×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Eğitimde Algılar Ve Veriler

Şu an Türkiye'de itibarı en hızlı tüketilen alanlardan biri eğitim. Ama mesele şu: Gerçek olan her şey, büyük resmin tamamı değildir. Sonra da aynı cümle dönüp dolaşıp karşımıza çıkıyor: "Eğitim her geçen gün kötüye gidiyor." PISA sonuçlarına baktığımızda tablo bu kadar basit değil. Ama aynı anda başka bir gerçek daha var: Türkiye son yıllarda OECD ortalamasına doğru yaklaşan az sayıdaki ülkeden biri. Matematikte 2015'te OECD ile aramızdaki fark 70 puandı. 2022'de bu fark 19 puana indi. Fen bilimlerinde 68 puanlık fark 9 puana kadar geriledi. Okuma becerilerinde 62 puanlık fark 20 puana düştü. Üstelik PISA 2022, Covid-19 sonrası yapıldı. Bugün 15 yaşında PISA'ya giren öğrenci, aslında son 10-12 yılın eğitim yolculuğunun sonucudur. Bu yüzden eğitimde "hemen başarı" beklentisi çoğu zaman yanıltıcıdır. Bu, sadece eğitim meselesi değildir. Tersine, analitik düşünebilen, problem çözebilen, okuduğunu anlayan, dijital araçları bilinçli kullanabilen bir gençlik Türkiye'nin en büyük stratejik sermayesidir. Türkiye'nin bundan sonraki hedefi sadece "OECD ortalamasına yaklaşmak" olmamalı. Türkiye'nin PISA karnesi bize şunu söylüyor: Eğitimde her şey kötüye gitmiyor.

Köşe Yazarı

Kaynak: Star

18 Haziran 2026 08:33

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Türkiye Olmadan Güçlü Nato Olmaz

Ankara Zirvesi, NATO açısından yeni dönemin en kritik eşiklerinden biri olacak. Türkiye, 1952'den bu yana NATO'nun en önemli üyelerinden biri oldu. 1964 Johnson Mektubu, Türkiye'nin güvenlik algısında derin bir kırılma oluşturdu. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında uygulanan silah ambargosu ise bu kırılmayı daha da derinleştirdi. Hava savunma sistemi ihtiyacında yaşanan gecikmeler, Patriot konusunda ortaya çıkan isteksizlik, ardından S-400 ve F-35 sürecinde yaşanan krizler de bu algıyı güçlendirdi. Bugün NATO'nun Türkiye'ye ihtiyacı her zamankinden daha fazla. Karadeniz'de Montrö dengesi, Ukrayna savaşı, Kafkasya'daki kırılganlıklar, Balkanlar, Doğu Akdeniz, Suriye ve Irak sahası aynı anda Ankara'nın güvenlik gündeminde yer alıyor. Türkiye'nin güvenlik kaygılarının ne kadar ciddiye alındığı, terörle mücadelede samimi bir tutum alınıp alınmadığı, savunma sanayii kısıtlamalarının kaldırılıp kaldırılmadığı ve karar alma süreçlerinde Türkiye'ye ne ölçüde stratejik ortak muamelesi yapıldığı belirleyici olacak. NATO Türkiye'den katkı bekliyorsa, Türkiye'nin güvenlik önceliklerini de ittifakın ortak gündemi haline getirmelidir. Ankara Zirvesi bu nedenle sadece NATO'nun geleceği açısından değil, Türkiye-NATO ilişkilerinin yeni bir zemine oturması açısından da kritik bir fırsattır.

05 Temmuz 2026 13:35

Köşe Yazarı

Çin'in Ticari Gücü, Doların Finansal Gücünü Aşabilir Mi?

Küresel finans sisteminde ilk bakışta çelişkili görünen ama aslında yeni dönemin ruhunu çok iyi anlatan sessiz bir paradoks var: Asya-Pasifik ülkeleri ticarette giderek Çin'e yöneliyor, üretim zincirleri Çin merkezli hale geliyor, bölgesel ekonomik bağımlılık Pekin lehine derinleşiyor. Çin, 2009'dan bu yana ASEAN'ın en büyük ticaret ortağı konumunda. 2024'te ASEAN ile Çin arasındaki mal ticareti 772,4 milyar dolara ulaştı ve bu rakam ASEAN'ın toplam ticaretinin yaklaşık beşte birine karşılık geldi. IMF verilerine göre 2025'in son çeyreğinde dünyadaki resmi döviz rezervleri 13,14 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Euro %20,25 ile ikinci sırada yer alırken, Çin yuanının payı yalnızca %1,95 seviyesinde kaldı. BIS'in 2025 araştırmasına göre küresel döviz piyasalarında günlük işlem hacmi 9,6 trilyon dolara ulaşmış durumda. Buna karşılık yuanın küresel döviz işlemlerindeki payı %8,5 düzeyinde kalıyor. Mayıs 2026 itibarıyla piyasadaki ABD Hazine borçlanma senetlerinin piyasa değeri yaklaşık 29,1 trilyon dolar seviyesindeydi. Nisan 2026'da yabancı yatırımcıların ABD Hazine tahvili varlığı ise 9,35 trilyon dolara ulaştı. Amerikan Merkez Bankası'nın değerlendirmelerine göre doların küresel rezervlerdeki payı 2001'de %72 seviyesindeyken, son yıllarda %57-58 bandına kadar indi. Bu yüzden doğru soru "Dolar bitecek mi?" değildir. Doların hâkimiyeti tartışılıyor ama dolar hâlâ küresel finansın ana sigortası olmayı sürdürüyor.

25 Haziran 2026 15:52

Köşe Yazarı

İran Krizi Türkiye İçin Neden Hayati?

İran krizi Türkiye açısından sadece Tahran'ın nükleer kapasitesiyle sınırlı bir mesele değil. Bu nedenle Türkiye'nin pozisyonunu "İran yanlısı" ya da "Batı karşıtı" gibi basit kalıplarla açıklamak mümkün değildir. Türkiye-İran sınırı yaklaşık 560 kilometrelik uzun bir hatta yayılmaktadır. Türkiye ile İran arasındaki ticaret hacmi bugün sınırlı görünse de iki ülke arasında uzun vadede 30 milyar dolarlık ticaret hedefi bulunmaktadır. Bu nedenle Ankara'nın "savaş değil diplomasi" vurgusu sadece siyasi değil, aynı zamanda ekonomik güvenlik refleksidir. Türkiye'ye göre İsrail hükümeti, güvenlik söylemi üzerinden Filistin, Suriye, Lübnan, Doğu Akdeniz ve şimdi de İran hattında daha geniş bir bölgesel düzen kurmaya çalışmaktadır. Erdoğan'ın "Arz-ı Mevud hezeyanının nihai hedefinin ne olduğunun gayet iyi farkındayız. Allah'ın izniyle buna asla müsaade etmeyeceğiz" sözleri, Türkiye'nin İsrail'in bölgesel hamlelerini sadece kısa vadeli askerî operasyonlar olarak değil, daha geniş bir jeopolitik tasarımın parçası olarak gördüğünü gösteriyor.

11 Haziran 2026 15:26

Köşe Yazarı

Abd Ve İsrail'in İran'da Yaptığı Hesap Hatası

2026 başında ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının, başlangıçta İran rejimini çökertmeyi hedefliyordu. Yeni İran yönetimi artık kendisini sadece "İslam devrimini savunan" bir yapı olarak değil, İran devletini ve İran medeniyetini koruyan milliyetçi bir güvenlik devleti olarak konumlandırıyor. Önceden temel soru " Yeterince İslami misin?" iken, yeni dönemde soru daha çok " Yeterince İranlı mısın?" şeklinde ortaya çıkıyor. İsrail ve ABD, İran rejiminin Haziran 2025'te İsrail'le yaşadığı 12 günlük savaş ve Ocak 2026'daki halk ayaklanması nedeniyle zayıfladığını düşünerek, 28 Şubat'ta İran'a hava saldırıları başlattı. Buna göre İran'ın " direniş ekseni " artık sadece devrimci dayanışma değil, İran'ın ulusal savunma derinliği olarak görüyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, mayıs ayında Pekin'de Çinli mevkidaşıyla görüştükten sonra, " Çinli dostlarımız savaş başladığından beri İran'ın uluslararası konumunun iyileştiğine inanıyor " diyerek İran ile Çin arasında yeni bir iş birliği döneminin başladı ğını ifade etti. Bu süreçte İran toplumu içinde dış tehdide karşı ulusal refleks güçlenirken, Tahran da Çin'le daha yakın bir stratejik ortaklığa yöneldi.

04 Haziran 2026 17:09

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Yeni Güç Mücadelesi: Yapay Zekâ, Uzay Ve Stratejik Özerklik

Yeni dönemin asıl rekabet alanı; yapay zekâ, uzay teknolojileri, veri merkezleri, uydu ağları, çip üretimi, siber güvenlik ve dijital altyapılar üzerinden kuruluyor. Bu nedenle 21. yüzyılın jeopolitiğini anlamak isteyenlerin klasik güvenlik okumalarının ötesine geçmesi gerekiyor. Bir ülkenin ya da şirketin uzaya erişim kapasitesi, artık sadece bilimsel prestij meselesi değil. Uydu interneti, küresel iletişim, askeri istihbarat, afet yönetimi, tarım teknolojileri, iklim takibi, enerji altyapısı ve yapay zekâ için veri işleme kapasitesi doğrudan uzay teknolojileriyle bağlantılı hâle gelmiştir. Türkiye son yıllarda savunma sanayii, İHA ve SİHA teknolojileri, uydu çalışmaları, milli uzay programı ve dijital girişimcilik alanlarında önemli adımlar attı. Asıl rekabet; veri, yazılım, algoritma, otonom sistemler, siber güvenlik, uzay tabanlı iletişim ve yapay zekâ uygulamalarının bütünleşik yönetimi üzerinden şekillenecek. Bu nedenle Türkiye'nin uzay vizyonu, yapay zekâ stratejisi, dijital dönüşüm politikası ve savunma sanayii hedefleri birbirinden ayrı dosyalar olarak görülmemeli. Bugün yapay zekâ yalnızca şirketlerin verimlilik aracı değil. Dolayısıyla mesele sadece "hangi model daha güçlü?" sorusu değil. Avrupa'nın son yıllarda "dijital egemenlik" kavramını daha fazla tartışması da bu yüzden tesadüf değil. Veri koruma, dijital piyasalar ve yapay zekâ düzenlemeleri bu yaklaşımın önemli parçaları oldu. Avrupa güvenliği Türkiye olmadan eksik kalır. Ancak Türkiye'nin bu süreçte sadece askeri gücüyle değil; savunma sanayii, yapay zekâ, siber güvenlik, uydu teknolojileri ve dijital altyapı kapasitesiyle de konumlanması gerekir. Yapay zekâ yalnızca yazılım politikası olarak, uzay yalnızca bilimsel prestij alanı olarak, savunma sanayii yalnızca askeri üretim olarak, dijitalleşme de yalnızca kamu hizmetlerinde hızlanma aracı olarak görülmemeli.

28 Mayıs 2026 16:17

Köşe Yazarı

Avrupa'nın Güvenlik Açığı Ve Türkiye'nin Savunma Vizyonu

Eski bir Roma sözü vardır: "Si vis pacem, para bellum"; yani "Barış istiyorsan savaşa hazır ol." Bugünün Avrupa'sı bu cümlenin anlamını geç de olsa yeniden hatırlıyor. Avrupa uzun zamandır "stratejik özerklik" kavramını tartışıyor. Belçika Ekonomik Misyonu'nun 10-14 Mayıs 2026 tarihleri arasında Türkiye'ye gerçekleştirdiği ziyaret, sadece ticari temaslar dizisi olarak okunamaz. Belçika Savunma ve Dış Ticaret Bakanı Theo Francken'in Türk savunma sanayiine yönelik ifadeleri, Avrupa'nın Türkiye'ye bakışındaki zihinsel dönüşümü açık biçimde ortaya koydu. Francken, Türk savunma sanayisini " rol model " olarak nitelendirdi; Türkiye'nin araştırma-geliştirme, inovasyon, üretim ve nitelikli insan kaynağı alanlarındaki kapasitesine dikkat çekti. Çünkü Avrupa'da uzun yıllar boyunca Türkiye'nin savunma sanayii hamlesi ya küçümsendi ya da şüpheyle karşılandı. Türkiye'nin insansız hava araçları, mühimmat teknolojileri, elektronik harp sistemleri, füze kabiliyetleri ve savunma ekosistemi alanında attığı adımlar Batılı başkentlerde çoğu zaman " geçici bir başarı " gibi görüldü. Francken'in " biz savunmayı ihmal ettik, siz etmediniz " anlamına gelen değerlendirmesi aslında sadece Belçika'nın değil, Avrupa'nın genel durumunu özetliyor. Avrupa Komisyonu'nun " Readiness 2030 " yaklaşımı ve SAFE mekanizması da bu arayışın ürünü. Belçika heyetinin Baykar başta olmak üzere Türk savunma sanayii kuruluşlarına ilgisi de bu nedenle önemli. Dün Türkiye'ye teknoloji satmakta çekingen davranan Avrupa, bugün Türkiye'den teknoloji öğrenmeyi konuşuyor. Sonuçta Avrupa'nın savunma özerkliği arayışı Türkiye'siz eksik kalacaktır.

14 Mayıs 2026 10:52

Köşe Yazarı

Saha Expo 2026 Ve Yıldırımhan: Türkiye Savunmada Yeni Bir Çağın Eşiğinde

Artık mesele sadece "hangi silahı ürettik?" sorusu değil. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'nın ardından uygulanan ABD silah ambargosu, 2019'daki S-400 krizi sonrası F-35 programından çıkarılma bunlar sadece diplomatik anlaşmazlıklar değildi; Türkiye'ye biçilen rolün hatırlatmalarıydı: " Sen üretme, biz sana satarız." Yıldırımhan'ın teknik özellikleri tek başına bir manifesto niteliğinde: 6.000 kilometre menzil, Mach 9 ile Mach 25 arasında hipersonik hız kapasitesi, sıvı nitrojen tetroksit yakıt sistemi ve dört roket motoru. SAHA EXPO 2026, 120'nin üzerinde ülkeden 1.700'ü aşkın katılımcı firma ve 100.000 metrekareyi aşan sergi alanıyla Türkiye'nin ve Avrupa'nın en büyük savunma, havacılık ve uzay sanayi fuarı olarak konumlandı. 2002'de 248 milyon dolar olan savunma ihracatı, 2025'te 10 milyar doları aşarak yaklaşık 40 kat arttı. Savunma ve havacılık ihracatının Türkiye'nin toplam ihracatındaki payı 2022'de yüzde 1,7 iken 2025'te yüzde 3,7'ye yükseldi. Dünya basınının SAHA EXPO 2026'ya verdiği tepkiler bunun kanıtı: İsrail basını Maariv, Yıldırımhan'ı " dünyayı şaşırtan balistik füze canavarı " olarak nitelendirdi. Kikar gazetesi " Türkiye'den gelen cehennem " başlığını attı. İspanyol savunma yayını Aviacionline, Türkiye'nin ilk ICBM'ini manşetine taşıdı. Martin Seligman'ın psikoloji literatürüne kazandırdığı " öğrenilmiş çaresizlik " kavramı, belki de Türkiye'nin savunma sanayii hikâyesini anlamak için en uygun çerçeveyi sunuyor. Bu, sadece savunma sanayiinin değil, Türkiye'nin özgüveninin de dönüşümüdür.

07 Mayıs 2026 02:49

Köşe Yazarı

Deniz Ticaretinde Yeni Abluka Çağı

Bu yeni dönemin merkezinde ise Hürmüz Boğazı. Haritada dar bir geçit gibi görünen bu su yolu, gerçekte küresel enerji ve ticaret sisteminin en hassas damarlarından biri. Bu nedenle Hürmüz'de yaşanacak her gerilim, yalnızca bölgesel bir güvenlik sorunu değil, dünya ekonomisini etkileyen küresel bir alarm. ABD İran arasında taraflar birbirine yalnızca askeri mesaj vermiyor; aynı zamanda küresel lojistik sistemin sinir uçlarına dokunuyor. Liman erişiminin zorlaşması, tankerlerin hedef olma riski, yaptırımların sevkiyat üzerindeki baskısı ve bölgesel tansiyon, fiilen bir deniz ticareti savaşı yaratıyor. Çünkü küresel ticaret zinciri tek yönlü işlemez. Hürmüz'de yükselen risk Avrupa'daki müttefiki de etkiler, Asya'daki ortağı da tedirgin eder, Amerikan iç piyasasında da enerji fiyatlarını artırır. Sonuç olarak Hürmüz bugün açık olabilir.

30 Nisan 2026 11:39

Köşe Yazarı

Deniz Ticaretinde Yeni Abluka Çağı

Bu yeni dönemin merkezinde ise Hürmüz Boğazı. Haritada dar bir geçit gibi görünen bu su yolu, gerçekte küresel enerji ve ticaret sisteminin en hassas damarlarından biri. Bu nedenle Hürmüz'de yaşanacak her gerilim, yalnızca bölgesel bir güvenlik sorunu değil, dünya ekonomisini etkileyen küresel bir alarm. ABD İran arasında taraflar birbirine yalnızca askeri mesaj vermiyor; aynı zamanda küresel lojistik sistemin sinir uçlarına dokunuyor. Liman erişiminin zorlaşması, tankerlerin hedef olma riski, yaptırımların sevkiyat üzerindeki baskısı ve bölgesel tansiyon, fiilen bir deniz ticareti savaşı yaratıyor. Çünkü küresel ticaret zinciri tek yönlü işlemez. Hürmüz'de yükselen risk Avrupa'daki müttefiki de etkiler, Asya'daki ortağı da tedirgin eder, Amerikan iç piyasasında da enerji fiyatlarını artırır. Sonuç olarak Hürmüz bugün açık olabilir.

30 Nisan 2026 00:00

Köşe Yazarı

Abd-iran Geriliminde Yeni Savaş Doktrini

ABD ile İran arasında son haftalarda yaşanan gerilim, klasik savaş mantığının yerini giderek ekonomik dolaşımı felç etmeye dayalı yeni bir baskı modeline bıraktığını gösteriyor. Bugün asıl soru, "kim kimi vurdu" sorusu değildir. Asıl soru, "kim kimi nefessiz bırakmaya çalışıyor" sorusudur. İran'ın liman erişiminin kısıtlanması, tanker trafiğinin hedef alınması, enerji akışının güvenliğinin bozulması ve buna eşlik eden yaptırım baskısı, ABD'nin Tahran'ı yalnızca askeri olarak değil, ekonomik ve psikolojik olarak da yıpratmak istediğini ortaya koyuyor. İran'ın buna verdiği tepki de tam bu yüzden "diplomatik itiraz" düzeyini aşıyor. Tahran şunu görüyor: ABD artık sadece "anlaşmaya zorlamak" istemiyor; İran'ın hareket kabiliyetini kısıtlayarak onu daha zayıf bir müzakere masasına oturtmak istiyor. Burada yaşanacak her aksama, sadece İran'ı veya Körfez'i değil, Avrupa'dan Asya'ya kadar bütün piyasalara sinyal gönderir. Bu tablo, savaşın bugün neden yalnızca cephede değil, deniz trafiğinde ölçülmesi gerektiğini anlatıyor. Bu nedenle Tahran için en etkili cevap, yalnızca askeri misilleme değil; küresel enerji sistemine "istikrarsızlık maliyeti" yüklemek. Bu yüzden ABD-İran hattında yaşanan son gerilim, klasik askeri analizlerle tam olarak anlaşılamaz. Washington bir yandan "sertlik" görüntüsü vermek, öte yandan krizin ekonomik maliyetini taşınabilir düzeyde tutmak istiyor. Müzakere zemininin Körfez başkentlerinden Pakistan hattına kayması, krizin yalnızca içerik değil, mekân değiştirdiğini de gösteriyor.

23 Nisan 2026 11:44

Köşe Yazarı

Radar, Uydu Ve İstihbarat: Abd-iran Çatışmasında Çin Ve Rusya Etkisi

Bu nedenle mevcut tabloya yalnızca "ABD-İran savaşı" diye bakmak eksik kalır. Rusya'nın İran'a ABD savaş gemileri ve uçaklarının konumlarına ilişkin hassas istihbarat sağladığı ileri sürüldü. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'in "Her şeyi takip ediyoruz" açıklaması da bu iddiaların Washington'da ciddiye alındığını gösteriyor. Çin-İran ilişkisi artık yalnızca enerji ticaretine dayanan dar bir ilişki değil; ABD-Çin Ekonomik ve Güvenlik İnceleme Komisyonu'nun son bilgi notunda da belirtildiği gibi, bu ilişki ekonomik, diplomatik ve güvenlik boyutlarını kapsayan geniş bir stratejik ortaklığa dönüşmüş durumda. Aynı belgede, Çin'in İran'a 2021'de BeiDou uydu navigasyon sistemine tam askeri erişim verdiği, ancak bunun sahadaki kullanım düzeyinin açık kaynaklarla tam teyit edilemediği vurgulanıyor. İran'ın Çin'den CM-302 tipi süpersonik gemisavar füze alımına yaklaştığı görülüyor. Buradan şu kritik sonuca ulaşıyoruz: Çin, İran için değil; Tayvan senaryosu için izliyor. Bugün İran sahasında biriken veri, yarın Güney Çin Denizi ya da Tayvan Boğazı'nda Çin askeri planlamasının girdisine dönüşebilir. Tam da bu nedenle Çin'in bugünkü konumu, görünürde "mesafeli", gerçekte ise "hesapçı" bir stratejiye işaret ediyor. Bu yüzden "İran ile Amerika savaşmıyor, aslında Çin ile Amerika savaşıyor" cümlesi bütünüyle yanlış değil; ancak eksik bırakıldığında yanıltıcı olabilir. Bu nedenle artık savaş yalnızca "kim ateş etti?" sorusuyla okunamaz. "Kim kimi gördü, kim kimi kör etti, kim kimin karar alma döngüsünü bozdu?" soruları daha belirleyici hale geliyor.

19 Mart 2026 10:25

Köşe Yazarı

İran Savaşı: Washington Neyi Hesaplıyor, Neyi Gözden Kaçırıyor?

ABD'nin İran'a yönelik askeri hamlesi yalnızca Orta Doğu'daki bir güvenlik krizinin sonucu değil. Washington'un attığı adımlar, yalnızca İran'ı değil aynı zamanda Çin'i hedef alan dolaylı bir stratejinin parçası olarak okunabilir. Çin uzmanı Gordon Chang'a göre ABD'nin İran politikası doğrudan değil, dolaylı biçimde Çin'i hedef almaktadır. Chang'a göre mesele yalnızca nükleer program veya bölgesel güç dengeleri değildir; asıl hedef Çin'in enerji güvenliğidir. Venezuela, Çin'in petrol ithalatının yaklaşık %3–4'ünü karşılıyor. Ancak İran'ın payı çok daha büyüktü. İran'dan Çin'e giden petrol oranı bazı yıllarda %15 ila %23 arasında değişmektedir. ABD'nin İran politikasını yalnızca Çin rekabetiyle açıklamak da yeterli değildir. Uluslararası güvenlik literatüründe İsrail'in yaklaşık 70–100 nükleer savaş başlığına sahip olduğu yönünde güçlü bir konsensüs bulunmaktadır. Bununla birlikte bazı analizlerde tahminler 75 ila 400 başlık arasında değişen daha geniş bir aralıkta verilmektedir. Bu nedenle Amerikan kamuoyunda giderek daha yüksek sesle sorulması muhtemel bir soru var: İran'ın siyasi ve toplumsal yapısını anlamadan bu krizi analiz etmek mümkün değildir. Buna ek olarak 1980–1988 yılları arasında yaşanan İran-Irak Savaşı ülkenin toplumsal hafızasında güçlü bir direnç kültürü oluşturmuştur. 150 dolar seviyesindeki petrol fiyatı ise yalnızca enerji piyasalarını değil, ABD ve Avrupa ekonomilerini de doğrudan sarsabilecek bir enerji şokuna dönüşebilir.

05 Mart 2026 11:20

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha