin Keyhüsrev Kütahya yöresini Germiyanoğlu Süleyman Şah kızı Devlet Hatun'u Osmanlı Sultanı I. Murat'ın oğlu Yıldırım Bayezid'a verdi. 1402 Ankara Savaşında, Bayezid'i ağır bir yenilgiye uğratan Timur, Kütahya'yı alarak II. Yakup Bey'e geri verdi. Kütahya, 17 Temmuz 1921'de Kütahya-Eskişehir Muharebelerinde TBMM Batı Cephesi ordusunun yenilmesi üzerine Yunanların işgaline uğradı. Büyük Taarruz'a kadar işgal altında kalan Kütahya, 30 Ağustos 1922'de kurtuldu. Kütahya 8 Ekim 1923'te Vilayet durumuna geldi. Yüzyılda İznik ile başlayan çinicilik hakkında Evliya Çelebi,1671 yılında Kütahya'da 34 çini atölyesinden bahseder.

19 Haziran 2026 01:00

Süleyman Kösmene

İnfak Etmeyen Dini Yalanlamış Mı Olur?

Abdullah Bey: "İnfak nedir? İnfakın İslâmiyet'teki yeri nedir? Maun Suresinde geçen infak yapmayanın dini yalanlamış olması ne demektir?" Ayetlere bakalım: "Hayır ve iyilik olarak önden ne gönderirseniz, onu Allah'ın katında bulacaksınız. Allah yaptıklarınızı görmektedir."1 "Sana ne infak edeceklerini sorarlar. De ki: İnfak edeceğiniz mal anne-baba, akrabalar, yetimler, düşkünler ve yolcular içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir."2 "Mallarını Allah yolunda sarf edenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lutfu geniştir. O her şeyi bilendir."3 "Gece-gündüz, açık-gizli mallarını infak edenlerin mükâfatlarını Rab'leri verecektir. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir."4 "Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe gerçek iyiliğe erişemezsiniz. Her ne infak ederseniz Allah onu bilir."5 "Hayra harcadığınız bir şeyin yerine daha iyisini koyar. Çünkü O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."6 "Birinize ölüm gelip de, "Rabb'im, Beni bir süre ertelesen de, sadaka versem ve iyilerden olsam!" diyeceği zaman gelmezden önce size verdiğimiz mallardan sarf edin."7 Malı ahirete göndermek, malı infak etmekle, yani malı Allah rızası için vermekle mümkündür. Vermek için çok mala gerek yoktur; bilakis, "az" maldan vermek, daha makbuldür. 6 Zaten "maun", insanlara az-çok demeden yardım yapmak demektir. Çünkü dinin "özünde" ne cimrilik, ne yoksulu üzmek, ne vermemeyi marifet saymak yoktur. Bediüzzaman'ın ifadesiyle, "Eğer malı çok seversen hırs ile değil, belki kanaat ile malı talep et: tâ çok gelsin."11 Kanaatin bir gereği de "veren el" üstünlüğü ile yaşamak, yani malı infak etmek, yani hayır yollarında sarf etmektir.

18 Haziran 2026 00:16

Süleyman Kösmene

Borcun Güzeli: Karz-ı Hasen

Ali bey: "Borcu ödemeyip inkâr etmek, geri kalanlarına nasıl sorumluluk yükler? Alınan borçtan aile fertlerinin boğazından geçen haram lokmaların hesabı nasıl verilir?" Karşılığında başa kakma ve minnet olmayan; menfaat, mevkî, şan, şeref ve fâiz gibi herhangi bir çıkar gözetilmeksizin, helâl maldan, sırf Allah rızası için verilen borç veya sırf Allah rızâsı gözetilerek verilen yardım, bağış ve sadaka "karz-ı hasen" tabiri içine girer. Böyle borç verenler Kur'ân nazarında Allah'a borç vermişlerdir. Bu iyiliğin karşılığını bizzat Allah verecektir. Emretmiştir ki: "Ey iman edenler! Belirlenmiş bir zamana kadar bir borç ilişkisi kurduğunuzda bunu yazın."7 Borcu yazmak, şahitlendirmek hem alan için, hem de veren için sağlam bir güvence sağlayacaktır.

17 Haziran 2026 00:36

Süleyman Kösmene

Başımızdaki Kahramanlar

"Böyle manevî kahramanları arkanızda zahîr, başınızda Üstad bulmak isterseniz, "Ve yü'sirûne ala enfüsihim." sırrıyla ihlâs-ı tâmmı kazanınız. Kardeşlerinizin nefislerini nefsinize şerefte, makamda, teveccühte, hatta menfaat-i maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercih ediniz. Hatta, en lâtif ve güzel bir hakikat-i imaniyeyi muhtaç bir mü 'mine bildirmek ki, en masumane, zararsız bir menfaattir; mümkünse, nefsinize bir hodkâmlık gelmemek için, istemeyen bir arkadaşla yaptırması hoşunuza gitsin. Eğer "Ben sevap kazanayım, bu güzel meseleyi ben söyleyeyim" arzunuz varsa, çendan onda bir günah ve zarar yoktur; fakat mâbeyninizdeki sırr-ı ihlâsa zarar gelebilir."1 İhlâs Risalesinde iki kahraman, Hazret-i Ali (ra) ve Abdülkadir Geylânî'dir (ks). Onlara dua ederler. Başımızda iki kahraman vardır: Hazret-i Ali ve Abdülkadir Geylânî Hazretleri. Asıl görevi Üstadımız Bediüzzaman yapıyor. Önümüzde üç manevî kahraman var. Bize düşen "Ve yü'sirûne ala enfüsihim" sırrıyla, yani,"kendi ihtiyaçları olsa dahi kardeşlerini kendi nefislerine tercih ederler." sırrıyla, ihlâs-ı tammı kazanmaktır. İhlâs-ı tammı kazanmayı Bediüzzaman Hazretleri şöyle anlamlandırıyor: "Kardeşlerinizin nefislerini nefsinize şerefte, makamda, teveccühte, hatta menfaat-i maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercih ediniz." Burası çok şiddetlidir. Demek, 1-Şeref, 2-Makam, 3-Teveccüh, 4-Menfaat-i maddiye gibi şeylerde önce kardeşlerimiz diyeceğiz! Yani yanında bir kardeşin övülünce, "Ben niye övülmedim!" demeyeceksin, bilakis bundan onur duyacaksın. Siz daha çok sevap alırsınız! Bilakis sırr-ı ihlâsı korumaktır.

16 Haziran 2026 00:31

Süleyman Kösmene

Gelin Okuyalım!

Payamlı Yeni Asya Tesisi sizi bekliyor. Payamlı'da orman bölgesinde, dağlar hazır, denize nazır, sessiz sakin bir köşede, okuyalım, tartışalım, konuşalım gelin! Risale-i Nur'u daha iyi anlamaya gayret edelim. Hani Üstad Hazretleri vesvese için de böyle diyor: "Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir; mahiyetini bilsen, onu tanısan, gider."1 Nefsimizin de mahiyetini bilirsek, o bize daha fazla zarar veremez! Nefsimizi kandıracağımız derslerden birisi Üstad'ın Yirmi Birinci Lem'a'nın sonuna koyduğu "Bir kısım kardeşlerime hususî bir mektuptur"2 başlıklı mektubudur. O mektupta Hazret-i Üstad, evrad ve ezkârı risale okumaya tercih eden kardeşlere şunları hatırlatıyor: 1- Risale okumak beş cihetle ibadet sayılır: a) En mühim bir mücahede olan ehl-i dalâlete karşı mânen mücahede etmektir. 2- Peygamber Efendimiz (asm) "Mahşerde ulema-i hakikatin sarf ettikleri mürekkep şehitlerin kanıyla muvazene edilir, o kıymette olur."3 buyurmuştur. 4- "Bid'aların ve dalâletlerin istilâsı zamanında Sünnet-i Seniyyeye ve hakikat-i Kur'âniyeye temessük edip hizmet eden, yüz şehid sevabını kazanabilir."4 Bu çerçevede kendi iç dünyamızla mücahede ede ede, inşallah daha fazla okuma nimetine ulaşabiliriz. O halde bu cehd yokuşlarını birlikte aşalım gelin! Ve kendimizi yenileyelim. 1- Sözler, s. 248. 2- Lem'alar, s. 171. 3- Gazalî, ihyâu ulûmi'd-dîn, 1:6; el-münâvî, feyzü'l-kadîr, 6:466; el-aclûnî, keşfü'l-hafâ, 2:561; süyûtî, câmiu's-sağîr, no: 10026 4- Lem'alar, s. 171; ibni adiy, el-kâmil fi'd-duafâ, 2:739; el-münzirî, et-terğîb ve't-terhîb, 1:41; taberânî, el-mecmeu'l-kebîr, 1394; ali bin hüsâmüddin, müntehebâtü kenzi'l-ummâl, 1:100; el-heysemî, mecmeu'z-zevâid, 7:282.

15 Haziran 2026 00:26

Süleyman Kösmene

Kabına Sığmayan Bir Cevher

Ruhun ne olduğu Resûlullah Efendimiz'e (asm) sorulmuş; Allah Resulü (asm) soruyu vahye havale etmiş ve Cenab-ı Hak'tan şu vahiy gelmiştir: "Sana ruhtan sorarlar. De ki: Ruh Rabb'imin emrindendir. Size o ilimden ancak az bir şey verilmiştir."1 Bize ruh bilgisinden az bir şey verildiği bildirildiğine göre, ruhla ilgili ulaşabildiğimiz bilgilerin çok fazla olmadığını başta teslim edelim. Yukarıdaki ayeti tefsir ederken ruhun tanımı üzerinde önemle duran Bediüzzaman Said Nursî (ra), der ki: "Ruh; zihayat, zîşuur, nuranî, vücûd-u haricî giydirilmiş, cami, hakikattar, külliyet kesb etmeye müstaid bir kanun-u emridir."2 Tanımdan yürümeye çalışalım: Ruh hayat sahibidir. 4 Yine Üstad Bedîüzzaman'ın tarifinden hareket ettiğimizde görürüz ki: Ruh hakîkattardır; yani varlığı doğrudan Allah'ın emrine dayanır; sebep olan-sebep olunan ilişkisi olmadan her ruh doğrudan doğruya kendi Hâlık-ı Kerîm'inin, kendi Sânî-i Hakîm'inin emir ve irâdesinden gelmiştir. Kur'ân'ın, Hazret-i Cebrail (as) için "Ruh"6, "Rûhu'l-Emin"7, "Ruhü'l-Kudüs"8 gibi saygı ve ihtiram ifadeleri kullanmış olması Hazret-i Cebrail'in (as) vazife ve makamının üstünlüğünü göstermekle beraber, mahiyet olarak da ruhanî olduğunu gösterir. Ruh, Allah'tan bir emirdir. Allah'ın "Âmir", "Mürîd","Muhyî", "Alîm", "Kadîr", "Hakîm", "Semî'", "Basîr" gibi isimlerin ve bilemediğimiz birçok Esmâ'nın mazharıdır. 1- İsrâ Suresi: 85; 2- Sözler, s. 478.; 3- Age., s. 478; 4 -Sünûhât, s.15.; 5- Lem'alar, s. 238.; 9- Barla Lâhikası, s. 141.

12 Haziran 2026 01:06

Süleyman Kösmene

Din Ve Siyaset Ölçüleri

Ömer Faruk bey: "Risale-i Nur'daki din ve siyaset ölçülerini tam almış olan birisinin, kendi adına siyaset ile uğraşmasında ve bu yol ile dine hizmet etmesinde bir sakınca var mıdır?" İmanî, itikadî ve içtimaî hayatın her alanında nükseden yaralarımıza Kur'ân'dan reçeteler sunan Risale-i Nur, mesleği siyaset olan mebuslara da dinî ve siyasî ölçüler veriyor. Risale-i Nur'un siyaset yapacak birisine verdiği siyasî düsturları ana hatlarıyla özetlemeye çalışalım: 1) Siyaset yapan kimse kesinlikle din adına, mezhep adına, dinî her hangi bir hüviyet veya sembol adına veya bir kutsal adına meydana çıkmamalıdır. 1 Nitekim: I) Siyaset aldatıcı bir meslektir. 3) Peygamber Efendimiz'in (asm); "Bir kavmin efendisi, o kavmin hizmetkârıdır."5 hadisini rehber edinmelidir. 5) Siyaset dairesinin Dördüncü Meselede geçen dış dairelerden olduğunu; gerek kendisinin gerek kendisine oy verenlerin asıl meselesinin en küçük dairedeki "büyük vazife" olduğunu, yani vicdanında dini şahane yaşamak olduğunu unutmamalı7; İslam terbiyesini8 özümsemiş olmalıdır. 1- Sünuhat, s. 65 2- Mektubat, s. 100 3- Beyanat ve Tenvirler, s. 118 4- Şualar, s. 317; Emirdağ Lahikası, s. 367; Tarihçe-i Hayat, s. 83, 89 5- Keşfü'l-Hafa,1:462, hadis no:1515; Tarihçe-i Hayat, s. 535 6- Lem'alar, s. 155; Beyanat ve Tenvirler, s. 149 7- Asâ-yı Musa, s. 20 8- Emirdağ Lahikası, s. 386

11 Haziran 2026 00:42

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Süleyman Kösmene

Kadir-bilmek İnsanlıktır

Dinleyelim: "Ölü arzda bir ayet vardır: Biz onu diriltiriz ve oradan onların yiyecekleri taneler çıkarırız. Oraları hurma ve üzüm bahçeleri ile donatırız ve aralarından birçok pınarlar fışkırtırız. Elleriyle yaptıkları da dahil olmak üzere, meyvelerinden yesinler diye!.. Hâlâ şükretmezler mi?"5 "Her nefis ancak Allah'ın izni ile belirli bir vakitte ölür. Kim dünya nimetini isterse, ona ondan veririz! Kim âhiret nimetini isterse, ona da ondan veririz. Şükredenleri mükâfatlandıracağız."6 "Rabbiniz: 'Şükrederseniz, muhakkak artıracağım! Nankörlük ederseniz, muhakkak azabım çetindir' diye bildirdi."7 "Allah'a ibadet et ve şükredenlerden ol!"8 Bizden şükür isteyen Kur'ân, Cenab-ı Hakk'ın da "çok şükreden" olduğunu bize bildirir. Misal: "Eğer Allah'a güzel bir ödünç takdiminde bulunursanız, onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allah Şekûr'dür, Halîm'dir."9 "Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa karşılığını görür; doğrusu Allah Şâkir'dir, Alîm'dir."10 "Şükreder ve inanırsanız, Allah size ne diye azap etsin? Allah Şâkir'dir ve Alîm'dir."11 Ayetlerde gördüğümüz gibi Cenab-ı Hak, "Şekûr" ve "Şâkir" isimleriyle kendisini isimlendirmiştir.

10 Haziran 2026 00:42

Süleyman Kösmene

İki Esrarlı Kelime: "Hamd" Ve "Şükür"

Bediüzzaman Hazretlerinin (ra) zengin tefekkür dilinde hamd; "sıfât-ı kemâliyeyi izhâr etmektir"1, yani Allah'ın bütün sıfatlarının kemâl derecede olduğunu bilmek, yahut Allah'ı kemâl sıfatlarla muttasıf bilmek; gücünü, kudretini, yüceliğini, izzetini,azametini, ulviyetini, saltanatını, hikmetini, vahdaniyetini ve sair sıfatlarını O'nun zâtının lâzımı olarak bilmek; Zât-ı Akdes'inin noksan sıfatlardan münezzeh, eksikliklerden müberra ve kusurlardan berî olduğunu takdir etmek; O'na eksiksiz ve kâmil manada iman etmek ve bu imanı söz ve fiil ile takrir etmek, fiiliyata geçirmek demektir. Kur'ân, söze "El-hamdü'lillâh" kelimesiyle başlar2. Hazret-i Ömer'den rivayet edilen bir hadiste Allah Resûlü (asm): "Hıristiyanların Meryem oğlunu bâtıl üzere medhettikleri gibi, beni medhetmeyiniz. Ben bir kulum! Bana; 'Allah'ın kulu ve O'nun Resulü' deyiniz'" buyurmuştur. Allah Resûlü (asm) tekrar tekrar: "Tuhaf şey! Sen arkadaşının boynunu kopardın! Yazık sana! Sen arkadaşının boynunu kopardın!" buyurdu, sonra da; "Sizden her kim din kardeşini her halde medhetmek isterse; "Adamı görünüşe göre iyi sanırım. O'nun sahibi Allah'tır. Onun şöyle şöyle olduğunu zannederim." desin. Bunu da, gerçekten onu öyle biliyorsa desin." buyurmuştur. 1- İşârât'ül-İ'caz, s. 23. 3- Mektubat, s. 230. 4- Buharî, IX/1405.

08 Haziran 2026 00:48

Süleyman Kösmene

Kıyamet Nasıl Kopacak?

İsveç'ten Okuyucumuz: "Kıyamet nasıl kopacak? Koptuğu zaman ve hemen sonrasında neler olacaktır?" Kıyametin kopma emrine muhatap olması ve gerekli emirleri uygulaması için Cenab-ı Hakk'ın "İsrafil" adlı büyük meleği görevlendirdiğini biliyoruz. Sevgili Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur: "Sur sahibi İsrafil sur'u ağzına koymuş, kulağını da Allah'ın emrine açmış; ne zaman üflemekle emrolunsa derhal üfleyecek halde beklerken ben nasıl sevinebilirim?" Bu söz Ashab-ı Kirama çok ağır gelince, Peygamber Efendimiz (asm): "Hasbünallahü ve ni'me'l-Vekil" deyiniz." buyurdu.1 Demek, o büyük dehşetin korkusundan kurtulmak için, Allah'a sığınmaktan başka çaremiz kalmaz. Kur'ân, kıyametin kopuşu ile ilgili en yoğun haberlerin kaynağıdır. Kur'ân'ı dinleyelim: -Kıyametin ne zaman kopacağını Allah bilir: "İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. O çok yakındadır."2 2-Kıyametin kopuşu dehşetlidir: "Rabbinizden korkun! Lâkin, Allah'ın azabı şiddetlidir."3 3-Kıyametin kopuşu ile yer yüzü ve gökyüzü dağılacaktır; o gün yalanlanamaz: "Sur'a bir defa üfürüldüğünde, yeryüzü ve dağlar yerinden kaldırılır, birbirine defalarca çarpmakla darmadağın edilir. Çünkü Kur'ân, kıyametle ilgili haberlerinde "Göreceksiniz!" diyor.

05 Haziran 2026 00:21

Süleyman Kösmene

İsteksiz Kıldığımız Namazlar

İsim vermeyen okuyucumuz: "Huşu içinde bir namaz kılmak için neler yapmalıyım? İsteksiz kıldığım namazların durumu ve hükmü nedir?" Şeytan, insanın derecesinin yükselmesini istemez. Peygamber Efendimiz (asm) buyuruyor ki: "Bil ki, sen Allah'a her secde ettiğinde, Allah bununla bir dereceni yükseltir ve bir günahını bağışlar."1 Bir diğer hadiste Allah Resûlü (asm) kulun secde etmesiyle şeytanın perîşan oluşunu şöyle bildirmiştir: "İnsanoğlu secde ayetini okuyup secde edince şeytan ağlayarak uzaklaşır. Ve şöyle der: "Eyvah! İnsanoğluna secde etmesi emr olundu. Bana da secde etmem emr olundu; Ben ise emre karşı gelip Cehennemi hak ettim."2 Peşimizde böyle hasım ve düşman bir şeytan varken, onun içimize isteksizlik hali atması ve bizi en yüce, en nazik ve en nezih bir ibadetten alıkoymaya çalışması, onun mesleğinin gereğidir. Çünkü şu fânî dünyada, büyük bir süratle ayrılık feryatları koparıp giden bir ruhun hayat kaynağı, her şeye bedel bir Mâbud-u Bâkînin rahmet çeşmesine namaz ile yönelmektir. Bu teneffüsü ise ancak namaz penceresi sağlayabilmektedir. Öyle ise hakikî ömrünü, bulunduğun gün bil ve her günün en az birer saatini, birer ihtiyat akçesi gibi, uhrevî bir sandukça hükmünde, hakikî istikbal için teşkil olunan bir mescide veya bir seccadeye at!3 1- Câmiü's-Sağîr, 1/687. 3- Sözler, s. 243-247.

04 Haziran 2026 00:36

Süleyman Kösmene

Şükreden Bir Kul Olmayayım Mı?

Ayfer Yörü: İşârâtü'l-İ'caz da geçen "elhamdülillah" bahsinde Saniyen: Şu elhamdülillah cümlesi, her biri niam-ı esasiyeden birine işaret olmak üzere, Kur'ân'ın dört süresinde tekerrür etmiştir. Zaten Kur'ân'da şükür ifadesi olarak "hamd" terimi gündeme getirilmiştir. "Elhamdülillâh" kelimesinde hamd ve şükür mefhumları birlikte temsil edilmiştir. Esasen bizim yaptığımız ibadet ve itaatlerden tutun da, tesbih, tehlil, tekbir, tazim, tahmid, zikir, fikir, şükür, hayır ve hasenatımıza kadar amellerimizin tamamında "hamd" manası vardır. Meselâ bir bardak su içen veya bir dilim elma yiyen birisi, bizzat tadarak, tanıyarak, hissederek, görerek ve yaşayarak bu nimetteki tat, koku, renk, vitamin, şifâ...vs. ihsan ve ikrâm konusu bütün değerlerde Cenab-ı Hakk'ın eşsiz izzetinin cilvelerini, benzersiz İstiğnasının izlerini, misilsiz azametinin ihtişamını, nazirsiz kibriyasının gösterişini, denksiz samimiyetinin turalarını müşahede eder; üzerinde "Elhamdülillâh" der; Hamdi'ni de, Şükrü'nü de eda etmiş olur. "Elhamdülillah kelimesi mîzanı doldurur. Sübhân'allah ve'lhamdü-lillâh kelimeleri yerle gök arasını sevapla doldurur."5 hadis-i şerifinin verdiği, ihlâsla söylenmiş bir hamd kelimesinin bile, yerle gök arasını sevaba gark edeceği ve mahşerde mizanı dolduracağı müjdesi asla unutulmamalıdır. Bediüzzaman Hazretlerinin (ra); "Bir elmayı yiyen ve 'Elhamdülillah' diyen adam, o şükür ile ilan eder ki; "O elma doğrudan doğruya Dest-i Kudretin yâdigârı ve doğrudan doğruya hazine-i rahmetin hediyesidir" kaydı ve devamla; "Lezzetli bir nimeti insan yese, eğer şükretse, o yediği nimet, o şükür vasıtasıyla bir nur olur, uhrevî bir meyve-i Cennet olur."6 ifadeleri bu hadis-i şerifi izah ve tefsir eder. Cennetin nuru bâkî olduğundan; dünyada yerle gök arasını dolduracak ve mahşerde mizan terazisini sâlih ameller lehinde ağırlaştıracak kabiliyette oluşu yadırganmamalıdır. Şükre ve hamde doyum olmadığı gibi; sonsuz mükâfatına da doyum olmaz. Hazret-i Âişe (ra) anlatır: "Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) geceleri mübarek ayakları şişesiye kadar ibadet için ayakta kalırdı. 7 2 -Lem'alar, s. 104. 3- İşârâtü'l-İ'caz, s. 23. 4- Mektubat, s. 348, 349, 350. 6- Mektubat, s. 350.

03 Haziran 2026 00:45

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha