
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Bugünkü grup toplantımızı izleyenlere sevgi ve şükranlarımı iletiyorum. Fransa'da G-7 liderleri bir araya gelmiştir. Ne gariptir ki; AB yıllardır Türkiye'ye güvenlik ve demokrasi dersi vermektedir. Yani AB kendi evinin duvarındaki çatlağı görmüştür hala Türkiye'ye rapor göstermektir. Böyle bir AB Türkiye'ye ders veremez ve devletimizin makamlarına dil uzatamazlar. Türkiye'nin Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocaklarını hedef alan bir AB vardır. Türk milletine kafa tutmaya çalışanların kafalarına vura bura Türk milletini öğretiriz. Türk'e kefen biçenin ölümü korkunç olur. Türk yargısı Brüksel'de yazan raporla karar vermez. Ülkü Ocakları Türk gençlerinin 1 numaralı yuvasıdır. Biz Ülkü Ocakları'nda davayı öğrendik. İşin esasında Türk ve Türkiye düşmanlığı vardır. Kıbrıs Türkü yıllarca işgal altında yaşamıştır. Bıçak kemiğe dayanmış ve 1974 yılında Ayşe Tatile çıkmış Türkiye gerekeni yapmıştır. Biz dünyaya Ankara'dan bakar ve ona göre hareket ederiz. Ukrayna meselesinde tüm diplomatik kanalları açık tutan Türkiye'dir.
Kaynak: Posta
23 Haziran 2026 11:05
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Mhp Genel Başkanı Devlet Bahçeli Sert Konuştu: 'Avrupa Türkiye'ye İstikamet Çizemez'
Fakat bütün bu ağır gündemlerin üstüne Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump'ın çalışma toplantısına girerken söylediği "Patron benim" sözü damga vurmuştur. Ne çarpıcı bir tezattır ki Avrupa, yıllardır Türkiye'ye demokrasi, hukuk, güvenlik ve dış politika dersi vermeye kalkmakta, rapor kılıfına sokulmuş ithamları, yaptırım imalarıyla süslenmiş tehditleri, Türk ve Türkiye karşıtı muhaliflerin bayatlamış ezberlerini ısrarla tedavüle sürmektedir. Atalarımız boşuna "El atına binen tez iner." dememiştir. Eğitim almaya gidip geri dönecek yavrularımızın önünde sur olurken, Türkiye'de kurduğu işini Avrupa'da büyütmek isteyen girişimcilerimizin gidecekleri günü sayarken, Türk ve Türkiye karşıtı söylenecek en ufak söze kulak kabarttılar. Bugün bu tablonun bir tarafında, Türkiye'nin NATO içindeki ağırlığını, savunma sanayisindeki yükselişini, göç yönetimindeki rolünü, enerji yollarındaki yerini, Karadeniz'den Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Orta Doğu'ya uzanan jeopolitik değerini kabul etmek zorunda kalan Avrupa vardır. Diğer tarafında ise Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocaklarımıza kara çalan, Mavi Vatan davamızı hor gören, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemen eşitliğini ve Kıbrıs Türklüğünün varlığını yok sayan Avrupa vardır. Türkiye-Avrupa ilişkilerinin tarihi de bu çelişkilerle doludur. Türkiye'nin Avrupa ile münasebeti dün başlamamıştır. 1959 yılında başlayan müracaat süreci, 1963 tarihli Ankara Anlaşması ile hukuki zemine kavuşmuştur. 1970 tarihli Katma Protokol, 1995 tarihli Gümrük Birliği, 1999 tarihli Helsinki Zirvesi'nde adaylık statüsünün kabulü ve 2005 yılında müzakerelerin başlaması bu uzun yolun kilometre taşlarıdır. Ancak Avrupa Birliği, Türkiye'ye verdiği sözlerin gereğini hakkıyla yerine getirmek yerine süreci kimi üyelerin dar hesaplarına, Rum-Yunan vetolarına, siyasi önyargılara ve pas tutmuş ideolojik şablonlara teslim etmiştir. 2018'den itibaren müzakereler fiilen durma noktasına gelmiştir. Şimdi aynı Avrupa Parlamentosu kalkıp Türkiye'ye reform, hukuk ve iyi komşuluk dersi vermektedir. Yüce Türk yargısı, Brüksel salonlarında yazılan raporların himayesinde karar vermez. Bu mesele yeni değildir. Dün Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisinde, 2022 tarihli Ulusal Savunma Yetkisi Yasası'nın içine Ülkü Ocaklarının terör örgütü olup olmadığının araştırılmasını öngören izansız bir madde sıkıştırılmak istenmiştir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığımız da bu girişimi esefle karşılamış, bunun asılsız ithamlarla örülmüş, köklü müttefiklik hukukuna yakışmayan, Türkiye karşıtı lobilerin Avrupa'da da sahnelediği yanlı bir teşebbüs olduğunu açıkça ilan etmiştir. Ülkü Ocaklarında Bilge Kağan'dan Kürşad'a, Sultan Alparslan'dan Fatih'e, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş'e uzanan büyük Türk yürüyüşünün ayak izleri vardır. Ülkü Ocaklarını anlamak isteyen, Türk gençliğinin yüreğinden dökülen şu mısralara bakacaktır: "Yüreği bayrağa atan olmayı, vatana ruhunu katan olmayı, kısacası beyim adam olmayı, davayı öğrendik bizim ocakta." Ziya Paşa'nın dediği gibi, aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz. Avrupa Parlamentosu'nun işi ortadadır. Dillerinde özgürlük ve demokrasi yalanı, satırlarında hukuk kılıfına sokulmuş dayatma, işin esasında ise Türk ve Türkiye karşıtlığı vardır. Değerli dava arkadaşlarım, Avrupa Parlamentosu raporunun Kıbrıs ve Mavi Vatan başlıklarında takındığı tavır ise eski bir hesabın denizlere uzanan yeni perdesidir. Bunların zihninde İstanbul'un fethi kapanmamış bir yara, Kıbrıs Türkü'nün egemen eşitliği inkâra mahkûm edilmiş bir hakikat, Adalar Denizi Türkiye'yi köşeye sıkıştıracak diplomatik bir pusu, Doğu Akdeniz ise ucuz tezvirat sarmallarıyla donatılmış jeopolitik bir bilmecedir. Mavi Vatan'ı saldırganlık, Türkiye-Libya Mutabakatı'nı hukuksuzluk, Kıbrıs Türkü'nün egemenlik talebini ayrılıkçılık gibi göstermeye çalışan bu zihniyet, Türk milletinin denizlerdeki iradesini kırma, Antalya Körfezi'ne hapsetme rüyasını hâlâ diri tutmaktadır. Akritas Planı ile Kıbrıs Türkü'nün siyasi eşitliği yok edilmek istenmiş, 1963 Kanlı Noel karanlığı adadaki Türk varlığına yönelen soykırım siyasetinin en acı sayfalarından biri olmuştur. Türkiye, garantörlük hukukundan doğan hakkını kullanmış, Kıbrıs Barış Harekâtı ile adada yalnız Türk'ün değil, barışın ve dengenin de teminatı olmuştur. Bugün hâlâ bu tarihi yok sayarak Türkiye'ye Kıbrıs dersi vermeye kalkışanlar hakikatin üstünü örtemezler. Kıbrıs'ta Enosis hayalini self-determinasyon kılıfında pazarlayanlar, EOKA terörünü bağımsızlık mücadelesi makyajıyla aklamaya çalışanlar, Akritas Planı'nın kanlı hesabını teferruat gibi göstermeye yeltenenler, Kıbrıs Türkü'nün 1963'ten 1974'e uzanan direnişini görmezden gelenler bugün bize insanlık dersi veremezler. Bu uğurda çektiğimiz çileleri, 1963'ün karanlık gecelerini, 1974'te Rubicon'un nasıl geçildiğini tarih bütün detaylarıyla yazmıştır. Kıbrıs Türkü'nü Avrupa Birliği'nin kör tarafgirliğinin, Rum-Yunan ikilisinin bitmeyen şımarıklığının insafına terk etmedik. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, büyük Türk milletinin deniz jeopolitiğinde ileri karakolu, millî güvenliğimizin güney cephesindeki kilit taşı, Mavi Vatan ufkumuzun ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye kendi denizlerinde seyirci değildir. Türkiye kendi kıyılarında bekçi kulübesine hapsedilecek bir devlet değildir. 2015'te İran Nükleer Anlaşması'nı imzalayanlar, 2018'de aynı anlaşmadan çekilmişlerdi. Dün İran'ı mutlak tehdit olarak kodlayanlar, bugün 60 günlük nihai anlaşma takvimini ilan etmektedir. Ukrayna Savaşı'nda İstanbul görüşmelerine ev sahipliği yapan, Karadeniz'de dengeleri gözeten, Montrö rejiminin hassasiyetini koruyan, Ukrayna'nın savunma kapasitesine katkı sunarken bölgesel savaşın yayılmaması için diplomatik kanalları açık tutan Türkiye'dir. Turan Koridoru'ndan hayat bulacak Avrupa-Asya bağlantısına kadar yeni jeopolitik sayfayı okuyan Türkiye'dir. Son sözü söylemeden ne Adalar Denizi'nde ne de Doğu Akdeniz'de kalem oynatılmayan ülke Türkiye'dir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, Milliyetçi Hareket Partisi'ne, Ülkü Ocaklarına, Mavi Vatan davamıza ve yavru vatanımız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki politikalarımıza çamur atmaya kalkıp Ankara'dan stratejik iş birliği bekleme devri çoktan kapanmıştır. Gök kubbenin altında, ebedî Türk yurdu Anadolu'da, Kıbrıs Türkü'nün haklı davasında ve Mavi Vatan'ın her damlasında ilelebet var olacağız. Şimdi Amerika-Siyonist iş birliği için "Ben patronum." diyenlere sesleniyorum. Milliyetçi Hareket Partisi, Türk milletinin Türkiye Yüzyılı'na giden yolda millî yükseliş iradesinin taşıyıcı sütunlarındandır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu tarihî gerçek ve vazifenin yüksek idrakiyle hazırlanan "İstikrar, Ahlak ve Refah Temelli Kalkınma Vizyon Belgesi" adını taşıyan bu çalışmamızı gururla takdim etmek istiyorum. Alanında uzman 55 araştırmacı, akademisyen ve bürokratımızın katkılarıyla hazırlanan, 600'ün üzerindeki kaynaktan istifade edilen, 8 ana bölümden ve 800 sayfadan oluşan bu çalışma, lider ülke Türkiye hedefimizin fikrî ve iktisadi bel kemiğidir. Bu üç esas, Türkiye'nin kalkınma iradesini ayakta tutacak üç ana direktir.
23 Haziran 2026 10:22

Bahçeli'den Ab'ye Sert Eleştiri: Hangi Akılla Türk Devletine Ayar Çekecekler!
Avrupa'nın ABD'ye bağımlı olduğunu vurgulayan MHP lideri Devlet Bahçeli, "Yıllarca kendi güvenliğini ve idaresini başkasının atına bindirenler, şimdi o atın dizginlerinin kendi ellerinde olmadığını anlamaya başlamıştır. Böyle bir Avrupa hangi yüzle Türkiye'ye ders vermeye kalkışacak? Hangi akılla Türk devletine aklı sıra ayar çekecek?" dedi. Fakat bütün bu ağır gündemlerin üstüne Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump'ın çalışma toplantısına girerken söylediği "Patron benim" sözü damga vurmuştur. Ne çarpıcı bir tezattır ki Avrupa, yıllardır Türkiye'ye demokrasi, hukuk, güvenlik ve dış politika dersi vermeye kalkmakta, rapor kılıfına sokulmuş ithamları, yaptırım imalarıyla süslenmiş tehditleri, Türk ve Türkiye karşıtı muhaliflerin bayatlamış ezberlerini ısrarla tedavüle sürmektedir. Atalarımız boşuna "El atına binen tez iner." dememiştir. Eğitim almaya gidip geri dönecek yavrularımızın önünde sur olurken, Türkiye'de kurduğu işini Avrupa'da büyütmek isteyen girişimcilerimizin gidecekleri günü sayarken, Türk ve Türkiye karşıtı söylenecek en ufak söze kulak kabarttılar. Bugün bu tablonun bir tarafında, Türkiye'nin NATO içindeki ağırlığını, savunma sanayisindeki yükselişini, göç yönetimindeki rolünü, enerji yollarındaki yerini, Karadeniz'den Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Orta Doğu'ya uzanan jeopolitik değerini kabul etmek zorunda kalan Avrupa vardır. Diğer tarafında ise Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocaklarımıza kara çalan, Mavi Vatan davamızı hor gören, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemen eşitliğini ve Kıbrıs Türklüğünün varlığını yok sayan Avrupa vardır. Türkiye-Avrupa ilişkilerinin tarihi de bu çelişkilerle doludur. Türkiye'nin Avrupa ile münasebeti dün başlamamıştır. 1959 yılında başlayan müracaat süreci, 1963 tarihli Ankara Anlaşması ile hukuki zemine kavuşmuştur. 1970 tarihli Katma Protokol, 1995 tarihli Gümrük Birliği, 1999 tarihli Helsinki Zirvesi'nde adaylık statüsünün kabulü ve 2005 yılında müzakerelerin başlaması bu uzun yolun kilometre taşlarıdır. Ancak Avrupa Birliği, Türkiye'ye verdiği sözlerin gereğini hakkıyla yerine getirmek yerine süreci kimi üyelerin dar hesaplarına, Rum-Yunan vetolarına, siyasi önyargılara ve pas tutmuş ideolojik şablonlara teslim etmiştir. 2018'den itibaren müzakereler fiilen durma noktasına gelmiştir. Şimdi aynı Avrupa Parlamentosu kalkıp Türkiye'ye reform, hukuk ve iyi komşuluk dersi vermektedir. Bu mesele yeni değildir. Dün Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisinde, 2022 tarihli Ulusal Savunma Yetkisi Yasası'nın içine Ülkü Ocaklarının terör örgütü olup olmadığının araştırılmasını öngören izansız bir madde sıkıştırılmak istenmiştir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığımız da bu girişimi esefle karşılamış, bunun asılsız ithamlarla örülmüş, köklü müttefiklik hukukuna yakışmayan, Türkiye karşıtı lobilerin Avrupa'da da sahnelediği yanlı bir teşebbüs olduğunu açıkça ilan etmiştir. Ülkü Ocaklarında Bilge Kağan'dan Kürşad'a, Sultan Alparslan'dan Fatih'e, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş'e uzanan büyük Türk yürüyüşünün ayak izleri vardır. Ülkü Ocaklarını anlamak isteyen, Türk gençliğinin yüreğinden dökülen şu mısralara bakacaktır: "Yüreği bayrağa atan olmayı, vatana ruhunu katan olmayı, kısacası beyim adam olmayı, davayı öğrendik bizim ocakta." Ziya Paşa'nın dediği gibi, aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz. Avrupa Parlamentosu'nun işi ortadadır. Dillerinde özgürlük ve demokrasi yalanı, satırlarında hukuk kılıfına sokulmuş dayatma, işin esasında ise Türk ve Türkiye karşıtlığı vardır. Değerli dava arkadaşlarım, Avrupa Parlamentosu raporunun Kıbrıs ve Mavi Vatan başlıklarında takındığı tavır ise eski bir hesabın denizlere uzanan yeni perdesidir. Bunların zihninde İstanbul'un fethi kapanmamış bir yara, Kıbrıs Türkü'nün egemen eşitliği inkâra mahkûm edilmiş bir hakikat, Adalar Denizi Türkiye'yi köşeye sıkıştıracak diplomatik bir pusu, Doğu Akdeniz ise ucuz tezvirat sarmallarıyla donatılmış jeopolitik bir bilmecedir. Mavi Vatan'ı saldırganlık, Türkiye-Libya Mutabakatı'nı hukuksuzluk, Kıbrıs Türkü'nün egemenlik talebini ayrılıkçılık gibi göstermeye çalışan bu zihniyet, Türk milletinin denizlerdeki iradesini kırma, Antalya Körfezi'ne hapsetme rüyasını hâlâ diri tutmaktadır. Akritas Planı ile Kıbrıs Türkü'nün siyasi eşitliği yok edilmek istenmiş, 1963 Kanlı Noel karanlığı adadaki Türk varlığına yönelen soykırım siyasetinin en acı sayfalarından biri olmuştur. Türkiye, garantörlük hukukundan doğan hakkını kullanmış, Kıbrıs Barış Harekâtı ile adada yalnız Türk'ün değil, barışın ve dengenin de teminatı olmuştur. Bugün hâlâ bu tarihi yok sayarak Türkiye'ye Kıbrıs dersi vermeye kalkışanlar hakikatin üstünü örtemezler. Kıbrıs'ta Enosis hayalini self-determinasyon kılıfında pazarlayanlar, EOKA terörünü bağımsızlık mücadelesi makyajıyla aklamaya çalışanlar, Akritas Planı'nın kanlı hesabını teferruat gibi göstermeye yeltenenler, Kıbrıs Türkü'nün 1963'ten 1974'e uzanan direnişini görmezden gelenler bugün bize insanlık dersi veremezler. Bu uğurda çektiğimiz çileleri, 1963'ün karanlık gecelerini, 1974'te Rubicon'un nasıl geçildiğini tarih bütün detaylarıyla yazmıştır. Kıbrıs Türkü'nü Avrupa Birliği'nin kör tarafgirliğinin, Rum-Yunan ikilisinin bitmeyen şımarıklığının insafına terk etmedik. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, büyük Türk milletinin deniz jeopolitiğinde ileri karakolu, millî güvenliğimizin güney cephesindeki kilit taşı, Mavi Vatan ufkumuzun ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye kendi denizlerinde seyirci değildir. ABD ile İran arasında varılan mutabakat, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, deniz ablukasının kaldırılması, İran'ın nükleer stoklarına ilişkin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gözetiminde yürütülecek seyreltme ve bertaraf süreci, dondurulmuş fonlar, Lübnan dâhil çeşitli cephelerde askerî operasyonların durdurulması ve nihai anlaşma için takvim belirlenmesi gibi başlıkları kapsamaktadır. 2015'te İran Nükleer Anlaşması'nı imzalayanlar, 2018'de aynı anlaşmadan çekilmişlerdi. Dün İran'ı mutlak tehdit olarak kodlayanlar, bugün 60 günlük nihai anlaşma takvimini ilan etmektedir. Turan Koridoru'ndan hayat bulacak Avrupa-Asya bağlantısına kadar yeni jeopolitik sayfayı okuyan Türkiye'dir. Son sözü söylemeden ne Adalar Denizi'nde ne de Doğu Akdeniz'de kalem oynatılmayan ülke Türkiye'dir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, Milliyetçi Hareket Partisi'ne, Ülkü Ocaklarına, Mavi Vatan davamıza ve yavru vatanımız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki politikalarımıza çamur atmaya kalkıp Ankara'dan stratejik iş birliği bekleme devri çoktan kapanmıştır. Gök kubbenin altında, ebedî Türk yurdu Anadolu'da, Kıbrıs Türkü'nün haklı davasında ve Mavi Vatan'ın her damlasında ilelebet var olacağız. Şimdi Amerika-Siyonist iş birliği için "Ben patronum." diyenlere sesleniyorum.
23 Haziran 2026 10:22

Ab'nin Skandal Raporuna Sert Tepki! Bahçeli: Türk Yargısı Brüksel'e Göre Karar Vermez
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Avrupa Parlamentosu'nun (AP) 2025 yılı Türkiye Raporu'na ilişkin, "Türkiye Cumhuriyeti, dış aktörlerin tehdit, telkin ve terbiye imalarıyla yüzü Batı'ya çevrilip hizaya getirilemez. Herkes ayağını denk alacak, haddini bilecek, yerini iyi belleyecek." dedi. Bu ağır gündemlere, ABD Başkanı Donald Trump'ın çalışma toplantısına girerken söylediği "Patron benim" sözünün damga vurduğunu ifade eden Bahçeli, bu sözün gelişi güzel söylenmediğini, G7 masasındaki güç dengesini, 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'nın omzuna çöken ışıltılı Batı güzellemelerinin saklayamadığı güvenlik bağımlılığını ve transatlantik ilişkilerin gerçek mahiyetini gösteren ibretlik bir itiraf olduğunu dile getirdi. Bahçeli, Avrupa'nın yıllardır Türkiye'ye demokrasi, hukuk, güvenlik ve dış politika dersi vermeye kalktığını, rapor kılıfına sokulmuş ithamları, yaptırım imalarıyla süslenmiş tehditleri, Türk ve Türkiye karşıtlarının bayatlamış ezberlerini ısrarla tedavüle sürdüğünü dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Avrupa, kendi evinin duvarındaki çatlağı görmüş fakat hala Türkiye'nin kapısına rapor çivileme hevesinden vazgeçmemiştir. Kendi zaaf ve basiretsizliklerini örtmek için rapor kumaşından yanlışlarına perde biçmeye, itham ipliğiyle tazyik nakışı işlemeye, çifte standart söküğünü insan hakları türküleriyle yamamaya çalışmaktadır. Ne var ki bu yamalı bohçadan ne hakikat çıkar ne hakkaniyet çıkar ne de Türkiye'ye istikamet çizecek bir irade çıkar. Gaflet uykusunda hülyalara dalanlar iyi duysun, kin nöbetinde bekleyenler kulağını açsın ve işitsin: Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmamıştır. Atalarımız boşuna el atına binen tez iner dememiştir. Yıllarca kendi güvenliğini ve idaresini başkasının atına bindirenler, şimdi o atın dizginlerinin kendi ellerinde olmadığını anlamaya başlamıştır. Böyle bir Avrupa hangi yüzle Türkiye'ye ders vermeye kalkışacak? Hangi akılla Türk devletine aklı sıra ayar çekecek? Hangi cüretle aziz milletimizin kıymetlerine, devletimizin makamlarına dil uzatacaktır? Kendi güvenlik açıklarını kapatmakta zorlananlar müttefiklik masalarında bekletilirken, Türk devletinin güvenlik politikalarını sorgulamaya nasıl yeltenebilirler?" MHP Genel Başkanı Bahçeli, Avrupa başkentlerinde yıllarca Türk askerine namlusunu doğrultan hain terör örgütlerinin paçavralarının dalgalandırıldığını belirterek, "Türk milletinin canına kasteden FETÖ artıklarına seve seve kucak açıldığını" söyledi. "Türk düşmanlığının zehirli diline göz yumanların, Türk milliyetçiliği hakkında hüküm cümlesi kurmaya yüzü var mıdır?" sorusunu yönelten Bahçeli, AP Genel Kurulu'nda kabul edilen 2025 Yılı Türkiye Raporu'na tepki gösterdi. Tablonun artık yorum kaldırmayacak şekilde ortada olduğunu vurgulayan Bahçeli, şöyle konuştu: "Bugün bu tablonun bir tarafında Türkiye'nin NATO içindeki ağırlığını, savunma sanayisindeki yükselişini, göç yönetimindeki rolünü, enerji yollarındaki yerini, Karadeniz'den Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Orta Doğu'ya uzanan jeopolitik değerini kabul etmek zorunda kalan Avrupa vardır. Diğer tarafında Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocaklarımıza kara çalan, Mavi Vatan davamızı hor gören, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemen eşitliğini, Kıbrıs Türklüğünün varlığını yok sayan Avrupa vardır. Türkiye'nin egemenlik sahasına itiraz etmeye kalkışanın alnını karışlarız. Türk milletine kafa tutmaya çalışanların kafalarına vura vura kim olduğumuzu öğretiriz." Bahçeli, Türkiye-Avrupa ilişkileri tarihinin çelişkilerle dolu olduğunu ifade ederek, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye verdiği sözlerin gereğini hakkıyla yerine getirmek yerine, süreci kimi üyelerin dar hesaplarına, Rum-Yunan vetolarına, siyasi önyargılara ve pas tutmuş ideolojik şablonlara teslim ettiğini söyledi. Bahçeli, değerlendirmesini şöyle sürdürdü: "Dün ABD Temsilciler Meclisi'nde, 2022 tarihli Ulusal Savunma Yetki Yasası'nın içine Ülkü Ocakları'nın terör örgütü olup olmadığının araştırılmasını öngören izansız bir madde sıkıştırılmak istenmiştir. O gün Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığımız da bu girişimi esefle karşılamış, bunun asılsız ithamlarla örülmüş, köklü müttefiklik hukukuna yakışmayan, Türkiye karşıtı lobilerin Avrupa'da da sahnelediği yanlı bir teşebbüs olduğunu açıkça ilan etmiştir. O gün de hedef aynıydı bugün de hedef aynıdır. Sözün çıktığı kürsülerin başkentleri değişse de niyet değişmemiştir. Türk milliyetçiliğini kriminalize etme, Türk gençliğini milli ve manevi değerlerinden kopartıp köksüzleştirme gayretlerinin farkındayız. Devlete sadakati görev bilen, bayrak ve vatan sevgisini yüreğinden eksik etmeyen, teröre karşı elif gibi dimdik duruşunu koruyan Türk gençliğinin biricik yuvası olan Ülkü Ocakları, Avrupa kamuoyunda hedef tahtasına oturtulmak istenmektedir. Bilinsin ki Ülkü Ocakları, Türk milletinin 3 bin yıllık yürüyüşünü genç yüreklerde diri tutan, irfanı imanla, cesareti ahlakla kavuşturan kutlu bir mekteptir. Ülkü Ocakları, dik başlı değil, başı dik Anadolu çocuklarının yurdudur. Ülkü Ocakları'nda Hoca Ahmet Yesevi'nin hikmeti, Hacı Bektaş-ı Veli'nin ilmi, Dede Korkut'un bilgeliği vardır. Ülkü Ocakları'nda Bilge Kağan'dan Kürşat'a, Sultan Alparslan'dan Fatih'e, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş'e uzanan büyük Türk yürüyüşünün ayak izleri vardır. Dünkü Washington merkezli küresel şer lobilerinin de bugünkü Brüksel'in husumet cephesi de bu hakikati örtemeyecektir." AP'yi eleştiren Bahçeli, dillerinde özgürlük ve demokrasi yalanı, satırlarında hukuk kılıfına sokulmuş dayatma, işin esasında ise Türk ve Türkiye karşıtlığının bulunduğunu söyledi. Mavi Vatan'ın "saldırganlık", Türkiye-Libya mutabakatının "hukuksuzluk", Kıbrıs Türkü'nün egemenlik talebinin "ayrılıkçılık" gibi gösterilmeye çalışıldığını belirten Bahçeli, şöyle konuştu: 1960 ortaklık devleti, Rum tarafının Türkleri eşit kurucu ortak olarak görmek istememesi nedeniyle kısa sürede işlemez hale getirilmiştir. Bugün hala bu tarihi yok sayarak Türkiye'ye Kıbrıs dersi vermeye kalkışanlar, hakikatin üstünü örtemezler." Bahçeli, Kıbrıs konusunda Türkiye'ye eleştiri yönelten çevrelere tepki göstererek, "Kıbrıs'ta Enosis hayalini 'self determinasyon' kılıfında pazarlayanlar, terör örgütü EOKA'yı bağımsızlık mücadelesi makyajıyla aklamaya çalışanlar, Akritas Planı'nın kanlı hesabını teferruat gibi göstermeye yeltenenler, Kıbrıs Türkü'nün 1963'ten 1974'e uzanan direnişini görmezden gelenler bugün bize insanlık dersi veremezler." ifadelerini kullandı. Kıbrıs Türklerinin davasının müzakere masalarında aşındırılmış formüllere, oyalamalara, Rum tarafının oyunlarına teslim edilemeyeceğini vurgulayan Bahçeli, "Kıbrıs'ta hakikatin adı iki millettir, iki devlettir, iki ayrı egemen iradedir." dedi. Bahçeli, 1963'ün karanlık gecelerini, 1974'te Romalıların deyimiyle "Rubikon'un nasıl geçildiğini" tarihin bütün detaylarıyla yazdığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: Türkiye kendi denizlerinde seyirci değildir. Türkiye kendi kıyılarında bekçi kulübesine hapsedilecek bir devlet değildir. Adalar Denizi, egemenlik, güvenlik ve milli haysiyet sahasıdır. Doğu Akdeniz, Anadolu'nun mavi kapısı, Kıbrıs Türkü'nün hayat alanı, enerji denklemlerinin merkez üssü, deniz yetki alanlarımızın nirengi noktasıdır. Mavi Vatan, denizlerdeki Misakımilli şuurudur. Rum-Yunan ikilisinin tarih boyunca değişmeyen hatası, Türk sabrını yanlış okumak olmuştur. Onlar Türk'ün sessizliğini çekingenlik, diplomasi arayışını zayıflık, barış arzusunu geri adım sanmışlardır. Her defasında yanılmışlardır. Bugün de yanılmaktadırlar." G7 masasındaki Hürmüz gündemi ile ABD-İran mutabakatın büyük tabloyu tamamladığını belirten Bahçeli, ABD ile İran arasında varılan 14 maddelik mutabakatın Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, deniz ablukasının kaldırılması, İran'ın nükleer stoklarına ilişkin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) gözetiminde yürütülecek seyreltme ve bertaraf süreci, dondurulmuş fonlar ile cephelerde askeri operasyonların durdurulması gibi başlıkları kapsadığına dikkati çekti. Brüksel istediği kadar kalem oynatsın, Ankara'dan duyulan sadece izansızlığın yankısıdır." MHP Genel Başkanı Bahçeli, partisinin hazırladığı "İstikrar, Ahlak ve Refah Temelli Kalkınma Vizyon Belgesi"ni kamuoyuyla paylaştı. Bahçeli, 55 araştırmacı, akademisyen ve bürokratın katkılarıyla hazırlanan, 600'ün üzerinde kaynaktan yararlanılan, 8 ana bölümden ve 800 sayfadan oluşan belgenin "Lider Ülke Türkiye" hedefinin fikri ve iktisadi belkemiği niteliği taşıdığını belirtti. Karne sevinci yaşayacak tüm öğrencilere seslenen Bahçeli, tatilin çocuklar için ailesiyle vakit geçirildiği, kitap, spor, sanat ve tabiatla buluşulan verimli bir zaman dilimine dönüşmesini diledi. Gençlere de çağrıda bulunan Bahçeli, "Uyanık olunuz.
23 Haziran 2026 10:23

Son Dakika... Mhp Lideri Bahçeli'den Açıklamalar
Fakat bütün bu ağır gündemlerin üstüne Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump'ın çalışma toplantısına girerken söylediği "Patron benim" sözü damga vurmuştur. Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin "AVRUPA HALA WASHİNGTON'UN GÖLGESİNDEN ÇIKAMADI" Avrupa yıllardır stratejik özerklikten bahsetmektedir. Aynı Avrupa, ABD'nin Avrupa'daki askerî katkılarının azaltılacağını açıkladığı bir dönemde, kendi güvenlik boşluğunu nasıl dolduracağını kara kara düşünmektedir. Ne çarpıcı bir tezattır ki Avrupa, yıllardır Türkiye'ye demokrasi, hukuk, güvenlik ve dış politika dersi vermeye kalkmakta, rapor kılıfına sokulmuş ithamları, yaptırım imalarıyla süslenmiş tehditleri, Türk ve Türkiye karşıtı muhaliflerin bayatlamış ezberlerini ısrarla tedavüle sürmektedir. Atalarımız boşuna "El atına binen tez iner." dememiştir. Eğitim almaya gidip geri dönecek yavrularımızın önünde sur olurken, Türkiye'de kurduğu işini Avrupa'da büyütmek isteyen girişimcilerimizin gidecekleri günü sayarken, Türk ve Türkiye karşıtı söylenecek en ufak söze kulak kabarttılar. Bugün bu tablonun bir tarafında, Türkiye'nin NATO içindeki ağırlığını, savunma sanayisindeki yükselişini, göç yönetimindeki rolünü, enerji yollarındaki yerini, Karadeniz'den Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Orta Doğu'ya uzanan jeopolitik değerini kabul etmek zorunda kalan Avrupa vardır. Diğer tarafında ise Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocaklarımıza kara çalan, Mavi Vatan davamızı hor gören, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemen eşitliğini ve Kıbrıs Türklüğünün varlığını yok sayan Avrupa vardır. Türkiye-Avrupa ilişkilerinin tarihi de bu çelişkilerle doludur. Türkiye'nin Avrupa ile münasebeti dün başlamamıştır. 1959 yılında başlayan müracaat süreci, 1963 tarihli Ankara Anlaşması ile hukuki zemine kavuşmuştur. 1970 tarihli Katma Protokol, 1995 tarihli Gümrük Birliği, 1999 tarihli Helsinki Zirvesi'nde adaylık statüsünün kabulü ve 2005 yılında müzakerelerin başlaması bu uzun yolun kilometre taşlarıdır. Ancak Avrupa Birliği, Türkiye'ye verdiği sözlerin gereğini hakkıyla yerine getirmek yerine süreci kimi üyelerin dar hesaplarına, Rum-Yunan vetolarına, siyasi önyargılara ve pas tutmuş ideolojik şablonlara teslim etmiştir. Aday ülke statüsü çoğu zaman kâğıt üzerinde bırakılmıştır. Şimdi aynı Avrupa Parlamentosu kalkıp Türkiye'ye reform, hukuk ve iyi komşuluk dersi vermektedir. Dün Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisinde, 2022 tarihli Ulusal Savunma Yetkisi Yasası'nın içine Ülkü Ocaklarının terör örgütü olup olmadığının araştırılmasını öngören izansız bir madde sıkıştırılmak istenmiştir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığımız da bu girişimi esefle karşılamış, bunun asılsız ithamlarla örülmüş, köklü müttefiklik hukukuna yakışmayan, Türkiye karşıtı lobilerin Avrupa'da da sahnelediği yanlı bir teşebbüs olduğunu açıkça ilan etmiştir. Ülkü Ocaklarında Bilge Kağan'dan Kürşad'a, Sultan Alparslan'dan Fatih'e, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş'e uzanan büyük Türk yürüyüşünün ayak izleri vardır. Ülkü Ocaklarını anlamak isteyen, Türk gençliğinin yüreğinden dökülen şu mısralara bakacaktır: "Yüreği bayrağa atan olmayı, vatana ruhunu katan olmayı, kısacası beyim adam olmayı, davayı öğrendik bizim ocakta." Ziya Paşa'nın dediği gibi, aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz. Avrupa Parlamentosu'nun işi ortadadır. Dillerinde özgürlük ve demokrasi yalanı, satırlarında hukuk kılıfına sokulmuş dayatma, işin esasında ise Türk ve Türkiye karşıtlığı vardır. Değerli dava arkadaşlarım, Avrupa Parlamentosu raporunun Kıbrıs ve Mavi Vatan başlıklarında takındığı tavır ise eski bir hesabın denizlere uzanan yeni perdesidir. Bunların zihninde İstanbul'un fethi kapanmamış bir yara, Kıbrıs Türkü'nün egemen eşitliği inkâra mahkûm edilmiş bir hakikat, Adalar Denizi Türkiye'yi köşeye sıkıştıracak diplomatik bir pusu, Doğu Akdeniz ise ucuz tezvirat sarmallarıyla donatılmış jeopolitik bir bilmecedir. Mavi Vatan'ı saldırganlık, Türkiye-Libya Mutabakatı'nı hukuksuzluk, Kıbrıs Türkü'nün egemenlik talebini ayrılıkçılık gibi göstermeye çalışan bu zihniyet, Türk milletinin denizlerdeki iradesini kırma, Antalya Körfezi'ne hapsetme rüyasını hâlâ diri tutmaktadır. Akritas Planı ile Kıbrıs Türkü'nün siyasi eşitliği yok edilmek istenmiş, 1963 Kanlı Noel karanlığı adadaki Türk varlığına yönelen soykırım siyasetinin en acı sayfalarından biri olmuştur. Kıbrıs Türkü yıllarca kuşatma altında yaşamıştır. Türkiye, garantörlük hukukundan doğan hakkını kullanmış, Kıbrıs Barış Harekâtı ile adada yalnız Türk'ün değil, barışın ve dengenin de teminatı olmuştur. Bugün hâlâ bu tarihi yok sayarak Türkiye'ye Kıbrıs dersi vermeye kalkışanlar hakikatin üstünü örtemezler. Kıbrıs'ta Enosis hayalini self-determinasyon kılıfında pazarlayanlar, EOKA terörünü bağımsızlık mücadelesi makyajıyla aklamaya çalışanlar, Akritas Planı'nın kanlı hesabını teferruat gibi göstermeye yeltenenler, Kıbrıs Türkü'nün 1963'ten 1974'e uzanan direnişini görmezden gelenler bugün bize insanlık dersi veremezler. Bu uğurda çektiğimiz çileleri, 1963'ün karanlık gecelerini, 1974'te Rubicon'un nasıl geçildiğini tarih bütün detaylarıyla yazmıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, büyük Türk milletinin deniz jeopolitiğinde ileri karakolu, millî güvenliğimizin güney cephesindeki kilit taşı, Mavi Vatan ufkumuzun ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye kendi denizlerinde seyirci değildir. Türkiye kendi kıyılarında bekçi kulübesine hapsedilecek bir devlet değildir. ABD ile İran arasında varılan mutabakat, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, deniz ablukasının kaldırılması, İran'ın nükleer stoklarına ilişkin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gözetiminde yürütülecek seyreltme ve bertaraf süreci, dondurulmuş fonlar, Lübnan dâhil çeşitli cephelerde askerî operasyonların durdurulması ve nihai anlaşma için takvim belirlenmesi gibi başlıkları kapsamaktadır. Hürmüz'den Doğu Akdeniz'e uzanan, Lübnan'da başlayıp Amerika Birleşik Devletleri'nde yankılanan her sarsıntının millî güvenliğimiz ve bölgesel istikrarımız bakımından ne anlama geldiğini soğukkanlılıkla takip etmeliyiz.
23 Haziran 2026 10:56

Bahçeli'den Avrupa Parlamentosu'nun Akın Gürlek Raporuna Sert Tepki
"AVRUPA HANGİ CÜRETLE BİZE DİL UZATABİLİR!" Aynı Avrupa kendi güvenlik boşluğunu nasıl dolduracağını kara kara düşünmektedir. AVRUPA'YA TERÖR ÖRGÜTLERİ ELEŞTİRİSİ Avrupa başkentlerinde yıllarca Türk askerine namlusunu doğrultan hain terör örgütlerinin paçavralarını dalgalandırdılar. Eğitim almaya gidip geri dönecek yavrularımızın önünde sur olurken, Türkiye'de kurduğu işini Avrupa'da büyütmek isteyen girişimcilerimizin gidecekleri günü sayarken, Türk ve Türkiye karşıtı söylenecek en ufak söze kulak kabarttılar. Bugün bu tablonun bir tarafında, Türkiye'nin NATO içindeki ağırlığını, savunma sanayisindeki yükselişini, göç yönetimindeki rolünü, enerji yollarındaki yerini, Karadeniz'den Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Orta Doğu'ya uzanan jeopolitik değerini kabul etmek zorunda kalan Avrupa vardır. Diğer tarafında ise Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocaklarımıza kara çalan, Mavi Vatan davamızı hor gören, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemen eşitliğini ve Kıbrıs Türklüğünün varlığını yok sayan Avrupa vardır. AB'NİN YERİNE GETİRMEDİĞİ TAAHHÜTLER Türkiye-Avrupa ilişkilerinin tarihi de bu çelişkilerle doludur. Türkiye'nin Avrupa ile münasebeti dün başlamamıştır. 1959 yılında başlayan müracaat süreci, 1963 tarihli Ankara Anlaşması ile hukuki zemine kavuşmuştur. 1970 tarihli Katma Protokol, 1995 tarihli Gümrük Birliği, 1999 tarihli Helsinki Zirvesi'nde adaylık statüsünün kabulü ve 2005 yılında müzakerelerin başlaması bu uzun yolun kilometre taşlarıdır. Ancak Avrupa Birliği, Türkiye'ye verdiği sözlerin gereğini hakkıyla yerine getirmek yerine süreci kimi üyelerin dar hesaplarına, Rum-Yunan vetolarına, siyasi önyargılara ve pas tutmuş ideolojik şablonlara teslim etmiştir. Şimdi aynı Avrupa Parlamentosu kalkıp Türkiye'ye reform, hukuk ve iyi komşuluk dersi vermektedir. KIBRIS VE MAVİ VATAN TEPKİSİ Değerli dava arkadaşlarım, Avrupa Parlamentosu raporunun Kıbrıs ve Mavi Vatan başlıklarında takındığı tavır ise eski bir hesabın denizlere uzanan yeni perdesidir. Bunların zihninde İstanbul'un fethi kapanmamış bir yara, Kıbrıs Türkü'nün egemen eşitliği inkâra mahkûm edilmiş bir hakikat, Adalar Denizi Türkiye'yi köşeye sıkıştıracak diplomatik bir pusu, Doğu Akdeniz ise ucuz tezvirat sarmallarıyla donatılmış jeopolitik bir bilmecedir. Mavi Vatan'ı saldırganlık, Türkiye-Libya Mutabakatı'nı hukuksuzluk, Kıbrıs Türkü'nün egemenlik talebini ayrılıkçılık gibi göstermeye çalışan bu zihniyet, Türk milletinin denizlerdeki iradesini kırma, Antalya Körfezi'ne hapsetme rüyasını hâlâ diri tutmaktadır. 1960 Ortaklık Devleti, Rum tarafının Türkleri eşit kurucu ortak olarak görmek istememesi nedeniyle kısa sürede işlemez hâle getirilmiştir. Akritas Planı ile Kıbrıs Türkü'nün siyasi eşitliği yok edilmek istenmiş, 1963 Kanlı Noel karanlığı adadaki Türk varlığına yönelen soykırım siyasetinin en acı sayfalarından biri olmuştur. Kıbrıs Türkü yıllarca kuşatma altında yaşamıştır. Bugün hâlâ bu tarihi yok sayarak Türkiye'ye Kıbrıs dersi vermeye kalkışanlar hakikatin üstünü örtemezler. Kıbrıs'ta Enosis hayalini self-determinasyon kılıfında pazarlayanlar, EOKA terörünü bağımsızlık mücadelesi makyajıyla aklamaya çalışanlar, Akritas Planı'nın kanlı hesabını teferruat gibi göstermeye yeltenenler, Kıbrıs Türkü'nün 1963'ten 1974'e uzanan direnişini görmezden gelenler bugün bize insanlık dersi veremezler. Bu uğurda çektiğimiz çileleri, 1963'ün karanlık gecelerini, 1974'te Rubicon'un nasıl geçildiğini tarih bütün detaylarıyla yazmıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, büyük Türk milletinin deniz jeopolitiğinde ileri karakolu, millî güvenliğimizin güney cephesindeki kilit taşı, Mavi Vatan ufkumuzun ayrılmaz bir parçasıdır. 2015'te İran Nükleer Anlaşması'nı imzalayanlar, 2018'de aynı anlaşmadan çekilmişlerdi. Doğu Akdeniz'de enerji denklemlerinin dışında bırakılmak istenen fakat sahada ve masada varlığını kabul ettiren Türkiye'dir. Son sözü söylemeden ne Adalar Denizi'nde ne de Doğu Akdeniz'de kalem oynatılmayan ülke Türkiye'dir. Avrupa'nın kibir sarhoşluğundan mütevellit içine düştüğü feraset yoksunluğu bugün gün gibi ortadadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, Milliyetçi Hareket Partisi'ne, Ülkü Ocaklarına, Mavi Vatan davamıza ve yavru vatanımız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki politikalarımıza çamur atmaya kalkıp Ankara'dan stratejik iş birliği bekleme devri çoktan kapanmıştır. Türkiye kendi yolunda, kendi aklıyla, kendi iradesiyle ve Cenab-ı Allah'ın inayetiyle yürümeye devam edecektir. Gök kubbenin altında, ebedî Türk yurdu Anadolu'da, Kıbrıs Türkü'nün haklı davasında ve Mavi Vatan'ın her damlasında ilelebet var olacağız. Şimdi Amerika-Siyonist iş birliği için "Ben patronum." diyenlere sesleniyorum. Amerika dağ isen, serçeleri kov gitsin!"
23 Haziran 2026 10:26

Son Dakika... Mhp Lideri Bahçeli: Avrupa Türkiye'ye İstikamet Çizemez
Bahçeli AB raporuna tepki göstererek "Kendi zaaf ve basiretsizliklerini örtmek için rapor kumaşından yanlışlarına perde biçmeye, itham ipliğiyle tazyik nakışı işlemeye, çifte standart çöküğünü insan hakları türküleriyle yamamaya çalışmaktadır. Ne var ki bu yamalı bohçadan ne hakikat çıkar, ne hakkaniyet çıkar, ne de Türkiye'ye istikamet çizecek bir irade çıkar. Gaflet uykusundan hülyalara dalanlar iyi duysun. Kin nöbetinde bekleyenler kulağını açsın ve işitsin. Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmamıştır." ifadelerini kullandı. Fakat bütün bu ağır gündemlerin üstüne Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump'ın çalışma toplantısına girerken söylediği "Patron benim" sözü damga vurmuştur. NATO Genel Sekreteri'nin açıklamaları ortadadır. Ne çarpıcı bir tezattır ki Avrupa, yıllardır Türkiye'ye demokrasi, hukuk, güvenlik ve dış politika dersi vermeye kalkmakta, rapor kılıfına sokulmuş ithamları, yaptırım imalarıyla süslenmiş tehditleri, Türk ve Türkiye karşıtı muhaliflerin bayatlamış ezberlerini ısrarla tedavüle sürmektedir. Atalarımız boşuna "El atına binen tez iner." dememiştir. Eğitim almaya gidip geri dönecek yavrularımızın önünde sur olurken, Türkiye'de kurduğu işini Avrupa'da büyütmek isteyen girişimcilerimizin gidecekleri günü sayarken, Türk ve Türkiye karşıtı söylenecek en ufak söze kulak kabarttılar. Bugün bu tablonun bir tarafında, Türkiye'nin NATO içindeki ağırlığını, savunma sanayisindeki yükselişini, göç yönetimindeki rolünü, enerji yollarındaki yerini, Karadeniz'den Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Orta Doğu'ya uzanan jeopolitik değerini kabul etmek zorunda kalan Avrupa vardır. Diğer tarafında ise Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocaklarımıza kara çalan, Mavi Vatan davamızı hor gören, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemen eşitliğini ve Kıbrıs Türklüğünün varlığını yok sayan Avrupa vardır. Türkiye-Avrupa ilişkilerinin tarihi de bu çelişkilerle doludur. Türkiye'nin Avrupa ile münasebeti dün başlamamıştır. 1959 yılında başlayan müracaat süreci, 1963 tarihli Ankara Anlaşması ile hukuki zemine kavuşmuştur. 1970 tarihli Katma Protokol, 1995 tarihli Gümrük Birliği, 1999 tarihli Helsinki Zirvesi'nde adaylık statüsünün kabulü ve 2005 yılında müzakerelerin başlaması bu uzun yolun kilometre taşlarıdır. Ancak Avrupa Birliği, Türkiye'ye verdiği sözlerin gereğini hakkıyla yerine getirmek yerine süreci kimi üyelerin dar hesaplarına, Rum-Yunan vetolarına, siyasi önyargılara ve pas tutmuş ideolojik şablonlara teslim etmiştir. 2018'den itibaren müzakereler fiilen durma noktasına gelmiştir. Şimdi aynı Avrupa Parlamentosu kalkıp Türkiye'ye reform, hukuk ve iyi komşuluk dersi vermektedir. Dün Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisinde, 2022 tarihli Ulusal Savunma Yetkisi Yasası'nın içine Ülkü Ocaklarının terör örgütü olup olmadığının araştırılmasını öngören izansız bir madde sıkıştırılmak istenmiştir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığımız da bu girişimi esefle karşılamış, bunun asılsız ithamlarla örülmüş, köklü müttefiklik hukukuna yakışmayan, Türkiye karşıtı lobilerin Avrupa'da da sahnelediği yanlı bir teşebbüs olduğunu açıkça ilan etmiştir. Ülkü Ocaklarında Hoca Ahmet Yesevi'nin hikmeti, Hacı Bektaş-ı Veli'nin ilmi, Dede Korkut'un bilgeliği vardır. Ülkü Ocaklarında Bilge Kağan'dan Kürşad'a, Sultan Alparslan'dan Fatih'e, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş'e uzanan büyük Türk yürüyüşünün ayak izleri vardır. Ülkü Ocaklarını anlamak isteyen, Türk gençliğinin yüreğinden dökülen şu mısralara bakacaktır: "Yüreği bayrağa atan olmayı, vatana ruhunu katan olmayı, kısacası beyim adam olmayı, davayı öğrendik bizim ocakta." Ziya Paşa'nın dediği gibi, aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz. Avrupa Parlamentosu'nun işi ortadadır. Dillerinde özgürlük ve demokrasi yalanı, satırlarında hukuk kılıfına sokulmuş dayatma, işin esasında ise Türk ve Türkiye karşıtlığı vardır. Bunların zihninde İstanbul'un fethi kapanmamış bir yara, Kıbrıs Türkü'nün egemen eşitliği inkâra mahkûm edilmiş bir hakikat, Adalar Denizi Türkiye'yi köşeye sıkıştıracak diplomatik bir pusu, Doğu Akdeniz ise ucuz tezvirat sarmallarıyla donatılmış jeopolitik bir bilmecedir. Mavi Vatan'ı saldırganlık, Türkiye-Libya Mutabakatı'nı hukuksuzluk, Kıbrıs Türkü'nün egemenlik talebini ayrılıkçılık gibi göstermeye çalışan bu zihniyet, Türk milletinin denizlerdeki iradesini kırma, Antalya Körfezi'ne hapsetme rüyasını hâlâ diri tutmaktadır.
23 Haziran 2026 13:00

Mhp Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den Önemli Açıklamalar | Canlı
'TRUMP'IN'PATRONUM' DEMESİ GELİŞİ GÜZEL SÖYLENMİŞ BİR CÜMLE DEĞİL' Fransa'da G7 liderleri bir araya gelmiştir. Fakat bütün bu ağır gündemlerin üstüne Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump'ın çalışma toplantısına girerken söylediği "Patron benim" sözü damga vurmuştur. Fakat aynı Avrupa, kendi savunma, siyasi ve iktisadi mimarisini hâlâ Washington'un gölgesinden çıkaramamıştır. Aynı Avrupa, ABD'nin Avrupa'daki askerî katkılarının azaltılacağını açıkladığı bir dönemde, kendi güvenlik boşluğunu nasıl dolduracağını kara kara düşünmektedir. Ne çarpıcı bir tezattır ki Avrupa, yıllardır Türkiye'ye demokrasi, hukuk, güvenlik ve dış politika dersi vermeye kalkmakta, rapor kılıfına sokulmuş ithamları, yaptırım imalarıyla süslenmiş tehditleri, Türk ve Türkiye karşıtı muhaliflerin bayatlamış ezberlerini ısrarla tedavüle sürmektedir. Atalarımız boşuna "El atına binen tez iner." dememiştir. Avrupa başkentlerinde yıllarca Türk askerine namlusunu doğrultan hain terör örgütlerinin paçavralarını dalgalandırdılar. Eğitim almaya gidip geri dönecek yavrularımızın önünde sur olurken, Türkiye'de kurduğu işini Avrupa'da büyütmek isteyen girişimcilerimizin gidecekleri günü sayarken, Türk ve Türkiye karşıtı söylenecek en ufak söze kulak kabarttılar. Bugün bu tablonun bir tarafında, Türkiye'nin NATO içindeki ağırlığını, savunma sanayisindeki yükselişini, göç yönetimindeki rolünü, enerji yollarındaki yerini, Karadeniz'den Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Orta Doğu'ya uzanan jeopolitik değerini kabul etmek zorunda kalan Avrupa vardır. Diğer tarafında ise Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocaklarımıza kara çalan, Mavi Vatan davamızı hor gören, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemen eşitliğini ve Kıbrıs Türklüğünün varlığını yok sayan Avrupa vardır. Türkiye-Avrupa ilişkilerinin tarihi de bu çelişkilerle doludur. Türkiye'nin Avrupa ile münasebeti dün başlamamıştır. 1959 yılında başlayan müracaat süreci, 1963 tarihli Ankara Anlaşması ile hukuki zemine kavuşmuştur. 1970 tarihli Katma Protokol, 1995 tarihli Gümrük Birliği, 1999 tarihli Helsinki Zirvesi'nde adaylık statüsünün kabulü ve 2005 yılında müzakerelerin başlaması bu uzun yolun kilometre taşlarıdır. Ancak Avrupa Birliği, Türkiye'ye verdiği sözlerin gereğini hakkıyla yerine getirmek yerine süreci kimi üyelerin dar hesaplarına, Rum-Yunan vetolarına, siyasi önyargılara ve pas tutmuş ideolojik şablonlara teslim etmiştir. 2018'den itibaren müzakereler fiilen durma noktasına gelmiştir. Şimdi aynı Avrupa Parlamentosu kalkıp Türkiye'ye reform, hukuk ve iyi komşuluk dersi vermektedir. Değerli dava arkadaşlarım, Avrupa Parlamentosu raporunda hepimizin yetiştiği o kutlu ocağa, göz aydınlığımız, gönül ferahlığımız olan Ülkü Ocaklarına yönelen ifadeler de eski bir husumetin yeni kılığa sokulmuş hâlidir. Dün Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisinde, 2022 tarihli Ulusal Savunma Yetkisi Yasası'nın içine Ülkü Ocaklarının terör örgütü olup olmadığının araştırılmasını öngören izansız bir madde sıkıştırılmak istenmiştir.
23 Haziran 2026 10:22

Son Dakika... Mhp Lideri Bahçeli'den Açıklamalar
Fakat bütün bu ağır gündemlerin üstüne Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump'ın çalışma toplantısına girerken söylediği "Patron benim" sözü damga vurmuştur. Bu söz gelişi güzel söylenmiş bir cümle değil, G7 masasındaki güç dengesini, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'nın omzuna çöken ve tüm bu ışıltılı Batı güzellemelerinin saklayamadığı güvenlik bağımlılığını ve transatlantik ilişkilerin gerçek mahiyetini gösteren ibretlik bir itiraftır. Ne çarpıcı bir tezattır ki Avrupa, yıllardır Türkiye'ye demokrasi, hukuk, güvenlik ve dış politika dersi vermeye kalkmakta, rapor kılıfına sokulmuş ithamları, yaptırım imalarıyla süslenmiş tehditleri, Türk ve Türkiye karşıtı muhaliflerin bayatlamış ezberlerini ısrarla tedavüle sürmektedir. Yani Avrupa, kendi evinin duvarındaki çatlağı görmüş fakat hâlâ Türkiye'nin kapısına rapor çivileme hevesinden vazgeçmemiştir. Atalarımız boşuna "El atına binen tez iner." dememiştir. Eğitim almaya gidip geri dönecek yavrularımızın önünde sur olurken, Türkiye'de kurduğu işini Avrupa'da büyütmek isteyen girişimcilerimizin gidecekleri günü sayarken, Türk ve Türkiye karşıtı söylenecek en ufak söze kulak kabarttılar. Bugün bu tablonun bir tarafında, Türkiye'nin NATO içindeki ağırlığını, savunma sanayisindeki yükselişini, göç yönetimindeki rolünü, enerji yollarındaki yerini, Karadeniz'den Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Orta Doğu'ya uzanan jeopolitik değerini kabul etmek zorunda kalan Avrupa vardır. Diğer tarafında ise Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocaklarımıza kara çalan, Mavi Vatan davamızı hor gören, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemen eşitliğini ve Kıbrıs Türklüğünün varlığını yok sayan Avrupa vardır. Türkiye-Avrupa ilişkilerinin tarihi de bu çelişkilerle doludur. Türkiye'nin Avrupa ile münasebeti dün başlamamıştır. 1959 yılında başlayan müracaat süreci, 1963 tarihli Ankara Anlaşması ile hukuki zemine kavuşmuştur. 1970 tarihli Katma Protokol, 1995 tarihli Gümrük Birliği, 1999 tarihli Helsinki Zirvesi'nde adaylık statüsünün kabulü ve 2005 yılında müzakerelerin başlaması bu uzun yolun kilometre taşlarıdır. Ancak Avrupa Birliği, Türkiye'ye verdiği sözlerin gereğini hakkıyla yerine getirmek yerine süreci kimi üyelerin dar hesaplarına, Rum-Yunan vetolarına, siyasi önyargılara ve pas tutmuş ideolojik şablonlara teslim etmiştir. Altında sert düşüş!
23 Haziran 2026 10:44

Bahçeli: 'Türk Yargısı Brüksel'e Göre Karar Vermez'
"Türkiye'nin egemenlik sahasına itiraz etmeye kalkışanın alnını karışlarız" Türkiye-Avrupa ilişkilerinin tarihinin çelişkilerle dolu olduğunun altını çizen Bahçeli, "Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocakları'mıza kara çalan, Mavi Vatan davamızı hor gören, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemen eşitliğini, Kıbrıs Türklüğünün varlığını yok sayan Avrupa vardır. Türkiye'nin egemenlik sahasına itiraz etmeye kalkışanın alnını karışlarız. Türk milletine kafa tutmaya çalışanların kafalarına vura vura kim olduğumuzu öğretiriz. Avrupa Birliği, Türkiye'ye verdiği sözlerin gereğini hakkıyla yerine getirmek yerine, süreci kimi üyelerin dar hesaplarına, Rum-Yunan vetolarına, siyasi önyargılara ve pas tutmuş ideolojik şablonlara teslim etmiştir. Vize serbestisi yıllardır bekletilmiştir. Gümrük Birliği'nin güncellenmesi bir kaplumbağa yavaşlığında ağırdan alınmıştır. Müzakere başlıkları siyasi gerekçelerle bloke edilmiştir. Türkiye'nin aday ülke statüsü çoğu zaman kâğıt üzerinde bırakılmıştır. 2018'den itibaren müzakereler fiilen durma noktasına gelmiştir. Şimdi aynı Avrupa Parlamentosu, kalkıp Türkiye'ye reform, hukuk ve iyi komşuluk dersi vermektedir" ifadelerini kullandı. "Yüce Türk yargısı, Brüksel salonlarında yazılan raporların himayesinde karar vermez" Avrupa Parlamentosu'nun 2025 yılı Türkiye Raporu hakkında konuşan Bahçeli, "Bu rapor bağlayıcı olmayabilir. Fakat taşıdığı siyasi niyet bakımından üzerinde dikkatle durulması gereken bir belgedir. Raporun en vahim bölümlerinden biri de yargı gücümüzü abluka altına alma teşebbüsüdür. Türkiye'nin yargı erkine uzatılmış arsız, sapkın ve umarsız dalalet dili sıradan bir eleştiri kapsamında yorumlanamaz. Devam eden yargı süreçlerini siyasi saiklerle yorumlamak, bağımsız Türk mahkemelerini yönlendirmeye kalkmak vesayet hevesidir, tahakküm arzusudur. Yüce Türk yargısı, Brüksel salonlarında yazılan raporların himayesinde karar vermez. Türkiye Cumhuriyeti, dış aktörlerin tehdit, telkin ve terbiye imalarıyla yüzü Batı'ya çevrilip hizaya getirilemez. Herkes ayağını denk alacak, haddini bilecek, yerini iyi belleyecek. Bize sınır ötesinden ayar vermeye kalkan her kim varsa Türkiye Cumhuriyeti'nin hürriyetine ve egemenliğine yan gözle bakmamayı öyle ya da böyle öğrenecektir. Avrupa Parlamentosu raporunda hepimizin yetiştiği o kutlu ocağa, göz aydınlığımız, gönül ferahlığımız olan Ülkü Ocaklarımıza yönelen ifadeler de eski bir husumetin yeni kılığa sokulmuş halidir. Bu mesele yeni değildir. Dün Washington'da Ülkü Ocakları aleyhine dosya açmaya çalışanlar vardı. Bugün Brüksel'de aynı karalama faaliyetini rapor satırlarına iliştirenler vardır. Dün ABD Temsilciler Meclisi'nde, 2022 tarihli Ulusal Savunma Yetki Yasası'nın içine Ülkü Ocakları'nın terör örgütü olup olmadığının araştırılmasını öngören izansız bir madde sıkıştırılmak istenmiştir. O gün Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığımız da bu girişimi esefle karşılamış; bunun asılsız ithamlarla örülmüş, köklü müttefiklik hukukuna yakışmayan, Türkiye karşıtı lobilerin Avrupa'da da sahnelediği yanlı bir teşebbüs olduğunu açıkça ilan etmiştir" dedi. "Bu üç esas, Türkiye'nin kalkınma iradesini ayakta tutacak üç ana direktir" Konuşmasının sonunda MHP'nin "İstikrar, Ahlak ve Refah Temelli Kalkınma Vizyon Belgesi" adlı çalışmasını takdim eden Bahçeli, "Bu belge; Lider Ülke ve Süper Güç Türkiye hedefinin somut bir kalkınma vizyonuna kavuşması bakımından benzersiz bir kıymete sahiptir. Türk düşünce tarihinin köklü geleneğini, modern dünyanın akademik ve ilmi birikimini, toplumumuzun gerçek ihtiyaçları ile aynı zeminde buluşturan stratejik bir yol haritasıdır. Alanında uzman elli beş araştırmacı, akademisyen ve bürokratımızın katkılarıyla hazırlanan; 600'ün üzerinde kaynaktan istifade edilen, 8 ana bölümden ve 800 sayfadan oluşan bu çalışma, Lider Ülke Türkiye hedefimizin fikri ve iktisadi belkemiğidir. Kalkınma anlayışımızın çerçevesini çizerek başlayan bu eser; Milliyetçi Hareket Partisi'nin kurumsal hafızasını gelecek nesillerimize en yalın haliyle aktarmaktadır. Bu eser; toplumumuzun geçirdiği sosyal gelişme değişimleri ele alırken milletimizin köklerine hâkim olan ahlaki ve manevi temelleri hatırlatmaktadır. Bu eser; istikrarı, milli değerlerimizi esas alan sürdürülebilir kalkınmanın makroekonomik çerçevesini ve sektörel boyutlarını aynı bütün içinde değerlendirmektedir. Bu belgenin omurgasını oluşturan üç temel esas vardır: İstikrar, ahlak ve refah. Bu üç esas, Türkiye'nin kalkınma iradesini ayakta tutacak üç ana direktir" ifadelerini kullandı.
23 Haziran 2026 12:40

Bahçeli'den Avrupa Parlamentosu'na Sert Tepki
Türkiye'ye yönelik demokrasi ve hukuk eleştirilerini "eğri cetvelle çizilmiş bir metin" olarak nitelendiren Bahçeli, raporun Türkiye'nin egemenlik haklarına ve yargı bağımsızlığına yönelik bir saldırı olduğunu vurguladı. Ülkücüler bir kez daha hedefte Dünya "ÜLKÜ OCAKLARI, HEDEF TAHTASINA OTURTULMAK İSTENMEKTEDİR" Avrupa Parlamentosu raporunda Ülkü Ocakları'na yönelik ifadelere de değinen Bahçeli, bunu "eski bir husumetin yeni kılığa sokulmuş hâli" olarak tanımladı: "Dün Washington'da Ülkü Ocaklarına dosya açmaya çalışanlar vardı. Bugün Brüksel'de aynı karalama faaliyetini rapor satırlarına iliştirenler vardır. Dün Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclis inde, 2022 tarihli Ulusal Savunma Yetkisi Yasası'nın içine Ülkü Ocaklarının terör örgütü olup olmadığının araştırılmasını öngören izansız bir madde sıkıştırılmak istenmiştir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığımız da bu girişimi esefle karşılamış, bunun asılsız ithamlarla örülmüş, köklü müttefiklik hukukuna yakışmayan, Türkiye karşıtı lobilerin Avrupa'da da sahnelediği yanlı bir teşebbüs olduğunu açıkça ilan etmiştir." "KIBRIS DAVASINI RUM OYUNLARINA TESLİM ETMEYİZ" Bahçeli, raporun Kıbrıs ve Mavi Vatan konusundaki tavrına karşı çıkarak kararlılık mesajı verdi: "Bugün hâlâ bu tarihi yok sayarak Türkiye'ye Kıbrıs dersi vermeye kalkışanlar hakikatin üstünü örtemezler. Kıbrıs'ta Enosis hayalini self-determinasyon kılıfında pazarlayanlar, EOKA terörünü bağımsızlık mücadelesi makyajıyla aklamaya çalışanlar, Akritas Planı'nın kanlı hesabını teferruat gibi göstermeye yeltenenler, Kıbrıs Türkü'nün 1963'ten 1974'e uzanan direnişini görmezden gelenler bugün bize insanlık dersi veremezler. Hiç kimse bizden Kıbrıs Türkü'nün davasını müzakere masalarında aşındırılmış formüllere, uzatılmış oyalamalara ve Rum tarafının bitmeyen oyunlarına teslim etmemizi istemesin. Kıbrıs'ta hakikatin adı iki millettir, iki devlettir, iki ayrı egemen iradedir." "TÜRKİYE'NİN EGEMENLİK SAHASINA İTİRAZ ETMEYE KALKIŞANIN ALNINI KARŞILARIZ" Türkiye'nin jeopolitik önemine dikkat çeken MHP Lideri, egemenlik vurgusunu şu sözlerle yineledi: "Bugün bu tablonun bir tarafında, Türkiye'nin NATO içindeki ağırlığını, savunma sanayisindeki yükselişini, göç yönetimindeki rolünü, enerji yollarındaki yerini, Karadeniz'den Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Orta Doğu'ya uzanan jeopolitik değerini kabul etmek zorunda kalan Avrupa vardır. Diğer tarafında ise Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocaklarımıza kara çalan, Mavi Vatan davamızı hor gören, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemen eşitliğini ve Kıbrıs Türklüğünün varlığını yok sayan Avrupa vardır. Türkiye'nin egemenlik sahasına itiraz etmeye kalkışanın alnını karşılarız. Türk milletine kafa tutmaya çalışanların kafalarına vura vura kim olduğumuzu öğretiriz." Odatv.
23 Haziran 2026 10:24

Bahçeli: Türkiye Dış Aktörlerin Tehdit Ve Terbiye İmalarıyla Hizaya Getirilemez
Bahçeli'nin konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde: "Fransa'da G7 liderleri bir araya gelmiştir. Zirvenin gündem başlıkları kâğıt üzerinde hayli kabarıktır. Küresel ekonominin atılan bombalar ile imzalanan mutabakatlar arasında sıkışmış kırılgan seyri, Ukrayna Savaşı'nın Avrupa güvenliğinde açtığı ve derinleşen gedik, Hürmüz Boğazı üzerinde enerji yolları ile dünya ticaret hayatının seyir güzergâhı üzerine çöken belirsizlik, siyasi ve ekonomik gelişmelere bağlı olan düzensiz göç endişeleri aynı fotoğraf karesine sıkışmıştır. Bütün bu ağır gündemlerin üzerine Trump'ın çalışma toplantısına girerken söylediği "Patron benim sözü." Fransa'daki G7 Toplantısı'na damga vurdu. Bu söz gelişi güzel söylenmiş bir cümle değil, G7 masasındaki güç dengesini, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'nın omzuna çöken ve tüm bu ışıltılı Batı güzellemelerinin saklayamadığı güvenlik bağımlılığını ve transatlantik ilişkilerin gerçek mahiyetini gösteren ibretlik bir itiraftır. Bu söz, ortak değerler perdesinin arkasındaki çarpık gerçeği, hakikat aynasından gözlerimizin önüne serilen güç gösterisini işaret etmektedir. Avrupa Birliği'ne tepki Avrupa yıllardır stratejik özerklikten bahsetmektedir. Fakat aynı Avrupa, kendi savunma, siyasi ve iktisadi mimarisini hala Washington'un gölgesinden çıkaramamıştır. Kendi zaaf ve basiretsizliklerini örtmek için rapor kumaşından yanlışlarına perde biçmeye, çifte standart çöküğünü insan hakları türküleriyle yamamaya çalışmaktadır. Ne var ki bu yamalı bohçadan ne hakikat çıkar, ne hakkaniyet çıkar, ne de Türkiye'ye istikamet çizecek bir irade çıkar. Gaflet uykusundan hülyalara dalanlar iyi duysun. Kin nöbetinde bekleyenler kulağını açsın ve işitsin. Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmadı. Yıllarca kendi güvenliğini ve idaresini başkasının atına bindirenler, şimdi o atın dizginlerinin kendi ellerinde olmadığını anlamaya başlamıştır. Böyle bir Avrupa hangi yüzle Türkiye'ye ders vermeye kalkışacak? Hangi akılla Türk devletine aklı sıra ayar çekecek? Kendi güvenlik açıklarını kapatmakta zorlananlar, müttefiklik masalarında bekletilirken Türk devletinin güvenlik politikalarını sorgulamaya nasıl yeltenebilirler? AB haddini bilecek, eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz. Türk yargısı Brüksel raporuna göre karar vermez. Avrupa Parlamentosu Raporu'nda ülkü ocaklarımıza yönetilen ifadeler de eski bir husumetin yeni bir kılığına sokulmuş halidir. Türk gençliğini köksüzleştirme gayretlerinin farkındayız. Ülkü ocakları dik başlı değil, başı dik çocukların yeridir. "AB Türkiye'ye verdiği sözleri yerine getirmiyor" Türkiye-Avrupa ilişkilerinin tarihi de bu çelişkilerle doludur. Türkiye'nin Avrupa ile münasebeti dün başlamamıştır. 1959 yılında başlayan müracaat süreci, 1963 tarihli Ankara Anlaşması ile hukuki zemine kavuşmuştur. 1970 tarihli Katma Protokol, 1995 tarihli Gümrük Birliği, 1999 tarihli Helsinki Zirvesi'nde adaylık statüsünün kabulü ve 2005 yılında müzakerelerin başlaması bu uzun yolun kilometre taşlarıdır. Ancak Avrupa Birliği, Türkiye'ye verdiği sözlerin gereğini hakkıyla yerine getirmek yerine süreci kimi üyelerin dar hesaplarına, Rum-Yunan vetolarına, siyasi önyargılara ve pas tutmuş ideolojik şablonlara teslim etmiştir. Vize serbestisi yıllardır bekletilmiştir. Gümrük Birliği'nin güncellenmesi kaplumbağa yavaşlığında ağırdan alınmıştır. Müzakere başlıkları siyasi gerekçelerle bloke edilmiştir." Lübnan'da ateşkes kalıcı biçimde sağlanmalıdır.
23 Haziran 2026 11:03

Bahçeli'den Ap'ye Rapor Tepkisi: Herkes Haddini Bilecek
Bahçeli'nin konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde: "Fransa'da G7 liderleri bir araya gelmiştir. Zirvenin gündem başlıkları kâğıt üzerinde hayli kabarıktır. Küresel ekonominin atılan bombalar ile imzalanan mutabakatlar arasında sıkışmış kırılgan seyri, Ukrayna Savaşı'nın Avrupa güvenliğinde açtığı ve derinleşen gedik, Hürmüz Boğazı üzerinde enerji yolları ile dünya ticaret hayatının seyir güzergâhı üzerine çöken belirsizlik, siyasi ve ekonomik gelişmelere bağlı olan düzensiz göç endişeleri aynı fotoğraf karesine sıkışmıştır. Bütün bu ağır gündemlerin üzerine Trump'ın çalışma toplantısına girerken söylediği "Patron benim sözü." Fransa'daki G7 Toplantısı'na damga vurdu. Bu söz gelişi güzel söylenmiş bir cümle değil, G7 masasındaki güç dengesini, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'nın omzuna çöken ve tüm bu ışıltılı Batı güzellemelerinin saklayamadığı güvenlik bağımlılığını ve transatlantik ilişkilerin gerçek mahiyetini gösteren ibretlik bir itiraftır. Bu söz, ortak değerler perdesinin arkasındaki çarpık gerçeği, hakikat aynasından gözlerimizin önüne serilen güç gösterisini işaret etmektedir. Avrupa yıllardır stratejik özerklikten bahsetmektedir. Fakat aynı Avrupa, kendi savunma, siyasi ve iktisadi mimarisini hala Washington'un gölgesinden çıkaramamıştır. Kendi zaaf ve basiretsizliklerini örtmek için rapor kumaşından yanlışlarına perde biçmeye, çifte standart çöküğünü insan hakları türküleriyle yamamaya çalışmaktadır. Ne var ki bu yamalı bohçadan ne hakikat çıkar, ne hakkaniyet çıkar, ne de Türkiye'ye istikamet çizecek bir irade çıkar. Gaflet uykusundan hülyalara dalanlar iyi duysun. Kin nöbetinde bekleyenler kulağını açsın ve işitsin. Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmadı. Yıllarca kendi güvenliğini ve idaresini başkasının atına bindirenler, şimdi o atın dizginlerinin kendi ellerinde olmadığını anlamaya başlamıştır. Böyle bir Avrupa hangi yüzle Türkiye'ye ders vermeye kalkışacak? Hangi akılla Türk devletine aklı sıra ayar çekecek? Kendi güvenlik açıklarını kapatmakta zorlananlar, müttefiklik masalarında bekletilirken Türk devletinin güvenlik politikalarını sorgulamaya nasıl yeltenebilirler? AB haddini bilecek, eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz. Türk yargısı Brüksel raporuna göre karar vermez. Avrupa Parlamentosu Raporu'nda ülkü ocaklarımıza yönetilen ifadeler de eski bir husumetin yeni bir kılığına sokulmuş halidir. Türk gençliğini köksüzleştirme gayretlerinin farkındayız. Ülkü ocakları dik başlı değil, başı dik çocukların yeridir. Türkiye-Avrupa ilişkilerinin tarihi de bu çelişkilerle doludur. Türkiye'nin Avrupa ile münasebeti dün başlamamıştır. 1959 yılında başlayan müracaat süreci, 1963 tarihli Ankara Anlaşması ile hukuki zemine kavuşmuştur. 1970 tarihli Katma Protokol, 1995 tarihli Gümrük Birliği, 1999 tarihli Helsinki Zirvesi'nde adaylık statüsünün kabulü ve 2005 yılında müzakerelerin başlaması bu uzun yolun kilometre taşlarıdır. Ancak Avrupa Birliği, Türkiye'ye verdiği sözlerin gereğini hakkıyla yerine getirmek yerine süreci kimi üyelerin dar hesaplarına, Rum-Yunan vetolarına, siyasi önyargılara ve pas tutmuş ideolojik şablonlara teslim etmiştir. Vize serbestisi yıllardır bekletilmiştir. Gümrük Birliği'nin güncellenmesi kaplumbağa yavaşlığında ağırdan alınmıştır. Müzakere başlıkları siyasi gerekçelerle bloke edilmiştir." Lübnan'da ateşkes kalıcı biçimde sağlanmalıdır.
23 Haziran 2026 11:11

Devlet Bahçeli: Ab, Türkiye'ye İstikamet Çizemez
Batı dünyasına sert mesajlar gönderen Bahçeli, "Türkiye'nin egemenlik sahasına itiraz etmeye kalkışanın alnını karışlarız" ifadelerini kullandı. Partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda dış politikadaki güç dengelerini değerlendiren ve Avrupa Parlamentosu'nun (AP) 2025 yılı Türkiye Raporu'nu eleştiren Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Batı dünyasına sert mesajlar gönderdi. Fransa'daki G7 zirvesinde ABD Başkanı Donald Trump'ın "Patron benim" ifadesinin küresel güç tahakkümünün somut bir itirafı olduğunu belirten Bahçeli, kendi güvenlik açmazını çözemeyen Avrupa'nın Türkiye'ye hiza vermeye çalışmasını "hadsizlik" olarak nitelendirdi. Bazen bir devlet başkanının masaya geç gelişi. Tüm bu ağır gündemlerin üstüne ABD Başkanı Trump'ın toplantıya girerken söylediği patron benim sözü damga vurmuştur. Trump gelişigüzel 'Patronum' demedi. Avrupa Türkiye'ye demokrasi hukuk ve dış politika dersi vermeye kalkmakta rapor kılıfına sokmuş ithamları ve tehditlerini ısrarla sürdürmektedir. Türkiye Cumhuriyeti dış aktörlerin tehdit ve terbiye imalarıyla hizaya getirilemez. Böyle bir Avrupa hangi yüzle Türkiye'ye ayar vermeye kalkacak hangi cüretle devletimizin makamlarına dil uzatacaktır. Ülkü Ocakları Türk gençlerinin 1 numaralı yuvasıdır. İşin esasında Türk ve Türkiye düşmanlığı vardır. Bıçak kemiğe dayanmış ve 1974 yılında Ayşe Tatile çıkmış Türkiye gerekeni yapmıştır.
23 Haziran 2026 10:59

Devlet Bahçeli: Ab, Türkiye'ye İstikamet Çizemez
Batı dünyasına sert mesajlar gönderen Bahçeli, "Türkiye'nin egemenlik sahasına itiraz etmeye kalkışanın alnını karışlarız" ifadelerini kullandı. Partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda dış politikadaki güç dengelerini değerlendiren ve Avrupa Parlamentosu'nun (AP) 2025 yılı Türkiye Raporu'nu eleştiren Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Batı dünyasına sert mesajlar gönderdi. Fransa'daki G7 zirvesinde ABD Başkanı Donald Trump'ın "Patron benim" ifadesinin küresel güç tahakkümünün somut bir itirafı olduğunu belirten Bahçeli, kendi güvenlik açmazını çözemeyen Avrupa'nın Türkiye'ye hiza vermeye çalışmasını "hadsizlik" olarak nitelendirdi. Trump gelişigüzel 'Patronum' demedi. Avrupa Türkiye'ye demokrasi hukuk ve dış politika dersi vermeye kalkmakta rapor kılıfına sokmuş ithamları ve tehditlerini ısrarla sürdürmektedir. Türkiye Cumhuriyeti dış aktörlerin tehdit ve terbiye imalarıyla hizaya getirilemez. Herkes ayağını denk alacak, haddini bilecek. Böyle bir Avrupa hangi yüzle Türkiye'ye ayar vermeye kalkacak hangi cüretle devletimizin makamlarına dil uzatacaktır. Ülkü Ocakları Türk gençlerinin 1 numaralı yuvasıdır. İşin esasında Türk ve Türkiye düşmanlığı vardır.
23 Haziran 2026 10:59

Devlet Bahçeli'den Ap Raporuna Tepki: Herkes Ayağını Denk Alacak
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu'nda kabul edilen 2025 Yılı Türkiye Raporu'na tepki gösterdi. Bahçeli, Türk yargısına ve Ülkü Ocakları'na yönelik eleştirilerin kabul edilemez olduğunu belirterek, "Yüce Türk yargısı Brüksel salonlarında yazılan raporların himayesinde karar vermez. Herkes ayağını denk alacak, haddini bilecek, yerini iyi belleyecektir" dedi. TBMM'de partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, raporda Adalet Bakanı Akın Gürlek'in yanı sıra Türk yargısı ve Ülkü Ocakları'nı hedef alan değerlendirmelerin yer aldığını söyledi. Bahçeli, "AP raporunda hepimizin yetiştiği o kutlu ocağı, Ülkü Ocaklarımıza yönelen ifadeler de eski husumetin yeni kılıfa sokulmuş halidir. Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocaklarını hedef alan bir AB vardır" dedi. Avrupa Türkiye'ye istikamet çizemez. Ayar vermeye kalkan her kim varsa Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliğine yan gözle bakmamayı öğrenecektir. Türk milletine kafa tutmaya çalışanların kafalarına vura vura Türk milletini öğretiriz.
23 Haziran 2026 10:51

Devlet Bahçeli: Avrupa Türkiye'ye İstikamet Çizemez
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulunuyor. Fransa'da G-7 liderleri bir araya gelmiştir. Ne gariptir ki; AB yıllardır Türkiye'ye güvenlik ve demokrasi dersi vermektedir. Yani AB kendi evinin duvarındaki çatlağı görmüştür hala Türkiye'ye rapor göstermektir. Böyle bir AB Türkiye'ye ders veremez ve devletimizin makamlarına dil uzatamazlar. Türkiye'nin Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocaklarını hedef alan bir AB vardır. Türk milletine kafa tutmaya çalışanların kafalarına vura bura Türk milletini öğretiriz. AB verdiği sözleri tutmadı. Türk yargısı Brüksel'de yazan raporla karar vermez. Ülkü Ocakları Türk gençlerinin 1 numaralı yuvasıdır. İşin esasında Türk ve Türkiye düşmanlığı vardır. Kıbrıs Türkü yıllarca işgal altında yaşamıştır. Bıçak kemiğe dayanmış ve 1974 yılında Ayşe Tatile çıkmış Türkiye gerekeni yapmıştır. Mavi Vatan ufkumuzun ayrılmaz bir parçasıdır. Biz dünyaya Ankara'dan bakar ve ona göre hareket ederiz. Suriye'de gereken adımları atan ve terör bitirip bedel ödeyen Türkiye'dir.
23 Haziran 2026 10:54

Mhp Genel Başkanı Bahçeli: Ab, Türkiye'ye İstikamet Çizemez
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM'de partisinin grup toplantısında konuşuyor. Bahçeli, AP'nin Türkiye Raporu'na sert tepki göstererek, "Türkiye Cumhuriyeti dış aktörlerin tehdit ve terbiye imalarıyla hizaya getirilemez. Herkes ayağını denk alacak, haddini bilecek" dedi. Bahçeli, "AB, Türkiye'ye istikamet çizemez. Gaflet uykusunda rüyaya dalanlar iyi duysun, kulağını açsın ve işitsin Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmamıştır." ifadelerini kullandı. Bazen bir devlet başkanının masaya geç gelişi. Avrupa Türkiye'ye demokrasi hukuk ve dış politika dersi vermeye kalkmakta rapor kılıfına sokmuş ithamları ve tehditlerini ısrarla sürdürmektedir. Avrupa Birliği basiretsizliğini görmeden bize rapor yazıyor. Herkes ayağını denk alacak, haddini bilecek. Böyle bir Avrupa hangi yüzle Türkiye'ye ayar vermeye kalkacak hangi cüretle devletimizin makamlarına dil uzatacaktır. Ülkü Ocakları Türk gençlerinin 1 numaralı yuvasıdır. İşin esasında Türk ve Türkiye düşmanlığı vardır. Bıçak kemiğe dayanmış ve 1974 yılında Ayşe Tatile çıkmış Türkiye gerekeni yapmıştır.
23 Haziran 2026 10:25

Bahçeli'den Ab'ye Tepki. "Hangi Cüretle Bize Dil Uzatabilirler"
Devlet Bahçeli'nin buradaki konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde: "Fransa'da G7 liderleri bir araya gelmiştir. Zirvenin gündem başlıkları kâğıt üzerinde hayli kabarıktır. Küresel ekonominin atılan bombalar ile imzalanan mutabakatlar arasında sıkışmış kırılgan seyri, Ukrayna Savaşı'nın Avrupa güvenliğinde açtığı ve derinleşen gedik, Hürmüz Boğazı üzerinde enerji yolları ile dünya ticaret hayatının seyir güzergâhı üzerine çöken belirsizlik, siyasi ve ekonomik gelişmelere bağlı olan düzensiz göç endişeleri aynı fotoğraf karesine sıkışmıştır. Bütün bu ağır gündemlerin üzerine Trump'ın çalışma toplantısına girerken söylediği "Patron benim sözü." Fransa'daki G7 Toplantısı'na damga vurdu. Bu söz gelişi güzel söylenmiş bir cümle değil, G7 masasındaki güç dengesini, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'nın omzuna çöken ve tüm bu ışıltılı Batı güzellemelerinin saklayamadığı güvenlik bağımlılığını ve transatlantik ilişkilerin gerçek mahiyetini gösteren ibretlik bir itiraftır. Bu söz, ortak değerler perdesinin arkasındaki çarpık gerçeği, hakikat aynasından gözlerimizin önüne serilen güç gösterisini işaret etmektedir. Avrupa yıllardır stratejik özerklikten bahsetmektedir. Fakat aynı Avrupa, kendi savunma, siyasi ve iktisadi mimarisini hala Washington'un gölgesinden çıkaramamıştır. Kendi zaaf ve basiretsizliklerini örtmek için rapor kumaşından yanlışlarına perde biçmeye, çifte standart çöküğünü insan hakları türküleriyle yamamaya çalışmaktadır. Ne var ki bu yamalı bohçadan ne hakikat çıkar, ne hakkaniyet çıkar, ne de Türkiye'ye istikamet çizecek bir irade çıkar. Gaflet uykusundan hülyalara dalanlar iyi duysun. Kin nöbetinde bekleyenler kulağını açsın ve işitsin. Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmadı. Yıllarca kendi güvenliğini ve idaresini başkasının atına bindirenler, şimdi o atın dizginlerinin kendi ellerinde olmadığını anlamaya başlamıştır. Böyle bir Avrupa hangi yüzle Türkiye'ye ders vermeye kalkışacak? Hangi akılla Türk devletine aklı sıra ayar çekecek? Kendi güvenlik açıklarını kapatmakta zorlananlar, müttefiklik masalarında bekletilirken Türk devletinin güvenlik politikalarını sorgulamaya nasıl yeltenebilirler? AB haddini bilecek, eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz. Türk yargısı Brüksel raporuna göre karar vermez. Avrupa Parlamentosu Raporu'nda ülkü ocaklarımıza yönetilen ifadeler de eski bir husumetin yeni bir kılığına sokulmuş halidir. Türk gençliğini köksüzleştirme gayretlerinin farkındayız. Ülkü ocakları dik başlı değil, başı dik çocukların yeridir."
23 Haziran 2026 10:33

Mhp Grup Toplantısı! Devlet Bahçeli'den Önemli Açıklamalar
Fransa'da G-7 liderleri bir araya gelmiştir. Ne gariptir ki; AB yıllardır Türkiye'ye güvenlik ve demokrasi dersi vermektedir. Yani AB kendi evinin duvarındaki çatlağı görmüştür hala Türkiye'ye rapor göstermektir. Böyle bir AB Türkiye'ye ders veremez ve devletimizin makamlarına dil uzatamazlar. Kendi güvenliğini ABD'nin kararlarına bağlayanların bizim Mavi Vatan politikamıza söyleyecek sözü yoktur. Avrupa Türkiye'ye istikamet çizemez. Türkiye'nin Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocaklarını hedef alan bir AB vardır. Türk milletine kafa tutmaya çalışanların kafalarına vura bura Türk milletini öğretiriz. Bağımsız Türk mahkemelerini yönlendirmeye kalkmak hadsizliktir. Ülkü Ocakları Türk gençlerinin 1 numaralı yuvasıdır. İşin esasında Türk ve Türkiye düşmanlığı vardır.
23 Haziran 2026 10:21

Bahçeli'den Avrupa Parlamentosu Raporu'na Tepki
Bahçeli, şöyle devam etti: "Yani Avrupa, kendi evinin duvarındaki çatlağı görmüş; fakat hâlâ Türkiye'nin kapısına rapor çivileme hevesinden vazgeçmemiştir. Kendi zaaf ve basiretsizliklerini örtmek için rapor kumaşından yanlışlarına perde biçmeye, itham ipliğiyle tazyik nakışı işlemeye, çifte standart söküğünü insan hakları türküleriyle yamamaya çalışmaktadır. Ne var ki bu yamalı bohçadan ne hakikat çıkar ne hakkaniyet çıkar ne de Türkiye'ye istikamet çizecek bir irade çıkar. Gaflet uykusunda hülyalara dalanlar iyi duysun, kin nöbetinde bekleyenler kulağını açsın ve işitsin: Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmamıştır." "HERKES HADDİNİ BİLECEK" "Bu rapor bağlayıcı olmayabilir. Fakat taşıdığı siyasi niyet bakımından üzerinde dikkatle durulması gereken bir belgedir" diyen Bahçeli, şunları kaydetti: "Raporun en vahim bölümlerinden biri de yargı gücümüzü abluka altına alma teşebbüsüdür. Türkiye'nin yargı erkine uzatılmış arsız, sapkın ve umarsız dalalet dili sıradan bir eleştiri kapsamında yorumlanamaz. Devam eden yargı süreçlerini siyasi saiklerle yorumlamak, bağımsız Türk mahkemelerini yönlendirmeye kalkmak vesayet hevesidir, tahakküm arzusudur. Yüce Türk yargısı, Brüksel salonlarında yazılan raporların himayesinde karar vermez. Türkiye Cumhuriyeti; dış aktörlerin tehdit, telkin ve terbiye imalarıyla yüzü Batı'ya çevrilip hizaya getirilemez. Herkes ayağını denk alacak, haddini bilecek, yerini iyi belleyecek. Bize sınır ötesinden ayar vermeye kalkan her kim varsa Türkiye Cumhuriyeti'nin hürriyetine ve egemenliğine yan gözle bakmamayı öyle ya da böyle öğrenecektir." Avrupa Parlamentosu Raporu'na tepkisini sürdüren Bahçeli, "Avrupa Parlamentosu raporunda hepimizin yetiştiği o kutlu ocağa, göz aydınlığımız, gönül ferahlığımız olan Ülkü Ocaklarımıza yönelen ifadeler de eski bir husumetin yeni kılığa sokulmuş halidir" diye konuştu. Bahçeli, şunları söyledi: "Avrupa Parlamentosu'nun işi ortadadır. Dillerinde özgürlük ve demokrasi yalanı, satırlarında hukuk kılıfına sokulmuş dayatma, işin esasında ise Türk ve Türkiye karşıtlığı vardır. Bu yalan pazarının kepengi er ya da geç, indirilecektir."
23 Haziran 2026 11:25

Bahçeli'den Ap Raporuna Sert Tepki: Ülkü Ocakları Türk Gençliğinin Yuvasıdır
"Türkiye'ye istikamet çizemezler" Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye yönelik eleştirilerini değerlendiren Bahçeli, şu ifadeleri kullandı: "Avrupa Türkiye'ye istikamet çizemez. Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmadı." Bahçeli, Avrupa Parlamentosu'nun raporunun bağlayıcı olmadığını ancak siyasi açıdan dikkate alınması gerektiğini belirtti. "Türk yargısını hedef alıyorlar" Raporda Türk yargısı ve Ülkü Ocakları hakkında yer alan değerlendirmeleri eleştiren Bahçeli, Türkiye'nin bağımsız kurumlarına yönelik müdahale girişimlerine karşı olduklarını ifade etti. Ülkü Ocakları vurgusu Bahçeli, Ülkü Ocakları'nın Türk gençliği için önemli bir kurum olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu: "Ülkü Ocakları Türk gençlerinin bir numaralı yuvasıdır. Biz Ülkü Ocakları'nda davayı öğrendik." Ülkü Ocakları'na yönelik eleştirilerin eski husumetlerin devamı olduğunu savunan Bahçeli, bu tür değerlendirmelerin arkasında Türkiye karşıtlığı bulunduğunu ileri sürdü.
23 Haziran 2026 11:29


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Bahçeli'den Avrupa Parlamentosu Raporuna Tepki: "Herkes Ayağını Denk Alacak, Haddini Bilecek"
Devam eden yargı süreçlerinin siyasi gerekçelerle değerlendirilmesini doğru bulmadıklarını belirten Bahçeli, "Türkiye Cumhuriyeti dış aktörlerin tehdit, telkin ve terbiye imalarıyla yüzü Batı'ya çevrilip hizaya getirilemez. Herkes ayağını denk alacak, haddini bilecek, yerini iyi belleyecektir" dedi. Konuşmasının devamında Avrupa'nın Türkiye'ye yönelik eleştirilerine tepki gösteren Bahçeli, sert ifadelerle şu sözleri kullandı: "Gaflet uykusundan hülyalara dalanlar iyi duysun. Kin nöbetinde bekleyenler kulağını açsın ve işitsin. Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmamıştır. Atalarımız boşuna 'El atına binen tez iner' dememiştir. Yıllarca kendi güvenliğini ve idaresini başkasının atına bindirenler, şimdi o atın dizginlerinin kendi ellerinde olmadığını anlamaya başlamıştır. Davutoğlu'ndan Avrupa Parlamentosu raporu yorumu: Hüzün duydum, ama önce "Neden?" diye sorardım Türkiye'nin egemenlik sahasına itiraz etmeye kalkışanın alnını karşılarız. Türk milletine kafa tutmaya çalışanların kafalarına vura vura kim olduğumuzu öğretiriz." Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raporuna da değinen Bahçeli, metni "siyasi niyet taşıyan bir belge" olarak nitelendirdi. Türkiye'nin yargı süreçlerine dışarıdan müdahale edilmesine karşı olduklarını vurgulayan Bahçeli, "Yüce Türk yargısı Brüksel salonlarında yazılan raporların himayesinde karar vermez" dedi.
23 Haziran 2026 11:25

Mhp Lideri Bahçeli Grup Toplantısında Konuşuyor...
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuşuyor... Bazen bir devlet başkanının masaya geç gelişi. Fakat bütün bu ağır gündemlerin üstüne Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump'ın çalışma toplantısına girerken söylediği "Patron benim" sözü damga vurmuştur. Bu söz gelişi güzel söylenmiş bir cümle değil, G7 masasındaki güç dengesini, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'nın omzuna çöken ve tüm bu ışıltılı Batı güzellemelerinin saklayamadığı güvenlik bağımlılığını ve transatlantik ilişkilerin gerçek mahiyetini gösteren ibretlik bir itiraftır. Fakat aynı Avrupa, kendi savunma, siyasi ve iktisadi mimarisini hâlâ Washington'un gölgesinden çıkaramamıştır.
23 Haziran 2026 10:49

Son Dakika... Devlet Bahçeli'den 'Ap Türkiye Raporu' Tepkisi: 'Herkes Ayağını Denk Alacak'
Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye Raporu'na sert tepki gösteren Bahçeli, "Türkiye Cumhuriyeti, dış aktörlerin tehdit, telkin ve terbiye imalarıyla yüzü Batı'ya çevrilip hizaya getirilemez. Herkes ayağını denk alacak, haddini bilecek, yerini iyi belleyecektir. Bize sınır ötesinden ayar vermeye kalkan her kim varsa, Türkiye Cumhuriyeti'nin hürriyetine ve egemenliğine yan gözle bakmamayı öyle ya da böyle öğrenecektir" ifadelerini kullandı.
23 Haziran 2026 10:34

Bahçeli'den Ap Raporuna Sert Tepki
Bahçeli, "Yargı süreçlerini siyasi saiklerle yorumlamak vesayet hevesidir. Yüce Türk yargısı Brüksel salonlarında yazılan raporların himayesinde karar vermez. Türkiye Cumhuriyeti hizaya getirilemez, herkes haddini bilecek" dedi.
23 Haziran 2026 11:13

Mhp Lideri Bahçeli, Grup Toplantısı'nda Açıklamalarda Bulunuyor
Bahçeli'nin konuşmalarından öne çıkan başlıklar şu şekilde: "Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bu kutlu çatısı altında sizlerle bir kez daha bir araya gelmekten kıvanç duyuyorum. Bugünkü toplantımızın devletimizin yarınlarına hayırlar getirecek netice ve hizmetlere vesile olmasını temenni ediyorum. Değerli dava arkadaşlarım, dış politikada bazen bir zirve fotoğrafı sayfalar dolusu rapordan daha fazla şey anlatır. Bazen bir devlet başkanının masaya geç gelişi. Bazen gelişi güzel söylenmiş gibi kılıfına uydurulan bir cümle, yıllardır saklanan, sessizliğini koruyan ve sırasını bekleyen güç tahakkümünü ortaya koyar. Bazen bir parlamento raporu, ateş bacayı sarınca hatırlanan dostluk cümlelerinin arkasına gizlenmiş, yılların kiniyle bıçak gibi bilenmiş eski husumetleri gözler önüne serer, niyetleri ele verir. Trump gelişigüzel 'Patronum' demedi. Bu söz Trump'ın güç gösterisini işaret etmektedir. Avrupa hangi yüzle Türkiye'ye ders vermeye kalkacak? Devletimizin hangi yüzle makamlarına dil uzatacaktır. Türk devletinin güvenlik politikalarını sorgulamaya nasıl cesaret edebilirler? AB hangi akılla bize ayar çekiyor? AB basiretsizliğini görmeden bize rapor yazıyor."
23 Haziran 2026 10:30