×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Ebedî Saâdete Kavuşmanın Yolu

Allahü teâlâ, dünyâya gönderdiği ilk insanı [ya'nî Hazret-i Âdem'i], aynı zamanda ilk Peygamber kılmış, ondan sonra, kullarına râzı olduğu/beğendiği yolu göstermek için, çeşitli mekânlardaki, muhtelif kavimlere, zaman zaman "Peygamber" ler göndermiştir. Çâre, Allahü teâlânın ve Peygamberlerinin emir ve yasaklarına riâyet etmek yanî İslâmiyete uymaktır. "Seâdet" "Mutluluk, bahtiyârlık; dünyâda ve âhirette mutluluk" demektir. "Seâdet-i Ebediyye" terimi de "Sonsuz, ebedî mutluluk, bahtiyârlık" manâsında kullanılmaktadır. Şâfiî âlimlerin büyüklerinden İmâm-ı Mâverdî (rahmetullahi aleyh): "Seâdet-i ebediyyeye kavuşmak için müslümân olmak lâzımdır" buyurmuştur. En büyük âlim ve velîlerden İmâm-ı Rabbânî (kuddise sirruh) da, "Cehennem'den kurtulmak ve seâdet-i ebediyyeye kavuşmak, Peygamberlere (aleyhimüsselâm) tâbi olmaya bağlıdır" buyurmuştur. Medrese-i mütehassısîn müderrislerinden Seyyid Abdülhakîm Arvâsî (rahmetullahi aleyh) ise, "İki cihân seâdetine kavuşmak, ancak ve yalnız dünyâ ve âhiretin efendisi olan, Muhammed aleyhisselâma tâbi olmağa bağlıdır" buyuruyor.

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı

Kaynak: Türkiye

29 Haziran 2026 02:13

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı

Korunması Emredilen Beş Şey

Bütün Peygamberler, emir ve yasaklarında hep 5 şeyin korunmasını gözetmişlerdir: 1- Dînin, 2- Aklın, 3- Nefsin [Canın], 4- Neslin [Irzın, nâmûsun] ve 5- Malın korunması. ] Mukaddes dînimiz İslâmiyet, "silm" kökünden gelmektedir; o da barış demektir. İslâmiyet 2 madde hâlinde özetlenmiştir: "Et-Ta'zîmü li-emrillah ve'ş-Şefekatü li-halkıllah." Yanî Allahü teâlânın emirlerine tazîmde bulunmak, mahlûkâta da şefkat etmek. Medeniyet de: "ta'mîrul-bilâd ve terfîhü'l-ıbâd" şeklinde ta'rîf ediliyor. Şuarâ sûresinde, Peygamberler (5 Peygamber=Hazret-i Nûh, Hazret-i Hûd, Hazret-i Sâlih, Hazret-i Lût ve Hazret-i Şuayb aleyhimüsselam) "Ben, sizden, bir ücret istemiyorum; benim ecrim Allahü teâlâ tarafından verilecektir" diyorlar. Bütün cemiyetlerde arzûlanan, toplumlarda istenen şeyin, "Barış" ve "Huzûr" olduğunu görüyoruz. *** "Müslümânlığın gayesi nedir?" diye bir suâl sorulacak olursa, "insanları İslâm-ı hakîkî üzere yaşatıp îmân-ı kâmil ile bu dünyâdan göçmelerini sağlamak ve Cennet'te ebedî seâdete erişmelerini te'mîn etmektir" şeklinde özet bir cevap verilebilir.

07 Temmuz 2026 02:18

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı

İnsan Denen Varlık...

Bilindiği üzere, "Alexis Carrel" gibi Batılı bazı bilim adamları, "İnsan Denen Meçhûl" adıyla kitap yazmak suretiyle, insanı bir muammâ olarak gösteriyorlarsa da, insanı, - temel kaynaklarımızda zikredilen sıfatlarıyla- şöyle ta'rîf etmek mümkündür: İnsan, "madde" ve "ma'nâ" (yani "beden" ve "rûh") olmak üzere iki unsurdan meydâna gelen, "Allah'ın yeryüzündeki halîfesi" kılınan (Bakara, 30), "a'lâ-yı illiyyîn"e çıkmaya namzed yapılan (Âl-i İmrân, 139; Mutaffifîn, 18-19), "eşref-i mahlûkât" olarak (İsrâ, 70), "ahsen-i takvîm" üzere yaratılan (Tîn, 4), "mükerrem" (İsrâ, 70) bir varlıktır. İnsan, meleklerden üstün seviyeye çıkabilen, kendisine, muhtaç olduğu bütün ni'metler ihsân edilen (Lokman, 20; Nahil, 18), âhirette bunlardan hesâba çekilecek olan (Tekâsür, 8), belli bir yaratılış gâyesiyle bu dünyâya gönderilen, yanî "Allahü teâlâyı tanımak ve ibâdet etmekle mükellef (Zâriyât, 56) bir kuldur." İyi bir insan, kâmil bir Müslümân, mes'ûd ve bahtiyâr bir kimse olmak için, ilk olarak, doğru bir itikâda sâhip olmak, yanî Ehl-i Sünnet itikâdında olmak lâzımdır. "Âkıl ve bâliğ olan her erkek ve kadının birinci vazîfesi, Ehl-i Sünnet âlimlerinin yazdıkları akâid bilgilerini öğrenmek ve bunlara uygun olarak inanmaktır. Kıyâmette Cehennem azâbından kurtulmak, onların bildirdiklerine inanmaya bağlıdır." [İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbâniyye] "Müslümânların birinci vazîfeleri, itikâdı düzeltip, Ehl-i Sünnet vel-cemâat âlimlerinin bildirdiklerine uygun olarak inanmaktır. İkinci olarak, fıkıh bilgilerini öğrenip, her şeyi bu bilgilere göre yapmaktır." [Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, İ'tikâdnâme / el-Îmân ve'l-İslâm] Sevgili Peygamberimiz, İmâm Şehristânî 'nin "El-Milel ve'n-Nihal" isimli kitâbının başında geçen bir hadîs-i şerîfinde: "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan bir fırka kurtulacak, diğerleri helâk olacaktır" buyurdu. Eshâb-ı kirâm bu defâ: "Ehl-i sünnet ve'l-cemâat nedir?" diye sordular.

06 Temmuz 2026 02:22

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı

İyi Bir İnsan Nasıl Olunur?

Yanî kâmil [olgun] bir Müslümân olmak gerekir. Bir âyet-i kerimede, "…sâdıklarla berâber olunuz" buyurulmuştur. Bir hadîs-i şerîfte de, "El-mer'ü mea men ehabbe=Kişi, sevdiğiyle berâber olacaktır" buyurulmuştur. Şöyle ki: "Sâlihlerle berâber olmak sonsuz seâdetin anahtarıdır." (Ca'fer-i Huldî) "Seâdet, ömrü uzun ve ibâdeti çok olanındır." (İmâm-ı Rabbânî) "Bütün üstünlükler, faydalı şeyler İslâmiyet'in içindedir. Eski dinlerin, görünür, görünmez bütün iyilikleri İslâmiyette toplamıştır. Bütün seâdetler, muvaffakiyetler (başarıların sırrı) ondadır. İslâmiyet, yanılmayan, şaşırmayan akılların kabûl edeceği esâslardan ve ahlâktan ibârettir." (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî) "Din bilgileri, dünyâda ve âhirette huzûru, seâdeti kazandıran bilgilerdir." (Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî) Büyük âlim ve velîlerden Ebû Ali Cürcânî (rahmetullahi aleyh) de, "Bir kulun, Allahü teâlânın beğendiği işleri kolayca yapabilmesi, sünnete göre hareket etmesi, sâlih kimseleri sevmesi, eş dost ile güzel geçinmesi, Allah rızâsı için insanlara iyilik yapması, Müslümânların işini görmesi ve vakitlerini Allahü teâlânın dînine hizmetle geçirmesi, seâdet alâmetlerindendir" buyurmuştur. Hadd-i zâtında Müslümân kimse, iyi insan demektir. Zâten "Müslümânlığın gâyesi" de, "insanları, İslâm-ı hakîkî üzere yaşatıp onların îmân-ı kâmil ile bu dünyâdan göçmelerini sağlamak ve Cennet'te ebedî seâdete erişmelerini te'mîn etmektir." Bunlar da, ancak hakîkî rehberlerin yol göstermeleriyle elde edilebilir.

30 Haziran 2026 04:47

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı

Bu Dünyada Birer Yolcuyuz...

Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfte meâlen buyurdu ki: "Dünyâda bir garîb veya yolcu gibi ol; kendini kabir ehlinden say." Burada, sözlerimizin hemen başında şunu belirtelim ki, şu uçsuz-bucaksız olarak gördüğümüz koca kâinâtı, canlı-cansız her varlığı, yoktan en mükemmel bir nizâm ve intizâm üzere yaratan ve onları her ân varlıkta durduran Allahü teâlâ, "kâinât" ta, sâdece bizim üzerinde yaşadığımız gezegenimizin ya'nî "dünyâ" nın insanlarla meskûn olmasını irâde buyurmuş, nice hikmetlere mebnî Hazret-i Âdem babamızla Havvâ annemizi, Cennet'ten dünyâya göndermiştir. Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîm'de 2 âyet-i kerîmede meâlen buyuruyor ki: "Ey insânlar! Doğrusu biz sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışanız diye sizi, kavimlere, milletlere ve kabîlelere ayırdık. [Sizi milletler ve kabîleler hâline koyduk ki, birbirinizi kolayca tanıyasınız.] Muhakkak ki Allah katında, en şerefliniz (en üstününüz, en değerli olanınız), O'ndan en çok korkanınızdır (O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır, günâhlardan en çok korunanınızdır). Şüphesiz ki, Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdâr olandır." [Hucurât, 13] "Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar meydâna getiren (üretip yayan) Rabbinizden (Rabb'inize hürmetsizlikten, karşı gelmekten) sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabâlık (bağlarını kırmak) tan (akrabâlık haklarına riâyetsizlikten de) sakının. Şüphesiz Allah sizin (üzerinizde gözetleyicidir;) hepinizi görüp gözetmektedir." [Nisâ, 1] Bu konuda, Nahil, 72; A'râf, 189; Rûm, 21; Zâriyât, 49 ve benzeri âyet-i kerîmelere de bakılabilir. Zâten bir hadîs-i şerîfte "Dünyâda bir garîb veya yolcu gibi ol; kendini kabir ehlinden say" buyurulmuştur. Bir gün sefer etse gerek." Diğer bir şiirde de şöyle denilmiştir: "Kısmetindir gezdiren yer yer seni,/Gâfil olma, bir gün âkıbet yer, yer seni." [Ahmed İbn-i Kemâl Paşa] Peygamber Efendimiz "Ümmetimin ömürleri, 60 ilâ 70 arasındadır; bunu geçenler azdır" buyurmuştur.

23 Haziran 2026 02:39

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı

Dünya Ve Âhiret Saadeti İçin...

Özetle söylemek gerekirse, aslında Hazret-i Âdem'den i'tibâren gelmiş-geçmiş bulunan 6 "Ülü'l-azim Peygamber", 313 "Resûl ", 124 binden ziyâde "Nebî" nin eğitimdeki hedefleri aynıdır. Şüphesiz ki, bu Peygamberlerin hepsi, aynı îmân esâslarını ["Âmentü esâsları" diye bildiğimiz umdeleri] teblîğ ederek, "insân-ı kâmil" ya'nî "iyi ferd", "iyi âile", "iyi cemiyet" ya'nî güzel ahlâklı insanlar meydâna getirmeyi hedeflemişlerdir. 100'ü "Suhuf", 4'ü ise büyük "Kitap" olmak üzere, bu Peygamberlerden bazılarına gönderilen 104 kitaptaki hedef de, altını çizerek ifâde edelim ki, insanların dünyâda huzûr ve sükûn içerisinde yaşamaları, âhirette de ebedî seâdete kavuşmalarıdır. Zâten bizim dînimiz, târihimiz, kültür ve medeniyetimizde de, eğitimden maksat "iyi insan", orijinal ismiyle söylemek gerekirse "insân-ı kâmil" meydâna getirmektir. Şurası bilinmesi gereken bir gerçektir ki, İslâmiyet; "medenî insan" ve "medeniyyet sâhibi toplum" meydâna gelmesi için, insanlara lâzım olan îmân ve ibâdetleri; iş, ahlâk ve cemiyet hayâtında uyulması gereken her şeyi bildirmiştir.

22 Haziran 2026 02:09

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı

Çeşitli Asırların Müceddidleri

Şimdi de kalanları zikredelim: 6. asrın Müceddidi, Seyyid Ahmed Rifâî hazretleridir. 512'de tevellüd, 578'de vefât etti. Zamanının târihçilerinden [Ebu'l-Ferec Abdurrahmân] İbnü'l-Cevzî diyor ki: "Şa'bânın on beşinci gecesi Ümm-i Ubeyde'de idim. Yüz binden ziyâde vecd ve hâl sâhibi vardı. Hepsi Ahmed Rifâî'nin sohbetinden feyz almakta idiler." 7. asrın Müceddidi, Abdullah bin Ömer Kâdî Beydâvî'dir. 685'te Tebrîz'de vefât etti. 718'de Buhârâ'da tevellüd, 791'de yine orada vefât etti. 751'de tevellüd, 834'te Bursa'da vefât etti. İnsanlara ve cinnîlere fetvâ verirdi... 11. asrın Müceddidi, İmâm-ı Rabbânî, Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed Fârûkî Serhendî hazretleridir. 971 yılında Hindistân'da Serhend şehrinde tevellüd, 1034'te yine orada vefât etti. 12. asrın Müceddidi, İmâm-ı Rabbânî'nin oğlu Muhammed Ma'sûm-ı Fârûkî hazretleridir. 13. yüzyılın Müceddidi, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleridir. Bağdâd'ın şimâlinde Zûr şehrinde 1192'de tevellüd ve Şâm'da 1242'de vefât etti. 13'üncü asrın bir dânesi idi.

16 Haziran 2026 02:32

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı

Asr-ı Saadetten Bu Yana Gelip Geçen Müceddidler

Geçen haftaki 2. makâlemizde, Yeni İstiklâl Gazetesi'ne (Sayı: 270, 12 Ekim 1966) "Müceddid" lere dâir sorulan bir suâlin cevâbından bir kısmını, sizlere arz etmiştik. " İmâm-ı Rabbânî hazretleri, "Mektûbât" ının, I. Cilt, 256. mektûbunda buyuruyor ki: "Resûlüllahın (sallallahu aleyhi ve sellem) izinde giderek yükselenler, Peygamberlik makâmının kemâlâtını tamâmlayınca, bunlardan bazılarına imâmet makâmını verirler; bazısında o kemâl hâsıl olursa da, bu makâmı vermezler. Bu makâm, "kutb-i irşâd" makâmıdır. Aşağı derecede bulunan bu iki makâm, yukarıdaki iki makâmın gölgesi gibidir." Muhyiddîn-i İbn-i Arabî'ye göre (kuddise sirruh), "Gavs", "Kutb-i Medâr" demektir. İmâm-ı Rabbânî'ye göre (kuddise sirruh), "Gavs", "Kutb-i Medâr"dan başkadır; ona yardım eder. Kutb-i Medâr, bazı işlerde ondan yardım bekler. Makâm sâhibi olanlar, o makâmın kemâllerini bilirler. Makâm sâhibi olmayanlar bilmezler, [o mevzûda] ilim sâhibi değildirler. Âlimler helâli, harâmı bildirirler. Bu bilgileri kalplere yerleştirenler, mürşid-i kâmillerdir. Âlimlerden öğrenilen îmân bilgileri, mürşid-i kâmilin sohbeti sayesinde vicdânîleşirler. İbâdetler kolay ve lezzetli olur. b) Yine "Mir'âtü'l-Haremeyn" in "Cezîretü'l-Arab" kısmında deniliyor ki; " Allahü teâlânın dînini kuvvetlendiren müceddidlerin 1.si, Resûlüllahın Halîfesi olan Abdullah Ebû Bekr-i Sıddîk bin Osmân Ebî Kuhâfe (radıyallahü anhümâ) hazretleridir. 80 senesinde tevellüd, 150 senesinde vefât etti. 298 senesinde vefât etti. 448 senesinde Îrân'da tevellüd, 561'de Bağdâd'da vefât etti.

15 Haziran 2026 02:24

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı

Mürşid-i Kâmil Ve Müceddid...

"Her yüz sene başında, bir müceddid [gelip] geçmiştir. O yüz sene içinde, Allahü teâlâdan ümmetlere gelen feyizler, hep o zamânın müceddidi vâsıtası ile gelir." Dünkü makâlemizde, ["Her yüz yılda bir müceddid gelir, dîni kuvvetlendirir" [Buhârî] " Her yüz senede bir müceddid zâhir olur (ortaya çıkar). Ümmetimin işlerini yeniler " [Ebû Dâvûd] hadîs-i şerîflerini naklettikten sonra; her asırda (yüzyılda, 100 senede) bir, dîni kuvvetlendiren, bid'atleri yok eden müceddid zâtlar gelir. (Yeni İstiklâl Gazetesi, Sayı: 270, 12 Ekim 1966) Yeni İstiklâl'in 262. sayısında "Nasıl Müslümân İstiyoruz?" adlı makâlenizin alt kısmındaki notta; "mürşid-i kâmil", "müceddid" gibi kelimeler geçiyor. Gelmeyecekse neden?.." "a) Eyyûb Sabrî Pâşâ, "Mir'âtü'l-Haremeyn" kitâbının "Cezîretü'l-Arab" kısmında buyuruyor ki: "Resûlüllahın (sallallahu aleyhi ve sellem) vefâtından bu zamana kadar, yüzlerle İslâm düşmânı türedi. Dîn-i İslâm'ı yıkmaya çalıştılar. Kitaplar yazarak Ehl-i Sünnet'i [Müslümânları] aldatmaya, şerîatı [İslâmiyyeti] bozmaya kalkıştılar. Allahü teâlâ, müminlerin îmânlarının bozulmaması için, her asırda birer müceddid halk buyurdu. Şerîatı [dîn-i İslâmı, İslâmiyyeti] kuvvetlendiren bu müceddidler, Allahü teâlânın velîleridirler." İmâm-ı Rabbânî (kaddesallahü sırrehü'l-akdes), "Mektûbât" ında (II. cilt, 4. mektup) ve Muhammed Ma'sûm-ı Fârûkî hazretleri (Mektûbât-ı Ma'sûmiye, II. cilt, 2. mektûbunda) buyuruyorlar ki: "Her yüz sene başında, bir müceddid [gelip] geçmiştir. O yüz sene içinde, Allahü teâlâdan ümmetlere gelen feyizler, hep o zamânın müceddidi vâsıtası ile gelir. O zamânda bulunan kutuplar ve evliyânın her çeşidi, ondan feyz alırlar." İmâm-ı Rabbânî hazretleri, yine "Mektubat "ının I. cildinin 221. mektûbunda buyurmuştur ki: "Mürşid-i kâmil, mürîde, Allahü teâlânın yolunu gösteren zâttır. Hem şerîatı [dîn-i İslâmı, İslâmiyyeti] öğretir, hem de yol gösterir. Onun tasarrufu olmadıkça tâlip ilerleyemez." 224. mektupta da buyuruyor ki: "Mürşid-i kâmil; ahvâl ve makâmların her birini bilen ve müşâhedeleri, keşifleri, tecellîleri, ilhâmları ve rüyâ ta'bîrlerini tanıyan zât-ı âlîdir." [Bugün, bir mukaddime yapmış olduk; inşâallah, muhtelif asırların müceddidlerini, sizlere, öbür haftaki 2 makâlemizde arz edelim.] Prof. Dr. Ramazan Ayvallı'nın önceki yazıları...

09 Haziran 2026 02:34

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı

'Müceddid' Ne Demektir?

Mukaddes kitâbımız Kur'ân-ı kerîmden sonra en doğru, en fazîletli, en üstün, en kıymetli kitâb olan Sahîh-i Buhârî'de zikredilen bir hadîs-i şerîfte buyurulmuştur ki: "Her yüz yılda bir müceddid gelir, dîni kuvvetlendirir." [Buhârî] Sünen-i Ebî Dâvûd'da zikredilen bir hadîs-i şerîfte ise; " Her yüz senede bir müceddid zâhir olur (ortaya çıkar). Ümmetimin işlerini yeniler " buyurulmuştur. Her asırda (yüzyılda, 100 senede) bir, dîni kuvvetlendiren, bid'atleri yok eden müceddid zâtlar gelir. Bin (1.000) senede bir gelen müceddidler de vardır. "Bu müceddidler; câhiller ve dîn düşmânları tarafından, Müslümânlar arasına sokulmuş olan hurâfeleri, bid'atleri, yanlış inançları temizleyip, kendilerinden bir şey ilâve etmeden, dîni eski hâline getiren âlimlerdir. Meselâ, sultânlar içinde Ömer bin Abdülazîz; dîn bilgilerinde İmâm-ı Şâfiî; tasavvufta şeyh Ma'rûf-i Kerhî; esrâr bilgilerinde İmâm-ı Gazâlî; feyz vermekte ve hârikalar, kerâmetler göstermekte, seyyid Abdülkâdir-i Geylânî; hadîs ilminde İmâm-ı Süyûtî; tarîkat, hakîkat ve akâid bilgilerinin inceliklerini açıklamakta ve kalplere akıtmakta İmâm-ı Rabbânî müceddid idiler. Hepsi, İslâmiyet'in yayılmasına, kuvvetlenmesine hizmet etmişlerdir." (Seyyid Abdullah-i Dehlevî, Mekâtîb-i şerîfe) Dünyâda elbette evliyâ bulunur. Din kitaplarında "birler", "üçler", "yediler", "kırklar", "beş yüzler" gibi adlandırılan "Evliyâ" vardır.

08 Haziran 2026 02:22

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı

Küs Ve Dargın Durmanın Mesuliyeti

Erkek olsun, kadın olsun maddî menfaate dayanan işler için birbirlerine darılmaları, yâni onu terk etmesi, aradaki bağlılığı kesmesi hiç uygun değildir. İnanan bir insan, örnek kimsedir. Güçlük olmaması için, üç gün müsâade edilmiştir. Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), dargınlıkla ilgili olarak buyurdular ki: "Sana darılana git, barış. Zulüm yapanı affet. Kötülük yapana iyilik et!" Diğer hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki: "Bir müminin, din kardeşiyle, üç günden çok dargın durması câiz değildir. Üç gün geçtikten sonra, onunla karşılaşırsa, ona selam verip hatırını sormalıdır. O kimse selamını alırsa, birlikte, sevâba ortak olurlar. Selâmını almazsa günâha girer. Selâm veren de küs durma mes'ûliyetinden kurtulmuş olur." [Ebû Dâvûd] "İki kişi, birbirine dargın olarak ölürlerse, Cehennemi görmeden Cennete giremezler. Cennete girseler de, birbiriyle karşılaşamazlar." [İbn-i Hibbân] "Dîn kardeşiyle bir yıl dargın duran, onu öldürmüş gibi günâha girer." [Beyhekî] "İnsanların amelleri, pazartesi ve perşembe günleri, Hak teâlâya arz olunur. Hak teâlâ da, kendisine şirk koşmayan herkesi affeder. Ancak bu mağfiretten, birbirine kin tutan iki kişi istifâde edemezler. Cenâb-ı Hak, (O iki kişi barışıncaya kadar amellerini getirmeyin) buyurur." [İmâm Mâlik] "Birbirinizle münâsebeti kesmeyiniz! Birbirinize arka çevirmeyiniz! Birbirinize kin ve düşmânlık beslemeyiniz! Birbirinizi kıskanmayınız! Ey Allah'ın kulları! Kardeş olunuz! Bir Müslümânın, diğer kardeşine darılarak 3 günden çok uzaklaşması helâl değildir." [Buhârî] "Birbirine dargın iki kimseden, hangisi önce selâm verirse, günâhları affolur. Verilen selâmı öteki almazsa, bu selâmı melekler alırlar. Selâmı almayan kimseye de, şeytân, sevinerek iltifâtta bulunur." [İbn-i Ebî Şeybe] "Müslümân kardeşine, üç günden fazla dargın duran kimse, ölünce Cehenneme gider." [Nesâî] [Cehennemde günâhı kadar cezâ çektikten sonra çıkar. ] Erkek olsun, kadın olsun, dünyâ işleri için, müminin mümine darılması, onu terk edip uzaklaşması, aradaki bağlılığı, ilgiyi kesmesi câiz değildir.

01 Haziran 2026 02:24

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı

Kurbân İbâdeti Hakkında

"Kurbân", " davar [koyun, anası gibi gösterişli 6 aylık kuzu ve keçi], sığır [inek, dana, öküz, boğa, manda] veya deveyi, Kurbân Bayramının ilk üç gününde [Şâfiî mezhebinde 4. günde de kesmek câizdir], kurbân niyeti ile kesmek" demektir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: "Sevâp umarak kurbân kesen, Cehennemden korunur." [Taberânî] İki hadîs-i şerîfte de: "Hasîslerin [cimrilerin] en kötüsü, (kesmesi vâcib olduğu hâlde) kurbân kesmeyendir", "Hâli vakti yerinde olup da kurbân kesmeyen, namaz kıldığımız yere gelmesin" [Hâkim] buyurulmuştur. Meselâ Bakara 196; Mâide 2, 95, 97 ve Fetih 25'te hacda kesilen kurbânlar; Mâide sûresinin 27. âyetinde, Âdem aleyhisselâmın 2 oğlunun kestikleri kurbân, 103. âyetinde ise adak kurbânı; Hac suresinin 36-37. âyetlerinde umûmî olarak kurbân ibâdeti; Sâffât suresinin 102-107. âyetlerinde de Hazret-i İbrâhîm (aleyhisselâm)'ın kestiği kurbân zikrolunmuştur. Hadîs-i şerîflerde buyurulmuştur ki: "Kurbân bayramında yapılan amellerden, Allahü teâlâ katında, kurbân kesmekten daha kıymetlisi yoktur. Daha kanı yere düşmeden, Allahü teâlâ, onu muhâfaza eder. Onunla nefsinizi tezkiye edin, onu seve seve kesin." [Tirmizî] "Kurbânlarınızı gönül hoşluğu ile kesin! Çünkü hiçbir Müslümân yoktur ki, kurbânını kıbleye döndürüp kessin de, bunun kanı, boynuzu, yünü, her şeyi kıyâmette kendi mîzânına konan sevâbı olmasın." [Deylemî] "Kurbânın postunun her kılına ve her parçasına bir sevâp vardır." [Hâkim] "Yâ Fâtıma, kurbânının yanına git! Kesilirken orada bulun! Yere akacak ilk kan damlası ile, geçmiş günâhların affedilir." [İbn-i Hibbân] "Kurbânın derisindeki her tüy sayısınca size sevâp vardır. Kanının her damlası kadar mükâfât vardır. O sizin mîzânınıza konacaktır. Müjdeler olsun." [İbn-i Mâce] Kurbân hayvânını fakîrlere veya hayır ve yardım cemiyetlerine diri olarak sadaka vermek kurbân olmaz.

26 Mayıs 2026 02:11

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı

Zilhiccede Yapılacak İbâdetler...

18 Mayıs 2026 Pazartesi günü idrâk ettiğimiz Zil-hicce ayı, hem "Harâm aylar" ın (Muharrem-i harâm, Recebül-ferd, Zil-ka'de ve Zil-hicce) sonuncusu (4.sü), hem "Hac ayları" nın (Şevvâl-i Şerîf, Zil-ka'de ve Zil-hicce) sonuncusu (3.sü), hem de "Hicrî-kamerî sene" nin son ayıdır (12.sidir). Bu mübârek ayda, İslâmın 5. şartı, hem bedenî, hem de mâlî bir ibâdet olan "Hac ibâdeti", gerekli şartları taşıyanlara vâcip olan "Kurbân ibâdeti" ve âkıl ve bâliğ erkeklere vâcip olan "Kurbân Bayramı namazı" gibi mühim ibâdetler vardır. "Ka'be-i Muazzama" yı ziyâretle ilgili iki temel ibâdet vardır: Bunlardan biri "Hac", diğeri ise "Umre (Ömre)" dir. Hanefî mezhebine göre, gücü yeten Müslümânlara, ömürlerinde bir def'a olmak üzere, "Hac" farz, "Umre (Ömre)" ise sünnet-i müekkede(kuvvetli sünnet)'dir. Fakat Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde ise, şartlarını taşıyanlara umre de, hac gibi, ömürde bir kerre farz dır.] Bilindiği üzere İslâmın 5. şartı olan "Hac" ibâdeti, hem bedenî, hem de mâlî bir ibâdettir. Hac, ancak, " Hac Ayları " adı verilen belli zaman içerisinde yapılabilir. "Umre (Ömre)" nin belli bir zamanı olmayıp, bu ibâdet, Arefe günü sabâhından, Kurbân Bayramının dördüncü günü akşam vaktine kadar olan beş gün müstesnâ olmak üzere, hac aylarında da, hac ayları dışında da, bütün yıl boyunca, her zaman yapılabilir.

25 Mayıs 2026 02:32

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha