
Makamların ve statülerin eridiği kutlu bir ümmet buluşması: Telbiye sesleriyle başlayan ak yolculuk, Kâbe'nin sıcaklığından Arafat'ın tövbe makamına uzanarak insanı kendi özüyle ve Rabbiyle buluşturuyor. Kutlu Ev'in aziz misafiri olarak yaşadığın bir ümmet buluşmasıdır. "Lebbeyk Allahümme Lebbeyk, Lebbeyke La şerikelek Lebbeyk! İnnel hamde vennimete leke vel mülk La şerike lek" "Buyur Allahım, buyur Rabbim senin ortağın yok. Emrine hazırım buyur. Hamd sana, övgü ve nimet senindir. Senin ortağın yoktur." Telbiye sesleriyle yüreğine akan sımsıcak bir başlangıçtır, seni sana, seni tövbelere, seni ahiret yurdunun provasına taşıyan. "Ölüme uçan kelebekler gibi" aziz bir yolcu olarak düştüğün yollarda artık aşka yolculuk başlamıştır. Kutlu, şahitli, erdemli zamanlardır yaşadığın. Derviş duyarlılığıyla yollara düşersin, bir lokma, bir hırka istikamet Arafat'tır. Arafat'ın kutlu ve mübarek zamanlarına, seni hacı yapacak vakitlerine ulaşmak için konakladığın Mina'da şahitli zamanların vardır. Arafat yolculuğunda, Âdemsen Havva'nı bulmak için, Havva isen Âdem'ine kavuşmak için düşersin yollara... Rahmet Dağı'nın eteklerinde, "Ben geldim Rabbim, kul olmaya geldim, af makamına geldim" diye gözyaşını akıtacaksın. İman denizine karışıp, hiç olmaya, benlikten sıyrılıp biz olmaya, ümmet olmaya geldim diyerek içli, yaralı yüreğinle dualara duracaksın. Tövbe makamında Âdem olacaksın, Havva olacaksın. Makamda olmaya az kaldı. Şimdi nerede durduğunu bileceksin, bu makam Arafat'tır. Şimdi kendi cennetini bulmak için Âdem olmaya, Havva olmaya doğru düş yollara, Arafat'ın kutlu eteklerine doğru, eriyerek, akarak, yüreğinde derin yaralarla, arayışlarla karış iman ırmağına…
Kaynak: Milat
28 Mayıs 2026 00:00
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Yirminci Yüzyıldan Bir Süreyya Yüksel Geçti
Seksen ve doksan kuşağının ilim yolculuğunda bir "Süreyya Yıldızı" gibi önünü aydınlatan; doğunun irfanını Fatih'teki Suffa'da genç kızların sığınağı ve kurtuluş kapısı kılan mücahide, ödünsüz muhalif ve öncü bir kadının, Süreyya Yüksel'in hatıralarla örülü çileli, disiplinli ama daima umutlu mücadelesine tanıklık edin... Şair "Seçkin bir kimse değilim" dese de o seçilirdi ve seçkin bir kimse idi. Süreyya Abla bizim için, seksen ve doksan kuşağı için âdeta izini sürebileceğimiz bir Süreyya yıldızı gibi hep önümüzdeydi. "Nuruyla karanlığı delen" anlamına gelen ismiyle müsemma bir yaşantısı oldu. Fatih Fevzi Paşa Caddesi'nde yürürken önümden rüzgâr gibi geçip giden ve zorlukla durdurup arabaya davet ettiğimiz Süreyya Abla yirminci yüzyılda bir hanım sahabe gibiydi o an benim için. Azimle, samimiyetle, teslimiyetle, fedakârlıkla, merhamet sakası gibi yalnız ve çaresiz kalmış genç kızlara kucak açan bir mücahide Süreyya Abla... "Günümüz sivil toplum kuruluşlarının öncüsü ve rol modeli" sayılan Suffa'ya gittiğimde ise bambaşka bir Süreyya Abla vardı karşımda. Bizim önümüzden yürüyen, bizi etkileyen ender simalardandı Süreyya Abla. Tabi en çok da Süreyya Abla ve Sabiha Abla'ya destek olmak istiyorum. Şimdi daha iyi anlıyoruz ki Süreyya Abla bir ayna idi. "Süreyya Aynası" adıyla yazı kaleme alan sevgili Cihan Aktaş'a, Yıldız Ramazanoğlu'na, Yasemin Çoban'a, Sibel Eraslan'a, Nezihe Ay'a, Aysun Müftüoğlu'na, Nevin Nesrin Soysal'a, Gülenay Pınarbaşı ve pek çok öncü kadına, bugünlerin usta yazarlarına, akademisyenlerine dokunarak onların yüreklerine kendi yansıması ile âdeta ayna olup, güzelliği, erdemi, soylu bir duruşu nakşetmiş… Süreyya Yüksel'i gelecek nesillere tanıtmak, onun emeklerinin tecrübe aktarımı olarak toplumda yer etmesini sağlamak amacıyla hazırlanan kitabın arka kapağında "geleceğin kaybının hissedildiği bir çağda umut etmekten hiç vazgeçmeyen, inançla yolunu yürümeye çalışan kadınların emeği ile ortaya çıktığı" vurgulanıyor. Geçmişle gelecek arasında değerlerimizi Süreyya Yüksel perspektifinde anlamaya, anlatmaya küçük bir katkıda bulunabilmek arzusunu yansıtan kitaba katkı sunan yazarlarla yazı başlıkları şöyle: Alev Erkilet "İslamcılık Teori ve Pratiği Açısından Süreyya Yüksel Örneği", Sabiha Ünlü "Ömrü Bizatihi En Güzel Şahit", Esra Gülşahin "Mücadele İçinde Geçen Bir Ömür", Yasemin Çoban "Süreyya Yüksel Aydınlığı", Emine Şenlikoğlu "Hırçın Bir Dalgaydı O", Cihan Aktaş "Süreyya Aynası", Serap Yavuz "Karanlıktan Aydınlığa Önde Giden Öncüler", Özden Zehra Sönmez "Onu Anarken", Fatma Tuncer "Süreyya'nın Evi", Ayşe Karadeniz Çakırca "Bir Süreyya Vardı", Zehra Tan "Kocaman Bir Yürek ile Karşılaşabileceğin Bir An", Halime Uyulan "Aziz Dostum Süreyya", Aynur Mısıroğlu "Parlak Bir İslam Neferi", Serpil Balat "O Bir Âlime", Yıldız Ramazanoğlu "Norşin Prensesi", Yasemin Müftüoğlu Demir "Hocam Süreyya Yüksel", Nezihe Ay "Özgürlüğü Rabbine Sevgisinden", Semra Abdulazizoğulları "Her Şeyin En Güzeline Talip", Songül Gök Şark "Merhametli, Coşkulu, Korkusuz", Hatice Sayan "Tam Bir Mümin ve Muvahhid", Sibel Eraslan "Kalplerin Yıldızı: Süreyya Yüksel Ablamız", Türkan Kumru "Girdiği Ortama Farklılık Kazandıran Süreyya Yüksel". 11 Haziran Perşembe günü İnsan Medeniyet Hareketi'nde Bahariye Mevlevi'sinde büyük bir katılımla Süreyya Yüksel için program düzenlendi konuşmalar yapıldı.
13 Haziran 2026 00:02

Kutlu Hac Seferi: (3) Teslimiyetin, Sabrın Ve Adanmanın Yolculuğu
Müzdelife: Nefsle Büyük Savaş ve Cephanelik Makamı Hac, nefsle girilen en büyük savaşın ve ilahi teslimiyetin adıdır. Müzdelife'nin seher vaktinden Mina'nın taşlama makamına uzanan bu mukaddes yolculukta, kendi "İsmail'ini" kurban edebilenler için şimdi ihramdan çıkıp gerçek bayramı kuşanma zamanı. Büyük savaşlar ortasındasındır ama sen şimdi nefsinle en büyük savaşı yaşarsın. Bu nefsinle yaptığın savaş, senden bedel ister. "Ve dalga dalga ilerleyen öteki kalabalıklarla birlikte siz de ilerleyin ve Allah'tan günahlarınıza marifet dileyin: Doğrusu Allah, çok affedicidir, rahmet kaynağıdır." (Bakara 199. Ayet) Müzdelife, cephanelik makamıdır. Yüreğine abanmış şeytanın iğvasından sıyrılarak, manevi yüklerini yüklenerek arınma zamanlarındasın. Yıkılmadan, yılmadan, yorulmadan, bıkmadan düşman üstüne, şeytan üstüne yürüme zamanlarındasın. Yürüyeceksin durmaksızın, değil mi Hac uzun ve kutlu bir yürüyüştür. Şimdi kurbanını makama sunarken neyi, nasıl kurban ettiğinin şuuruyla sunacaksın. Gazze gelir, Doğu Türkistan, Kudüs, Bağdat, Şam, Tebriz, Isfahan gelir aklına ve haykırırsın gür bir nida ile: Kahrolsun Büyük Şeytan! Şeytan ve taraftarları karşısında en büyük olan Allah'ın adıyla." "Onların ne etleri Allah'a ulaşır ne de kanları; lakin O'na ulaşan, yalnızca sizin O'na karşı gösterdiğiniz bilinç ve duyarlılıktır." (Hac Suresi 37. Ayet) Ödediğin nice bedeller sonrası, nefsinle girdiğin tüm savaşların semeresi olarak, artık kurbanını kesebilirsin. Sen şimdi İbrahim olarak bir İsmail kurban edeceksin. Kesilen hayvanlar semboldür, senin kurbanın nedir hiç düşündün mü? İsmail'in nerede? En sevdiğin, dünyada en çok değer verdiğin, dünyalara değişmediğin nedir şimdi onu kurban etme zamanlarındasın. Makama sunduğun yürekten teslimiyetin, bilincin, derinden yaşadığın takva duyarlılığıyla vazgeçtiklerin, kulluk bilinciyle adanmışlığındır. Şimdi yürekli, cesur, mert bir şekilde kendi İsmail'ini has kurbanını bulma telaşına düş ve onu makama sun, onu kurban et. Ülü'l Azm Peygamber, tek başına bir ümmet olan aziz peygamber, can parçasını, rüyalarla gelen vahiyle kurban etmeye çağrılıyor Rabbi tarafından. İbrahim Peygamber şeytanlardan geçerek, babalığından, nefsinden, atalığından, tüm duyarlılıklarından sıyrılarak, araya araya dualarla bulduğu İsmail'inin körpe yavrunun boynunu vuracak. Onu Yaratanına kurban edecek. Emanet sahibi, emanetini istiyor. "Ey yavrucuğum! Rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm: bir düşün ne dersin" diye yavrusuna çekinerek seslendiğinde: "Ey babacığım, sana emredilen neyse onu yap. İnşallah beni sıkıntıya göğüs gerenler arasında bulacaksınız!" demişti kutlu evlat. Şimdi senin gönülden yaptığın yakarışlarla, gösterdiğin derin bağlılık ve kavi imanınla, yürüdüğün kutlu hac yolculuğunda ulaştığın yegâne kurban, İsmail'in fidyesidir aslında.
29 Mayıs 2026 00:00

Kutlu Hac Seferi: Teslimiyetin Sabrın Ve Adanmanın Yolculuğu
"Ve dalga dalga ilerleyen öteki kalabalıklarla birlikte siz de ilerleyin ve Allah'tan günahlarınıza marifet dileyin: Doğrusu Allah, çok affedicidir, rahmet kaynağıdır." (Bakara 199. Ayet) "Lebbeyk Allahümme Lebbeyk, ben geldim Ya Rabbi!" Hz. İbrahim'in rüyası, Hz. Muhammed'in duası, Hz. Hacer'in avuçlarına dökülen zemzem serinliğinde, çöllere dökülen Mayıs yağmurlarıyla, dualara durarak, sabrı ve şükrü kuşanarak kutlu, aziz bir sefere revan oldun. Kavruk, kupkuru, aşılmaz dağların arkasında; çöl yangını kumlara batmış, dudakları çatlamış, ağlamaktan kendinden geçmiş halde bekleyen yavrusuna su bulmak için koşan, o siyahi mübarek kadının, Hz. Hacer'in arkasından, onun izini sürmek için düştün yollara... "Lebbeyk Allahümme Lebbeyk, ben geldim Ya Rabbi Affına sığınmaya geldim" diyerek düş yollara. Tüm ayartanlarından, hazlarından, heveslerinden vazgeçerek hac yolculuğunun en has yolcusu olarak, Rabbe misafir olmaya o aziz ve güzel eve sığınmaya, yeniden bir başlangıç yapmaya geldin. Mahşeri bir provadır yaşadığın. "Bismillahi Allahü Ekber" diyerek selam verdiğin, adandığın Rabbindir. Hz. İbrahim'in, Hz. Muhammed'in, Hz. Hacer'in, Hz. İsmail'in davetine uymak için dönüşü olmayan yolları adımlar gibi, tüm bağlarından sıyrılarak, sonsuzluğa akar gibi mübarek, kutlu yollara revan olursun… "Lebbeyk!" diyerek düştüğün yollar seni mutlak iyiliğin, mutlak gerçeğin ve mutlak güzelliğin kıyılarına taşıyacaktır. Sen şimdi yüceler yücesi aziz bir Ev'e misafir olmak için çıktığın yolda, dünyalıklara "elveda" diyeceksin… (22, 29) Özgürlüğün evinde, köle olarak gelip evladına zemzemi bulan, susuzluktan kavrulan dudaklarıyla Rabbe yalvararak imanî koşuyu başlatan siyahi kadın gibi özgürlüğe koşacaksın. O ev Rabbinin seni misafir ettiği, seni aziz kıldığı, biricik misafiri olarak ağırladığı "En Güzel Ev'dir" Sen o Ev'e tüm savaşların, kıyımların, çaresizliklerin ortasında, umutsuz zamanlarında, psikolojinin bozulduğu en çaresiz anlarında çağrılmışsındır ey yolcu. (5/97) Sen, en güvenilir ve en güzel eve çağrılmışsındır. "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" (Hud / 112) Efendimizin mübarek saçlarını ağartan o muhteşem ayetler şimdi senin yüreğine seslenir. Sen şimdi Kıyam – Direniş Evi'ne (5, 97) geldin. Beyt'in Rabbine teslim olmaya, tertemiz bir kalp ve bedenle, ruhsal ve bedensel olarak arınmış bir halde geldin. Ahiretin provasıdır yaşadığın.
27 Mayıs 2026 00:00


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Demircili Beldesi'nde Dağların Doruklarında Bir Kütüphane "Kop Dağında Bir Dükkân"
Köyün en büyük toprak yoluna doğru koşan mahşeri bir kalabalığın ortasında buluyorum kendimi. Ben geniş gövdeli armut ağacının dibindeyim hala. Sormuştum anneme "Anne biz sütü, yoğurdu nereden alacağız" diye. Tam postanenin karşısında bir katlı bir çocuk kütüphanesi vardı. O kütüphane hiç aklımdan çıkmadı. İstanbul'a geldiğimde, lise yıllarımda, bulunduğum semtte Şirinevler'de kütüphane yoktu doğrusu çok şaşırmıştım. Üniversite yıllarımda da hep derslerimi kütüphane de çalıştım. Benim ikinci evim gibiydi İstanbul Üniversitesi'nin Kütüphanesi. Unutamadığım bir kütüphane de Kum şehrini gezmeye gittiğimde Âyetullah Maraşî'nin,'çoğunluk el yazmalarının olduğu muhteşem kütüphanesi idi. 50 bine yakın yazma eserin bulunduğu kütüphaneyi ziyaret etmek nasip oldu. Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık romanında: "İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa o adam o toprağın insanı değildir" diye anlamlı bir cümle kurar. "Anadolu' nun sessizlikte, ıssızlıkta, kimsesizlikte, cansızlıkta eşi olmayan bir yerini bulup orada bir dükkân açmak istiyorum. Issızlıkların arasından bir ormandan geçer gibi geçerek en koyu hiçliğin ve en dipsiz yokluğun yuva kurduğu noktayı arıyorum. Nihayet herhangi bir tarafta mesela Kop Dağı'nın tepesinde, üzerinden insan değil, çakal değil, kuş değil, bulut bile geçmeyen, üzerinde ağaç değil, ot değil, yosun bile bitmeyen, siyah, keskin, kabir azabı şeklinde donmuş korkunç bir kayalık buluyorum. Dükkanımı hemen oracıkta masmavi gökle kapkara yer arasında kuruveriyorum. Bu dükkânda ne satacağım biliyor musunuz?" diye soruyor Üstat Necip Fazıl güzide bir makalesinde. Bu makaleye dair yine Üstat Ahmet Hamdi Tanpınar; "Kop Dağındaki Dükkân" yazısında: "Kop Dağında bir dükkân açmak, güzel'in peşinde koşanların en tabiî ve meşru arzusudur. Doğrusunu isterseniz, bu dükkân on seneden beri açıktır ve oldukça geniş bir müşteri kafilesine nadir emtiasını dağıtıyor. Ben, o dükkânın ilk ve devamlı alıcılarından biriyim. Örümcek Ağı'nın titiz örgüsünü orada buldum, Kaldırımlar'ın yalnızlığını orada tanıdım. Fener, Gözler, Otel Odaları, Sayıklama, Geçen Dakikalarım… Bütün bu acının yenilmez arzu ve tutulmaz vehim usarelerinden süzülmüş emsâlsiz ve bahasız içkiler, hep oradan, yirmi yaşında genç bir adamın bundan on sene evvel, Kop Dağı'nın bir dönemecinde –üstünde fırtınalar didişen ve ayağının ucunda uçurumların baş döndürücü dâveti işitilen ücra bir köşesinde– açtığı dükkândan geldi. Fakat ne yalan söyleyeyim, ben bu dükkânda çok nadir şeylerin daha fevkinde bir lezzet buldum: Satıcının kendisi. Onun için beraberimde götürdüğüm ganimetlerden ziyade, tezgâh başında yaptığımız sohbetleri hatırlıyorum." diyerek Necip Fazıl'ın şiirini hatırlatır ve nasıl etkilendiğinden bahseder 1933 yılında Varlık Dergisi'nde yazdığı makalesinde. Demircili Beldemizde açılan bu kütüphane değerli şairimiz Mürsel Sönmez Hocamın da benzetmesiyle Kop Dağında Bir dükkân gibidir." Yine Necip Fazıl Üstadımızın dediği gibi: "Tohum saç, bitmezse toprak utansın! Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!" Attığımız anlamlı bir tohumdur vatan toprağına, anlamlı bir başlangıçtır. Böyle olunca yazın nüfus beş bini buluyor ve büyük bir coşkuyla bir yazlık havasında geçiyor yazları köyde zaman. Köyümüz Belde olunca, Kıymetli Belediye Başkanımız Mustafa Şahin kardeşimle istişare ederek bir kütüphane kurma fikri doğdu. Geçen yıl temellerini attığımız kütüphanemizin Beldemize kazandırılması için kuşkusuz Demircili Belediyesi ve Belediye Başkanımız Mustafa Şahin öncülük ederek büyük gayret gösterdiler. Duyuruyu yapınca İstanbul'da pek çok yayınevi ve yazar dostlarımız büyük bir özveriyle eserler gönderdiler. Maraş, Bursa, Konya, İstanbul Fatih Belediyesi, pek çok kitap göndererek büyük bir katkı sundular. Kütüphanemizin açılışı sımsıcak bir ortamda Reşadiye Belediye Başkanımız Ergun Ünal, Tokat Kültür Müdürümüz Abdi Dölek, Profesör Mehmet Özdemir ve birim müdürlerinin, pek çok değerli şahsiyetin katılımıyla, beldemizin insanlarının yoğun teveccühü ile gerçekleşti.
17 Aralık 2025 08:59

Demircili Beldesi'nde Dağların Doruklarında Bir Kütüphane
Köyün en büyük toprak yoluna doğru koşan mahşeri bir kalabalığın ortasında buluyorum kendimi. Ben geniş gövdeli armut ağacının dibindeyim hala. Sormuştum anneme "Anne biz sütü, yoğurdu nereden alacağız" diye. Tam postanenin karşısında bir katlı bir çocuk kütüphanesi vardı. O kütüphane hiç aklımdan çıkmadı. İstanbul'a geldiğimde, lise yıllarımda, bulunduğum semtte Şirinevler'de kütüphane yoktu doğrusu çok şaşırmıştım. Üniversite yıllarımda da hep derslerimi kütüphane de çalıştım. Benim ikinci evim gibiydi İstanbul Üniversitesi'nin Kütüphanesi. Unutamadığım bir kütüphane de Kum şehrini gezmeye gittiğimde Âyetullah Maraşî'nin,'çoğunluk el yazmalarının olduğu muhteşem kütüphanesi idi. 50 bine yakın yazma eserin bulunduğu kütüphaneyi ziyaret etmek nasip oldu. Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık romanında: "İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa o adam o toprağın insanı değildir" diye anlamlı bir cümle kurar. "Anadolu' nun sessizlikte, ıssızlıkta, kimsesizlikte, cansızlıkta eşi olmayan bir yerini bulup orada bir dükkân açmak istiyorum. Issızlıkların arasından bir ormandan geçer gibi geçerek en koyu hiçliğin ve en dipsiz yokluğun yuva kurduğu noktayı arıyorum. Nihayet herhangi bir tarafta mesela Kop Dağı'nın tepesinde, üzerinden insan değil, çakal değil, kuş değil, bulut bile geçmeyen, üzerinde ağaç değil, ot değil, yosun bile bitmeyen, siyah, keskin, kabir azabı şeklinde donmuş korkunç bir kayalık buluyorum. Dükkanımı hemen oracıkta masmavi gökle kapkara yer arasında kuruveriyorum. Bu dükkânda ne satacağım biliyor musunuz?" diye soruyor Üstat Necip Fazıl güzide bir makalesinde. Bu makaleye dair yine Üstat Ahmet Hamdi Tanpınar; "Kop Dağındaki Dükkân" yazısında: "Kop Dağında bir dükkân açmak, güzel'in peşinde koşanların en tabiî ve meşru arzusudur. Doğrusunu isterseniz, bu dükkân on seneden beri açıktır ve oldukça geniş bir müşteri kafilesine nadir emtiasını dağıtıyor. Ben, o dükkânın ilk ve devamlı alıcılarından biriyim. Örümcek Ağı'nın titiz örgüsünü orada buldum, Kaldırımlar'ın yalnızlığını orada tanıdım. Fener, Gözler, Otel Odaları, Sayıklama, Geçen Dakikalarım… Bütün bu acının yenilmez arzu ve tutulmaz vehim usarelerinden süzülmüş emsâlsiz ve bahasız içkiler, hep oradan, yirmi yaşında genç bir adamın bundan on sene evvel, Kop Dağı'nın bir dönemecinde –üstünde fırtınalar didişen ve ayağının ucunda uçurumların baş döndürücü dâveti işitilen ücra bir köşesinde– açtığı dükkândan geldi. Fakat ne yalan söyleyeyim, ben bu dükkânda çok nadir şeylerin daha fevkinde bir lezzet buldum: Satıcının kendisi. Onun için beraberimde götürdüğüm ganimetlerden ziyade, tezgâh başında yaptığımız sohbetleri hatırlıyorum." diyerek Necip Fazıl'ın şiirini hatırlatır ve nasıl etkilendiğinden bahseder 1933 yılında Varlık Dergisi'nde yazdığı makalesinde. Demircili Beldemizde açılan bu kütüphane değerli şairimiz Mürsel Sönmez Hocamın da benzetmesiyle Kop Dağında Bir dükkân gibidir." Yine Necip Fazıl Üstadımızın dediği gibi: "Tohum saç, bitmezse toprak utansın! Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!" Attığımız anlamlı bir tohumdur vatan toprağına, anlamlı bir başlangıçtır. Böyle olunca yazın nüfus beş bini buluyor ve büyük bir coşkuyla bir yazlık havasında geçiyor yazları köyde zaman. Köyümüz Belde olunca, Kıymetli Belediye Başkanımız Mustafa Şahin kardeşimle istişare ederek bir kütüphane kurma fikri doğdu. Geçen yıl temellerini attığımız kütüphanemizin Beldemize kazandırılması için kuşkusuz Demircili Belediyesi ve Belediye Başkanımız Mustafa Şahin öncülük ederek büyük gayret gösterdiler. Duyuruyu yapınca İstanbul'da pek çok yayınevi ve yazar dostlarımız büyük bir özveriyle eserler gönderdiler. Maraş, Bursa, Konya, İstanbul Fatih Belediyesi, pek çok kitap göndererek büyük bir katkı sundular. Kütüphanemizin açılışı sımsıcak bir ortamda Reşadiye Belediye Başkanımız Ergun Ünal, Tokat Kültür Müdürümüz Abdi Dölek, Profesör Mehmet Özdemir ve birim müdürlerinin, pek çok değerli şahsiyetin katılımıyla, beldemizin insanlarının yoğun teveccühü ile gerçekleşti.
17 Aralık 2025 00:00

Bâbıâli'de Kitap Kokulu Bir Sokak
"Ahmet Cemil daima aceleci ve telaşlı yürüyüşüyle, adeta koşarak Babıâli Caddesi'nin kenarından çıkarken şu kitapçı dükkânları, cam kapıların aralarından fark edilen şu kütüphane müdavimleri, bu matbaalar, sabahtan akşama kadar fikir sanat hareketlerinin biricik yatağı olan şu cadde bir gün olacak ki onun büyüsü altına girmiş olacak. Şimdi birkaç eski okul arkadaşıyla sekiz – on kalem erbabından başka herkesin meçhulü olan bu genç, bugün koltuğunun altına bir – iki kitapla buradan bir gölge gibi çıkarken bir gün olacak ki rastlantıyla bir kitapçının dükkânına gözü ilişecek olursa okuldan henüz çıkmış iki genç edebiyatçının birbirine kendisini gösterdiğini fark edecek…. Ah! O zaman göğsü nasıl bir övünç havasıyla şişecek! Şimdi oradan belirsiz bir varlık şeklinde geçiyor; gören yok, bakan yok ama o zaman… Yolunun üzerinde isminin yavaşça fısıldadığın işitecek ve ciğerlerinden sıcak bir şeyin aktığını duyacak…" Yazıma girizgâh yaptığım bölümü 23 Mayıs1312 (4 Haziran 1896) tarihinde Servet – i Fünun'da tefrika edilmeye başlayan Halid Ziya Uşaklıgil'in "Mai ve Siyah" romanından alıntıladım. Sonbahardı, Osman Bayraktar abimiz ve Mihriban İnan ile Cağaloğlu'nda bulunan Derin Han'a gitmiştik Üstadımız Sezai Karakoç'u ziyarete. Cağaloğlu'nu terk etmeyen yayıncı, yazar dostlarımıza uğrar oradan Yazarlar Birliğine yürürdük. Fatih Belediye Başkanımız Ergün Turan'dan çok önceleri "Kitapçılar Çarşısı'nın Alemdar Han'da açılacağı haberini duyunca çok sevinmiştik. 15 Kasım Cumartesi günü yazarların, okurların, kültür insanlarının, yayıncıların bulunduğu kalabalık güzide bir toplulukla Cağaloğlu Kitapçılar Sokağı açılışı yapıldı. Başkan olduğu zamandan bu yana yaptığı en anlamlı ve önemli projelerden birisi olarak bahsetti Kitap Sokağı'ndan. Açılışta Fatih Belediye Başkanı M.Ergün Turan, İskender Pala, Ünal Kılıçarslan, Murat Mücahit Yentür, Hüseyin Keskin, Mustafa Karagüllüoğlu, Münir Üstün ve Erhan Erken kısa anlamlı konuşmalar yaptılar. Tek tek ziyaret edip hayırlı olsun dileklerinde bulunduğum Kitapçılar Çarşısı'nda dükkânı bulunan yayınevi/kitapçılar: Cağaloğlu Dağıtım, İlgi Flamingo, İnsan Yayınları, İstanbul Dağıtım, İz Yayınları, Kitabevi, Kitap Rengi, Mecaz Kitap, Mercan, MVT, Özgü Ark Yayınları. Ayrıca kitap kokusuyla çay kokusunun buluştuğu nezih bir kitap kahve bulunuyor sokakta.
24 Kasım 2025 00:00

Gazze'nin Yaralarını Sarmak İçin Tbmm'de Resim Sergisi Açıldı
7 Ekim'den bu zamana kadar İsrail, masum Gazze halkına adeta yok etmeye ahdetmiş gibi en ileri seviyedeki silahlarıyla durmaksızın saldırdı. Bizler neler yapabiliriz?" sorusunun cevabını, kendi istidamızı ve gücümüzü bilenler olarak yine kendimiz bulacağız. Bu sorunun karşılığı bizdedir. Bu sorunun karşılığı imanımızda, kardeşliğimizde, vefamızda, duruşumuzda, kararlılığımızda, istikamet üzere oluşumuzdadır. Şimdi sesimizi, duamızı yükseltme, maddi manevi tüm gücümüzle kardeşlerimiz için verme, harcama zamanlarındayız… "Biz ne yapabiliriz?" sorusunun cevabı yine bizdedir. Herkes kendi gücünü, yapabileceğini bilir. O nedenle kalbimize yürüyerek, vicdanımızı harekete geçirerek, insanlığımızı uyandırma zamanlarındayız. Türkiye Büyük Millet Meclisi anlamlı bir sergiye ev sahipliği yaptı. Meclis Şeref Holü'nde TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un himayelerinde, Türk Kızılay işbirliğiyle Gazze konulu "Hilalin Işığında" sanat sergisi açıldı. Sergi açılışında konuşma yapan TBMM İdare Amiri, Türkiye – Filistin Parlamentolar Arası Grubu Başkanı ve AK Parti Milletvekili Hasan Turan, Gazi Mecliste bu serginin açılmasının büyük önem taşıdığını, Meclis'in milletin iradesini ve vicdanını temsil ettiğini belirtti açılış konuşmasında. Milletin meclisi TBMM'nin yıllarca Gazze'ye hizmet ettiğine işaret eden Turan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye'nin, her zaman tarihin doğru yerinde durarak Gazzelilerle birlikte olmaya, yaraları sarmaya devam ettiğini dile getirdi. Gazze'de yaşanan insanlık dışı soykırımın turnusol kâğıdı ve insanlık için büyük bir imtihan olduğunu, Gazzelilerin dünyaya duruşları, kahramanlıkları, ödünsüz yaşantıları ve şehadetleri ile dünyaya büyük bir ders verdiklerini ifade etti. ""Bugün yeryüzünün her bir tarafında siyonist işgalciler kötülüğün sembolü olarak etiketlenmiştir. Gazze halkı bu uyanışa vesile olmuştur. Direnmeden hiçbir zafere ulaşmak mümkün değildir. Hiçbir zafere çiçekli yollardan ulaşılmaz. Bu Meclis de bu millet de bu ülke de bunun en canlı şahididir, tanığıdır. Biz bugüne kadar ne elde etmişsek, direnerek, mücadele ederek elde ettik." Hasan Turan, Kudüs'ü ve Gazze'yi gündemlerinden düşürmeyeceklerini belirterek anlamlı ve coşkulu bir konuşma gerçekleştirdi. 196 Sanatçının 196 eserenin yer aldığı sergi büyük bir coşku ve samimiyetle açıldı. Büyük bir emek ve özveriyle yapılmış 210 sanatçı ve 210 eser TBMM'nin Şeref Salonunda yerini aldı. Serginin Küratörlüğünü yapan Dr. Ömer Faruk Dere: "Direniş ve dayanışmanın birçok türü olabilir. Biz sanatçılar bunu eserlerimizle ifade etmeye çalıştık. Tüm sanatçılarımız büyük bir hassasiyet ve fedakarlıkla bu hayır sergisine koştular. Bir hattat ve akademisyen olarak bu sergide yer almaktan gurur duyuyorum. Umarım devamında yapılacak sergi etkinliklerle elde edilecek imkanlar Gazzeli mazlumların yaralarına bir nebze ilaç olacak" diyerek görüşlerini bildirdi. Hat sanatçısı Dr. Ömer Faruk Dere küratörlüğünde hazırlanan "Hilalin Işığında" sergisinde, aralarında ressam İlhami Atalay, ebru sanatçısı Hikmet Barutçugil, hattat Hasan Çelebi, ressam Cemal Toy, çini sanatçısı Timur Bilir'in de yer aldığı 194 sanatçının eseri bulunuyor. Genel Koordinatörlüğünü Hacer Sönmez'in, Medya ve İletişim Koordinatörlüğünü; Şermin Uzuner ve Seda Coşkun Halıcıoğlu'nun, Küratörlüğünü Dr. Ömer Faruk Dere'nin, sanat danışmanlığını İsmail Gurbetçi ve Betül Tekiner'in, sosyal sorumluluk danışmanlığını Ayşe Varank Aslantürk'ün gerçekleştirdi sergi 6 Ekim Perşembe günü büyük bir ziyaretçiyle açılışı gerçekleşen sergi 11 Kasım Salı gününe kadar açık kalacak.
09 Kasım 2025 00:00