×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Fenerbahçe Maçıyla Veda Eden Komutan

Konya 3. Ana Jet Üssü Komutanı Tümgeneral Mete Kuş, üsteki arkadaşlarına veda mesajı yollamıştı. Zira "Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na görevlendirildim" diyordu. Mete Kuş'un Konyaspor ile sıradışı bir ilişkisi vardı. Aynı anda saha kenarına, F-16 fonlu "Göklerin kartallarından çimlerin kartallarına başarılar" yazan bir pankart asılmıştı. Öte yandan 12 Nisan'da, yerel medya TV42'de, "Konya 3. Ana Jet Üssü Komutanlığı, Konyaspor-Fatih Karagümrük maçı öncesinde stadyum önünde 25 bin kişilik lokma dağıtımı gerçekleştiriyor" şeklinde haber yayımlanmış, Mete Kuş'un taraftarı selamlayan görüntüleri haberde yer bulmuştu. Mete Kuş, popüler bir isimdi. İktidar medyasında Erdoğan'ın uçağına refakat ettiği, Erdoğan'ın ondan "bizim Mete" diye bahsettiği şeklinde haberler yer almıştı. Komutanın özel ilişkisinin olduğu Yeni Şafak manşetten Kuş'a sahip çıkarken Bakanlık aynı gün yaptığı açıklamayla Kuş'un "disiplinsizlik" nedeniyle görevinden alındığını duyurdu. Öte yandan eski AKP MKYK üyesi Şamil Tayyar, parti içindeki kulisleri aktararak Kuş'un görevden alınmasının doğru olduğunu söyledi. Kuş tarafı ise "Lokma şehitler için dağıtıldı, lokmanın parasını kimin ödediğinin ne önemi var" şeklinde savunma yaptı. Bir de Mete Kuş'un Konyaspor'un "derin" taraftar grubu Nalçacılar'a yaptığı ziyaret de gündeme geldi. Kuş tarafı şöyle karşılık verdi: "Halkla iletişim kapsamında yapılmış normal bir ziyaretti. O gün nezle olduğu, serum aldığı için sesi farklı algılanmış olabilir. Kollarını da hep öyle kullanır. Alkol almamıştı." Anlatılana göre Mete Kuş hakkında bir soruşturma var. Taraftar grubuyla yakınlaşmasını, "şehirde futbol damarını tutarak alternatif güç olma stratejisi" ne bağladılar. "Kuş'u FETÖ yedi " mesajı veriyorlar. O gün locada "Birazdan komutan uçakları uçuracak" diye konuşmalar olduğunu söyledi. Konuştuğum kimi askerler şöyle eleştirdi: "Meskûn mahalde bu kadar alçaktan uçuş normal değil. Bir hata olsa yüzlerce ölüm olur. Şimdiye kadar stadın ortasından geçen uçuş olmadı. Zaten sosyal medyada insanlar da şaşkın tepki veriyor. Hava Kuvvetleri Bilgi Sistemleri'nde onaylanan uçuş profillerine bakılırsa plan ile uygulama arasındaki fark görülür." Kuş'u destekleyenler ise şunu söyledi: "Konya'da gece görüş gözlüğü eğitimleri rutin olarak yapılıyordu. Jetler stadyumun üzerinden geçmedi, yakınından geçti. Ses normal olarak stadyumda hissedildi. Sadece helikopter, pilotun tercihiyle üstünden geçti. Sosyal medyada bir görüntüde top toplayıcı çocuğun durumu olağan karşılayan konuşması görülüyor." O kadar çok hikâye dinledim ki... TSK'yi yönetenler "Konu ne olursa olsun komutan TSK aleyhine tanık olamaz" demiş. Öte yandan Kuş'u destekleyenler ise "Haksızlığa uğramış bir askerin yanında olmak hata mı, bunda ne var" diye onu savunuyor.

Barış Terkoğlu

Kaynak: Cumhuriyet

04 Mayıs 2026 04:00

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Barış Terkoğlu

Hedef: Özgür Özel

Elmanın kokusu var. Sanırım 19 Mart'ta İBB başkanına ya da 21 Mayıs'ta CHP Genel Merkezi'ne yapılan polis operasyonlarından sonra şaşırma eşiği bayağı yükseldi. Operasyonların da bir kokusu var. Özgür Özel liderliğine doğru sürecin ilerlediğini gösteriyor. Aslında ipucu butlan kararından 6 ay önce, 11 Kasım'da tamamlanan İBB iddianamesinde var: "38. İstanbul il kongresinde 'delegeleri satın alarak' desteklediği il başkanının seçilmesini sağlayan örgüt liderinin, 4-5 Kasım 2023 tarihinde yapılan CHP 38. Olağan Kongresi'nde, Kemal Kılıçdaroğlu'nun karşısında aday olarak Özgür Özel'i belirlediği, İstanbul il başkanlığı seçimlerinde yaşanan sürecin benzerinin genel kurultayda da yaşandığı, 'delegelerin satın alınarak' Özgür Özel lehine oy kullanmaları sağlanmıştır." İBB iddianamesi, mahkeme kararından 6 ay önce butlanın gerçekleşmiş olduğunu kabul ediyor. İddianame, Özgür Özel'i "seçilmiş bir genel başkan" değil, "örgüt lideri" diye tarif ettiği Ekrem İmamoğlu'nun atadığı bir kişi olarak görüyor: "CHP'nin olağan kurultayında Özgür Özel'in aday olmasını ve genel başkan seçilmesini sağlayan kişi örgüt lideri Ekrem İmamoğlu'dur. (...) Örgüt liderinin CHP'nin 2023 yılında yapılan olağan kurultayında aday gösterdiği kişinin genel başkan olması üzerine CHP'nin yönetimini ele geçirdiği..." Bütün bu satırlar yazılırken adalet bakanı, iddianameyi hazırlayan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başındaydı. Özel ile Gürlek'in tapu polemiğinde, 18 Mart'ta, adalet bakanı "Muhittin Böcek'in itirafçı olma durumu var" diyerek Böcek'in üzerinden şekillenen oyunu açık etti. FETÖ'nün Manisa il yapılanması yöneticilerinden Enes Uludemir'in 31 Ekim 2016 tarihinde Özel'i hedef alan ifadesinin, 10 yıl sonra, geçen ay 7 Mayıs'ta yenilenmesi... Özel'e yönelik "her yerden atılan okları" gösteriyor. CHP'ye yönelik operasyonlar 30 Ekim 2024'te Esenyurt ile başladı, Beşiktaş ile sürdü. Son üç ayda ise açıkça Veli Ağbaba'dan Burhanettin Bulut'a, Ali Mahir Başarır'dan Umut Akdoğan'a kadar Özgür Özel liderliğine yöneliyor. Her yerden sızdırılan ifade, dosya, operasyon kokusu bize bunu gösteriyor. Öyle anlaşılıyor ki süreç milletvekili dokunulmazlığı sınırlarına dayanmış, bunun nasıl aşılacağının konuşulduğu aşamada. Konuştuğum CHP'liler dahil kimse "olmaz olmaz" demiyor.

08 Haziran 2026 04:00

Barış Terkoğlu

Seçilmiş Fail İsmail Arı!

BirGün muhabiri genç gazeteci İsmail Arı 74 gündür tutuklu. Bayram günü sanki azılı bir katilmiş gibi ziyaretine gittiği ailesinin evinden alındı ama adres kısmına "Bilinen ikamet adresi yok" yazılmış. İsmail 22 Mart'tan beri tutuklu. 2 saat 11 dakikalık programın 39 dakikasında İsmail konuk olarak yer almış. İsmail bir muhabir. Hani, "halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak" suçunda "halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saiki" aranıyor ya... İsmail konuştuktan sonra halkın ayağa kalkıp Erdoğan'a yakın vakıfların kapısına yığıldığını sanmayın. O iki dakika telefondan telefona, "bilmem kimin telefonu" na derken... Yine iddianameye dönelim... İsmail ne suç işlemiş derseniz, şöyle yazıyor: "Erdoğan ailesinin TÜGVA, Yeni Türkiye Vakfı, Okçular Vakfı, İlim Yayma Vakfı, İnşa ve İrfan Vakfı, TÜRGEV, Darülaceze, Şefkat Vakfı gibi 7-8 vakıf ismi sayılmasına rağmen 20 civarında vakfın yönetiminde yer aldığını..." Yani savcı sınav yapar gibi konuşmandan 20 civarında demişsin ama programda 7-8 tane saymışsın diyor! Savcı bunu şöyle suç kabul etmiş: "Kanunlarla belirlenen vergi indirimleri ve kamu yararı kararının nasıl alındığına dair gazetede detaylı yazı yazmalarına rağmen gazete haberini okumayan, sadece tv paylaşımını dinleyenler nezdinde, vakıflara usulsüzce kamu kaynaklarının aktarılarak amacı dışında kullanıldığına dair yanlış intibalar uyandırması muhtemel yanıltıcı bilgiyi alenen yaydığı..." Savcı İsmail'in gazetedeki haberlerini doğru kabul etmiş. Ama çıktığı programda her şeyi özetlediği kısmı "Halk gazete haberini okumaz, usulsüz iş yapıldı sanır" diyerek İsmail'e yine sınavdan kırık not vermiş! Savcı İsmail'e şöyle suç yaratmış: "Yazılı sınav sonrasında mülakat usulü uygulanmasına rağmen, paylaşımı okuyanları yazılı sınav uygulanmaksızın siyasi torpil yolu ile mülakat sonucu mesleğe kabullerin gerçekleştirildiği yolunda algı oluşturacak şekilde yanıltıcı bilgiyi alenen yaydığı..." İsmail yazılı sınav yok demiyor. Nitekim İsmail Arı, savunmasında kendisine bu vakfa dair paylaşımının sorulmasına şöyle yanıt vermiş: "Yunus Emre Vakfı soygunu ile ilgili devletin bana teşekkür madalyası takması gerekirken bu meselenin bir soruşturmaya daha konu edilmesi karşısında oldukça şaşkınım. Çünkü kamu vakfı statüsündeki Yunus Emre Vakfı'nın naylon faturalarla soyulduğunu Türkiye benim haberimden öğrendi. Haberimden çok kısa süre sonra bu konu ile ilgili Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunuldu. Hemen ardından bu olayla ilgili Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlar Şube Müdürlüğü tarafından operasyon düzenlendi. Ve bu vakfın soyulması ile ilgili 2 ayrı iddianame düzenlenip dava açıldı. Yunus Emre Vakfı soygunu haberleri nedeniyle Uğur Mumcu Araştırma Gazetecilik ve Barış Selçuk gazetecilik ödülünü aldım." İddianameden aktarayım: "Soruşturmanın amacını tehlikeye düşürecek şekilde gizliliği ihlal etmek suretiyle..." Yani diyor ki haberlerin doğru ama fazla kurcalıyorsun, soruşturmada bilinmeyen kalmıyor! Son dönem bütün soruşturmalar ertesi gün yandaş medyada çarşaf çarşaf yayınlanırken İsmail kendi ortaya çıkardığı skandalla "gizliliği ihlal" den tutuklu yargılanıyor. İsmail yarın saat 14'te Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde ilk duruşmasına çıkacak. Gerçekten "özgürüz" dediğimiz gün bizi kimse parmakla gösteremeyecek.

04 Haziran 2026 04:00

Barış Terkoğlu

Üniformasını Çıkaran Hilal Bıyıklı Müdür

Kılıçdaroğlu " Atatürk'ün partisiyiz" derken Özel peşinden gelenlerle Atatürk'ün huzuruna gitti. Türkiye onu Andımız'ın kaldırıldığı günlerde, yaptığı operasyona "Andımız" adını vermesiyle ve bunu da Trabzon Emniyet Müdürlüğü sayfasından paylaşmasıyla tanıdı. Daha 1986'da, Polis Koleji'nde ikinci sınıftayken Fethullahçı sınıf arkadaşının cebinde 28 kişilik fişleme listesi bulduklarında yaşadıkları çaresizliği şöyle anlatıyor: "Arkadaşıma safça 'Ne yapalım? Bu listeyi komisere verelim mi' dedim. O da çaresizliğin verdiği acı bir gülümseme ile 'Ya sen aklını mı kaçırdın? Hangi komisere verebiliriz? Sence bu konu hakkında gerekli işlemi yapacak bir komiser var mı?' dedi." Alper, FETÖ'nün polislerden topladığı himmet paralarından sağlık raporlarını kontrol etmelerine, tayinlerden hazırlanan bel altı dosyalara kadar örgütün polis teşkilatı içindeki faaliyetlerine dair tanıklıklarını anlatıyor. Anılarından anlaşılıyor ki 17-25 Aralık ve 15 Temmuz süreci olmasaydı, FETÖ'nün Emniyet'ten tasfiyesi başlamasaydı muhtemelen Metin Alper çoktan tasfiye edilmiş olacaktı. Soylu' nun İçişleri Bakanlığı döneminde, Ekim 2016 kararnamesiyle ilk kez il emniyet müdürü olması, sık sık "hilal bıyıklı bozkurt" vurgusu yapması, Adıyaman'da yürüyen tütün üreticilerine yaptığı müdahale, Soylu'nun "Uyuşturucu satıcılarının bacaklarını kırın " lafını "Kafalarını kıracağız" diye bir adım öteye taşıması nedeniyle kafamda başka bir profil vardı. Danıştay 8. Dairesi'nin Öğrenci Andı'nı kaldırmasının ardından, 16 Mart 2021'de, yapılan narkotik operasyonuna "Andımız" adını vermesi, mermilerle Andımız yazarak operasyonda bulunanları paylaşması o günlerde çok konuşulmuştu. O gün Metin Alper'in yardımcısının "Yeni Emniyet müdürümüz aradı, bazı talimatları oldu, gerçekten biraz zorlanıyorum ancak söylemem gerek" diye aktardıklarını Metin Alper şöyle anlatıyor: "Bugün itibarıyla oranın Emniyet müdürü benim. Twitter başta olmak üzere hiçbir sosyal medya aracılığıyla en küçük bir paylaşım yapmayacaksınız. Müdürüne söyle, bir an önce evi boşaltsın. Daha sonra evle ilgili vereceğim talimatları eksiksiz yerine getirin. Son olarak da müdürünüz Emniyet Müdürlüğü önünden herhangi bir veda falan yapmasın. Böyle bir program olursa hepinizin canına okurum." Resmi bir vedaya izin verilmemiş. Veda ile beraber Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nün tüm sayfalarından "Andımız" paylaşımı kaldırılmış. Ayrıldıktan sonra neler yaşandığını, yine yardımcısının aktarımıyla Metin Alper şöyle anlatıyor: "Makam odanızın girişinde vatandaşlarla ve meslektaşlarımızla çektirmiş olduğunuz ve gerçekten çok güzel görüntüler olan fotoğrafları kendi elleriyle parçaladığına şahit oldum." Metin Alper, 36 yıl giydiği polis üniformasını artık taşımanın yük olduğunu anlayınca Temmuz 2024'te emeklilik dilekçesi vermiş. 19 Temmuz günü veda ederken uğurlamayı bıraktım, içişleri bakanının ya da Emniyet genel müdürünün takdim etmesi gereken "Emniyet Onur Belgesi", bir memur tarafından, dosyanın arasında mahcubiyetle verilmiş: "' Üzülecek bir şey yok. Benim için bu belgeyi senden almak daha büyük bir onur' dedim." Ne yapacak derken... FETÖ'cülerle kavgalı bir polis... Fethullahçı polisleri en tepelere çıkaran bugünkü hükümetin FETÖ'yle kavganın başladığı 17-25 Aralık sonrasında İstanbul Emniyet müdür yardımcısı yaptığı, Erdoğan'ın korunması görevi verdiği, 15 Temmuz'dan sonra Adıyaman ve Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü'ne getirdiği MHP'nin de desteklediği bir kamu görevlisi... Sırf 1976'da Aksaray'da Küçük Kergi Mahallesi'nde ilkokul üniformasıyla söylediği "Ne mutlu Türküm diyene" sözünü 45 yıl sonra polis üniformasıyla söylemekte ısrar etti diye...

01 Haziran 2026 04:00

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Barış Terkoğlu

Hak Verilmez Alınır

Geçenlerde bir "paşa kızı" nı sosyal medyada engelledim. "Neden OYAK için tek kelime etmiyorsunuz" diyordu. OYAK da bana kızgın cevaplar verdi. Bu konuya öncülük eden emekli askeri hâkim Ahmet Zeki Üçok, askerlere "Bedava avukatlık yapacağım, hep beraber dava açalım" dedi. Hep emretmeye alıştıkları gibi "Başkaları hakkımızı arasın" dediler. 42 yıl, bir kuruş almadan maaşının yüzde 10'unu vererek biriktirdiği OYAK birikiminden aldığı maaş, bu yıl yüzde 11.69 oranında azalmıştı. "8 Aralık 2023'te yedi çimento fabrikası, beton fabrikaları, çimento torbası üretimi yapan kâğıt fabrikaları; hepsi birden Tayvanlı şirkete 1 milyar 300 milyon Avro'ya yani yedi çimento fabrikası üç tane Denizli Çimento etmeyen değer üzerinden satıldı" diyordu. OYAK üyeleri ya da "paşa kızları" ise bu gidişatı okuyamamış, maaşlarının bir bölümünü her ay verirken inandıkları gelecek, çıkar sahipleri tarafından ortadan kaldırılmıştı. Doğan Avcıoğlu, 27 Mayıs sonrası yaratılan OYAK sistemini "Askeri halktan koparıyor" diyerek eleştirmişti. Not: "Dışişleri'nde kayıp 15 milyon dolar" dosyasını incelediğim yazılarımda Lütfi Elvan'ın oğlu Ahmet Nuri Elvan'ın Yapı İnşaat ile alacak sözleşmesi imzaladığını yazmıştım.

28 Mayıs 2026 04:00

Barış Terkoğlu

Butlan Darbesinin Üç Günlük Sonuçları

İster yargıya bakıp "butlan" deyin ister polis ordusuna bakıp "darbe". Eksiğiyle fazlasıyla şöyle özetleyeyim: - İktidarın hedefi, CHP'yi birinin yönetmesi değil, CHP'nin yönetilememesi. - Butlan kararı çıkmadan bir saat öncesine kadar CHP'nin kritik bir ismi ile beraberdik. Gelgelelim bir saat sonra tedbirli butlan çıktı. Butlan akşamı görüldüğü gibi; CHP Genel Merkezi, göstere göstere gelen bu karara hazırlıksız yakalandı. - Özgür Özel, 21 Mayıs'ta genel merkez önünde yaptığı konuşmada örtülü bir dille kendisine yapılan teklifi de işaret etti. Öyle anlaşılıyor ki butlan kararı, Özel liderliğine İmamoğlu suz yol yürüme teklifini Özel'in geri çevirmesinin sonucunda geldi. Ilımlıların en büyük argümanı "Butlan önce ekonomiye, sonra AKP'ye zarar verir" idi. Erdoğan'ın "olur" vermesinin ardından karar UYAP'a yüklendi. Gürlek'in İstanbul Başsavcılığı'na getirilmesiyle nasıl İmamoğlu'na uzanan operasyonlar yapıldıysa, iki mahkeme arasında aynı Gürlek adalet bakanı yapılarak Uşak ve Antalya dosyalarından çıkarılan ifadeler, görüntüler, suçlamalarla butlan kararına hem gerekçe hem kamuoyu yaratıldı. 21 Mayıs 2026 ile 19 Mart 2025 karşılaştırıldığında, tartışmasız bir şekilde 19 Mart ekonomide daha yıkıcı etki bırakmıştı. Zira servet sahipleri, sermaye sınıfı, faiz baronları, sıcak para vurguncuları demokrasi peşinde değil, "istikrar" ve "öngörülebilirlik" peşinde. CHP'ye butlan müdahalesini yapanlar, 19 Mart'a kıyasla her ikisini de sermayeye fazlasıyla vermiş görünüyor. Şimdi Erdoğan'ın muradı olan yeni anayasaya CHP'ye yapılan butlan müdahalesi eşlik edecek. - 19 Mart ve 21 Mayıs... İkisinden de önce Trump ile Erdoğan'ın "İlişkimiz yolunda" görüşmelerini, mesajlarını okuduk. Trump'ın "Ona ihtiyacı olanı, meşruiyeti verelim" sözünün anlamı daha açık görüldü. Geçmişte, sıradan bir tutuklama dahi Erdoğan adına Batı'da bir meşruiyet tartışması yaratırken bugün Avrupa ve ABD, başta güvenlik olmak üzere aynı sebeplerle Erdoğan'ın sopasını cilaladı. - Bir süredir unutulan "toplumsal muhalefet" kavramı yerini CHP'ye ve CHP içi siyasete bırakmıştı. Butlan kararı sonrası yaşananlar, CHP'nin varoluşunun bile toplumsal muhalefete bağlı olduğunu gösterdi. Her ne kadar Erdoğan'ın aklındakinin "fırsat bu fırsat" diyerek baskın seçim yapmak olduğu söylense de başta ekonomi olmak üzere bir dizi veri halen 2027 sonbaharına işaret ediyor. Topluma üç gün boyunca "Bu iktidar değişmez" mesajı verildi.

25 Mayıs 2026 04:00

Barış Terkoğlu

Dışişleri'nden 15 Milyon Dolar Açıklaması

Türkiye'nin Kazakistan'daki Astana Büyükelçiliği inşaatı için Yapı Uluslararası İnşaat AŞ ile 2007'de sözleşme imzalanmıştı. Şirket, Dışişleri'nden 15 milyon dolarlık alacağı kaldığını söylüyordu. Ama önce Dışişleri'nin açıklaması... "'Astana Büyükelçiliği kançılarya, ikametgâh ve memur konutu inşaatının ' gerçekleştirilmesi amacıyla 3 Mayıs 2007 tarihinde ihale yapılmıştır" diye başlayan açıklama, "13 Haziran 2007 tarihinde 26 milyon 250 bin ABD Doları bedelle yapım sözleşmesi imzalanmıştır" ifadeleriyle devam ediyor. Sonuncusu ise şöyle açıklanıyordu: "Onuncu ve son hak ediş bedeli şirketin yargı kararıyla kesinleşen işçi alacaklarının ödenmesi için doğrudan ilgili mahkemelerin veznelerine yatırılmıştır. Dolayısıyla, şirkete tüm hak edişleri ödenmiş olup, şirketin İdare'den herhangi bir alacağı kalmamıştır." Açıklamada bir detay daha var... O da ödeme yöntemiyle ilgili: "Ödemeler, tutanakla belgelenerek nakit olarak yapılmıştır. Bankacılık sistemindeki sorunlar veya kısıtlamalar, ayrıca güvenlik ihtiyaçları gibi nedenlerle işin yapıldığı ülkedeki yerel şartların zorunlu veya gerekli kıldığı hallerde, tutanakla kayıt altına alınma veya ödeme belgesi verilmesi suretiyle yükleniciye ilgili Misyon tarafından nakit ödeme yapılması yöntemi geçerli olup o dönemdeki koşullar sebebiyle Astana'da da uygulanmıştır." Yani bakanlık, Astana'daki ödemelerin elden yapıldığını kabul etmiş oldu. "Tamamını ödedik" diyor. Ancak şirket yetkilisi "Hayır almadık" diyor. Belgede imzası bulunan Büyükelçi Taner Seben ve İdari Ateşe Bülent Yükseltürk "Bu imzalar benim değil" diyor. Belgede şirket adına imzası bulunan Atilla Güven de şirketten yapılan açıklamaya göre şirket yetkilisi değil. Yapı İnşaat, Dışişleri'nden alacaklarını alması karşılığında eski Hazine Bakanı Lütfi Elvan'ın oğlu Ahmet Nuri Elvan ile sözleşme imzalamış. Şirket, AKP Kadın Kolları Yönetimindeki Hande Görkem Kabakcı'nın eşi Ahmet Kabakcı ile de sözleşme yapmış. Yapılan sözleşmede "danışmana yüzde 40 verilecek" şekilde bir anlaşma yapılmış. Sonuç olarak Dışişleri'nin "Elden verdik" dediği, şirketin "almadık" dediği, AKP'li politikacıların yakınlarının "Hallederiz" diyerek komisyon sözleşmesi imzaladığı bir tuhaf 15 milyon dolar hikâyesi... "Politikacı yakınlığı" koca mahkemelerden daha mı güçlü, bilmiyorum.

21 Mayıs 2026 04:00

Barış Terkoğlu

Dışişleri'nde Kayıp 15 Milyon Dolar

Açılan ihalenin sonunda Yapı Uluslararası İnşaat AŞ ile 2007'de sözleşme imzalandı. Şirket "Hayır" demedi. İnşaat ilerliyordu ama şirket Dışişleri'nden para alamıyordu. Resmi raporlara göre inşaat yüzde 96.4'üne kadar geldi. Bu arada Dışişleri kalan yüzde 3.6'lık inşaat için Fettah Tamince'ye ait Sembol İnşaat ile anlaştı. Yapı İnşaat'ın yetkilisi Nişancı, "Bizim 300 bin dolara bitireceğimiz işe 3 milyon dolardan fazla para ödendi" diyor. Ancak Yapı İnşaat ile Dışişleri arasındaki kriz bitmedi. Şirket, inşaatın yüzde 96.4'ünü tamamladığını söyleyerek Dışişleri'nden yaklaşık 15 milyon dolarlık alacağının peşine düştü. Sayıştay 18 Haziran 2013 tarihinde istenen fazla işler nedeniyle gecikmenin normal olduğuna karar vermiş. Dışişleri'nin "Biz ödeyeceğimizi ödedik" demesi, hesapları da açmaması üzerine olay mahkemelik olmuş. Sonunda Yapı İnşaat, Ankara 12. İdare Mahkemesi'ne Kazakistan'daki inşaat ve ödemeleri için başvurmuş. Mahkeme Yapı İnşaat'ı haklı bulmuş. Dışişleri'nin 2007 tarihli "Biz ödemelerimizi yaptık" belgeleri böyle ortaya çıkmış. Belgede imzası bulunan Büyükelçi Taner Seben de İdari Ateşe Bülent Yükseltürk de "Bu imzalar benim değil" demiş. ) "Parayı aldım" diye imza atan şirket temsilcisi ise şirketin söylediğine göre şirketle ilgisi olmayan, tanımadıkları biri. Ankara'da krize neden olayda Yapı İnşaat, kendisine verilmesi gereken 15 milyon dolarının sahte belgelerle Dışişleri'nden başkalarının hesabına gittiğini söylüyor. Öğrendim ki bu süreçte iktidara ve Külliye'ye yakın olduğunu söyleyen kimi avukatlar devreye girerek "Biz alırız" demiş. "Para nerede" soruma, bazı bürokratların sahte belgelerle bu parayı verilmiş gibi göstererek sistemin dışına çıkardığını iddia etti. Sonuç olarak "Devlet elden 15 milyon dolar verdi" denilen bir garip durum ile karşı karşıyayız.

18 Mayıs 2026 04:00

Barış Terkoğlu

Maya'nın Masal Dinleyemediği Babası

Devlet memuru olarak 2009'da o dönem AKP'nin elinde olan Bursa Büyükşehir Belediyesi'nde çalışmaya başladı. Sekiz yıl hiçbir kire bulaşmadan görev yaptı. Bir süre Çanakkale'nin bir ilçesinde imar ve şehircilik müdürü olarak görev yaptı. 2019 seçimlerinden sonra belediye el değiştirince İBB'de imar ve şehircilik dairesi başkanı oldu. Şehirde kiralar pahalıydı. "Koca şehrin imar müdürü burada yaşıyor" deseniz kimse inanmazdı. İstanbul'un rantıyla çok mücadele etti. Geçen yıl, 26 Nisan'da gözaltına alındı. 30 Nisan'da tutuklandı. Geçen yıl 29 Temmuz'da çocuğu Maya doğduğunda yanında olamadı. Tam 15 ayrı eylemde irtikap, ihaleye fesat karıştırma, kamu kurumlarını aracı kılmak suretiyle dolandırıcılık ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak gibi ağır suçlamalarla cezalandırılma talep ediliyordu. Ramazan'ın imar müdürü olması, görevi nedeniyle attığı imzalar; suçlanmasına, örgüt üyesi sayılmasına yetmiş. İmar müdürü olarak İstanbul'un siluetini korumak için kurulmuş mimari estetik komisyonuna üye olması ya da belediye meclisinde encümen üyesi olması onu varsayımsal olarak "suçlu" yapmış. Gülten'in bir işlem ya da eylemi öne sürülmemektedir." - "İddianameye konu eylemlerin idare hukuku bakımından değerlendirilmesinde kullanılabilecek delil ve tanık anlatımlarının bulunmadığı tespit edilmiştir." - "İmar müdürünün başka bir birim olan Şehir Planlama Şube Müdürlüğü üzerinde herhangi bir yetkisi bulunmadığı gibi; planları onaylama yetkisine sahip olan İBB Meclisi üzerinde de bir görev ve yetkisi bulunmamaktadır." - "Bir imar planının hukuka aykırılığına dair mahkeme kararı olmadığı sürece hukuka uygunluk karinesinden yararlandığı, hazırlanması ve onaylanması sürecinde imar müdürünün yasal bir yetkisi bulunmadığı dikkate alındığında, Ramazan Gülten'in idare hukuku bakımından bu süreçten sorumlu tutulamayacağı anlaşılmıştır." - "Mimari estetik komisyonu ve silüet onay süreçlerinin detaylı bir mevzuat ile hukuki belirliliğe uygun şekilde düzenlendiği ve Ramazan Gülten'in bu komisyonda yalnızca üye sıfatıyla bulunduğu, tek başına karar alma yetkisine sahip olmadığı, ihalelere ilişkin suçlamaların dayanağını oluşturan fiillerin ihale komisyonu üyelerinin görev ve yetki alanında olmadığı..." - "Ramazan Gülten'e yöneltilen ihalelere ilişkin suçlamaların dayanağı, muhammen bedelin düşük belirlenmesi ve idari şartnamede yeterlik koşullarının rekabeti kısıtlayıcı şekilde belirlenmesi iddiaları olup bu fiillerin Devlet İhale Kanunu'na göre düzenlenen ihalelerde ihale komisyonunun teşkilinden önce tamamlanan aşamalarda gerçekleştiği anlaşılmıştır." - "Şehir Planlama Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve İBB Meclisi tarafından oybirliği kabul edilen ve üstelik halen yürürlükte olduğu için hukuka uygunluk karinesinden yararlanan bir imar planı için bu süreçte hiçbir görev ve yetkisi olmayan imar müdürüne kusur atfedilmesinin mümkün olmadığı..." Profesör Günday'ın mütalaası diyor ki: Savcılık, "İBB imar müdürü olacak, örgüt üyesi olmayacak, suça bulaşmayacak öyle mi" diye iddianame yazmış!

14 Mayıs 2026 04:00

Barış Terkoğlu

İsrail'e Karşıyız Dedikse O Kadar Da Demedik!

"Gelirlerse savunma biter" söylemine karşı, "Öyle değil" demek istedi. CHP Milli Savunma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, "Rahatsız etmeye devam edeceğiz" diye başlayan ikinci bir açıklama yapmak zorunda kaldı. ABD'den saydığım kadarıyla 133 şirketin standı, İngiltere'nin 46 standı vardı. İsrail'in elindeki F-35 savaş uçakları için 1.600'den fazla bileşen üretiyor. 2. salondaki Amerikan Honeywell'in, 1. salondaki Fransız Thales'in, hatta 1. salondaki Airbus'ın İsrail ordusu ile bağlarını anlatabilirim. "İsrail'e silah satışı yapan İngiliz savunma şirketi BAE Systems, Londra'da protesto edildi" haberi beni karşılıyor. "Trump silah üretim hızının artırılması için savunma şirketleriyle görüştü" haberini okuyorum. "İsrail'e askeri malzeme satan şirketin Londra'daki merkezi kırmızı boyalarla protesto edildi" haberini görüyorum. "ABD, İsrail'e 151.8 milyon dolarlık silah satışını onayladı" haberi var. Türkiye'de SAHA'nın önünde İsrail'e silah satışına karşı benzer protestolar olsa muhtemelen ters kelepçeli gözaltılar olacak, AA "izinsiz gösteriye müdahale" haberi yapacaktı. İktidar yandaşları, protestocuların, "ülkenin milli savunma hamlesini baltalayan provokatörler" olduğunu söyleyecekti. Savunma sanayisini bilen konuştuğum isimler, İsrail tedarikçilerinin İstanbul'daki savunma fuarında boy göstermesini "sıradan vaka" olarak görüyor. Özetle; "İsrail savunmada en büyük alıcılardan, İsrail'e mal satmama şartı getirilse fuarlara şirket bulunamaz" yorumu yapıyorlar. "Savunma sanayisinde politika olur mu" diyen biri sayesinde fark ettim. Sonuç olarak... "İç cephe, iç cephe" dedik. Makasa bakarken "Ne işi var" demedik, İsrail'e giden bombalara gözümüzü kapattık. (Zaten ABD Elçisi Tom Barrack da "İsrail karşıtlığı retorik" dememiş miydi?) Ana muhalefet partisi "iç cephe" diye fuara geldiğinde ise "Senin orada ne işin var" dedik.

11 Mayıs 2026 04:00

Barış Terkoğlu

5 Mayıs Mutabakatı

Sızan haberler işin "Öcalan'ın statüsü" ve "yasal adımlar" da kilitlendiğini söylüyordu. "Silahsızlanma süreci" de ancak Öcalan yönetirse olur diyordu: "Bizler, bu süreci yönetemeyeceğimizi ifade ettik, bu süreç başka bir şekilde yürümez. (...) Apo'nun bir statü sorunu vardır. Statüsünü netleştirmek gerekiyor. Açık söylemek gerekirse, Apo'nun fiziki özgürlüğü olmadan bu sürecin gelişme şansı yoktur." Sürecin açık ki devlet adına en önemli meselesi PKK'nin elinden silahın alınması. Karayılan'ın sözleri, net olarak gösteriyor ki bu durum PKK için "Öcalan'ın statüsü" şartına bağlanmış durumda. "Statüsüz Öcalan", sürecin bitmesi demek. Bahçeli, satır arasında "Ben değil o" diyerek işaret etti: "Kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı unsurları aynı hedefe bakmalı, aynı istikamete yürümeli, aynı tarihi sorumluluğun ağırlığını taşımalıdır. (...) Türkiye'nin iç siyaseti ve terörsüz Türkiye vizyonu küçük hesaplara, günlük çekişmelere ve dar parti menfaatlerine sıkıştırılamaz". Bahçeli'nin sözlerini, aynı gün, DEM Parti lideri Tuncer Bakırhan tamamladı: "Bahçeli'nin grup toplantısında statü ve yasal adımlar atması konusunda ortaya koyduğu çerçevenin altına imza atıyoruz." Elbette iktidarın iktidar korkusunun ana kaynağı muhalefet. Çok değil, iki hafta önce, Mansur Yavaş'ın " Bir karar almamız lazım" çıkışından sonra, CHP içinde "Süreç masasından kalkalım" diyenlerin olduğunu gördük. Süreç masasının muhalefet ucundaki bu türbülansın sonunda, Bahçeli'nin statü çıkışının ardından kürsüye çıkan Özgür Özel, süreci zorlaştırmayacaklarının açık mesajını verdi: "Bu mesele bir rekabet alanı değildir. Bir husumet alanı olamaz. Bir muhalefet alanı olarak da görmüyoruz. Bu mesele hepimiz için tarihi bir sorumluluk alanıdır." İlginçtir, Bahçeli'nin açıklamasına dakikalar kala PKK'den da bir mesaj geldi. Bu kez daha sakin bir dil kullanan örgüt, Mustafa Karasu'nun ağzından Bahçeli'ye neredeyse pas atmıştı: "Sürecin sonuca gitmesi için Apo'nun statüsünün belirlenmesi, yasal ve hukuki adımların atılması gerekmektedir." Sonuç olarak... 23 Nisan günü DEM'den Erdoğan'a verilen "Süleyman sizsiniz, mühür sizdedir" mesajı... Bahçeli ile Erdoğan'ın 30 Nisan buluşması... Nitekim Bahçeli, 5 Mayıs kürsüsünden indikten sonra, açık ve net bir şekilde, "butlan defterini kapatma" mesajı verdi. Her şey o gün herkesin taahhüt ettiği gibi giderse, 5 Mayıs "Öcalan'ın statüsü" nün ve PKK için yasal dönüşümün başlangıcı olacak.

07 Mayıs 2026 04:00

Barış Terkoğlu

En Çok Senin Bayramın Kutlu Olsun!

"Neler yapmadık şu vatan için/Kimimiz öldük/Kimimiz nutuk söyledik" diyor ya şair… Mehmet Türkmen 5 Mayıs 1978'de doğdu. Zira 8 yaşından beri çalışıyor. Bu köşeyi okuyorsanız zaten her yıl adına "iş kazası" denen, gerçekte "iş cinayeti" olan olayların sorumlularının nasıl "ucuz yırttığını" biliyorsunuz. İSİG Meclisi'nin raporuna göre son 13 yılda Antep'te en az 555 işçi ölmüş. "555 sorumlu hapiste mi" derseniz… Yukardaki konuşmada "kolu kopan işçi" geçiyor ya… Hayır, "kolu kopmadı" demiyor. 6 Aralık gününü şöyle anlatıyor: "Tarak makinesine hava vurduğumu hatırlıyorum. Deva Hastanesi yoğun bakım ünitesinde bulunuyordum. Burada ellerimin dirseklerime kadar koptuğunu öğrendim. (…) Kimseden davacı ve şikayetçi değilim." Ardından şirketin personel müdürünün ifadesini koymuş: "(…) Çalışanlarımıza gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimi veririz". Özetle yargımız demiş ki: Personel müdürü "iş güvenliği eğitimi veriyoruz" dedi, işçi de şikayetçi olmadı, niye "hesap sorulmadı" diyorsun! Ve onu "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçundan 16 Mart'ta tutuklamış! Nitekim Mehmet Türkmen ifadesinde belli ki gülümseyerek anlatmış: "Ülkemizde her yıl yaklaşık iki bin işçi iş cinayetlerine kurban gidiyor. On binlercesi sakat kalıyor. İşveren, eğer şikayetçi olurlarsa hem tedavi ücretlerinin hem haklarının verilmeyeceğiyle, yıllarca mahkemelerde sürünmek zorunda kalacaklarıyla tehdit ediyor. İş kazası davaları ortalama 5-8 yıl sürüyor. Sakat kalan, yani artık ailesini geçindirmek için ekonomik imkanını kaybeden, patronun vereceği 3 kuruşa muhtaç olan mağdurlar şikayetlerinden vazgeçmek zorunda kalıyor. Bu ülkede yaşayan her vatandaşın bildiğini, emniyet ve yargı mensuplarının da bilmesini bekliyor insan! Keşke benim karşıma Murat Doğan'ın dosyası yerine binlerce işçinin ölümünden sorumlu olup da hiçbir cezai yaptırıma uğramayan örnekleri getirseydiniz!" Yargı; İşçi Murat Doğan'ın kopan kolunu patrona seve seve verdiğini iddia edip, mecbur kaldığı için şikâyet etmediğini "yanıltıcı bilgi" kabul etmiş. Türkmen, telefonunun şifresini isteyen jandarmaya, "içinde sendikalı işçilerin listesi var, patronlar o listenin peşinde" diyerek vermemiş. Yarın 1 Mayıs. Uğruna hapis yattığı, adlarını bile sakladığı işçiler belki "bugün tatil" diyerek geç uyanacak. En çok da senin kutlu olsun Mehmet Türkmen!

30 Nisan 2026 04:00

Barış Terkoğlu

Meğer Bize Komünizm Lazımmış!

"Memlekete komünizm lazımsa onu da biz getiririz" sözü yıllarca Vali Nevzat Tandoğan'a mal edildi. Elbette Tunceli demek Vali Tuncay Sonel demek değil. Maçoğlu, Vali Tuncay Sonel'in görev yaptığı 2017-2020 aralığında, üç buçuk yıl boyunca, Vali Sonel ile sık sık karşı karşıya geldiğini anlattı. Öyle ki bürokratların "Karşı çıkan biri olsun" diye kendisinden şehir toplantılarına özellikle katılmasını rica ettiklerini söyledi. 1. Belediye hizmet binası ve yeraltı çarşısı yapım ve onarım işi ihalesi: Vali Tuncay Sonel, bu ihaleyi 11 Aralık 2017'de onaylamış. Sonunda o günün parasıyla 7 milyon artı KDV'lik bir bedelle ihale " sahibine " verilmiş. 2. Köprü ve kıyı düzenlemesi peyzaj işi: Vali, 8 Ocak 2018'de yine 21/B'ye göre durumla alakasız ihale yapmış. 27 Aralık 2017'de onaylanan ihaleye o günün parasıyla 2 milyon 170 bin lira artı KDV verilmiş. 4. Park ihalesi: İsmet İnönü Parkı kiralaması önce 3 Ekim 2018'de encümen kararıyla usulüne uygun şekilde yapılmış. 15 bin 500 lirayla Yusuf Aygün kazanmış. Buna rağmen kayyım vali, 2017-2018'de seçtiği öğrencilere, o dönemin parasıyla yaklaşık bir milyonluk burs vermiş. İçişleri Bakanlığı, Süleyman Soylu imzasıyla 20 Kasım 2020'de o talebe şu yanıtı vermiş: "İddialarda bahsi geçen tüm iş ve işlemlerin kamu yararı gözetilerek şehrin ihtiyaçları doğrultusunda ilgili mevzuat çerçevesinde gerçekleştirildiği, gerekli tüm kararların alındığı ve tüm yazışmaların yapıldığı, piyasa araştırması yapılarak rayiç bedel üzerinden hazırlandığı (...) tüm işlemlerin kamu menfaatinin ön planda tutularak ve Tunceli halkının ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yapıldığı, dolayısıyla iddiaların gerçeği yansıtmadığı..." Kısacası İçişleri Bakanlığı'nın verdiği cevap adeta Vali Tuncay Sonel'e kefil olacak nitelikte. Sonuç alamayınca 4 Ocak 2021'de, Tuncay Sonel'in durumunu Danıştay 1. Dairesi'ne taşımış. O dönem haberlere yansıdığı gibi, Danıştay, 2 Mart 2021'de, "Maçoğlu haklı, vali soruşturulmalı" demiş. Ancak "Ülkeye komünizm lazım olursa biz getiririz" diyenler, "Hukuk lazım değil" diyerek böyle bir soruşturmayı yapmamış. Böyle bir muhalefetin olduğu sokaklarda şımarık vali çocukları, "Devlet benim" diye belinde silahla dolaşamazmış.

27 Nisan 2026 04:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha