
"Demokrasi" dedi, ama terörle mücadelede Türkiye'nin güvenlik kaygılarını anlamadı. "Hukuk" dedi, ama müzakerelerde hukukun değil, siyasetin kuralları belirleyici oldu ve engeller çıkardı. "İnsan hakları" dedi, ama kendi çıkarları olduğunda aynı hassasiyeti başka coğrafyalar için göstermedi, hatta ayaklar altına aldı. Belki de en önemlisi, Avrupa, Türkiye'nin tarihini, kimliğini ve Müslüman bir toplum oluşunu bir "sorun" gibi görmekten vazgeçmeli. Karadeniz'in güvenliği, Doğu Akdeniz'deki denge, Ortadoğu'daki krizler, terörle mücadele, enerji yolları ve göç yönetimi Avrupa başkentlerinde konuşulan teknik başlıklar olabilir, fakat sahada bunların merkezinde Türkiye var. Eğer Avrupa 21. yüzyılda yeniden küresel bir süper güç olmak istiyorsa Türkiye'yi dışarıda tutarak bunu başaramaz. Ama Türkiye'yle birlikte düşünen, Türkiye'yle birlikte üreten, Türkiye'yle birlikte savunan, Türkiye'yle birlikte hareket eden bir Avrupa, bambaşka bir güce dönüşür. Çünkü Türkiye, Avrupa'nın Asya'ya açılan kapısı değildir sadece; Avrupa'nın kaybettiği stratejik refleksin de hatırlatıcısıdır. Avrupa'nın geleceği Türkiye'siz eksiktir. Türkiye ile birlikte ise yalnızca daha güçlü değil, her manada süper güç olabilir.
Kaynak: Sabah
10 Temmuz 2026 07:10
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Mahmut Övür
Avrupa'nın tamamlayıcısı bir Türkiye Buna bir de "liderlik" etkisini eklemek gerekiyor. O yüzleşmenin farkında mı bilemem ama artık soru Türkiye'nin Avrupa için önemli olup olmadığı değildir. Asıl soru şudur: "Avrupa, Türkiye'nin kendisi için stratejik öneme sahip olduğunu söyleyecek cesarete sahip midir?" Çünkü Avrupa bugün yalnızca ekonomik bir birlik olarak yoluna devam edemez. Rusya -Ukrayna savaşı, enerji krizleri, göç baskısı, Çin'in yükselişi, Ortadoğu'daki istikrarsızlık ve transatlantik ilişkilerdeki belirsizlik, Avrupa'ya acı ama net bir gerçeği hatırlatıyor: Ekonomik güç, stratejik derinlik olmadan uzun süre ayakta kalamaz. Türkiye ise Avrupa'nın eksik bıraktığı alanlarda dikkat çekici bir tamam layıcı güç hâline geliyor: Genç ve üretken nüfus, güçlü sanayi altyapısı, büyüyen savunma sanayii, stratejik coğrafyası, Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e, Kafkasya'dan Ortadoğu'ya kadar uzanan etki alanı. Bu tabloyu doğru okuyan herkes aynı sonuca ulaşır: Türkiye, Avrupa'nın yükü değil, Avrupa'nın çarpan gücüdür. Dördüncü küresel güç olur. Türkiye de Avrupa ile daha derin ve adil bir ortaklık kurduğunda sermaye, teknoloji, finans ve kurumsal entegrasyon açısından yeni bir sıçrama imkânı yakalar. Ama tersi olursa Türkiye yoluna devam eder, Avrupa'nın ise nereye savrulacağı belli olmaz.
09 Temmuz 2026 07:28

Mahmut Övür
76 gerçek itirafçı konuşursa! Ama durun, haksızlık etmeyelim; ortada sadece sıradan bir "yolsuzluk" yok. Yine "Rolü kim seye kaptırmam, ben konuşmalıyım!" diye diretince, eski Beyoğlu Belediye Başkanı "solcu" İnan Güney'le bile" savunma sırası" kavgasına tutuştular. Mahkeme salonunda hâkim huzuruna çıkıp da tükürdüğünü yalayan tek bir "gerçek" itirafçı yok! Özel "onlarca" diyerek sayıyı abarta dursun, yapay zekâya sorsanız o bile 7 kişiyi zor sayıyor. Ve bu isimler, etkin pişmanlıktan yararlanan öyle sıradan figürler değil; iddianameye göre İmamoğlu'nun "Organize Suç Örgütü" nün kilit isimleri. Mesela şu üç ismin fısıldayacakları bile bugüne kadar dinlediğimiz masalları yerle bir etmeye yeter: İlk sırada da davanın en "mağduru(!)" rolüne bürünen işadamı Ali Nuhoğlu var. Hele o Guinness Rekorlar Kitabı'na girecek trajikomik hikâyesi var ya: Boğaz'a nazır, piyasa değeri en az 50 milyon dolar olan 3 adet lüks villayı, İmamoğlu'nun şirketine güya 15 milyon"cuk" Türk Lirası'na satıvermiş. Bu hikâyede Ali Nuhoğlu da hiç öyle göründüğü gibi masum bir "kurban" falan değil. Tabii ki o meşhur İBB ihalelerine "yasal" olarak sızabilmek, oradan devasa işler kapabilmek! Ali Nuhoğlu mahkeme salonunda bu milyarlık kredi mucizelerini ve villaların altındaki "derin" pazarlıkları anlatırken İmamoğlu'nun yüz ifadesini gerçekten görmek isterdim. Yıldız, milyarların "sistem"e aktarıldığı o meşhur toprak döküm işinde, Murat Gülibrahimoğlu-İmamoğlu ortaklığının gizli kodlarını deşifre eden isim.
07 Temmuz 2026 07:30

Mahmut Övür
Ecevit'in şapkası ve Özel'in partisi Özgür Özel aylardır meydan meydan dolaşıyor. Belediyelerin bütün imkânları arkasında ama anlattığı hikâye hep aynı: "Mağdurum." Otobüs var, kürsü var, mikrofon var... Hep aynı yöntem. Ne var ki tarihin acımasız bir kuralı vardır: Şapkayı takmak kolaydır; Ecevit olmak zordur. Ecevit'i Ecevit yapan köylü şapkası değildi; inandığı dava, ortaya koyduğu irade ve millet nezdinde oluşturduğu güven duygusuydu. CHP bugün "değişim" diyor. Çünkü siyaset değişmemiş görünüyor. Henüz tabelası bile olmayan partiye yüzde 60 yazılıyor. İşin daha ilginç tarafı ise henüz kurulmamış partinin bile kimliği konusunda ortak bir fikir yok. Siyasette bavulların da bir ağırlığı vardır. Mevlânâ'nın şu sözü tam da bugünü anlatıyor: "Testinin içinde ne varsa dışına o sızar." Siyasette de böyledir.
05 Temmuz 2026 07:22


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Mahmut Övür
Uluslararası sistemin türbülansa girdiği, hatta Başkan Erdoğan'ın ifadesiyle "yoğun bakımda" olduğu bir dönemde, ayakta kalmayı başaran az sayıdaki yapılardan biri NATO. Son yıllarda "Beyin ölümü gerçekleşti", "ABD tarafından terk edilecek" denilen NATO, aksine büyümeye ve kendini yenilemeye devam etti. Önümüzdeki hafta ise Türkiye'nin ev sahipliğinde, "NATO 3.0" hedefiyle yeni bir yol haritası belirlemeye hazırlanıyor. Bu tablo, 74 yıllık NATO üyesi Türkiye için sıradan bir diplomatik gelişme değil, tarihi bir fırsattır. Başkan Erdoğan liderliğinde dile getirilen "Daha adil bir dünya" çağrısının, Batıcı kuşatmalara rağmen savunma sanayiinde atılan ezber bozucu adımların ve çok yönlü denge siyasetinin doğal sonucudur. NATO Zirvesi öncesinde küreselcilerin sesi Financial Times'a yazdığı yazıda Türkiye'yi ve Başkan Erdoğan'ı Batı'ya şikâyet etti. Ama şu satırlar başlı başına bir skandaldır: "Erdoğan'ın demokrasiye yönelik baskıları, Türkiye'nin müttefiklerini de tehdit ediyor. Otoriter yönetim ve siyasi rakiplerinin hapsedilmesi hem NATO'yu hem de bölgesel istikrarı tehlikeye atabilir." Dünyayı savaşla, ambargoyla, yaptırımla terbiye etmeye çalışan ABD görmüyor; oyun içinde oyun kuran İngiltere görmüyor; çifte standardı siyaset hâline getirmiş Avrupa görmüyor; ama partisindeki yolsuzluk iddialarını, iç kavgaları ve siyasi çöküşü perdelemeye çalışan Özgür Özel görüyor ve Batı'yı uyarıyor! "Hukukun üstünlüğünün bulunmadığı bir Türkiye öngörülebilir ya da güvenilir bir ortak değildir. Erdoğan bugün Washington'a, yarın Moskova'ya, ertesi gün Pekin'e yönelebilir; tek amacı kendi iktidarını güvence altına almak olur. NATO Zirvesi'nde Erdoğan kendisini vazgeçilmez bir lider olarak sunacaktır." Hâle bakın...
04 Temmuz 2026 07:26

Mahmut Övür
Nereye gitsem, kiminle konuşsam söz dönüp dolaşıp siyasete, daha doğrusu CHP'ye geliyor. Bir taraf "hainler" diye yer göğü inletiyor... Diğer taraf "hırsızlara geçit yok" diyerek kendisini hakemin yerine koyuyor. Bir taraf "butlancı"... Diğer taraf "şaibeci"... Ama ilginç olan şu ki; bir taraf sonucu beklerken diğer taraf çoktan hükmünü vermiş görünüyor. Kökleri, 1960'larda Bülent Ecevit'le başlayan "Ortanın Solu" tartışmalarına kadar uzanıyor. Eski bir atasözü der ki: "Balık baştan kokar." Ama siyasette bazen mesele kokuşmanın nereden başladığı değildir. Ve Sokrates'in yüzyıllar öncesinden gelen şu sözü, belki de bugünü en iyi anlatan cümledir: "Sorgulanmamış bir hayat yaşamaya değmez." Sorgulanmamış bir siyaset de sonunda milletin güvenini kaybetmeye mahkûmdur.
03 Temmuz 2026 07:09

Mahmut Övür
Çevre alanındaki bu çabalar, Türkiye'nin Sıfır Atık Forumu gibi, COP 31 gibi küresel platformlara ev sahipliği yapmasıyla taçlandı ve büyük ilgi gördü. İzmit Körfezi'ndeki dip görüntüleri çeken, dipteki canlı hayatı gösteren Bakan Murat Kurum'u "Ucuz şovu çamura battı" diye manşete taşıdı. Önceki gün Ankara'da Bakan Murat Kurum'la bir araya geldiğimizde konut sorunu, COP 31 gibi birçok konuyu konuştuk ama öncelik hiç kuşkusuz Marmara Denizi'nin temizlenmesindeydi. Habere üzülen Bakan Kurum şöyle diyordu: "O haberde asıl kendileri çamura batmış durumda. Burada bilimsel temeli olan, doğayı korumaya yönelik bir çalışma yapıldı. Açıkçası bilgisiz ve daha önemlisi cahilce yapılmış bir haber bu. Tane tane anlatayım; dip çamuru temizliği TÜBİTAK, İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa ve Kocaeli üniversitelerimizdeki bilim insanlarıyla birlikte yürütülen bir çalışma. Gidip o bilim insanlarıyla konuşsunlar." "Şov" iddiasının temelinde, çıkan çamurun tehlikeli olduğu iddiası vardı. Bakan Kurum bu konuda da bilgisizliğe dikkat çekti: "Dip çamuru tehlikesiz bir atık. İddia edildiği gibi öyle dere yataklarına falan da değil, orman vasfını yitirmiş, çorak bir alanda depolanıyor. Kocaeli'nde dünyanın en büyük çevre projelerinden biri gerçekleşiyor. Buna şov diyerek algı yapabilirler ama biz şov değil iş yaparak milletimize, doğamıza nefes aldırıyoruz." Son söz Marmara Denizi'yle ilgili. MARMARA ÖLMESİN İSTİYORUZ "Marmara Denizi'nin nefes alamadığını müsilaj meselesinden hatırlayın. O günlerde biz bir Marmara Denizi Koruma Eylem Planı ortaya koyduk. Bu eylem planına tüm belediyeler imza attı, sorumluluk üstlendi. Kocaeli Belediyesi, o sorumluluğun bir gereğini yaptı. Bunu alkışlamak yerine kötülemek ancak kötücül bir aklın ürünü olabilir. Aslında bunu eleştireceklerine diğer belediyelere; 'Niye bu mutabakata uymuyorlar?' diye sormalarını bekliyoruz. Mesela Marmara'yı en çok kirleten İstanbul olmasına rağmen İBB maalesef Marmara için hiçbir şey yapmadı, yapmıyor."
23 Haziran 2026 07:09

Mahmut Övür
Bir kere yayın büyük bir rezaletle, "CHP Genel Başkanı" yazmama yasağıyla başladı. Sık sık sözünü ettiği ahlaki üstünlüğün ne anlama geldiğini söyleyebilir, İBB eksenli "İmamoğlu Suç Örgütü" yle ilgili iddiaların yenilir yutulur olmadığını, rüşvet ağlarını, bantlanan kameraları, Jetgiller rezaletini, Ali Nuhoğlu'ndan alınan Boğaz'daki villaları, Uşak Belediyesi'ndeki seks kölelerini, kutu kutu eurolu rüşvetleri sayar ve meydan okurdu. "Bir kurultayı parayla satın alıyorsanız bu bir milli güvenlik sorunudur..." gibi önemli bir tespitin üzerinde bile yetirince durmadı, esip gürlemedi. Programı yapan "gazeteciler" de oralı değildi ki hiçbiri sormadı ya da soramadı. Gazeteci demeye dilim varmadığı için onlara "soru soranlar" diyorum. O yayında, Kılıçdaroğlu'na "sarayın aparatı, hain ya da proje" gibi soru soranlar ne yazık ki aynı cesaretle "militanı" oldukları İmamoğlu 'na ya da bindiği minibüsün iç dizaynını Uşak Belediyesi'ne yaptıran Özgür Özel 'e bugüne kadar bu konuları hiç sormadılar, soramazlar da. Kasıtlı olduğu her hâlinden belli olan, "Sizin kurultayı kaybetmenizden sonra mı yolsuzluk ve rüşvet alındı?" sorusuna, Kılıçdaroğlu, arsızlaşan o gazetecilerin utanacağı şu cevabı verdi: "Gazeteci olarak şunun üzerinde durmuyorsunuz. Hazine'den gelen para ile belediyeden gelen para aynı şey olur mu? Hiçbir gazeteci çıkıp 'Sayın Özel bunu nasıl söylüyorsunuz?' demiyorsunuz. Herkes orayı unutuyor. Belediye parayı verdim diyor değil mi? Kim diyor? Parayı veren adam diyor? O genel başkan yardımcılarından tazminat davası açan var mı? Siz niye sormuyorsunuz arkadaş? 'Gidip rüşvet verdim' diyorlar. Niye takip etmiyorsunuz?" Bu programı izlerken aklımın bir yerinde şu soru vardı: Acaba Kemal Bey, siyasi rekabet yerine nefret ve düşmanlık siyaseti izlemenin sosyolojide ve medyada nasıl bir canavarlar yarattığını hiç düşündü mü? O canavarlar dün Başkan Erdoğan'ı linç ederken, bugün de ünlü piyanist Fazıl Say'ı, Yılmaz Özdil' i, Muharrem İnce' yi ve 13 yıl genel başkanlık yapan Kılıçdaroğlu' nu linç ediyor.
21 Haziran 2026 07:23


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Mahmut Övür
Yüzyıllık CHP, sadece iki buçuk yılda bu kadroların elinde siyaset üretmeyen, sürekli "yolsuzluk-rüşvet ve ihale pazarlığı" yla anılan bir partiye dönüştü. İstifa edip başka partiye geçenler bir yana 20'yi aşkın belediye başkanı, onlarca bürokrat tutuklu, hâlâ "kutu kutu dolar" peşinde koşanlara yönelik operasyonlar sürüyor. Gerçi Özgür Özel hâlâ "CHP'yi bırakmayacağız" diyor ama arkasından da ekliyor: "Yeni partiyle ilgili kuruluş hazırlığı var. Bir başka hazır birkaç partiye geçme ihtimali de var. Belki o partiye hemen geçmek şimdi olmaz ama hazırlığımızı yapacağız." CHP cenahında böyle puslu havaları kendi siyasi pozisyonu açısından fırsata çeviren siyasi aktörler de az değil. Herkesi şaşırttı diyorum; çünkü İzmirliler iyi biliyor, İmamoğlu CHP'ye "çökme" işareti verip Özel de o destekle genel başkan yolculuğuna çıktığında ilk işareti İzmir'den o vermişti. Şimdi bir kez daha, bir büyükşehir belediye başkanı olarak ilk çıkışı yapan oldu ve yeni parti için CHP'den istifa etti. İlginçtir aynı siyasetçinin istifa öncesinde mevcut CHP yönetiminden Müslüm Sarı ve Rıfat Nalbantoğlu ile görüşüp CHP'de kalma ve Seniye Nazik Işık'ın il başkanı yapılması karşılığında "pazarlık" yaptığı da söylendi. Onlar da Tugay gibi "şaibeli kurultay" da delege pazarlığıyla başkan yapılan isimler.
20 Haziran 2026 07:30

Mahmut Övür
İmamoğlu ve ekibi gitmeye dünden razı, Özgür Özel ve arkadaşları ise hem geride kalan CHP'yi itibarsızlaştırmak hem de arkalarındaki sosyolojiyi tahkim etmek için "mağduriyet" arayışı içinde. O da öfkeli seçmenleri, "CHP seçime katılamayacak" kaygısıyla korkutuyor ve şöyle diyor: "Biz B planı olarak bunu yapmak zorundayız. 26 Temmuz'a kadar bir kurultay yapılamazsa CHP'yi seçime sokmayabilir iktidar. Bizim buna hazır olmamız lazım." Gerçekte partisinin bir riskle karşılaşmasını istemeyen bir siyasetçi, öncelikle kendisinin ve arkadaşlarının hakarete varan dilini değiştirir. Ama en önemli gösterge; Özel tarafından 81 ildeki CHP'li il, ilçe ya da belde başkanlarına ve kendilerine yakın belediye başkanlarına yeni parti için hazırlanın "talimatı" göndermesi. O talimatta özetle şöyle deniyor: "Yeni binalar bulun ve bir an önce tutun, mevcut yönetim kadrolarını kaybetmeyin, üyelerinize sahip çıkın ve farklı partilerde bize yakın isimleri yeni partiye katmak için davet edin." Gördüğünüz gibi kamuoyuna, "CHP'nin kalbini onlara vermem" diye gürleyen Özel, arka planda yeni parti için talimat üstüne talimat gönderiyor ve ciddi hazırlık yapıyor. Zaten hem İmamoğlu'nun ilk çıkışları hem de Özgür Özel 'in "CHP'yi de aşan bir iktidar yürüyüşü olur" demesi bu yola çıkıldığını gösteriyor. Peki bunu başarmaları mümkün mü? "Yetkin ve derinlikli yönetici kadro, sürdürülebilir finansal güç ve yeni ideolojik söylem ve vizyon" gibi birçok eksikliğe dikkat çeken Perspektif yazarı, siyaset bilimci Prof. Edip Asaf Bekaroğlu, üçüncü bir göz olarak şu sonucu çıkartıyor: "İmamoğlu ve Özel'in CHP'den koparak kuracağı muhtemel bir partinin, sadece mevcut popülarite ve 'seçim kazanabilme' algısı üzerinden bir anda iktidar alternatifi olması zor görünmektedir." Bu durumun ciddi ciddi tartışılıyor olması bile ilginç.
18 Haziran 2026 07:37

Mahmut Övür
Geldiler, yaktılar, yıktılar, bebekleri çocukları katlettiler şimdi de "barış yapıyoruz" diye rüzgar estiriyorlar. Bugün ABD'de onlarca aydın, siyasetçi, gazeteci; "Koca ABD'nin çıkarları Siyonistlerin çılgınlıklarına feda edilemez" diye feryat ediyor ama sonuç değişmiyor. İşin arka planda dünyanın son 500 yılına damgasını vuran, sömürgeci- kapitalist-emperyalistsiyonist blokun çıkarları var ve o blok "düşüşe geçen güç" olsa da istediğini yapıyor, kimsenin de gıkı çıkmıyor. Bu gerçeği yazar Fazıl Duygun, "Yahudileri Kim Siyonistleştirdi?" adlı kitabında müthiş bir tarihsel arka planla anlatıyor. Siyonizm'in Anglosakson köklerine, Hristiyan Siyonizmine ve küresel hegemonyaya dikkat çeken Duygun, bugün olup bitenleri şöyle değerlendiriyor: "Bütün devletleri, bütün küreyi ve bütün insanlığı bir ahtapot gibi teslim almış olan bu sistem, tetikçisi Siyonist İsrail'i böyle koruyor, katliamları adeta bir görsel şo halinde gerçekleşmesini sağlıyor." Gazze'deki soykırım için de şunları söylüyor: "Gazze bu sistemi kabul etmediği için cezalandırılıyor. Yoksa sadece Siyonist ve terörist İsrail'in işi değil bu. Onun çapı yetmez bu vahşete. Gazze'yi mevcut neoliberal sistem ile onun yerine geçmek isteyen küresel tekno-finans derebeyliği ortaklaşa cezalandırıyor." Duygun, kitabında bu zulüm sistemine ve ABD-İsrail ilişkilerine karşı çıkan Amerikalılardan da söz ediyor. Gazeteci Carlson İsrail'in ABD için stratejik olarak önemsiz olduğunu ve sadece maliyet ürettiğini, Körfez ülkeleriyle ilişkilerin çok daha önemli olduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: "İsrail'i desteklemek Hıristiyanlık değildir. Bu teolojik bir aldatmacadır. Tanrının seçilmiş halkı diye bir şey yoktur. Allah çocuk katillerini seçmez. Bu sapkınlıktır; bunlar suçludur, hırsızdır." Duygun, kitabında Siyonist ideolojinin kurumsallaşmasında ve yayılmasında Hıristiyan Siyonistler olarak nitelediği İngiltere ve ABD'nin başını çektiği Evanjelist-Anglosakson güçlerin Yahudilerden daha önce ve aktif bir rol oynadığını ileri sürüyor.
15 Haziran 2026 07:11

Mahmut Övür
CHP'liler, "Sadece bizim belediyelerde mi yolsuzluk var?" diye kızıyor ama bu savunma hem utanç verici hem de haklı değil. Bu zenginleşme kervanına son katılan isim; Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu... "Bağıra bağı ra geliyorum" diyen bir operasyon bu. Silivri küçük bir belediye ama arada da bütün düğmelere basılmış, "suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme" den "rüşvet alma-verme" ye, "irtikâp" ve "nüfuz ticareti"nden "ihaleye fesat karıştırma" ya kadar her şey var. Herhâlde "talimat" almaktan vakit bulamadığı için her hafta Silivri'ye giden Özgür Özel bir adım ötedeki CHP belediyesine gidip "Burada neler oluyor?" diye sormamış ya da hiç umursamamış. Tıpkı diğer belediyelerde olduğu gibi... Daha ötesi, bu kez CHP'nin başında Kemal Kılıçdaroğlu var ve partiye "arınma" ile yeni bir hat çiziyor: "CHP haramın ve kirlenmişliğin sığınağı asla ve asla ola maz."
13 Haziran 2026 07:27

Mahmut Övür
'Çıplak arama' ve 264 milyonluk ihale Geriye dönün bakın, CHP bu noktaya Ekrem İmamoğlu' nun yalan vaatleri, siyasete para sokması ve Özgür Özel 'in de bunu meşrulaştırmak için sıklıkla "yalana" sarılmasıyla geldi. Adam suçüstü yakalansa bile inkâr ediyor, "siyasi operasyon" diye yargının gereğini yerine getirenlere iftira atıyor. Hatırlayın, gazeteci Enver Aysever'in Silivri Cezaevi'nde Ekrem İmamoğlu 'yla karşılaşmasında, "Hırsızın elini sıkmam" dediğini yazmış ve ortalık karışmıştı. "İmamoğlu Suç Örgütü" nün önde gelen isimlerinden Fatoş Pınar Türker, bir kez daha "cezaevinde çıplak arama" iddialarıyla gündem oldu. Davet usulüyle yapılan ihale 39 milyon 312 bin TL'ye bir firmaya veriliyor. Akıl alır gibi değil, bundan daha net bir "kıyak" ihale olmaz. *** ÖZGÜR ÖZEL O UYARILARI DİNLESEYDİ Son radikal hamlelerle CHP'de ipler tamamen koptu... CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun son hamlesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının ezberini bozdu. Yaklaşık bir yıl önce rahmetli Deniz Baykal'ın "Prensi" olarak bilinen Prof. Dr. Metin Lütfü Baydar Hoca bana da gönderdiği şu metni sosyal medyada yayınladı. Sonra mahkeme durdurma kararı verdi ama şu uyarısı bir ibretlik belge olarak tarihteki yerini aldı: "Bir gerçeğin çok iyi anlaşılması gerekiyor! Eğer mahkemeden, kurultay iradesinin sakatlandığı gerekçesi ile mutlak butlan kararı çıkarsa bu; CHP Genel Başkanlığı'nın para ve çıkar karşılığı değiştirildiğinin açık tescili olarak siyasi tarihimize geçecektir. Asıl dikkat çekilmesi, tartışılması gereken nokta budur. Bu durum yalnızca CHP için değil, devletin güvenliği için de çok ciddi bir tehdit anlamına gelir." Eğer dün bu uyarılar dikkate alınsa ve siyaseten bir çözüm üretilseydi, bugün CHP siyasi tarihimizin en rezil durumuna düşürülmezdi.
12 Haziran 2026 07:31