
Zaman zaman Sultan'ın; "Evet… peki…" mânâsına başını sallamasının dışında hiçbir hareket de olmuyordu. Sağ yanı başında, koyu yeşil külah üzerine açık yeşil karpuz dilimli kavuğu, badem yeşili cübbesiyle daima mütebbessim, gülen gözlü Emîr Sultan hazretleri de yerini aldı. "Tarif olmaz ârife, sivrisinek saz gelir,/Yalnız dünya diyene, davul zurna az gelir!" - Doğan Bey'imiz, bazı garip hadiselerden bahsetmektedir. Diyerek söze başladı Emîr Sultan. "Kâfir olanlar birbirlerinin dostlarıdırlar." Enfâl sûresi: 73. âyet-i kerimesi. "Onlar size fenalık etmekten aslâ geri kalmazlar. Size sıkıntı verecek şeyleri isteyip dururlar. Öfkeleri ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinin gizledikleri ise daha büyüktür." Âl-i İmran sûresi: 118. âyet-i kerimesi. "Ey Îmân edenler! Bütün tedbirlerinizi alın. Birlikler hâlinde muharebeye çıkın veya toptan seferber olun." Nisâ sûresi: 71. "Onlarla harb edin ki Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin, sizi onlara karşı galip kılsın ve müminlerin gönüllerini ferahlandırsın." Tevbe sûresi: 14.
Kaynak: Türkiye
21 Mayıs 2026 02:16
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Dilenci Kılıklı Adam Burada Sır Oldu, Uçtu Sanki!..
Çevreyi çok iyi bilen Dürdane, kendini daha bir mesul hissediyordu. Sessizliği Gülşah bozdu; - Anlat bakalım Dürdane. Bey kızı, sırdaşı Dürdane, yakındaki bir kayanın üzerini eliyle silerek oturdu. İri elâ gözleriyle görebildiği kadar uzaklara baktı. Dürdane kaldığı yerden devam etti, yeniden uzaklara daldı. - Doğan Bey kardeşimizin mektubunu bana okuduktan sonra uykularım kaçtı. Kendi kendime; "Ben de elimden geleni yapmalıyım" dedim. Kara köpeğine; "Arap, Arap!" diyerek önümden geçen dilenciyi görünce önce çok şaşırdım. Topladığımız her şey, Bey Doğan'a hediye. Deyip, sözünü tamamlamaya çalışırken, Doğan Bey ile arkadaşı Atmaca Nuri'yi gördü. Doğan ismini duyan Gülşah, gelenlere daha dikkatli baktı. Oysa Doğan Bey kızları tâ evlerinden çıkışından beri, "Başlarına bir şey gelir…" endişesiyle takip etmekteydi.
04 Haziran 2026 02:16

Üç Kafadar Kız Gülşah, Dürdane Ve Perihan İz Peşindeydiler...
Hurufi de Kripto da yeni köşkü çok beğenmişlerdi. - Aman yiğidim!.. Belki o zaman; "Bak dediklerim çıktı" diyemeyebilirim. Onun için şimdiden söylüyorum yiğidim. Biraz sabret yiğidim, göreceksin. Bursa sokaklarında ellerinde sepetler yürüdüler. "Ha biraz daha gayret!" dedi Dürdane. "Şu tepeyi aştık mı işimiz kolaylaşacak. Oradan öte yol iyidir." Epey yürüdüler güle oynaya. "Güzel vatanımız yalnız Sultan'ın, vezirlerin, Doğan Bey'in değildi. Herkesindi, hepimizindi. Öyleyse yapabileceğimizi yapmalıydık. Akıncılar küffâr içlerine seferler yaparken, bizler de Bursa'mızda dönen dolapları neden su yüzüne çıkarmayalım ki?" diye düşünen üç ahbap kız, yağmurun tesiriyle boz bulanık akan dereye kadar geldiler.
03 Haziran 2026 02:25

"Erkara, Beni Ve Arkadaşlarımı Düşman İlan Etmiş!.."
Zaten onu tanıyanlar; "Olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan insan" demeden edemiyorlardı. - Bu Erkara fazla ileri gidiyor muhterem amcacığım. Emîr Sultan hocama danışmadan önce sizinle istişare edeyim istedim. - Biliyorsun İstişare sünnettir yeğenim. Her iki hâlde de nefis vardır. İstişare edileni yapsan yine ya muvaffak olursun, ya da olmazsın. - Sorma yeğenim! Aynı adam, yani Erkara Bey! Tanımadığımız, bilmediğimiz birilerini Molla, Seyyid, Vâiz-i İslâm, daha ne mübarek isimler atında bütün ulemânın huzurunda Sultan'ımıza takdim etti. Lakin bu Erkara'nın önünü de hepten açık bırakmayalım derim. Doğan Bey, Erkara hakkında söylenenlere fazla şaşırmamıştı. Fakat amcasıyla aynı kanaate varması, kendisini oldukça rahatlatmış. "Acaba ben mi yanlış düşünüyordum?" sorgulanmasından kurtarmıştı. Fakat zaman, birçoğunun maskelerini düşürür; menfaatler biter, imkânlar tükenir, güç dengesi değişir ve bir gün insan anlar ki yanında kalanlar değil, kalbinde kalanlar hakiki ve can dostudur.
01 Haziran 2026 02:24

Yıldırım Han, Hayranlıkla Dinledi Anlatılanları...
Yeni tanışmış oldukları âlimlerin aynı zamanda birer şair olduklarını, emir buyururlarsa şiir sohbetlerine katılmak istediklerini, Ulucâmi-i Şerif'te vaaz, nasihat etme, talebe yetiştirme arzularını bir bir anlattı. Ferman buyururlarsa Bursa'mıza taze bir kan, yeni bir hayat verebileceklerini ballandıra ballandıra sayıp döktü. En yakın cumâ akşamında saraydaki şiir sohbetine katılacak ve ertesi günü cumâ namazında da Ulucâmi-i Şerif'te vaaz verecek ve hutbe okuyacaklardı. *** Süleyman Çelebi, gece geç saatler olmasına rağmen uyuyamamıştı. "Acaba ben cin fikirli birisi miyim? Niçin herkes gibi rahat değilim, onlar gibi düşünemiyorum?" deyip hayıflanıp duruyordu ki kapı vuruldu. Kapıya doğru baktı, yutkundu. Kapı bir daha çalındı. Ayak parmak uçlarına basarak bir gölge gibi Doğan Bey içeri girdi. Her zaman olduğu gibi tebessümle amcasına baktı. Biri olsa da sohbet etsek, bilhassa saraydaki intibaımı istişare etmeyi çok istiyorum. Doğan; "Buyurun" mânâsında amcasına baktı.
31 Mayıs 2026 02:37

"Büyük Saadet İlimdir, İrfandır..."
"Biz insanı en güzel şekilde yarattık" âyet-i kerimesi insana, "Hikmet müminin yitik malıdır, nerede bulursa alır" hadis-i şerifi zamana, "Allah bana yeryüzünü mescid kıldı" hadis-i şerifi de mekâna açıklığı emreder. Biz de sizlere kapılarımızı açarak İNSANA, ZAMANA, MEKÂNA açık olduğumuzu gösterdik, yani bu esaslara riayet etmiş olduk, dedi. Âyet-i kerime ve hadîs-i şerifler okuyarak ilmin yerini, kıymetini ve en büyük rütbenin ilim rütbesi olduğunu anlattı. O da kendine has hitabetiyle başladı anlatmaya; - Dünyanın en büyük ve asil serdarı siz Sultan Yıldırım Beyazıd Han hazretlerinin huzuruna kabulümüzden ve iltifat-ı şahanenize mazhar olduğumuzdan çok bahtiyarız efendim. - Muhterem hocam Molla Fenâri, ulemâ-i kiramdan damadım Emîr Sultan, şüerâ-i kirâmdan Süleyman Çelebi ve buradaki âlim, zahid muhteremlere hürmetim derindir. - Sizin gibi büyük insanlar ancak böyle düşünür Sultan'ım. Dedi Hurufi ihtiyar. Bizim için ne büyük saadet bahşettiniz efendimiz. Dedi Beyazıd Han.
30 Mayıs 2026 02:31

"Hünkarımız Yıldırım Beyazıd Han Hazretleri Teşrif Ediyorlar"
"Başak dolgunsa eğer, boynunu büküp eğer,/Boş olanı dik durur, verilmez ona değer." "Aman ya Rabbim ne müthiş bir fırsattı. Bir de Sultan'ın gözüne girebilselerdi daha ne isterlerdi. O imkânı yakalamış ve o kapının açılmasına çok az zaman kalmıştı." Kripto bu hayallerdeyken bir dalgalanma oldu. Beyazıd Han, salonda olanlara tek tek baktı; - Hoş geldiniz karındaşlarım. Önde Hurufi Efendi, yanında Kripto diğer ismiyle Seyyid Vâiz İbrahim Efendi ve onun yanı başında da Erkara başları önde, kollarını edeple bağlamış sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlardı. "Ah! Gülşah'ın bir imkânı olsaydı da görseydi Erkara Bey'i. Ah! Ah!" dedi, iç geçirdi. Teşrifatçının "Erkara Bey" demesiyle irkildi. Sıranın kendisine geldiğini anlayınca da önce ihtiyar Hurufi'yi göstererek; -Hünkarım; Vâiz-i İslâm ve Ulemâ-i kirâmdan olan Horasan erenlerinden Seyyid Fadlullah Efendi hazretlerini ve onun numune talebesi Seyyid Vâiz İbrahim Efendi hazretleri misafirimizi siz serdarımız Yıldırım Han Sultanı'mıza takdim etmekle şerefyabım efendim. Beyazıd Han, misafirlere doğru hamle yaptı. "Bu kadar zevat, o muhteremlerle tanışmak, derin bilgilerinden faydalanmak için zahmet edip gelmişlerdi. Hususi alâkadar olmalı, onları memnun etmeliydi" diye geçirdi içinden.
29 Mayıs 2026 02:22

Sözünü Uzatan, Sürçer, Gaf Eder, Kıymetli Vaktini Hep İsraf Eder...
Köpek her şeyden habersiz ikram edilen ziyafeti bitirmeye çalışıyordu. Acı, dehşetli bir ses, gecenin karanlığını yırtarcasına tâ Kızıl Köşk'e kadar ulaştı. "Ahbaplığımız buraya kadardı arkadaş!" diyerek yürüdü. Fazla söz yalansız olmaz demişler. Kripto, Hurufi ve arkadaşlarının keyfine diyecek yoktu. "İyi de oldu. Gevşeklik yapmayız artık" diyordu Kripto. Şimdiden "azizleşmiş" bu insanların isimleri çocuklarına ad olarak konuyor, hatıraları yaşatılmaya çalışılıyordu. Yıldırım Beyazıd Han, aziz misafirlerine ziyafet veriyordu. Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...
28 Mayıs 2026 02:35

Işık Sızan Pencereden Baktı Hurufi, Uzanmış, Yatıyordu...
Köpek acı, acı ulumaya başladı. "Hoşt!" Diyerek susturdu, ayağa kalktı. Bahçe aralığından sessizce girdi. Konuşmaları duyan Hurufi, seslendi. Sadık hizmetçi, duyduğu sesten cesaret alarak bu sahte dilenciyi odaya aldı. Hurufi, yerden bir karış kadar yüksek bir sedirin üzerine uzanmış keyfine bakıyordu. Sahte dilenci yakınındaki bir mindere çöktü. Yastığın altından çıkardığı altın dolu bir kâseyi ona uzattı. Köpeği de peşin sıra gezdirme. Hurufi, uzandığı yerden kalktı. Üç ahbap birbirine baktı. Sonra da yastığının altından bir avuç afyon sakızı alıp arkadaşlarına uzattı. Vakit geçmeden çıkması gerektiğini düşünen sahte dilenci; - Ben gidiyorum. Kilere geçti, bir tomar kavurma aldı. Diyerek, ardı sıra gelmekte olan kara köpeği yanına çağırdı. Ağaçlığın en dip köşesine kadar girdi. DEVAMI YARIN Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...
27 Mayıs 2026 02:28

"Huzur Dolu Günler Hepimizin Olsun Gülşah'ım..."
Derinden gelen, içine huzur ve saadet dolduran ezân sesleriyle doğruldu. Doğan Bey'in Gülşah'ına yazdığı mektup şöyle bitiyordu: Sizler de dikkatli olun. "Niyet, ne yaptığın bilmektir…" der büyüklerimiz. Son zamanlarda Bursa'da en çok konuşulanlar; Seyyid İbrahim Efendi ve onun Horasan erenlerinden olan hocası Fadlullah Efendi'nin halkı irşat etmeleri, bir de muhterem ve mübarek zâtların isimlerinin müminlerin tiksindiği, sevmediği, İslâmiyet'in pis, murdar kabul ettiği mahluklara ad olarak konması, meseleleriydi. "Akşam oldu. Otlaktan koyunlar, sığırlar döndü. Herkes çoluk çocuğunu yanına alıp topladı. Bir ben dışarıdayım ve yalnızım. Ne zamana kadar da süreceğini bilmiyorum?" Diye söylenirken gökyüzüne baktı. Yıldızlar çıkmış, bülbüller, yanık sesleriyle bu garipliğine âdeta "ağıt" yakıyor gibiydi. Ardı sıra baktı. "Karam! Tavşan mı gördü ne?" Diyerek doğruldu. Daha dikkatlice baktı.
26 Mayıs 2026 02:11

"Acaba Müstakbel Hayat Arkadaşım Ne Yapıyordur Şimdi?.."
Her zaman olduğu gibi Doğan Bey bu sabah da erkenden kalktı. Aslında Muhacirîn Komisyonu tarafından idare edilen bu mesele, ortaya çıkardığı siyasi ve içtimai neticeler bakımından milletlerarası kamuoyunun da alâkasını çekti. Bu mânâda devletlerarası bir nitelik taşıyan Meclis-i Tahaffuz da bu gidişatı yakından takip etti. Bu çalışmayla, Meclis-i Tahaffuz'un bir delegesi olarak hususi bir vazife ile serhat şehirlerine gönderilenler halkın arasına girip hicretin bu şehirler üzerindeki tesirlerini incelemeyi hedeflemekteydi. Sen de bize bakarsın, ey Sultan Yıldırım Han! Üşümemek için odanın içinde gezinmeye başladı. Sevgili Bursa'yı ve çalışkan, munis halkını düşündü. "Hep onun kokusu…" dedi, içine çekti, gözlerini yumarak. Yıldırım Han'ı, huzurda konuşulanları, yeşil Bursa'yı, ilim deryası amcasını, merhamet ve şefkat abidesi sütannesini ve biricik sevgili nişanlısı Gülşah'ını düşünerek dolaştı durdu. "Kime gideyim, kime derdimi anlatayım?" derken aklıma siz geldiniz.
25 Mayıs 2026 02:32

Kripto, Erkara'yı Samimice Kucakladı Bir Daha...
Erkara kulaklarına inanamadı, daha dikkat kesildi. "Bu değirmenin suyu da nereden geliyor?" diye geçirdi içinden. Uzun söze ne hacet, hizmettir işin özü. Rüzgârdan da hızlısın, ey Sultan Yıldırım Han. *** Karşısındaki, üstadı meşhur Seyyid Vâiz İbrahim Efendinin getirmiş olduğu altın torbalara bakıyor, dimağı karıncalanmış gibi düşünemiyordu. - Herkes elinden geleni yapıyor. Sonra da duygularını yenerek bir hinlik düşündüğü her hâlinden belli olan efendisinin hürmetle elini öptü. Kripto, Erkara'nın elini bırakmadan gözlerine baktı. - Erkara, yiğit delikanlı, Sultan'ımız Beyazıd Han'ımıza Allahü teâlâ hayırlı uzun ömürler versin. Erkara, daha iyi anlamıştı efendisinin maksadını. Saraya kabulünüz için elimden geleni yapacağım. İyi ki bizimlesin, ey Sultan Yıldırım Han! Bu muhacir dalgasında denizde Trabzon ve Samsun, karada Erzurum muhacirlerin Osmanlı topraklarına giriş yaptıkları ana merkezler oldu.
24 Mayıs 2026 02:25

"Birlik Ve Beraberlik Esastır"
"Hele bakın şu densizlerin yaptıklarına. Yıldırım Han'ı gafil belliyorlar akıllarınca!.." - Kim kendi reyi ile hareket ederse pişman olur efendim... Aynı ideal, aynı istikamette olmayı sürdürürsek korkmayın. Deyip ayağa kalktı... Bugüne kadar yayılan isim, deyim, cümle ne varsa kâtibin yazıp kendisine getirmesini emir verip geldiği kapıdan çıktı hışımla. Diye yazıp, bir daha okudu kâtip efendi. Süleyman Çelebi; "Ayrıca medreselerdeki fen derslerinin lüzumsuz olduğunu, çalışmak kadar oyun ve eğlencenin de gerektiğini anlatıyor, hepsine de hadis-i şerif, âyet-i kerimelerden kaynak gösteriyorlarmış" diyerek eksikleri tamamladı. Sonra da evrak Yıldırım Beyazıd Han'a arz edilmek üzere kâtibe teslim edildi.
23 Mayıs 2026 02:17