×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Mizahın Maskesi Düşünceyi Kurtaramaz

Asıl mesele, milyonlarca insanın kutsal kabul ettiği değerlere yönelik ifadelerin "mizah" veya "ifade özgürlüğü" başlığı altında değerlendirilmesidir. Ebu CEHİL mesleği olan, Kur'an-ı Kerim'e, İslam dinine ve peygamberlere yönelik kamuoyunda hakaret olarak algılanan sözler, toplumun önemli bir kesiminde derin bir üzüntü ve kırgınlık oluşturmuştur. Demokratik toplumlarda ifade özgürlüğü temel bir haktır. Ancak hiçbir temel hak sınırsız değildir. Nasıl ki bir kişinin şeref ve haysiyetine hakaret "ifade özgürlüğü" kapsamında değerlendirilmiyorsa, toplumun ortak kutsallarını aşağılayan ifadelerin de aynı hassasiyetle ele alınması gerektiğini düşünen milyonlarca insan bulunmaktadır. Bazı çevreler, kendi benimsedikleri değerlere yönelik en küçük eleştiride dahi hukuk mekanizmasının işletilmesini isterken; konu dinî değerlere geldiğinde aynı hassasiyeti göstermemekte, bunu yalnızca "mizah" veya "eleştiri" olarak değerlendirmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası herkesin din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Adalet Bakanlığının ise yargı bağımsızlığına gölge düşürmeden, hukuk devletinin din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alan ilkelerinin titizlikle uygulanacağını kamuoyuyla paylaşması, toplumun önemli bir kesiminin meşru beklentileri arasında yer almaktadır. Velhasılıkelam, mesele yalnızca bir gösteri veya bir kişi değildir. Asıl mesele; birlikte yaşama kültürümüzü ayakta tutan ortak değerlere saygıyı koruyabilmek, ifade özgürlüğü ile hakaret arasındaki sınırı hukuk devleti ilkeleri içinde doğru çizebilmektir.

Hüseyin Demir

Kaynak: Yeni Akit

06 Temmuz 2026 01:52

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Hüseyin Demir

Kimliksizleşmenin Eşiğinde Bir Medeniyet: Türkiye'nin Asıl Meselesi

Siyasî de değildir. Asıl mesele, giderek derinleşen bir kimlik ve aidiyet krizidir. Dünyanın farklı ülkelerinde yapılan araştırmalar gibi Türkiye'de yapılan çalışmalar da gençlerin aidiyet, anlam arayışı ve kimlik sorunları yaşadığını göstermektedir. Buradaki mesele yalnızca dinî hassasiyetlerin azalması değildir. Bunlar medeniyetin sonucu olabilir; fakat medeniyetin kaynağı değildir. Toplumlar için de durum farklı değildir. Bu nedenle mesele yalnızca eğitim reformu değildir. Daha kapsamlı bir medeniyet muhasebesine ihtiyaç vardır. Bu nedenle Türkiye'nin ihtiyacı yeni kutuplaşmalar değildir. Yeni kültür savaşları da değildir. Bu toprakları ayakta tutan asıl güç, insan yetiştirme kabiliyeti olmuştur.

29 Haziran 2026 15:01

Hüseyin Demir

Hayattan Koparılan Din, Adaletten Kopan Dünya: Bugün İslam Ne Söyler?

Tam da bu noktada İslam yeniden tartışma konusu ediliyor. Kur'an'ın hayata bakışı son derece açıktır: İnsan başıboş değildir. Bir tarafta onu sadece bireysel vicdana hapseden, hayata karışmaması gereken "özel alan dini"ne indirgeyen bir yaklaşım var. Her iki yaklaşım da İslam'ın ruhuna yabancıdır. Günümüz dünyasında İslam ne olmalıdır sorusu, aslında "İslam neye indirgenmemelidir?" sorusuyla birlikte sorulmalıdır. İslam; nostaljik bir geçmiş anlatısı değildir. İslam; güncel krizlere sessiz kalan bir ritüeller bütünü değildir. Ve İslam; sloganlara sıkıştırılacak bir kimlik göstergesi hiç değildir. İslam bugün, insan onurunu merkeze alan bir adalet dili olmalıdır. Kur'an'ın hayata bakışı budur: "İyiliği emretmek, kötülüğü engellemek" sadece bireysel bir öğüt değil; toplumsal bir görevdir. Eğer dünya bugün bu kadar yorgunsa, eğer insan bu kadar yönsüzse, belki de sorun İslam'ın hayata söyleyecek sözü olmaması değil; bizim o sözü duymaya hazır olmamamızdır. Artık şu hakikatle yüzleşmek gerekiyor: slam hiçbir çağın gerisinde kalmaz; çağlar, adalet ve vicdanla bağını kopardığında İslam'dan uzaklaşır. İslam, geçmişte olduğu gibi bugün de hayata seslenmektedir. Sorun, İslam'ın hayata söyleyecek sözünün bitmesi değil; modern insanın bu sözü duymak istememesidir. Eğer dünya bugün bunalımdaysa, bu İslam'ın eskimesinden değil; insanın ilahî ölçüden uzaklaşmasındandır.

22 Haziran 2026 01:59

Hüseyin Demir

Kriz Aynasında İslam Dünyası: Güç Mücadelesi Mi, Vicdan Uyanışı Mı?

Gazze'den Ortadoğu'nun kırılgan dengelerine, küresel güç savaşlarından iç çekişmelere kadar uzanan tablo, meselenin sadece askeri ya da diplomatik olmadığını gösteriyor. Kur'ân'ın açık çağrısı hâlâ geçerliliğini koruyor: "Allah'ın ipine sımsıkı sarılın; bölünüp parçalanmayın." (Âl-i İmrân 3:103) Bu çağrı, salt siyasi birlik değil; ortak vicdan, ortak akıl ve ortak adalet zemini inşa etmeyi emreder. Kalp zaafa uğradığında fikir savrulur; fikir savrulduğunda siyaset sertleşir; siyaset sertleştiğinde adalet kaybolur. Bu durum iki şeyi gösteriyor: 1. Küresel vicdan tek taraflı değil. 2. Devlet politikaları ile halkların ahlaki refleksi her zaman örtüşmüyor. NATO'nun en büyük askeri gücüne sahip ülkede dahi İsrail karşıtı ciddi bir toplumsal tepki oluşuyorsa, mesele artık klasik "Doğu-Batı" karşıtlığının ötesine geçmiştir. Güç sadece askeri kapasite değildir. Çözüm romantik sloganlarda değil; üç temel zeminde yatıyor: 1. Manevi Derinlik: İnanç, siyasetin aracı değil ahlakın kaynağı olmalı. 2. Kurumsal Adalet: Hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve hesap verebilirlik güçlendirilmeden medeniyet iddiası inşa edilemez. 3. Bilgi Üretimi ve Akıl: Fen bilimleriyle metafiziği, teknolojiyle ahlakı buluşturan yeni bir entelektüel atılım şarttır. Fakat bu vicdani dalga, askeri çatışma çağrılarıyla değil; uluslararası hukuk, diplomasi ve ortak insanlık zeminiyle anlam kazanabilir.

15 Haziran 2026 02:16

Hüseyin Demir

Şuuru İşgal Edilen Bir Milletin Feryadı

Bir milleti öldürmenin en kestirme yolu, onun ordusunu dağıtmak değildir. Bugün yaşadığımız buhran tam da budur. Bugün insanımızın en büyük trajedisi fakirlik değildir. Çünkü aç kalan millet ayağa kalkabilir; fakat kendisini değersiz gören millet doğrulamaz. Yıllardır bu toplumun dimağına aynı zehir akıtıldı: "Siz geri kaldınız…" "Sizin medeniyetiniz öldü…" "Sizin değerleriniz çağ dışı…" "Batı düşünür, siz tüketirsiniz…" "Batı üretir, siz taklit edersiniz…" Nihayet bu telkinler, zamanla bir fikir olmaktan çıktı; aşağılık psikolojisine dönüştü. Bilinsin ki bu, tesadüf değildir. Bugün artık insanlar hakikati kendi vicdanıyla değil; ekranlarla, moda fikirlerle, ithal kavramlarla ölçmektedir. Çünkü hakikat ölçüsünü kaybeden toplum, yönünü kaybeder. Bilgi çağında değiliz. Bugün eğitim sisteminin en büyük çıkmazı da budur. Çünkü insan yalnız akıldan ibaret değildir. Ruhu ihmal edilen insan, sonunda kendi eliyle kendi iç dünyasını çökertir. Bugün modern dünyanın en büyük çıkmazı tam da budur: Madde büyüdü, insan küçüldü… Fakat mesele sadece slogan atmak değildir. Kelimelerini kaybeden millet, düşüncesini kaybeder. Hâlbuki kelime yalnız harf değildir. Kelime, medeniyet taşıyıcısıdır. "İffet", "hikmet", "edep", "izzet", "tefekkür", "irfan", "hayâ" gibi kavramları kaybeden toplum; yalnızca birkaç kelimeyi değil, bir medeniyet ufkunu kaybetmektedir. Çünkü bu milletin yeniden ayağa kalkması; ithal ideolojilerle değil, kendi ruh kökünden beslenen büyük bir fikir hamlesiyle mümkündür.

08 Haziran 2026 02:23

Hüseyin Demir

Ankara'nın Sessiz Restorasyonu: Erdoğan Jeopolitiği Ve Chp'de Büyük Dönüşüm Tartışması

Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e, Kafkasya'dan Orta Doğu'ya kadar uzanan geniş coğrafyada ortaya çıkan yeni güç dengeleri, Ankara'nın iç siyasetini de doğrudan etkilemektedir. Recep Tayyip Erdoğan döneminin en belirgin özelliği, Türkiye'nin uluslararası sistem içerisindeki rolünü yeniden tanımlama girişimi olmuştur. 2000'li yılların başında Avrupa Birliği merkezli reform gündemi ön plandayken, özellikle son on beş yılda daha bağımsız ve çok yönlü bir dış politika anlayışı öne çıkmıştır. Ancak başka bir değerlendirmeye göre ise CHP'de yaşanan dönüşüm, Türkiye'nin değişen jeopolitik konumundan bağımsız değildir. Özellikle Türkiye'nin son yıllarda izlediği daha bağımsız dış politika çizgisi, Avrupa'nın Türkiye'ye yönelik değerlendirmelerinde yeni tartışmaların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu perspektiften bakıldığında, son dönemde yaşanan siyasi gelişmeler bazı yorumcular tarafından bir "restorasyon" veya "yeniden dengeleme" süreci olarak değerlendirilmektedir. Erdoğan döneminde öne çıkan "stratejik bağımsızlık", "milli egemenlik" ve "çok kutuplu dünya" yaklaşımı, yalnızca dış politikayı değil, iç siyasetin yorumlanış biçimini de etkilemektedir. Ancak açık olan gerçek şudur ki Türkiye artık yalnızca iç politik dinamiklerle açıklanabilecek bir dönemde değildir. Bu nedenle güncel siyasi gelişmeler, yalnızca bugünün siyasi rekabeti olarak değil, Türkiye'nin yeni yüzyıldaki yönünü belirleyen daha geniş bir dönüşüm sürecinin parçaları olarak değerlendirilmektedir.

01 Haziran 2026 02:22

Hüseyin Demir

Kurban İnsanın Kendi Nefsini Sorgulama İmtihanıdır.

Bugün modern dünya insanı sürekli tüketmeye çağırıyor. İnsan artık "ne kadar iyi bir insanım" sorusunu değil, "ne kadar güçlü görünürüm" sorusunu soruyor. Kur'an-ı Kerim'de kurbanın özü çok açık biçimde ortaya konur: Allah'a ulaşan ne kandır ne ettir; Allah'a ulaşan insanın takvası, yani samimiyeti ve teslimiyetidir. Bu yüzden kurbanın merkezinde hayvan değil insan vardır. Bugün birçok insan kurbanı sadece geleneksel bir ibadet gibi görüyor. O kıssa, insanın Allah anlayışının yeniden inşa edilmesidir. Hazreti İbrahim'in imtihanında Allah insandan kan isteyen bir güç olmadığını gösterdi. Asıl soru budur. İnsan artık putlara tapmıyor belki ama başka şeylere teslim oluyor. Modern dünyanın en büyük sorunu tam da burada başlıyor: İnsan teknoloji çağında güçlendi ama ruhen küçüldü. İnsan yeniden paylaşmayı öğrenir. Büyük İslam âlimleri kurbanın özünü "ihlâs" ve "takva" olarak açıklamıştır. Eğer insan kurban keserken Allah'ın verdiği nimetleri, yoksulların hakkını, ölüm gerçeğini ve kendi acziyetini düşünmüyorsa; yapılan ibadet şeklen doğru olsa bile ruhen eksik kalır. Oysa Kurban Bayramı insana şunu öğretir: Gerçek kulluk, Allah için fedakârlık yapabilmektir. İnsan vazgeçebildiği kadar özgürdür. Dünya "hep bana" derken, kurban "kardeşini de düşün" der. Çünkü insan hâlâ aynı insan… Kurbanın en büyük mesajı da budur: İnsan, Allah'a yaklaştıkça insanlaşır.

25 Mayıs 2026 02:03

Hüseyin Demir

Çöken Duvarların Ardındaki Sessizlik: Müslüman Aileyi Yeniden İnşa Etmek

"Birey ol" denildi; neticede yalnız kalabalıklar üretildi. "Sınırsız özgürlük" denildi; sonuçta nefsin esareti doğdu. "Kadın özgürleşiyor" denildi; fakat kadın da erkek de huzurunu kaybetti. Oysa Kur'an'ın inşa ettiği aile, sadece aynı evde yaşayan insanların birlikteliği değildir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Kendileriyle huzur bulasınız diye size kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ile merhamet koyması O'nun ayetlerindendir." (Rum, 21) Demek ki İslam'da evlilik sadece bedenlerin birleşmesi değildir; ruhların sükûnet bulmasıdır. Batı medeniyeti aileyi "geçici birliktelik", arzuyu "özgürlük", sadakati ise "yük" haline getirdi. Kur'an ise tam tersine aileyi korumayı emreder: "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun." (Tahrîm, 6) Bu ayet, aile reisliğini salt otorite değil; sorumluluk makamı olarak tanımlar. Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: "Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır." Bugün erkeklik ya tamamen bastırılıyor ya da kaba kuvvete indirgeniyor. İslam aile anlayışında kadın ile erkek rakip değil; birbirinin emanetidir. Modern ideolojiler ise aileyi "iktidar savaşı"na çevirdi. Kur'an'ın dili çatışma değil, tamamlanmadır: "Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz." (Bakara, 187) Elbise örter, korur, ısıtır ve kusuru gizler. Çünkü mahremiyet kaybolduğunda aile de çözülmeye başlar. Resûlullah şöyle buyurur: "Hayâ imandandır." Hayânın kaybolduğu yerde sadakat zayıflar; sadakatin zayıfladığı yerde aile çöker. Kur'an bu yüzden şöyle buyurur: "Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur." (İsrâ, 32) Bugün boşanmaların artması da sadece hukuk meselesi değildir; tahammül eşiğinin düşmesidir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur: "Allah'a en sevimsiz gelen helal, boşanmadır." İslam boşanmayı yasaklamaz; fakat onu sıradanlaştırmaz da. Bugün yeniden yapılması gereken şey; sadece bina inşa etmek değildir. Yeniden bir "aile medeniyeti" kurmaktır.

18 Mayıs 2026 02:00

Hüseyin Demir

Kalbi Sönen Çağda Muharririn Mesuliyeti

Türkiye'de yapılan araştırmalarda gençlerde sosyal medya ve dijital bağımlılığın "alarm verici" seviyelere ulaştığı belirtilmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'in insan tasavvuru ile modern dünyanın insan anlayışı arasındaki uçurum tam da burada ortaya çıkar. Kur'an, insanı yalnızca düşünen bir varlık olarak değil; kalbi, ruhu, vicdanı ve mesuliyeti olan bir emanet taşıyıcısı olarak tarif eder. Nitekim Rabbimiz: "Onların kalpleri vardır ama onunla idrak etmezler..." buyurur. Çünkü kalem, sadece yazı yazan bir araç değildir. Gazâlî'nin en büyük kavgası, bilgi ile hakîkat arasındaki kopuşa karşıydı. Ona göre insanı kurtaracak olan kuru bilgi değil; kalbi dirilten hikmetti. Çünkü ilim, insanı Allah'a yaklaştırmıyorsa sadece kibir üretir. Gazâlî'nin düşüncesindeki merkez nokta tam da budur: Kalbi ihyâ etmeyen bilgi, insanı manevî çöküşten kurtaramaz. Modern insan artık bilginin efendisi değil, bilgi bombardımanının esiri hâline gelmiştir. Herkes hüküm veriyor ama kimse tefekkür etmiyor. Kalp bozulursa teknoloji de yozlaşır, medya da yozlaşır, sanat da yozlaşır, siyaset de yozlaşır. Kur'an'ın "fesad" dediği şey tam olarak budur: İnsanın iç dünyasındaki bozulmanın toplumsal hayata taşması. O, toplumun hoşuna giden şeyi değil; toplumun ihtiyacı olan hakîkati söyleyendir. Bugün en büyük eksikliğimiz de budur. Bu yüzden toplum büyük bir bilgi yığını içinde yönünü kaybediyor. Kur'an'ın ilk emrinin "Oku" olması tesadüf değildir. Eğer bir milletin kalbi çökerse, teknolojik yükseliş onu kurtaramaz.

11 Mayıs 2026 01:30

Hüseyin Demir

Bir Çağ Düşünün…

Bu uzun yolculuk boyunca ortaya konan hakikat, aslında tek bir merkezde birleşiyor: İnsan zihnini kaybederse, her şeyini kaybeder. Çünkü modern insan: Böylece ortaya şu tehlikeli denklem çıkıyor: Bilgi var, idrak yok. Bugünün insanı, bilgi eksikliğinden değil; bilgi fazlalığı içinde kaybolmaktan mustariptir. Parçalanmış bir zihin: Bu yüzden çağımızın en büyük sorunu şudur: İnsan çok şey biliyor, ama hiçbir şeyi tam olarak anlamıyor. Ve anlamayan insan: kolay yönlendirilir, kolay ikna edilir, kolay teslim olur. İdrak ve Medeniyet: Yükselişin ve Çöküşün Kanunu Tarih değişir, zaman değişir; ama hakikat değişmez: İlim yükselirse toplum yükselir. Çünkü hakikat: Hakikati yaşamayan bir toplum, onu savunamaz. Bugün insan zincire vurulmuyor. Ama: Bu yüzden çağımızın en tehlikeli durumu şudur: İnsan özgür olduğunu zannederek yönlendiriliyor. Çünkü değişmeyen bir hakikat vardır: İnsan değişmeden toplum değişmez. Anlamayan teslim olur.

04 Mayıs 2026 01:29

Hüseyin Demir

Ekran Çağında Zihnin Kaybı (ııı): Kurucu İdrak Ve Medeniyetin Yeniden İnşası

En sonunda ise toplum, kendini başkalarının tarif ettiği bir dünyanın içinde bulur. Temelde inşa edilen bir zihin vardı. İlk inşa edilen şey şehirler değil, insandı. Bu idrak: Bu yüzden o toplum, sadece yaşayan bir topluluk değil; yön veren bir medeniyet hâline geldi. Her yükseliş, bir bilinçle başlar. Tarih bize şunu gösterir: Bir toplum ilimden uzaklaştığında, önce düşünce zayıflar. Ardından taklit başlar. Taklit eden toplum ise üretmez, sadece tüketir. Ama hikmet azalmıştır. Bir toplumun yeniden ayağa kalkması, dış şartlarla değil; iç dönüşümle başlar. Bu üretim: Ama özü değişmez: Hakikat merkezli bir idrak. Çünkü toplum, bireylerin toplamıdır. Ama o uyanışlar birleştiğinde, büyük dönüşümler başlar. İdrak ise bir diriliştir. Bunu başaramayan toplumlar için sonuç değişmez: Kendini kuramayan, başkalarının kurduğu dünyada yaşamaya devam eder. Ve dahi özetle: Bir toplumun dirilişi, vahiy merkezli bir idrakle insanın yeniden inşa edilmesine bağlıdır; aksi halde ilimden uzaklaşan ve kendi düşünce sistemini kuramayan toplumlar, başkalarının yön verdiği bir yapıya dönüşür.

27 Nisan 2026 01:41

Hüseyin Demir

Ekran Çağında Zihnin Kaybı (ıı): İdrakin İnşası Ve Sessiz Direniş

Bütünlüğünü kaybeden zihin, hakikati kavrayamaz. İnsan sadece "gören" ama gördüğünü hissedemeyen bir varlığa indirgeniyor. Bilgi üretmek yerine bilgi tüketen bir toplum ortaya çıkmıştır. Böylece insan: Bu durum, özgürlük yanılsaması üretir. Okumak, sadece bilgi edinmek değildir. Okumak: Gerçek okuma, insanı rahatsız eder. Ama tam da bu zorluk, insanı özgürleştirir. Çünkü kolay olan, çoğu zaman insanı bağımlı kılar; zor olan ise onu inşa eder. Bu yüzden direniş de gürültülü olmak zorunda değil. Asıl direniş: Bir insanın zihnini kurtarması, en büyük devrimdir. Çünkü zihni özgürleşen insan, artık yönlendirilmez. Çünkü tarih boyunca değişmeyen bir gerçek vardır: İlim varsa diriliş vardır. İdrak varsa özgürlük vardır. Çünkü insan: Okuyarak kendini bulur. Aksi hâlde kaçınılmaz son değişmez: Zihnini inşa etmeyen, başkalarının inşa ettiği bir dünyada yaşamaya mahkûm olur. Vel hasılı özetlersek: Parçalanmış ve yüzeysel bilgiyle beslenen zihin, hakikati kavrayamaz; bu nedenle okuma, tefekkür ve içsel dönüşümle idrak yeniden inşa edilmedikçe birey ve toplumlar kolayca yönlendirilir ve çözülme kaçınılmaz olur.

20 Nisan 2026 01:59

Hüseyin Demir

Ekran Çağında Zihnin Kaybı: Okumayan Toplum Neden Yönetilir?

Çünkü mesele artık "bilmemek" değil; doğruyu idrak edememek. İlk emir "Oku!" iken, bugün insanın en büyük savruluşu okumaktan uzaklaşmasıdır. Bugün insan, kendisinin seçtiğini zannettiği bir hayatı yaşıyor. Klasik İslam düşüncesinde ilim, kuru bir bilgi yığını değildir. Bu anlayışta bilgi: Kalbe inmeli, Ahlâkla birleşmeli, Hayata yön vermelidir. Eğer bilgi insanı değiştirmiyorsa, o bilgi yükten ibarettir. Bugün yaşanan kriz de tam burada başlar: İnsan bilgiye ulaşıyor ama dönüşmüyor. Tarih bize açık bir yasa sunar: İlim yükselirse toplum yükselir, ilim zayıflarsa toplum çözülür. Bugün ise cehalet, bilgi içinde kaybolmaktır. Sosyal medya, diziler ve hızlı tüketim kültürü insana şu telkini verir: "Düşünmeye gerek yok." Bu telkin zamanla alışkanlığa, ardından kabule dönüşür. Eğer bir toplum kendini tanımlamazsa, başkaları onu kendi çıkarlarına göre tanımlar. Çözüm karmaşık değildir; ama zordur: Fakat bu okuma: Çünkü insan ancak bu şekilde: Sözün sonu: Sessiz Teslimiyetin Adı Bugün kimse zorla susturulmuyor. Ama milyonlarca insan düşünmeden yaşıyor.

13 Nisan 2026 02:18

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha