×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Müzik Diliyle Anlaşıyorlar

Müzik ruhun gıdasıdır. Farklı ülkelerde göçmen çocuklarla müzik ve ritim temelli atölyeler yapan öğretmen ve besteci Gönül Yeprem, "Müzik çocuklara kendilerini ifade edebilecekleri güvenli bir alan sunar" diyor. Çocuklarla iletişim kurmak ve onlarla aramızdaki bağı güçlendirmek için en etkili yollardan biri oyunsa, diğeri de müzik. Öğretmen, besteci ve sanatçı Gönül Yeprem de farklı ülkelerde yaşayan göçmen çocuklarla yaptığı müzik etkinliklerinde, çocukların kendilerini güvende hissetmelerini, ait olma duygularını güçlendirmeyi ve duygularını ifade edebilecekleri ortak bir alan oluşturmayı hedefliyor. İngiltere başta olmak üzere çeşitli uluslararası etkinliklerde 2-12 yaş arası çocuklarla müzik, ritim ve hareket temelli atölyeler yapan Yeprem, bu ay Barselona'da Nest Abroad ve Viyana'da Bianna Art iş birliğiyle göçmen çocuklarla müzik buluşmaları gerçekleştirecek. Gönül Yeprem ile müziğin iyileştirici gücünü konuştuk. ■ Göçmen çocuklarla müzik etkinlikleri yapıyorsunuz. Bu yıl Londra'da düzenlenen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinliğinde de, Barselona merkezli Nest Abroad ile iş birliği yapma fırsatı buldum. Müzik atölyemiz de bu yaklaşımın bir parçası olarak çocukların bir araya gelmesini, bağ kurmasını ve kendilerini ait hissedebilecekleri güvenli bir alan oluşturmayı amaçladı. Müzik etkinliklerinde çekingen bir çocuğun gruba dahil olduğunu, kendini ifade etmekte zorlanan bir çocuğun ritim aracılığıyla iletişim kurmaya başladığını çok sık görüyoruz.

Zeynep İşman

Kaynak: Milliyet

05 Temmuz 2026 08:36

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Zeynep İşman

Güvenli Bağlanan Bebekler, Yarının Sağlıklı Yetişkinleri

Molfix, bu doğrudan hareketle 0-3 yaş arası bebeği olan ailelere ve anne baba adaylarına Güvenli Bağlanma eğitimleri veriyor. Bir insanın her anlamda sağlıklı olabilmesi için hayattaki en büyük ihtiyacı güvenli ilişkiler içinde olmak. Molfix de bu bilgiden yola çıkarak, 7 yıldır "Hayat Bağım Güvenli Bağlanma Eğitim Programı"nı yürütüyor. "Bugün doğan her çocuk, yarını şekillendirecek en değerli yatırım" diyen Hayat Kimya Strateji ve Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Aysel Aydın, şunları belirtiyor: "Anne ve bebek arasında doğumla fiziksel olarak son bulan göbek bağının yerini duygusal bağ alıyor. Bir çocuğun hayata nasıl başladığını, kendini ne kadar güvende hissettiğini, sevildiğini ve görüldüğünü bilmesi, geleceğin özgüvenli nesillerini yetiştirmenin en temel yapıtaşı. Biz bu felsefeyi 7 yıl önce Molfix Hayat Bağım Güvenli Bağlanma Eğitim programıyla başlattık. İlk döneminde Sağlık Bakanlığı iş birliği ile yeni doğan yoğum bakım ünitelerinde erken ya da sağlıksız doğan bebeklerimize ve onların endişeli ailelerine rehberlik ettik. 31 ilde, 195 bin ebeveyne ulaşarak, 5 bine yakın eğitim verdik." Toplumsal etkiyi artırmak amacıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı iş birliğiyle projeyi yaygınlaştıracakları bilgisini veren Aydın, "Biliyoruz ki güvenli bağlanma ve sağlıklı çocuk yetiştirme süreci sadece annenin omuzlarında olan bir sorumluluk değildir. Babaları ve diğer aile üyelerini de kapsar. Çocuk yetiştirmek bireysel değil toplumsal bir meseledir. Güçlü aileler güçlü çocuklar yetiştirir. Güçlü çocuklar ise güçlü toplumları inşa eder. Projenin ilk yılında 10 pilot ilde sahadaki uzmanlarımız ve bakanlığın sağladığı personel desteğiyle il müdürlükleri ve sosyal hizmet merkezleri üzerinden yaklaşık 10 bin aileye ulaşacağız. Beyin gelişiminin önemli bölümü 0-3 yaşta şekilleniyor. Alanında uzman akademisyenlerimizin rehberliğinde güvenli bağlanma, duyarlı bakım ve pek çok başlıkta bilimsel ve pratik eğitimler verilecek. Bu proje bizim için sürdürülebilir bir toplumsal yatırım projesi." "Eğitim programı, duyarlı bakım anlayışını benimsiyor. Duyarlı bakım, sosyal-duygusal gelişimde bebeklerin özellikle güvenli bağlanma, olumlu benlik algısı, özgüven, empati, sosyal yeterlilik, stres yönetimi, psikolojik sağlamlık ve olumlu sosyal becerilerini destekliyor. Bilişsel gelişimde sağlıklı beyin gelişimi, problem çözme becerileri, eleştirel düşünme üzerinde olumlu etkileri var. Dil ve iletişim gelişiminde sözel ve sözel olmayan iletişimin desteklenmesi, fiziksel gelişimde ise iyi beslenme, ince ve kaba motor becerilerini destekliyor. Duyarlı bakım çocuğun duygusal düzenleme becerilerini geliştirerek, daha az davranışsal sorunların oluşmasına sebep oluyor. Aile-bebek ilişkisinde de güçlü ve sağlıklı bir bağ kurulmasına yardımcı oluyor. Bu farkındalıkla bebekle konuşmak, dinlemek için zaman ayırmak gibi iyi iletişim kurma becerilerinin de artmasına sebep oluyor. Bebeğin büyümesi ve gelişmesi için gerekli olan güvenlik ve güçlü ilişkiler sağlanmış oluyor." "İnsan yaşamı bağ ile başlıyor. Dünyaya geldiğimizde ilk ihtiyacımız görülmek, güvende hissetmek ve sakinleşmek. İnsan güvende olunca keşfeder ve öğrenir. Bebeğin beyni ilişkiler aracılığıyla gelişir. Bu ilişkiler sağlam ve güvenli ise bebek de sağlıklı bir yetişkin olur. İlk bin gün çok kritik. O yüzden bu bir toplum ve kamu sağlığı meselesi. Ekonomik olarak da anlamlı çünkü bu dönem yapılan yatırım, ekonomik olarak en büyük dönüşü sağlıyor. Daha yüksek üretkenlik, iş gücü, daha düşük sağlık sorunları demek." T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürü Tuncay Cevheroğlu da projenin tanıtım toplantısında, aile eğitimlerinin, çocukların duygusal ve davranışsal sorunlarının azalmasında önemli role sahip olduğunu söyleyerek, bu anlayışla ailelere eğitim programları sunduklarını anlattı.

28 Haziran 2026 10:00

Zeynep İşman

Anneler En Çok Anlaşılmak İstiyor

Bebelac Çocuk Devam Sütleri'nin "Mutlu Bebekler Mutlu Anneler" inancıyla yola çıktığı ve Ankara'dan Gaziantep'e, Mersin'den İstanbul'a yedi şehirde yüzlerce anneyle bir araya geldiği etkinlik serisinin sonuncusu İstanbul'da yapıldı. Ceyda Düvenci moderatörlüğünde gerçekleşen buluşmalarda, Klinik Psikolog Ceren Gümüş Yaşa, Bebelac Pazarlama Direktörü Nida Benan Özer ve her ilden uzman pediatristler annelerle bir araya geldi. Buluşmalarda annelerin gündeminde en çok bebek beslenmesi, çocuk gelişimi ve doğru bilgiye ulaşma ihtiyacı vardı. Proje kapsamında beş ilde yapılan araştırmaya göre annelerin yüzde 68'i iş, ev ve annelik dengesini kurmakta zorlanırken, her üç anneden biri en çok duygusal desteğe ve anlaşılmaya ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Ayrıca annelerin çoğu uzman desteğine ve güvenilir bilgi kaynaklarına ihtiyaç duyduğunu da söylüyor. Yaşa, annenin iyi olma hâlinin ve kendine duyduğu güvenin çocuk gelişimi açısından da önemli olduğunu belirtti. Ama şu da var ki, bakım verenin nasıl hissettiği çok önemli. Temas etmek çok önemli. Bu teması yaparken nasıl hissettiğimiz de önemli. Bebelac Pazarlama Direktörü Nida Benan Özer, proje ile annelerin kendilerini daha güvende, daha desteklenmiş ve daha güçlü hissedebilecekleri bir alan yaratmak istediklerini söylüyor: "Hayatın ilk 1000 gününün bebeğin gelecekteki sağlığının temellerini oluşturduğunu biliyoruz. Biz de bu dönemde ürünlerimizle bebeklerin dengeli ve çeşitli beslenmesine; projelerimizle de bebeğin ve annenin mutluluğuna destek olmaya çalışıyoruz. Bu yolculuk boyunca gördük ki şehirler değişse de annelerin ihtiyaçları birbirine çok benziyor. Araştırma sonuçları, annelerin doğru bilgiye erişimin yanı sıra anlaşılmaya, desteklenmeye ve deneyimlerini paylaşabilecekleri alanlara da ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor. Annelik yeni bir öğrenme süreci. İnsan anne olunca başta ruh hâli olmak üzere, her şeyi değişiyor. Anne bebeği için en doğrusunu ve güzelini yapmak istiyor fakat hep kıyaslanıyor. Elalem ne derse baskısı çok fazla. Proje boyunca bu ihtiyaca karşılık verebilmiş olmak bizim için son derece kıymetli." Araştırma sonuçlarına göre; katılımcıların %60'ı etkinliklerde daha önce bilmediği yeni bilgiler öğrendiğini belirtirken, %46'sı kendisini daha bilinçli, %44'ü ise daha desteklenmiş hissettiğini ifade etti. Annelerin %35'i bu buluşmalar sayesinde yalnız olmadığını fark ettiğini belirtti.

26 Haziran 2026 09:36

Zeynep İşman

Çocukların Dünyasında Güvenli Rehberlik

Toplumun önemli bir kısmında halen baba demek otorite demek olsa da çocuğuyla yakın ilişki içinde olan, bakımı üstlenen babaların sayısı da hızla artıyor. Babalar Günü'nde, babaların aile içindeki rolünü, etkisini ve günümüzün babalarının zorlandıkları alanları Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş ile masaya yatırdık Çocuk bakımının ve büyütmenin sadece annede olduğu günler geride kalıyor. Artık babaların çocukların gelişimindeki önemi daha iyi biliniyor ve babalar çocuklarının hayatında çok daha aktif. Bez değiştiren, uyutan, yediren, içiren, çocuklarının oyun arkadaşı babaların sayısı artıyor. Ancak yine de toplumun önemli bir bölümünde baba halen sadece otorite figürü. Çocuklarının hayatında olup bitenlerden bihaber, mesafeli, çocuğu ile sağlıklı bir bağ kuramamış, iyi baba olmayı sadece çocuklarının maddi ihtiyaçlarını karşılamakla bir tutan örnekler de az değil. Yıllardır ailelerle çalışan, ebeveynlere yol haritası sunan Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş ile Babalar Günü vesilesiyle değişen babalığı ve babalık rolünü konuştuk. Kendisi de hem baba hem dede olan Baltaş, dijitalleşme ile hızla değişen hayatın içinde, çocuk büyütmeye ve çocuklarla iletişime dair ezberlerin bozulduğunu söylüyor. * Değişen babalık hallerinden söz edebiliriz. Otoriteden, mesafeli duruştan oyun arkadaşına dönüşen babalar var. Artık en son babalar duymuyor. Babaların sorumluluk alması ile babalık rolü değişiyor. Anne empati duygusunu geliştiren, baba ise duygu düzenlemesini yapan bir işlev üstleniyor. Çocuğun dünyasına girebilmenin yolu, onun yaşına göre heyecanına ortak olmakla olur. Her türlü güçlüğü baba çözerse olmaz. Annenin rolü çocuğun empatiyi sağlaması, babanınki ise duyguları yönetme, öfkenin ifadesi, çatışmaların çözülmesi, iş birliğine açıklık, gücü pozitif kullanma noktasında önemli. Bunun için de kişinin kendi içinde bir disiplin gerekir. Sert olmadan kararlı, güler yüzlü ve ciddi olmalı babalar. Çocuklarının ekran bağımlılığından şüphe eden anne babalar kendileri de ekran bağımlısı. Bugün çocuklar sıkılmıyorlar. Çocuklara iyi ol, doğru ol demekle, çocuklar anne babanın istediği gibi olmaz. Ama bunun etkisi de yüzde 20-30'u geçmez. Kalan kısım çocuğun dünyasına dâhil olmakla olur. Eğer çocuklar fazla empati denizinde yüzerlerse, şu anda piyasaya sunulan, istemiyorsa yapmasın modeli, hayat karşısındaki en önemli donanımı çocuğun elinden alıyor, o da disiplin. Bekâr babalık da başka açıdan zor. Erkekler daha sık başka ilişkide oluyor ve çocuk o ilişki için zorlayıcı oluyor. AVM'ye götürüp hamburger ısmarlıyor, istediği şeyleri yapıyor.

21 Haziran 2026 11:57

Zeynep İşman

Çocukların En İyi Tatil Arkadaşı

Dijitalin artmasıyla azalan okuma alışkanlıklarına inat, bence en değerli karne hediyesi kitaplar. 2007-2008 eğitim-öğretim yılı sonunda ilk ve ortaokul öğrencilerine yönelik olarak başlatılan kampanyayla okuma alışkanlığının küçük yaşlarda kazanılması, özellikle de dijital bir dünyaya doğmuş çocuklarımız için zihinsel kapasitenin gelişmesi, eleştirel düşünme, odaklanma becerilerinin artırılması amaçlanıyor. Bugüne kadar 18 milyonu aşkın kitabın çocuklara ulaşmasına vesile olan kampanyada bu yıl Jules Verne'in "Dünyanın Ucundaki Fener" eseri ve ilgi çekici bilimsel soruların yer aldığı "Hangi Gezegen Yüzebilir?" kitapları hediye ediliyor. İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, bugüne kadar milyonlarca çocuğun karne sevincine ortak olmaktan duydukları mutluluğu ifade ediyor: "Düşünen, sorgulayan, öğrenmeye açık nesillerin yetişmesinde kitabın en güvenilir rehberlerden biri olduğuna inanıyoruz. Bazen tek bir kitap bir çocuğun aklına bir soru düşürür. Bazen bir karakteri rol model alır. Bazen başka bakış açılarının mümkün olduğunu fark eder. Bir bilim insanı, öğretmen, girişimci, sanatçı ya da ülkesine ve yaşadığı dünyaya değer katan, ilgi alanı neyse o alanda yürüyen bir yetişkin olma yolunda ilhamı buradan alır. Bize düşenin çocuklarımıza zihinsel kapasitelerini geliştirecek, kişisel gelişimlerini destekleyecek bu yolculukta eşlik etmek olduğu inancıyla onları kitaplarla buluşturmaya devam edeceğiz." Darüşşafaka ve çevre okullardan öğrencilerin katılımıyla düzenlenen etkinlikte İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, yönetim kurulu üyeleri, genel müdür yardımcıları ile yazar Sunay Akın, çocuklara Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkan kitapları armağan etti.

14 Haziran 2026 08:23

Zeynep İşman

Çocuk Muyum Yoksa Büyük Mü?

Şeniz Baş ile büyümenin getirdiği korkuları ve hep çocuk kalmak istemeyi bir çocuğun gözünden anlatan "Büyümek İstemeyen Çocuk" adlı kitabını konuştuk. Çocuklar artık fiziksel olarak erkenden büyüyor ama duygusal anlamda bir türlü olgunlaşamıyor. Şeniz Baş ile bu ikilemi anlatan Timaş İlk Genç serisinden çıkan yeni kitabı "Büyümek İstemeyen Çocuk"u konuştuk. Bu kitabın çıkış noktasında aslında çocuklar değil, yetişkinler vardı. Gözlemlediğim birçok yetişkin bir "büyüme" depresyonu, hatta travması yaşıyor. Bir kere fiziksel olarak gerçekten erken olgunlaşıyorlar; daha iyi beslendikleri için bizlerden daha boylu poslu, daha gelişmiş çocuklar bunlar. Çocuk da arada kalıyor; dışarıda "büyük" görünmek zorunda, içeride hâlâ küçük. Bir ikametgâh belgesinin nasıl alınacağını, paranın nereden geldiğini bilmeden 18 yaşına giren çocuklar var. Yetişkin nerede onun yerine karar vermeli, çocuk nerede kendi kararını vermeli, bunu yetişkinler de bilmiyor, bilmedikleri için çocuklar da öğrenemiyor. Çekirdeğinde çok tanıdık bir his yatıyor: "Keşke zaman dursa." Çocuklar bazen büyümekten değil, büyümekle geleceğini sandıkları şeylerden korkarlar; ayrılıktan, sevdiklerini kaybetmekten, oyun alanlarının daralmasından. Kitap 10-12 yaş için yazıldı; tam da büyümenin eşiğindeki, "Çocuk muyum yoksa büyük mü?" sorusunu ilk kez ciddi ciddi soran yaş. Sare parkta gizemli bir kadından aldığı sihirli çikolataları ısırdıkça 10, 20 ve 30 yıl sonrasına gidiyor; her yolculuk hem bir gizem hem küçük bir hüzün taşıyor. Çocuğa "Büyümek şöyle olur" demiyorum, onu Sare'nin yanına katıp birlikte yaşatıyorum.

07 Haziran 2026 07:12

Zeynep İşman

Son Düzlükte İhtiyaç Dengeli Ev Atmosferi

"Bu kadar emek boşa gitmesin", "Bak herkes çalışıyor", "Sonra pişman olursun" gibi cümleler, çocuğu motive etmek yerine onun kaygısını tetikleyebilir. Bunun yerine "Şimdi planında ne var", "Bugünü daha iyi nasıl kullanabiliriz", "Nerede desteğe ihtiyacın var" gibi kısa, sakin ve çözüm odaklı cümleler daha işlevseldir. Evde sınav konuşulur, bu çok doğal! Çocuk emeğinin, sorumluluğunun, yarattığı anlamın sadece sınav sonucundan ibaret olmadığını hissetmeli. Son günlerin en güçlü taktiği: Çalışmayı sürdürmek, paniği büyütmemek ve çocuğa "Bu süreci yönetebilirsin" duygusunu hissettirmek. LGS sürecinde çocuk dışarıda performans baskısıyla mücadele ederken evde yargılanmadan kabul görmek ister. Sürekli "Kaç net yaptın", "eksiklerin ne" dili yerine; "Bugün seni en çok zorlayan neydi", "Şu an sana ne iyi gelir" gibi duyguyu fark eden sorular, çocuk üzerinde çok daha düzenleyici bir etki bırakır. Anne baba sürekli "az zaman kaldı", "bu son şans", "çok dikkatli ol" dili kullandığında çocuk bunu destek olarak değil, "tehlike var" mesajı olarak algılayabiliyor. Gün içinde sürekli sınav konuşma ihtiyacını fark etmek, çocuğun yanında kaygılı yüz ifadelerini azaltmak, başka ebeveynlerle yapılan panik odaklı konuşmalardan uzak durmak bile evin atmosferini değiştirir. Özellikle mide ağrısı, baş ağrısı, uyku problemleri, diş sıkma gibi belirtiler çoğu zaman yalnızca akademik yükten değil; çocuğun hissettiği duygusal baskıdan da beslenebiliyor.

31 Mayıs 2026 07:31

Zeynep İşman

Ergenlik Ve Menopoz Karşı Karşıya

Kadın ruh sağlığı alanında farkındalık yaratmak amacıyla başlatılan "Hayata Varım" projesi hormonal dalgalanmaların yaşandığı bu iki dönemin nasıl sağlıklı yönetilebileceğine odaklanıyor Toplumumuzda her ne kadar ergenlik başlangıç, menopoz ise bitiş olarak görülse de, her ikisi de hayatın olağan ve çok önemli dönüşümlerinden. Küresel sağlık şirketi Viatris Inc'in bir parçası olan Viatris Türkiye'nin koşulsuz desteği ve Psikiyatri Bilimleri ve Araştırmaları Derneği (PİBAD) iş birliğiyle başlatılan "Hayata Varım" farkındalık projesi ile kadın ruh sağlığı alanında farkındalık çalışmaları yapılıyor. Bu dönemde bazı kadınlarda uyku sorunları, yorgunluk, dikkat güçlükleri, duygusal hassasiyet ve stres toleransında azalma görülebilir. Ergenlik ve menopozun aynı döneme denk gelmesi, aile içinde duygusal yoğunluğu artırabilir. Ergen, karşısında her zamanki gibi sakin ve düzenleyici bir yetişkin görmek isterken, anne de zaman zaman kendi bedensel ve duygusal değişimleriyle meşgul olabilir. Bu durum her iki tarafın da "Beni anlamıyor" duygusunu daha sık yaşamasına neden olabilir. Buna rağmen ergenler, duygusal olarak ulaşılabilir, tutarlı ve güven veren yetişkinlere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyarlar. Menopoz dönemindeki bir annenin kendi fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını göz ardı etmemesi de büyük önem taşır. Ergenler çoğu zaman öneriden çok, anlaşılmaya ihtiyaç duyarlar. Anne kendisini daha dengeli ve anlaşılmış hissettiğinde, ergenin yoğun duygularını karşılamak, çatışmaları daha sakin biçimde yönetmek ve çocuğuna duygusal olarak erişilebilir olmak kolaylaşır. Bu dönemlerde hormonal, bedensel ve duygusal değişikliklere bağlı olarak uyku düzeninde bozulma, duygusal hassasiyet, tahammül azalması ya da zaman zaman kaygı ve çökkünlük gibi belirtiler görülebilir. Belirtiler belirginleşip yaşam kalitesini ve işlevselliği önemli ölçüde bozduğunda ise profesyonel destek almak yararlı olabilir.

17 Mayıs 2026 11:41

Zeynep İşman

Masallar Şiddetin Panzehiridir

Köy çocuklarının hayal dünyasını zenginleştirmek ve fırsat eşitliğini her coğrafyaya taşımak amacıyla İbrahim Çeçen Vakfı'nın, "Eğitime Bağlıyız" misyonu kapsamında düzenlediği atölyeler 22 yıldır devam ediyor. "Sözlü kültür insanları bir araya getirir. Göz göze, yüz yüze, aynı havayı soluyarak bir ilişki biçimi geliştirirsin. Masal dinlerken bu ilişki biçimine saygılı olmayı öğrenir çocuk. Sözün hayatımızdan çıkması şiddeti getirir. Şiddeti engellemenin en iyi yolu, insani iletişim modellerini desteklemektir" diyor. Çocuklara her akşam 5 dakika masal anlatsak ya da yemek yaparken bir bilmece sorsak bile sözlü kültüre ait bir iletişim modeli geliştireceğimizi kaydeden Özünel, "Bilimsel araştırmalar bize masal dinleyen çocukların daha anlayışlı, dinlemeye daha müsait olduğunu gösteriyor. Çocuk her çağda çocuktur. Bir oyun oynamaya başla, bir masal anlat hiçbir çocuk bunu reddetmez. Masal hayal dünyasını ve dinlemeyi inanılmaz geliştirir" diye ekliyor. Doğal enerjisini kullanan herkesin masal anlatabileceğini, bunun özel bir yetenek gerektirmediğini söyleyen Özünel, "Benim tanıdığım en iyi hikâye anlatıcıları ebeveynler; çünkü onlar ayaküstü yaratıcı olmak zorundalar. Yaratıcılık dediğimiz şey kitaptan okuyarak öğrenilen bir şey değil ama kitapla desteklenen bir şey" diyor. Masal atölyesinde çocuklarla bir araya gelen İbrahim Çeçen Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Barış Alpaslan, "Tek seferlik destekler yerine, uzun vadeli ve birlikte güçlenmeye dayalı bağlar kurarak bir bölgedeki iyiliği, başka bir bölgedeki ihtiyaca dokunan güçlü bir dayanışma zincirine dönüştürüyoruz" diyor.

10 Mayıs 2026 07:13

Zeynep İşman

İki Ev Düzeninde Çocuk Olmak

Ebeveyn ayrılığı, seyahat, iş düzeni ya da farklı nedenlerle birden fazla evde vakit geçirmek zorunda kalan çocukların sayısı çok. Her evin sevgi dili farklı. Gerçekten de çocuklar pek çok evde zaman geçirmek zorunda kalabiliyor ve her evin dinamiği, her evin kuralı farklı. Klinik Psikolog ve çocuk kitapları yazarı Büşra Tarçalır ile son kitabı "Herkes Başka Sever Beni" üzerinden, çocukların farklı ev düzenleri ile nasıl başa çıkabileceklerini konuştuk. Burada olabildiğince birbiriyle tutarlı kurallara sahip ama farklı yaklaşımların da dâhil olabileceği esnekliğe açık ebeveynlerin olması önemli. Hangi günler kiminle beraber olacağını bilmeli çocuk. Çocuğun gelişimsel, fiziksel sağlığının gerektirdiği kurallarda buluşabilmek faydalı olur ama her evin kuralı farklı olabilir, nüanslara yer verilebilir. Net bir şey söylemek olası değil bence; farklı rutinlerin neler olduğu, çocuğun tabiatı, zorluklarla baş etmek zorunda kaldığında nasıl desteklendiğine göre cevap değişir. Kurgusu iyi yapılan, olacak sapmaları öngören, bu sapmaların yaratacağı hayal kırıklıklarını karşılayabilen ve telafi eden ebeveynlerin varlığında, farklı ortamları da rutinleri de tolere edebilme becerisi yüksek olur çocuğun. Buna çocuğun şahit olmaması için elinden geleni yapmalı, sözüne sahip çıkmalı yetişkinler.

03 Mayıs 2026 07:10

Zeynep İşman

Eğitimde Kâğıt Kaleme Dönüş

2000'li yılların sonlarından itibaren eğitim sektöründe dijitalleşme başladı; pandemi de yaşanınca, özellikle gelişmiş ülkelerde tamamen ekranlar üzerinden eğitime geçildi. Okullarda tablet ve telefon kullanımı arttı. İsveç'te 2025'ten bu yana okul öncesinde dijital cihazların kullanılması zorunluluğu kaldırılmıştı. Bu yıldan itibaren de okullarda cep telefonu kullanımı, eğitim amaçlı olsa bile yasaklanıyor. Ders kitabı temelli öğrenmeyi zorunlu kılan yeni müfredat ise 2028 yılında yürürlüğe girecek. Norveç'te de benzer bir durum söz konusu. 2016'dan bu yana 5 yaşından itibaren eğitimde dijitalleşmenin öncülerinden olan Norveç, okuma becerilerindeki gözle görülür düşüş nedeniyle eğitim sistemini yeniden masaya yatırdı. The Times'ın haberine göre, Başbakan Jonas Gahr Store, "Norveçli çocuklar eskiden dünyanın en iyi okurları arasındaydı. Ancak bugün 15 bin öğrenci ilkokulu düzgün okuma yazma bilmeden bitiriyor. Bu çok ciddi bir durum" diyor. Eriş'e göre durum şöyle: "Dijitalleşme biraz fazla hızlı ve kontrolsüz oldu. Araştırma sonuçları ortaya çıktıkça farklı ülkeler 'Neler işe yarıyor, ne zarar veriyor?' perspektifinden bakıyor ve önlem alıyor. Danimarka gibi ülkelerde mesele teknolojiden vazgeçmek değil, aşırı ve kontrolsüz dijitalleşmenin sonuçlarını düzeltme çabası. Türkiye'de biz bunu Fatih Projesi ile yaşadık. Teknoloji geldi, içerik kalitesi yeterli olmadı, öğretmen eğitimi eşit seviyede olmadı, kullanım standardı oluşmadı." Ekrandan okumakla, basılı kitap ya da defterden okumak arasında büyük farklar olduğunun altını çiziyor Bahar Eriş: "Araştırmalar ekrandan okumanın daha yüzeysel olduğunu, basılı metni okumanın metni daha iyi kavramayı ve hatırlamayı desteklediğini, el yazısı ile not almanın daha fazla zihinsel işlem gerektirdiğini ortaya koyuyor. Tabletle okuyan çocukların uzun metinlere sabrı azalıyor. Okuduğunu anlama skorlarında düşüş görülebiliyor. Dikkat süreleri parçalanıyor. Bu yüzden Danimarka gibi ülkelerin amacı okuma yazma gibi temel becerileri öğretirken, analog usulde devam edip teknolojiyi destekleyici olarak kullanmak. Bununla birlikte 'Dijital kötü, kâğıt iyi' gibi bir bakış açısı indirgemeci olur. Dijital okuryazarlık artık temel beceri. Yapay zekâ çağındayız, geleceğin çoğu işi teknoloji bazlı olacak. Elbette bu beceriler kazandırılmalı. Kritik hata, teknoloji kullanmayı kaliteli öğrenmeye eş tutmak. Soru'Teknoloji kullanıyor mu?' değil, 'Teknolojiyi ne için, ne dozda ve nasıl kullanıyor?' olmalı." Araştırmalar elle yazmanın beyinde yarattığı nöral hareketliliğin, klavyeyle kıyaslanamayacak kadar zengin olduğunu gösteriyor. Çocuğun bilişsel gelişimi için kritik olan sosyalleşme, akran etkileşimi, yaparak öğrenme ve işbirlikçi öğrenme eğitim ortamlarında öncelik kazanmadığı sürece sağlıklı bir çocuk gelişiminden bahsetmemiz mümkün değil. Kısacası önce gelişim sonra teknoloji diyebiliriz.

26 Nisan 2026 10:12

Zeynep İşman

Gerçeği Çocuğun Taşıyabileceği Bir Formda Anlatmalı

Art arda yaşanan okul saldırıları sonrası çocukların ruh hâlini düşünmek bile güç. Psikolog Dr. Gizem Sürenkök her yaşa göre nasıl farklı bir yol izlenmesi gerektiğinin ipuçlarını veriyor Şanlıurfa'nın Siverek ilçesindeki lisede yaşanan silahlı saldırının ardından Kahramanmaraş'taki ortaokulda bir öğretmen sekiz öğrencinin hayatını kaybetmesi 20 kişinin yaralanmasıyla hepimizin yüreğine bir taş oturdu. "Bugün üzücü bir şey duymuş olabilirsin, birlikte konuşalım mı?" gibi bir açılış, çocuğa "Bu konu konuşulabilir, ben yalnız değilim" mesajı verir. Okul öncesi çocuklar için ayrıntıya hiç girmemek, "Bazı insanlar başkalarını üzdü ama büyükler hemen yardım etti" gibi koruyucu ve kısa bir çerçeve yeterli. Sergilenmemesi gereken üç tutum var: "Duymamıştır" varsayımıyla susmak. "Bunlar seni ilgilendirmez" diyerek duygusunu geçersizleştirmek. Pek çok çocuk olanlardan tedirgin. Aklıselim kalabilmek için önce şunu kabul etmek gerekiyor: Güvenlik hissi ile gerçek güvenlik farklı şeyler. Küçük çocuklar için (yaklaşık 7-8 yaşa kadar) görünür bir yetişkin otorite figürü genellikle yatıştırıcıdır. "Kapıda beni koruyan biri var" algısı güvenlik hissi yaratabilir. Çocuğa "Seninle ilgilenecek çok insan var" diyerek sunulan bir polis, güven kaynağıdır. Bu yaş grubu soyut düşünebildiği için şunu sorar: "Eğer güvenlik önlemi almak gerekiyorsa demek ki bir tehdit var." Yani koruyucu önlem, tehdit sinyaline dönüşebilir. Amerika'da yapılan araştırmalar, okullardaki silahlı güvenlik varlığının bazı çocuklarda güvenlik hissini artırdığını ama önemli bir kısmında kaygıyı ve "okul tehlikeli bir yer" algısını pekiştirdiğini gösteriyor. Duyguyu bastırmak yerine adlandırın; kendinizinkini de çocuğunuzunkini de. "Korkuyorum" demek, korkuyu büyütmez; tam tersi, onu taşınabilir kılar. Psikolojik güvenlik, "Bana bir şey olursa birileri müdahale eder" hissidir. Kahramanmaraş'taki okul saldırısının ardından öğrenci ve veliler büyük panik yaşadı.

19 Nisan 2026 11:15

Zeynep İşman

Arkadaş Aranıyor

Günümüzde büyük şehirlerde çocukların arkadaş edinecek ortamları yok denilecek kadar az. Bizler sokakta büyüyen çocuklardık ve arkadaş olmak doğal akışında gerçekleşirdi. Bir zamanlar oyun oynamak için sokağa çıkmış, arkadaşlarını kendi seçmiş, küsmüş barışmış, sorunları bir şekilde çözmüş bir neslin çocukları olarak ne kadar şanslıymışız. Günümüzde çocuklar arkadaş edinecek ortam bulmakta zorlanıyor. Arkadaş edinmek isteyen ama nereden başlayacağını bilemeyen 5-8 yaş arasındaki çocukların hikâyelerinin anlatıldığı, "Benimle Arkadaş Olur Musun?" isimli programda çocukları bir psikolog ekibi değerlendiriyor, sosyal becerilerinin ve özgüvenlerinin gelişmesi ve kalıcı arkadaşlıklar kurabilmeleri için destekliyor. Erken çocuklukta arkadaş ilişkilerinin önemini Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü Koordinatörü Prof. Dr. İsmihan Artan ile konuştuk. Bu çevre içinde yaşıtlar da çok önemli bir yer tutar. Maalesef özellikle büyük şehirlerdeki çocuklar sokakta oynayamıyor. Bazıları diğer çocukların çok küfür ettiğini, yaramaz olduğunu ve çocuklarının bunu öğrenmesini istemedikleri için diğer çocuklarla bir araya getirmediklerini söylüyorlar. Biz sokakta oynarken mahallenin tüm çocukları bir arada oynardı. Bu açıdan okul, çocukların daha özgür arkadaş seçebilecekleri çok alternatif sunuyor. Diğer çocuklar için söylenen yaramaz, şımarık, terbiyesiz, çalışkan, tembel, zengin, fakir gibi etiketlemeler olmazsa çocuklar önyargısız bir şekilde arkadaş seçebilirler. Çekingen veya içe dönük bir kişinin onlarca arkadaşı olmayabilir ama sağlam birkaç dostu olabilir. Yanlışlıkları elbette olabilir. Bu durumda da böyle yetiştirilmiş çocuklar, problemi anne babasıyla paylaşabilir, gerekiyorsa yardım isteyebilir.

12 Nisan 2026 09:28

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha