
Beş yaşındaki gül yüzlü Hamza'yı unutamıyorum. Bende farkındalık oluşturan ilk olay; Ankara Pursaklar'da Kasım 2021'de gerçekleşmişti. Okuldan dönen 12 yaşındaki Enes Koca, başıboş köpeklerin saldırısına uğrayarak ağır yaralanmıştı. Başıboş köpekler kapsamındaki ilk yazımı da 2021'de yazmıştım. "Adını koyalım hayvan sever değil mizantropist" isimli yazımda konuya kavramsal bir bakış açısı getirmiştim. Mama lobisi, rant kesimleri, toplumda anneliği bitirme projesini yürüten yabancı odaklı mihraklar, bir de ahmakça köpekleri Batılı olmanın simgesi olarak gören ve hayvanları nesneleştiren "suni sarışın ful estetikli kadınlar". Bakü'de bir tane başıboş köpek görmedim. Geçtiğimiz Mart ayında Yunanistan'da başıboş köpeklerin saldırısına uğrayan Alman turist ağır yaralandı. Bakan Çiftçi, Valilere; "Başıboş köpek sorununu şehirlerinizde bir an önce bitirin" mesajı verdi ve televizyon programında "sahipsiz sokak hayvanlarının yüzde 75'i şu anda toplanmış durumda" açıklamasını yaptı. Bakan Çiftçi, Van'da yaşanan elim olayla alakalı şu ifadeleri kullandı; "Olayda ihmali ya da kusuru bulunan kişi veya kişiler hakkında gerekli adli ve idari süreçler hassasiyetle yürütülecektir. Bu kapsamda İçişleri Bakanlığımız tarafından Mülkiye Müfettişi görevlendirilmiştir. Soruşturma sürecini dikkatle takip edeceğiz." Hamza'nın acısı dinmeyecek ama sorumluların gerekli muameleyi görmeleri en azından maşeri vicdanı rahatlatacaktır. İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul'da sahipsiz hayvanların yüzde 46'sının toplandığını, kalanların da tamamının toplanacağını belirterek, "Bu görev belediyelerindir. Tüm belediyeler bu yükümlülüğü derhal ve eksiksiz yerine getirecektir. İhmal ve gecikmeye kesinlikle müsamaha gösterilmeyecektir" şeklinde konuştu. "Her yerde başıboş köpek olsun diye" savunanlara bakıyoruz, güvenli sitelerinden demeçler veriyorlar hala.
Kaynak: Star
06 Mayıs 2026 00:11
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Gençler Hayvancılıktaki Işığı Gördü
Dünyanın hangi coğrafyasında olursanız olun veya hangi çağda yaşarsanız yaşayın, tarım; toplumların en temel ihtiyaçlarını karşılamıştır, karşılamaya devam eder. 2023 itibariyle yasal düzenlemeleri tamamlanan projeyle, 2024'te kısmen bitkisel, hayvansal ve su ürünlerinin planlı üretilmesi hayata geçirildi. Türkiye'nin yüzde 80'i planlı üretime tabi oldu. Mideye giren "şeyler" ruhu ve beyni de etkiler. Tarım başlığının önemine binaen TürkMedya geçtiğimiz gün Sürdürülebilir Tarım Zirvesi 2026'yı gerçekleştirdi. Zirveye Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı katıldı ve gazetecilerin sorularına yanıt verdi. Bakan Yumaklı, bu yıl son 66 senenin yağış anlamında en iyi döneminin geçirildiğini, yağışların yüzde 26 arttığını, barajlardaki doluluk oranının yüzde 81'e yaklaştığını söyledi. Bakan Yumaklı "Çok stratejik ve başat ürün olan buğdayda geçtiğimiz yıla göre yüzde 27'lik artış olacağını tahmin ediyoruz. Yani 23 milyon ton civarında bir ürün alacağımızı düşünüyoruz. Aynı şekilde arpanın da geçtiğimiz yıla göre yüzde 50'lik artışla 9 milyon tonlara geleceğini düşünüyoruz. Bunların her ikisi de stratejik ürün" ifadelerini kullandı. Türkiye genelinde küçükbaş hayvancılığı desteklemek amacıyla başlatılan Kırsalda Bereket Küçükbaşa Destek Projesi'ne başvuru yapanlar arasında gençler %35'i oluşturuyor.
13 Haziran 2026 15:31

100 Yıllık Partinin Acıklı Hali!
Açık ifade etmem gerekirse; CHP asla ve kat'a oy vermeyeceğim bir partidir. Şu an CHP bir yol ayrımında. Böyle bir konjonktürde Kemal Kılıçdaroğlu'nun söylemleri, daha milli bir noktaya geldi. Dün dış politikaya dair "Ne işimiz var Libya'da?" diyen, Zeytin Dalı Harekatı sırasında da "Afrin'de bari şehir merkezine girmeyelim" diyen Kılıçdaroğlu, bugün çok başka bir noktaya geldi. Kılıçdaroğlu, "Osmanlı'nın topraklarına bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendi kişiliğini geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı. Türk Cumhuriyetlerinde Türkiye olmalı. Akdeniz coğrafyasında da Türkiye olmalı. Bunun mücadelesini vermek zorundayız. Ne demiştim; CHP, devlete istikamet çizen bir partidir." İfadelerini kullandı. Siyaset analizinin gelişmesinde; partisindeki küreselci ekol tarafından hançerlenmesinin, partisinin "sermaye" ile ele geçirilmesinin ve yıllarca emek verdiği CHP'nin sürekli yolsuzluklarla anılıyor hale gelmesinin etkisi olmuş olabilir. "Biz vatan dedikçe onlar küresel güçlerden iktidar devşirmeye çalışıyorlar." Bu ifade o kadar çok şey söylüyor ki... Burada Kılıçdaroğlu'nun daha serinkanlı ve arınma bağlamında kararlı olduğunu görüyoruz. Salı günleri CHP'nin kabusu haline geldi. Meclis kapısında karşı karşıya gelen taraftarlardan biri diğerine "hain", öteki ise "hırsız" diye bağırıyor.
10 Haziran 2026 21:12

100 Yıllık Partinin Acıklı Hali!
Açık ifade etmem gerekirse; CHP asla ve kat'a oy vermeyeceğim bir partidir. Şu an CHP bir yol ayrımında. Böyle bir konjonktürde Kemal Kılıçdaroğlu'nun söylemleri, daha milli bir noktaya geldi. Dün dış politikaya dair "Ne işimiz var Libya'da?" diyen, Zeytin Dalı Harekatı sırasında da "Afrin'de bari şehir merkezine girmeyelim" diyen Kılıçdaroğlu, bugün çok başka bir noktaya geldi. Kılıçdaroğlu, "Osmanlı'nın topraklarına bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendi kişiliğini geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı. Türk Cumhuriyetlerinde Türkiye olmalı. Akdeniz coğrafyasında da Türkiye olmalı. Bunun mücadelesini vermek zorundayız. Ne demiştim; CHP, devlete istikamet çizen bir partidir." İfadelerini kullandı. Siyaset analizinin gelişmesinde; partisindeki küreselci ekol tarafından hançerlenmesinin, partisinin "sermaye" ile ele geçirilmesinin ve yıllarca emek verdiği CHP'nin sürekli yolsuzluklarla anılıyor hale gelmesinin etkisi olmuş olabilir. "Biz vatan dedikçe onlar küresel güçlerden iktidar devşirmeye çalışıyorlar." Bu ifade o kadar çok şey söylüyor ki... Burada Kılıçdaroğlu'nun daha serinkanlı ve arınma bağlamında kararlı olduğunu görüyoruz. Salı günleri CHP'nin kabusu haline geldi. Meclis kapısında karşı karşıya gelen taraftarlardan biri diğerine "hain", öteki ise "hırsız" diye bağırıyor.
10 Haziran 2026 09:32


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Sıfır Atık – Sıfır Açlık
Sürekli tüketim, hep daha fazla tüketim; toplumların realitesi haline geldi. Medeniyetimiz; çöpe atılan ekmeklerin, israf edilen yemeklerin, eskimeden atılan kıyafetlerin, kirletilen okyanusların, yeryüzünü plastiğe boğan zihniyetin ızdırabını çeken herkese alternatif bir sistem teklif eder. Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi'nin Sıfır Atık Hareketini bu kapsamda destekliyorum. 2017'de başlayan bu hareket gelinen aşamada küresel ölçekte söz söyleyen bir platform haline geldi ve tüm dünyaya yeni teklifler sunmakta. Sıfır Atık Hareketi, 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nde Sıfır Atık Forumu 2026'nın açılışını gerçekleştirdi. Emine Erdoğan, "Biz sıfır atığı, insanlığın öze dönüş yolculuğunun bileti olarak görüyoruz. Sıfır atığın yaygınlaşmasıyla, doğa kadar insanlık değerlerinin de iyileşeceğine inanıyoruz." ifadelerini kullandı. Emine Erdoğan'ın konuşmasında Sıfır Açlık meselesine dair yapılan teklif çok değerliydi. Birleşmiş Milletler çatısı altında konuyu bir kez daha küresel gündeme taşıdıklarına işaret eden Erdoğan, tüm bu adımlarla, "Sıfır Açlık Hedefi"ne, küresel gıda sisteminin daha adil ve sürdürülebilir olmasına önemli katkılar sunduklarını ancak bu meselenin daha büyük bir küresel işbirliği gerektirdiğini anlattı. 183 ülkeden temsilci, 500'ü aşkın kurum ve kuruluş ve 5 binden fazla katılımcıyı ağırlayan Sıfır Atık Forumu şimdiden uluslararası medya ve akademi çevrelerinde ses getirdi.
06 Haziran 2026 08:06

Normal Olmayan Şeyler Ve Chp
Mahkeme, CHP'nin 38. Kurultayını seçim öncesi ve sürecinde yapılan gayri meşru pazarlıklar nedeniyle iptal etti. Kemal Kılıçdaroğlu genel merkezde başkanlık koltuğuna otururken, Özgür Özel ise Meclis'te faaliyet yürütüyor. Mutlak butlan kararı sonrası Kemal Kılıçdaroğlu'nun FETÖ çıkışı önemliydi. Kılıçdaroğlu partinin bu hale gelmesini parti içindeki FETÖ ile iltisaklı kişilere bağlıyor. Kılıçdaroğlu FETÖ'ye dair yargıya ek bilgi ve belge sunarsa CHP içindeki mahkemeleşme süreci devam eder. Kılıçdaroğlu, Özel'in psikolojik baskı salvolarını savuşturamazsa delegeler adil bir şekilde oluşturulmadan kurultaya gidilir ve parti içi temizlenme süreci retorikte kalır. Ortaya çıktığı anda kişi partisinden tasfiye edilir ve yargıya intikal ettirilir. Çünkü Özgür Özel'in açıklamaları bunu gerektirdi. Şöyle bir akıl tutulması yaşanıyor, Özel konuşmasında mealen; bir aile içinde suça bulaşan bir çocuk varsa aile bunu normal olarak kabullenmez ve parti üyeleri de tıpkı bir aile gibi aynı refleksle üyesine sahip çıkar. Dünyaya "demokrasimiz geriye gidiyor" diye makale yazanlar keşke medet umdukları ülkelerin normlarına ve siyasi pratiklerine baksalar... Çünkü orada en ufak bir rüşvet ihtimali bile siyaseten görevden el çektirmeye yeterlidir. Şu, çok net; Hukuk, görmezden gelemez. Özel hayatındaki sorunlu ilişkiler veya yolsuzluk iddiaları üzerinden konu daha yargıya intikal etmeden önce bile iktidar partisinin kendi içinde süreci işletip hem üyelikten çıkarma hem de görevden el çektirme süreçlerinin işletildiğine defalarca şahit oldum. Hatta yargıya intikal eden dosyaların sayıca kıyaslandığında uzun iktidar dönemi de hesaba katılırsa CHP'den daha fazla olduğu bile ifade ediliyor. Çünkü iktidar partisi "Bize iftira atılıyor. Derin devlet aparatları, bize operasyon çekiyor. Benim üyem asla suç işlemez. Biz üyemize sahip çıkarız" gibi yanlış söylemlere girmeyip usulünce kişiyi saf dışı ediyor ve yargıya teslim ediyor. Keşke CHP'nin ağırlıklı refleksi de böyle olsaydı.
03 Haziran 2026 11:21

Normal Olmayan Şeyler Ve Chp
Mahkeme, CHP'nin 38. Kurultayını seçim öncesi ve sürecinde yapılan gayri meşru pazarlıklar nedeniyle iptal etti. Kemal Kılıçdaroğlu genel merkezde başkanlık koltuğuna otururken, Özgür Özel ise Meclis'te faaliyet yürütüyor. Mutlak butlan kararı sonrası Kemal Kılıçdaroğlu'nun FETÖ çıkışı önemliydi. Kılıçdaroğlu partinin bu hale gelmesini parti içindeki FETÖ ile iltisaklı kişilere bağlıyor. Kılıçdaroğlu FETÖ'ye dair yargıya ek bilgi ve belge sunarsa CHP içindeki mahkemeleşme süreci devam eder. Kılıçdaroğlu, Özel'in psikolojik baskı salvolarını savuşturamazsa delegeler adil bir şekilde oluşturulmadan kurultaya gidilir ve parti içi temizlenme süreci retorikte kalır. Ortaya çıktığı anda kişi partisinden tasfiye edilir ve yargıya intikal ettirilir. Çünkü Özgür Özel'in açıklamaları bunu gerektirdi. Şöyle bir akıl tutulması yaşanıyor, Özel konuşmasında mealen; bir aile içinde suça bulaşan bir çocuk varsa aile bunu normal olarak kabullenmez ve parti üyeleri de tıpkı bir aile gibi aynı refleksle üyesine sahip çıkar. Dünyaya "demokrasimiz geriye gidiyor" diye makale yazanlar keşke medet umdukları ülkelerin normlarına ve siyasi pratiklerine baksalar... Çünkü orada en ufak bir rüşvet ihtimali bile siyaseten görevden el çektirmeye yeterlidir. Şu, çok net; Hukuk, görmezden gelemez. Özel hayatındaki sorunlu ilişkiler veya yolsuzluk iddiaları üzerinden konu daha yargıya intikal etmeden önce bile iktidar partisinin kendi içinde süreci işletip hem üyelikten çıkarma hem de görevden el çektirme süreçlerinin işletildiğine defalarca şahit oldum. Hatta yargıya intikal eden dosyaların sayıca kıyaslandığında uzun iktidar dönemi de hesaba katılırsa CHP'den daha fazla olduğu bile ifade ediliyor. Çünkü iktidar partisi "Bize iftira atılıyor. Derin devlet aparatları, bize operasyon çekiyor. Benim üyem asla suç işlemez. Biz üyemize sahip çıkarız" gibi yanlış söylemlere girmeyip usulünce kişiyi saf dışı ediyor ve yargıya teslim ediyor. Keşke CHP'nin ağırlıklı refleksi de böyle olsaydı.
03 Haziran 2026 05:06

Tarih Yeniden Bizi Çağırıyor
Cuma, bayram ve fetih günü... İstanbul'un fethinin 573. yıl dönümü etkinlikleri, ceddimiz Fatih Sultan Muhammed Han'ın türbesinde okunan dualarla başladı. Sadece devletlere, milletlere değil şeytana esareti de kabul etmiyoruz. Bu motivasyon, Selçuklulardan Osmanlı'ya kadar uzanan asırlarca hükmettiğimiz büyük şanlı bir tarihi bize armağan etti. Sistem aksamaya başladı. Batı da dahil tüm dünyaya değer eksenli bir sistem önerisinde bulunabilecek tek odak; İslam'dır. Ayeti kerimede belirtilen ölçü; "nasılsanız, öyle yönetilirsiniz." İkincisi devlete yön veren kadroların ehliyetli, liyakatli, işlerine odaklı, inançlı ve milli kimliklerden oluşu... Yirmi senede ilmek ilmek örüldü, ülkeye ve dünyaya vizyon verecek inanç, motivasyon ve öngörü. Türkiye'nin etkinliğinin arttığı Afrika'dan Balkanlara, Türkistan'dan Orta Doğu'ya kadar geniş coğrafyalarda ortaya konan siyaset kültürü; Türkiye'nin dünyanın geleceğine dair söz söyleme potansiyelinin olduğunu ortaya koyuyor. Gül Baba misali, Yunus misali ama yeri geldiğinde de Fatih olmayı bilen bir mücahit gibi... Türkiye, Adalar Denizi'nde, Kıbrıs'ta ve nerede bir hakkımız varsa söke söke almayı bilir. Türkiye, Haçlı-Siyonist çetenin oyununu bozacak büyük İslam ittifakını kurmayı başaracaktır. Ceddimiz Fatih, İstanbul'u fethetti, biz çıtayı ne kadar ileriye götürebilirsek o kadar onlara layık olabileceğiz.
30 Mayıs 2026 09:00

Şule: Senin Hikâyen
Mevzu; TRT'nin dijital platformu olan Tabii'nin Yazar Şule Yüksel Şenler'in hayatını konu alan 'Şule; Senin Hikayen' dizisini yayınlamasıyla başladı. Ve kurumsal hesaplar da dahil hepsi meydan okudu. "Hain" dediler, 'düşman' ilan ettiler, yine çirkinleştiler, yine kin kustular. Buna göre; Türkiye'de kadın, eğitim ve çalışma hayatında olacaktı ama tek tip kadın formuyla. Fakat 60'lara gelindiğinde artık üniversitelerde ve iş hayatında farklı bir fenomen ortaya çıkmaya başladı. Dindar kadın; köyde şalvarlı, şehirde ise evi ile çarşı arasında yaşayan çarşaflı kadın olmaktan çıkmış, kent yaşamı içinde kendine yeni bir yaşam tarzı kurgulamaya başlamıştı. Zamanla üniversitelerde Şule Yüksel Şenler gibi örtünen kızların sayısı arttı. Ön almaya çalıştılar, Şule Yüksel Şenler'i hapsettiler, eziyet ettiler, iftira attılar. Çünkü Şule bir iken, yüz oldu, bin oldu, milyon oldu. Bugün Cumhurbaşkanı'nın eşi Hanımefendi'den ilkokuldaki öğretmene, hastanedeki doktordan Meclis'teki vekile kadar her yerde Şule'ler var. Ve son olarak, bu mübarek bayram gününde kendisiyle röportaj yapma şerefine nail olduğum merhum münevver Şule Yüksel Hocamı minnet ve şükranla anıyorum. Ey kahpe rüzgar, artık nereden esersen es!"
27 Mayıs 2026 20:32

Mavi Vatan Yasası Geliyor
Vatan tanımımız üç boyutlu; topraklarımız, hava sahamız ve Mavi Vatan... İçinde bulunduğumuz çağın getirdikleriyle beraber "siber vatan" ve dijital sahada egemenlik de bu boyutlara eklenebilir. Barbaros Hayrettin Paşa, Kanuni Sultan Süleyman'a "suyu yönetirsen toprağı ve cihanı da yönetirsin" ifadelerini kullanmıştır. Adalar Denizi (Ege) ve Doğu Akdeniz'de balıkçılık, madencilik ve sondaj haklarını kapsayan 200 deniz mili genişliğinde münhasır ekonomik bölge ilan etme yetkisi verecek yasa çalışmasının yakında gündeme gelmesi bekleniyor. Türkiye 1986'da Karadeniz'de münhasır ekonomik bölge ilan etti. Şimdi masaya yatırdığımız konu; Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz. Türkiye için ileri atılma ve hakkını alma bağlamında, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı bir milat anlamı taşır. Sonrasında 2016'de gerçekleştirilen Fırat Kalkanı Harekatı ikinci bir atılımdır.
16 Mayıs 2026 11:35

Dünyadaki Tek Örnek; İki Ülke Tek Millet
Ve "bir millet, iki devlet" tabirinin ne kadar haklı olduğunu gördüm. Azerbaycan'da özellikle Karabağ bölgesine gittiğinizde Türkiye ve Azerbaycan bayrakları yan yana asılıdır. Bu elbette 2020'de 44 gün süren Karabağ mücadelesinin omuz omuza verilmesi sonrasında gösterilen vefanın gereğidir. Türkiye'nin farklı bir bölgesinde gibisiniz. Dindaş olmak ve aynı dili konuşmak, bununla beraber kültür birliği "tek millet" tabirinin altını dolduruyor. Oğuz boylarına mensup iki Türk halkından bahsediyoruz. Yılda 830 bin civarında Azerbaycanlı Türkiye'yi ziyaret ediyor. 450 bin civarında da Türkiye'den Azerbaycan'a turist gidiyor. Azerbaycan'da iş yapan 4 bin civarında Türkiyeli şirket var. İki ülke arasındaki ticaret oldukça güçlü. Türkiye'deki tüm markalar Azerbaycan'da da var. Çok düz ve bir turist gibi bakarsam Bakü'nün gündelik hayatına... Çok candan, sıcakkanlı, milli duyguları yüksek, yardımsever ve Türkiye'ye çok ilgililer. Bakü Büyükelçisi Birol Akgün ile söyleşiden şu cümleleri aktarabilirim: "2020 sonrasında Türkiye-Azerbaycan arasında gelişen güçlü kardeşlik, Türk dünyasının da entegrasyonunu tetikleyen yeni bir momentum oluşturdu. Nitekim Haziran 2021'de Şuşa Beyannamesi'ni imzaladık. 2021 Kasım ayında da Türk Devletleri Teşkilatı kurucu anlaşması İstanbul'da gerçekleştirildi. Daha önce kültürel bir yapı olan birlik, 2021'de uluslararası örgüt statüsü kazandı. Ekonomik, ticari ve kültürel alanlarda yüksek düzeyli istişareler söz konusu. Askeri ve güvenlik alanlarında da ikili ve çoklu düzeyde ilişkiler gündemde. Nitekim 14-15 Mayıs'ta Türk Devletleri Teşkilatı Devlet Başkanları Gayriresmi Zirve'si Kazakistan'ın Türkistan şehrinde düzenlenecek. Yılda iki kez toplanıyorlar. Dolayısiyle Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya ekonomik ve ticari koridor olarak orta koridorun uluslararası sistemde ağırlığının arttığı bir dönemde çok kritik bir adım atmış oldular. Hem de tarihsel, kültürel, dilsel ve dinsel bakımdan ortak değerlere sahip olan Türk dünyasının birbirlerini daha yakından tanımalarını sağlayan yeni bir momentum başladı. Dünya sisteminin yeniden yapılandığı bir dönemde Türklerin kendi aralarındaki dayanışma hattı, Türkiye açısından çok yönlü dış politikasının jeopolitik dayanakları bakımından stratejik açılımını da gösteren başarılı bir örnektir. Aydınlarımız ve entellektüellerimiz birbirlerinin ülkesini ziyaret ederek imkanlarımızı ve güçlerimizi birleştirmeli, Dünya sistemindeki kaos ve karmaşanın içerisinde kendi ülkelerimizin direncini, dayanıklılığını artırmalı ve bu imkanları fırsat olarak görmelidir." Sayın Akgün'ün ifadeleri yeni gerçekliği anlama bakımından özetleyici ifadeleri ortaya koymakta.
09 Mayıs 2026 11:10

Hamza'nın Ölümü Dönüm Noktası Olmalı!
Beş yaşındaki gül yüzlü Hamza'yı unutamıyorum. Bende farkındalık oluşturan ilk olay; Ankara Pursaklar'da Kasım 2021'de gerçekleşmişti. Okuldan dönen 12 yaşındaki Enes Koca, başıboş köpeklerin saldırısına uğrayarak ağır yaralanmıştı. Başıboş köpekler kapsamındaki ilk yazımı da 2021'de yazmıştım. "Adını koyalım hayvan sever değil mizantropist" isimli yazımda konuya kavramsal bir bakış açısı getirmiştim. Mama lobisi, rant kesimleri, toplumda anneliği bitirme projesini yürüten yabancı odaklı mihraklar, bir de ahmakça köpekleri Batılı olmanın simgesi olarak gören ve hayvanları nesneleştiren "suni sarışın ful estetikli kadınlar". Bakü'de bir tane başıboş köpek görmedim. Geçtiğimiz Mart ayında Yunanistan'da başıboş köpeklerin saldırısına uğrayan Alman turist ağır yaralandı. Bakan Çiftçi, Valilere; "Başıboş köpek sorununu şehirlerinizde bir an önce bitirin" mesajı verdi ve televizyon programında "sahipsiz sokak hayvanlarının yüzde 75'i şu anda toplanmış durumda" açıklamasını yaptı. Bakan Çiftçi, Van'da yaşanan elim olayla alakalı şu ifadeleri kullandı; "Olayda ihmali ya da kusuru bulunan kişi veya kişiler hakkında gerekli adli ve idari süreçler hassasiyetle yürütülecektir. Bu kapsamda İçişleri Bakanlığımız tarafından Mülkiye Müfettişi görevlendirilmiştir. Soruşturma sürecini dikkatle takip edeceğiz." Hamza'nın acısı dinmeyecek ama sorumluların gerekli muameleyi görmeleri en azından maşeri vicdanı rahatlatacaktır. İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul'da sahipsiz hayvanların yüzde 46'sının toplandığını, kalanların da tamamının toplanacağını belirterek, "Bu görev belediyelerindir. Tüm belediyeler bu yükümlülüğü derhal ve eksiksiz yerine getirecektir. İhmal ve gecikmeye kesinlikle müsamaha gösterilmeyecektir" şeklinde konuştu. "Her yerde başıboş köpek olsun diye" savunanlara bakıyoruz, güvenli sitelerinden demeçler veriyorlar hala.
06 Mayıs 2026 10:31

İsraillilerden Gelen "Hani Dosttuk?" Mesajlarının Arka Planı
Türkçe konuşan İsrailliler, "Türkiye'yi sevmiştik, biz arkadaştık, artık Kapalı Çarşı bitti, Türkiye'de tatil bitti. Siz zalimsiniz, uyanmalısınız, katilleri savunmayın." şeklinde paylaşımlar yapıyorlar. Konuşmanın en çarpıcı yanı da; tüm dünyanın Yahudileri dışladığı zamanda kendilerine kapılarını açan Türklere "zalim", iki buçuk yıldır öldürmeye doyamadıkları Filistinlilere de "katil" demeleri. İsrail Suriye'de PKK üzerinden bize "komşu" olmaya niyet ederken biz Suriye ile ittifak kurarak güneyden kendilerine komşu olduk. Dolayısıyla iki ülke arasında gerginlik hat safhaya varmışken İsrail, kendi kamuoyunu Türkiye'ye karşı hazırlamaya başladı. Türkiye'nin soykırım karşıtı duruşu, İran'a saldırıya karşı pozisyonu ve Sumud Filosu'na müdahale nedeniyle Türkiye'de İsraillilerin yargı süreçlerinin başlaması, İsrail toplumunda yeteri kadar karşıtlık oluşturmadı. İsrail'deki sosyal medya paylaşımları Türkiye'de de gündem oldu. "İsrail vatandaşları Türkleri sever ama Erdoğan'ı sevmez." şeklinde yorum yazanların niyeti ve gayretini çok iyi anlıyoruz. İsrail 1948'de kurulmuştur. Türkiye ise CHP iktidarında Mart 1949 tarihinde İsrail´i tanıyan ilk Müslüman ülke oldu. Türk siyasetinde 1970'ler itibarıyla sahneye çıkan Prof. Necmettin Erbakan Filistin meselesine yeni bir pencere açtı. Erbakan'a 1997'de 28 Şubat Darbesi'ni yaptılar ama Erbakan'ın ekibinden çıkan yeni ve genç bir siyasetçi olarak Recep Tayyip Erdoğan'ın önünü kesemediler. İsrail tarihinde ilk defa bir ülkeden özür dilemek zorunda kaldı ve Türkiye'ye karşı geri adım attı. Şimdi daha iyi anlaşılıyor sanırım, bir takım İsraillilerin neden "Türkiye'yi severiz ama Erdoğan'ı sevmeyiz" demelerinin arka planını. Türkiye'deki İsrail karşıtlığının boyutları % 81 seviyelerinde. Günümüzde Yahudiler, en şedid zalim oldular!
02 Mayıs 2026 16:08