×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Kerkük'te Valilik Değişimi: Ezberler Bozulurken Türkmen Gerçekliği

İnsanlarımız biraz kitap okusaydı, dünden beri mikrofonlar önünde ve ekranlarda "100 yıl sonra, 102 yıl sonra Kerkük'te ilk defa Türkmen vali" gibi büyük tarihi hatalara düşmezlerdi. Bilhassa Nejat Kevser'in "Kerkük Hadiseleri" kitabını açıp okuyanlar çok iyi bilir ki; Irak'ta krallık döneminde Kerkük'te tam 5 Türkmen vali görev yapmıştır. Önce 1921-1924 yılları arasında Fettah Paşa, ardından 1924 ve sonrasında Mecit Yakubi, 1930'larda Ömer Nazmi, ardından Abdulhamit Abdülmecit Efendi ve 1940'ta tekrar Abdülhamit Efendi bu makamda bulunmuştur. Bağdat ve Süleymaniye'nin Stratejik Hamlesi KYB'nin bu adımı atmasının temel sebebi, Bağdat merkezli siyasal pazarlıklardır. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde KYB adayına verilen desteğin karşılığı olarak; Sünni blok ve ITC (Irak Türkmen Cephesi) ile kurulan denklemde Kerkük Valiliği masaya bir denge unsuru olarak konulmuştur. Bu nedenle bu makam bir "nihai zafer" değil, aksine değerlendirilmesi gereken stratejik bir fırsat olarak görülmelidir.

Köşe Yazarı

Kaynak: Tgrt

18 Nisan 2026 10:31

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Kudüs'e Vali Olmak

İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi 'nin o sarsıcı konuşmasında dile getirdiği, "Rabbim bana bir gün de olsa Kudüs Valiliğini nasip et" niyazı, sıradan bir bürokratik talep ya da unvan arayışı değil; asırlık bir medeniyet davasının, bastırılmış bir hasretin ve devasa bir devlet aklının gür bir sesle dışa vurumudur. Şam'ın, Halep'in ve otuz yıllık acı dolu bir işgalin ardından Karabağ'ın zincirlerini teker teker kırıldığını gören bu aziz devlet iradesi, şimdi rotasını ve vicdani pusulasını insanlığın kanayan en büyük yarasına, yani Kudüs'e çevirmiştir. Cihan Hükümdarı Yavuz Sultan Selim Han'ın 1517'de şehre ayak bastığında Mescid-i Aksa'da yaktırdığı binlerce kandil, tam dört yüz yıl boyunca o coğrafyayı farklı inançların ve kültürlerin bir arada adaletle, emniyetle yaşadığı bir Pax Ottomanica, yani Osmanlı barış adası olarak aydınlattı. Ancak 1917'nin o karanlık ve hüzünlü Aralık ayında, Osmanlı Devleti dört bir cephede yorgun düşüp, imparatorluğun kalbi parçalanarak geri çekilmek zorunda kaldığında, o kutsal topraklar İngiliz mandasının ve acımasız sömürgeci aklın çizmeleri altında ezildi. Bugün Gazze'de tüm dünyanın gözü önünde yaşanan vahşi soykırımın, kundaktaki bebekleri katleden pervasız saldırıların ve o dizginlenemeyen küresel vandallığın temelinde, Kudüs'ün o adaleti ve dengeyi her dinden insan için muhafaza eden "Osmanlı Valilerinden" ve Türk devletinin adil nizamından mahrum kalışı yatmaktadır. Tarihler 1972 yılını gösterdiğinde, usta gazeteci İlhan Bardakçı Mescid-i Aksa'nın avlusunda, yüzü Anadolu toprağı gibi hat hat çatlamış, gözleri derin bir sükunete gömülmüş bu selvi boylu heybetli adamla karşılaştığında, İsrail makamlarının "akli dengesi yerinde olmayan bir meczup" sandığı o unutulmuş kahraman, Türkçe selamı duyunca adeta asırlık bir sancağı dalgalandırır gibi dile geldi: "Kudüs'ü kaybettiğimiz gün bırakıldım buraya, nöbetim hâlâ bitmedi. Kumandanıma söyleyin, tekmilim tamamdır, ben hâlâ nöbetteyim…" Düşünün; devlet yıkılmış, sancak inmiş, ordu binlerce kilometre uzağa çekilmiş ama bir Anadolu evladı, sadece aldığı emre ve sarsılmaz ahlakına dayanarak yarım asırdan fazla bir zaman o noktada dimdik durarak emaneti canı pahasına korumuştur. Sayın Bakanımızın "Bir gün Kudüs'e vali olmak" yönündeki o asil duruşu, emperyalizmin ve siyonizmin tüm kanlı hesaplarını yırtıp atacak jeopolitik ve manevi bir uyanışın adıdır.

12 Haziran 2026 16:15

Köşe Yazarı

Bir Vali: Devletin Ağırlığı Ve Davut Gül

Valilik, tam da böyle bir yerdedir. Hele konu İstanbul olunca, bu makam, idari bir unvan olmaktan çıkar; tarihle, kalabalıkla, krizle ve devlet hafızasıyla aynı anda konuşabilme becerisine dönüşür. İstanbul gibi devasa bir metropolün dinamiklerini yönetmek, sıradan bir idareciliğin çok ötesinde, stratejik bir devlet aklı gerektirir. İstanbul gibi küresel bir kilit taşı rolündeki şehri yönetmek farklı bir vizyon gerektirir, çünkü İstanbul valisi olmak, bir şehri yönetmenin ötesine geçer. Bürokrasinin ve siyasetin kesiştiği, toplumsal fay hatlarının en yoğun olduğu bu noktada valilik makamı, siyaset ile devlet arasındaki en hassas çizgilerden birini taşır. Modern çağın getirdiği yüzeysel yönetim anlayışlarına karşı, Davut Gül hakkında yapılan değerlendirmelerde dikkat çeken noktalardan biri de bu görünmezliği yönetebilme becerisidir. Devlet ise o anda çoğu zaman valinin yüzünde görünür. İstanbul'un valisi olmak aynı zamanda Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan büyük bir idari geleneği taşımaktır. Bu yüzden İstanbul valiliği sıradan bir idari görev gibi okunamaz; devlet aklının sahadaki merkezi olarak değerlendirilir. Bütün bu jeopolitik ve bürokratik çerçeveden bakıldığında, Davut Gül üzerine konuşurken asıl mesele de burada başlar: Makamın kişiden büyük olduğunu bilerek onu taşımak. Ve İstanbul gibi şehirlerde bu emanet, bugünle birlikte yarını da koruma sorumluluğu taşır.

10 Haziran 2026 09:45

Köşe Yazarı

Bugün Kostarikalı Bir Heyetle Tanıştım

Bugün İstanbul'da, Atatürk Havalimanı'nda düzenlenen ve 183 ülkeden temsilci, 500'ü aşkın kurum ile 5 binden fazla katılımcının yer aldığı o devasa Sıfır Atık Forumu 2026'nın tam kalbindeydim. Sayın Emine Erdoğan, İstanbul'un bir kez daha kültürleri bir araya getirdiğini belirterek açılışta hepimizin hislerine tercüman olan şu tarihi tespiti yaptı: "Tam da bu nedenle bu forumu, insanlık ailesinin ortak bir ideal etrafında kenetlendiği tarihi bir buluşma olarak görüyoruz. Bu güçlü uluslararası katılımın, Sayın Cumhurbaşkanımızın'Dünya beşten büyüktür çünkü insanlık beşten büyüktür.' mesajının somut bir tezahürü olduğunu düşünüyorum." Sayın Erdoğan, forumun hazırlanmasındaki büyük emeği ise şu sözlerle taltif etti: "Temennim odur ki buradan yükselecek sinerji, ortak geleceğimiz için yepyeni başlangıçların vesilesi olsun. Bu anlamlı buluşma dolayısıyla Sıfır Atık Vakfımıza forumun düzenlenmesinde ortaya koydukları büyük emek için teşekkür ediyorum. Dünyanın en kapsamlı uluslararası çevre buluşmalarından birine ev sahipliği yapıyorlar. Vakfımızın her bir mensubunu kutluyor, kendilerini yürekten alkışlıyorum. Destek veren Bakanlıklarımıza ve İstanbul Valiliğimize ayrıca şükranlarımı sunuyorum." Bizler tüm dünya ve Ortadoğu'daki küresel vandallığı konuşurken, doğanın da aynı emperyalist akıl tarafından nasıl katledildiğini ıskalıyoruz. Türkiye'nin neredeyse iki katı büyüklüğünde bir yüzölçümüne sahip bu atık birikiminin iklim krizinin perde arkasındaki israf ve tüketim krizini anlattığına dikkati çeken Erdoğan, o çarpıcı gerçeği yüzümüze çarptı: "Her gün 2 bin çöp kamyonuna eş değer plastik atığın okyanuslara karışması yalnızca atık yönetimiyle ilgili bir mesele değildir. Tıpkı, mikroplastiklerin Antarktika'dan Everest'in zirvesine kadar, dünyamızın en ücra köşelerine dahi ulaşm asının alelade bir çevre kirliliği olmadığı gibi." Sayın Erdoğan haklıydı; insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar çok üretilmiş, hiç olmadığı kadar büyük bir refah biriktirilmişti ama bu refah sahteydi. Sayın Erdoğan, Türkiye'nin liderliğini şu verilerle ortaya koydu: "2008 yılında başlattığımız 'Ekmek İsrafını Önleme Kampanyası'yla israfı yüzde 40 oranında azalttık. 2015 yılında G-20 Dönem Başkanlığımız sırasında, 'Sürdürülebilir Gıda Sistemleri Kapsamında Gıda Kayıpları ve İsrafının Azaltılması' temasını uluslararası gündeme taşıdık. Bu çabaların bir sonucu ola rak, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Sekreterliğinde, Roma'da Gıda Kaybı ve İsrafının Ölçülmesi ve Azaltılması Teknik Platformu kuruldu. 2020 yılında, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz 'Gıdanı Koru Sofrana Sahip Çık' kampanyası vesilesiyle milyonlarca vatandaşımıza ulaştık. Bu girişimimiz Birleşmiş Milletler nezdinde en iyi uygulama örneği olarak gösterildi." Hedef şimdi çok daha büyük! Sayın Erdoğan'ın işaret ettiği vizyonla: "Bu yılki forumumuzun Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi'yle aynı döneme denk gelmesi, sıfır atığın iklim değişikliği mücadelesindeki stratejik değerini anlatmak açısından önemli bir fırsattır. Çünkü iklim değişikliğiyle mücadelenin birçok yolu olsa da sıfır atık tüm bu yolları birleştiren bir köprüdür." Kostarikalı heyetle tam da bu noktanın, yani yerel kültürlerin bu küresel vandallığa karşı nasıl mücadele edilebileceğinin kritiğini yaptık. Sayın Erdoğan, sanki o sohbetimizin başlığını kürsüden şu sözlerle atıyordu: "Ne yazık ki yerel kültürlerin özünü oluşturan döngüsel yaşam pratikleri, modern dünyada birer yitik hazine haline geldi. Oysa'İnsanlık beşten büyüktür.' dedik. O halde her yerel kültürü, iklim değişikliğine gerçek çözümler sunacak, doğayla dost bir yaşamın el kitabı olarak görmeliyiz." Sıfır atık yolculuğu boyunca insanların doğayla uyumlu bir yaşam kurmaya ne kadar istekli olduklarına defalarca şahit olduğunu anlatan Emine Erdoğan, sıfır atık felsefesini benimseyen herkesin iklim değişikliğiyle mücadelenin aktif bir aktörü haline geldiğini belirterek hepimize o tarihi görevi verdi. Velhasıl; Ortadoğu'yu kan gölüne çeviren o "kovboy" aklıyla, dünyayı "kullan-at" çöplüğüne çeviren akıl aynı sömürgeci akıldır!

06 Haziran 2026 11:08

Köşe Yazarı

Dijital Tehlike Ve Sipariş Gündem Borsası: Sahte Haberin Finansörü Kara Para Ve Sanal Bahis

Derinlemesine Analiz, Teyitli Haber! İnternetin yaygınlaşması ve konvansiyonel medyanın yerini hızla alan yeni nesil dijital medya platformları, ne yazık ki sadece özgür bir haberleşme alanı üretmemiş, aynı zamanda küresel ve yerel aktörlerin asimetrik operasyonlar yürüttüğü amansız birer savaş cephesine dönüşmüştür. Bu çalışma, Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı bu asimetrik siber tehdidin anatomisini çıkarmak, 'sipariş gündem' borsasının işleyiş mekanizmasını deşifre etmek ve bu siber kuşatmaya karşı 'Dijital Vatan' konseptinin neden bir lüks değil, kaçınılmaz bir milli güvenlik mecburiyeti olduğunu ortaya koymak amacıyla kaleme alınmıştır. Bugün milyonlarca takipçisi olan ve bağımsız haber yaptığını iddia eden büyük X (eski adıyla Twitter) haber hesaplarının, belirli bir algıyı köpürtmek, bir ismi parlatmak ya da tam aksine bir itibar suikastı yürütmek için tweet başına 35.000 TL ile 40.000 TL arasında net ücret aldığı bilinmektedir. Benzer şekilde, dijital internet siteleri ve internet gazeteleri de büyüklüklerine, hit sayılarına ve etki alanlarına göre 'yönlendirilmiş içerik' veya 'sipariş haber' başına 50.000 TL'den başlayıp 300.000 TL'ye kadar uzanan geniş bir tarife listesi üzerinden çalışmaktadır. Sektörün içinden elde edilen ve toplamda 1.245.000 TL'yi bulan sözde bir kampanya teklif listesi, medyanın bağımsızlık iddialarının arkasındaki kirli ticareti ifşa etmektedir. Kara para aklama çarkı, dijital medyayı iki yönlü çalıştırmaktadır. CHP, kriz yönetimindeki yapısal yetersizliklerini ve rota eksikliklerini, dijital dünyada devasa bütçelerle fonlanan yapay bir algı mimarisiyle kapatmaya çalışmaktadır. Kendi içindeki bir liderlik ve güç savaşını kurumsal kanallardan, kapalı kapılar ardında çözemeyen yapı; faturayı dijital medyaya kesmiş ve milyonlarca liralık bütçelerle birbirlerine karşı siber savaş başlatmışlardır. Maruz kaldığımız bu asimetrik saldırılara karşı geliştirilebilecek tek ve en güçlü savunma hattı, Selçuk Bayraktar'ın liderliğinde yürütülen 'Milli Teknoloji Hamlesi' vizyonunun siber ve dijital dünyadaki tam karşılığı olan 'Dijital Vatan' doktrinidir. Dijital Vatan, Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırlarının sadece fiziki topraklardan, denizlerden (Mavi Vatan) ve semalardan (Gök Vatan) ibaret olmadığının; siber alanın, veri tabanlarının, enformasyon ağlarının ve dijital sınırların da vatan toprağı kadar kutsal ve korunmaya muhtaç olduğunun ilanıdır. Milli Teknoloji Hamlesi'nin dijital dünya izdüşümü, yerli ve milli sosyal medya algoritmalarının geliştirilmesini, siber istihbarat ağlarının güçlendirilmesini ve en önemlisi veri güvenliğinin tam manasıyla millileştirilmesini hedeflemektedir. Teknolojik egemenliğini ilan edemeyen devletler, dijital dünyada sömürgeleşmeye mahkûmdur. Dijital Vatan savunması, siber alanda bir dijital savunma sanayii inşa etmektir. Selçuk Bayraktar'ın çizdiği bu vizyon, genç nesillerin siber dünyada birer tüketici değil, üretici ve koruyucu güç olmasını sağlayarak, Türkiye'nin teknolojik egemenliğini sarsılmaz bir kale haline getirecektir. Türkiye, coğrafi olarak nasıl dünyanın en zorlu jeopolitik fay hatları üzerinde yer alıyorsa, dijital dünyada da siber operasyonların, hibrit savaşların ve algı mühendisliklerinin en yoğun hedefi olan ülkelerin başında gelmektedir. Ancak asıl kalıcı çözüm, yapısal ve teknolojik dönüşümü tamamlayarak Dijital Vatan doktrinini devletin tüm kademelerinde bir ana strateji haline getirmektir. Türkiye Cumhuriyeti, Milli Teknoloji Hamlesi'yle göklerde ve denizlerde yazdığı başarı destanını, siber dünyada da Dijital Vatan'ına sahip çıkarak taçlandıracak, siber egemenliğini ve hakikatin sesini küresel çetelere asla teslim etmeyecektir.

31 Mayıs 2026 10:36

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Yassıada'nın Karanlığından Dolmabahçe'nin Onuruna: 27 Mayıs Ve Milli İradenin Vefa Buluşması!

Geçtiğimiz günlerde Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde tam da böyle "tarihi bir restorasyon" yaşandı. Demokrasi şehidimiz merhum Başbakan Adnan Menderes'in torunu Işık Menderes, idam sehpasına başı dik yürüyen Dışişleri Bakanımız Fatin Rüştü Zorlu'nun torunu Fatin Rüştü Yener, Maliye Bakanımız Hasan Polatkan'ın torunu Hasan Polatkan Atlı... Ve o acı günlerin diğer ağır bedel ödeyenleri; 3. Cumhurbaşkanımız Celal Bayar'ın torunu Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali ile İçişleri Bakanı Namık Gedik'in torunu Namık Gedik... 27 Mayıs'ın "Sessiz Tanıkları", milletin evinde, milletin seçtiği liderin huzurunda ilk kez aynı karede buluştu. Özellikle Kürşad Zorlu gibi merkez sağın kodlarını iyi bilen isimlerin bu tarihi şahitliğin tam merkezinde yer alması; Erdoğan liderliğindeki AK Parti'nin kapsayıcı siyaset anlayışının ve demokrasi şehitlerinin aziz hatırasını bugünkü devlet vizyonuyla nasıl harmanladığının en somut yansımasıdır. 24 Yıllık Değişmeyen Çizgi Ziyaretin en can alıcı noktalarından biri de, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 17 Eylül 2000 tarihinde Menderes, Zorlu ve Polatkan'ın anıtmezarlarını ziyareti sırasında şeref defterine yazdığı o anlamlı mesajın yer aldığı metnin kendisine takdim edilmesiydi. Bu kabul sadece bir nezaket görüşmesi değil; milletin, kendi iradesine canı pahasına sahip çıkanlara yazdığı bir "tarihi vefa" destanıdır!

27 Mayıs 2026 09:47

Köşe Yazarı

3 Mayıs Milliyetçilik Günü

Milliyetçilik de böyledir. Oysa milliyetçilik, kökle gelecek arasında kurulan canlı bir bağdır; hem tutunmayı hem de ilerlemeyi aynı anda gerektirir. Bu yüzden çağımızda milliyetçilik, çoğaltmakla, var etmekle anlam bulur. 3 Mayıs 1944, bu açıdan bir yoğunlaşma anıdır. Sürekli yeniden kurulan, her nesilde yeniden anlam kazanan bir organizmadır. Sadece "neyiz?" sorusuna değil, "ne olacağız?" sorusuna da cevap arar. Mustafa Kemal Atatürk'ün ortaya koyduğu milliyetçilik anlayışı, tam da bu dinamizmi içerir. Bu noktada yeni bir milliyetçilik diline ihtiyaç var: Bilgi üreten, teknoloji geliştiren, kültürünü evrensel ölçekte ifade edebilen bir milliyetçilik… Teşkilat iradesi de burada yeni bir anlam kazanır. 3 Mayıs'ı bu tarihi gün üzerinden okumak, geçmişi tekrar etmek olarak görülmemelidir. Asıl mesele, o gün ortaya çıkan iradenin bugünün dünyasında nasıl yeniden üretileceğini düşünmektir. Bu nedenle yeni bir soru sormak gerekiyor: Cevap açıktır: Kendini aşamayan, zamanla geride kalır. 3 Mayıs, bu iradenin sembolüdür.

03 Mayıs 2026 16:43

Köşe Yazarı

Körfez'de Taşlar Yerinden Oynuyor: Bae'nin İsyanı Ve İran'a Daralan Abluka Çemberi

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), 1 Mayıs 2026 itibarıyla 60 yıllık OPEC üyeliğini sona erdiriyor. BAE'nin hesabı çok net: "Henüz petrole küresel bir talep varken, elimdeki rezervi hızla paraya çevireyim." BAE, ekonomisini petrole bağımlı olmaktan kurtarıp elde edeceği bu devasa kaynağı teknolojiye, turizme ve yenilenebilir enerjiye aktarmak istiyor. Fakat BAE kotalardan kurtulup hedefleri doğrultusunda üretimini yüzde 30 oranında artırdığında, piyasaya çok daha fazla ham petrol girecek. Bu hamle, sadece bir üyenin masadan kalkması değil; OPEC'in "fiyat belirleme" gücüne ve Suudi Arabistan'ın Körfez'deki liderlik otoritesine vurulmuş ağır bir darbedir. Artık petrol piyasasında "tek sesli" dönemin zayıfladığı, ulusal çıkarların küresel ittifakları ezip geçtiği yeni bir çağa giriyoruz. BAE, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeliğini dondurmayı, hatta Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı'ndan (İİT) çekilmeyi masada tutuyor. Yani BAE'nin OPEC'ten ani çekilişi, Suudi Arabistan ile derinleşen bu bölgesel ve siyasi anlaşmazlığın ekonomik bir yansımasıydı. İran Cephesi: Trump'ın Uzun Süreli Abluka Planı BAE'yi bu kadar isyan ettiren ve bölgedeki güvenlik mimarisini sarsan asıl fay hattı ise İran'da yaşananlar. Onlara göre bu söylentiler, İran'ın güvenlik protokollerini gevşetmesi ve ABD ile İsrail'in "sürpriz bir saldırı" yapabilmesi için ortaya atılıyor. Tahran'da şu uyarıyı yapanların sesi giderek gürleşiyor: "Bu askeri bir deniz ablukasıdır, sıradan bir yaptırım paketi değil. Eğer bu abluka kökleşir ve yeni normal haline gelirse, bunu kırmanın maliyeti Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmaktan çok daha ağır olur. İnisiyatif almalıyız." Özetle; Ortadoğu'da fırtına öncesi sessizlik değil, bizzat fırtınanın kendisini yaşıyoruz.

30 Nisan 2026 13:51

Köşe Yazarı

El Hârizmî

Dokuzuncu yüzyıl Bağdat'ında bir Fars âlimi, tek bir matematik kitabı yazdı; o kitap, bugün dünyada çalışan her tür kodun temelini oluşturdu. Adı Muhammed ibn Musa el-Hârizmî'ydi. El-Hârizmî, matematiğe katkıda bulunmakla kalmadı, aynı zamanda ona ismini de verdi. El-Hârizmî, M.S. 780 civarında Hârizm'de doğdu; burası bugün Özbekistan sınırları içinde yer alıyor. El-Hârizmî, cebir kitabını M.S. 820 civarında tamamladı. Arapça başlıkta yer alan el-cebr kelimesi, denklemleri çözmek için kullandığı iki temel işlemden birine işaret ediyordu. Bu yüzden Arapça kelimeyi olduğu gibi korudular. Böylece bir bilim dalı, tek bir adamın tek bir kitabının başlığındaki tek bir Arapça kelimeden adını aldı. El-Hârizmî'den önce matematiksel problemler çoğunlukla geometrik yollarla çözülüyordu. El-Hârizmî, matematiği o sınırın dışına çıkardı. Sayılar hakkındaki kitabı Algoritmi de numero Indorum adıyla Latinceye çevrildiğinde, Algoritmi kelimesi aslında onun adının Latince yazımıydı. Avrupalılar bu yeni yönteme önce "algorism yapmak", ardından "algoritma çalıştırmak" demeye başladılar. Birinci adım: bunu yap. El-Hârizmî bize sadece kelimeyi vermedi; programlama fikrinin tamamını, programlanacak bir makine henüz ortada yokken, bin yıl önceden ortaya koydu. Alan Turing 1936 yılında ilk soyut hesaplama modelini kurduğunda, John von Neumann 1945 yılında ilk depolanan program bilgisayarını tasarladığında, Google, OpenAI, Anthropic ve DeepMind'de çalışan mühendisler 2026 yılında kod yazarken, aslında on iki yüzyıl önce Bağdat'ta başlayan aynı düşünce düzeninin içinde çalışıyordu. En ilginç olan ise bugün San Francisco, Bangalore ya da Lahore'daki herhangi bir teknoloji ofisine girdiğinizde ortaya çıkar. Onun orijinal Arapça el yazması bugün University of Oxford'da korunuyor.

27 Nisan 2026 09:17

Köşe Yazarı

Yeni Düzen Adı Konmamış Düzensizlik

Küresel sistem, tek kutuplu düzenden çok aktörlü ve öngörülemez bir yapıya evrilirken; güç artık yalnızca devletler arasında değil, teknoloji, ekonomi ve kimlik politikaları üzerinden yeniden tanımlanıyor. 21. yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken, dünya yalnızca siyasi dengelerin değiştiği bir süreçten değil; aynı zamanda güç kavramının yeniden tanımlandığı derin bir dönüşümden geçmektedir. Bugün küresel güç dengeleri incelendiğinde, Amerika Birleşik Devletleri'nin geleneksel liderliğinin sorgulandığı; Çin'in ekonomik ve teknolojik kapasitesiyle alternatif bir merkez haline geldiği; Rusya'nın ise askeri ve jeopolitik hamlelerle denge kurmaya çalıştığı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Çünkü yeni dönemde güç, sadece askeri ve ekonomik kapasiteyle değil; aynı zamanda teknoloji, veri ve algı yönetimi üzerinden şekillenmektedir. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve benzeri yapılar, küresel krizlere ortak çözümler üretme konusunda zaman zaman yetersiz kalmakta; bu durum ulus-devletlerin yeniden güç kazanmasına yol açmaktadır. Sonuç olarak, dünya bugün yalnızca güç merkezlerinin değiştiği bir dönemden değil; aynı zamanda kuralların yeniden yazıldığı bir geçiş sürecinden geçmektedir.

22 Nisan 2026 14:22

Köşe Yazarı

Mit'in Küresel Diplomasideki Yeni Doktrini

Bugün Orta Doğu'da, İran ile ABD-İsrail hattında namluların ucundaki ateşin biraz olsun soğumasında, reklamı sevmeyen, alkış beklemeyen; sessiz ama derinden işleyen devasa bir "Türk iradesi" var. Bugün ise Sayın İbrahim Kalın ile birlikte bu devasa güç, tüm dünyada "istihbarat diplomasisi" üzerinden aktif ve operasyonel bir kimlik kazandı. ABD'den İran'a, İngiltere'den Pakistan'a kadar 13 farklı ülkeyle eş zamanlı temas kurmak ve tarafları "çatışmanın tırmanmaması" zemininde tutmak, her servisin harcı değildir. "Terörsüz Türkiye" vizyonunun korunması ve bölgedeki kaosun etnik bir çatışmaya evrilmemesi için gece gündüz nöbet tutan isimsiz kahramanlar, aslında milyonlarca insanımızın huzurunun garantörüdür. Dünya, tarihin en kaygan zeminlerinden birinden geçerken Türkiye'nin bir kaos adası değil, çözümün anahtarı olması bu "görünmez kalkanların" eseridir.

14 Nisan 2026 09:43

Köşe Yazarı

Aynı İsim Aynı Kader

Biri Rumlar tarafından kaçırıldı, diğeri Ruslar tarafından kaçırıldı. Yıllarca "kayıp" kaldıktan sonra cesedi bulundu ve 62 yıl sonra, Nisan 2026'da askeri törenle şehitlikte toprağa verildi. Kırımlı Tatar Reşat Amet: 2014'te Kırım Akmescit'de tek başına Ukrayna bayrağıyla "işgale Hayır" diye protesto ederken Rus yanlısı güçler tarafından güpegündüz kaçırıldı.

12 Nisan 2026 08:45

Köşe Yazarı

Ateşkesin Gerçek Adı: Washington'un Zorunlu Freni

Ortadoğu'da ateşkes ilan edilmesi, hesapların yeniden yapıldığını gösterir. Washington'un hedefi yalnızca İran'ın askeri kapasitesini sınırlamak değildi. Asıl amaç; Körfez'den Doğu Akdeniz'e uzanan enerji damarlarını daha sıkı denetlemek, İsrail merkezli güvenlik kuşağını tahkim etmek, Çin ve Rusya'ya açılan bölgesel kapıları daraltmak ve Ortadoğu'yu yeniden kendi stratejik haritasına göre biçimlendirmekti. Amerika sahada bunu gördü. En önemlisi de İran, psikolojik olarak teslim olmadı. Bu tablo, Washington'un bütün planını değiştirdi. Amerika, İran'ı yenemediği için değil; bu savaşın kazananı olmayacağını gördüğü için frene bastı. Bu durum, Ortadoğu'nun kadim gerçeğini bir kez daha gösterdi: Bu coğrafyada güç yalnızca teknolojiyle ölçülmez. Ancak bu ateşkesi kalıcı bir sükûnet sanmak da büyük yanılgı olur.

10 Nisan 2026 13:54

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha