×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Demirtaş'ın Mektubu...

Örneğin toplumda yüzde 46.7'lik bir kesim mutlak butlanı duymakla birlikte içeriğine hakim olmadığını ifade ediyormuş. Kararı detayıyla bildiğini söyleyenlerin oranı ise yüzde 36.3'te kalmış. Yazıyı okurken şu bölümün altını çizdim: "Toplumun önemli bir bölümü yaşananları normal bulmuyor. Ama aynı zamanda muhalefetin mevcut performansından da tam anlamıyla tatmin olmuş görünmüyor. Örneğin yargıya duyulan güven azalırken, CHP'nin ekonomi, adalet ve liyakat gibi alanlarda çözüm üretebilme kapasitesine duyulan güven de aşınıyor. Bu nedenle toplum aynı anda iki kanaati taşıyor gibi görünüyor: 'Yaşananlar normal değil', ama aynı zamanda 'henüz güven veren bir alternatif de oluşmuş değil.' Bu nedenle ortaya paradoksal bir durum çıkıyor. Toplum iktidardan uzaklaşıyor, ama aynı hızla muhalefete yaklaşmıyor. Buradan sonra mesele yalnızca CHP açısından değil, Türkiye siyaseti açısından da anlam kazanıyor. Çünkü insanlar artık yalnızca siyasi aktörlere değil, siyasetin sorun çözme kapasitesine ilişkin de kuşku duymaya başlıyor. Araştırmada ortaya çıkan baskın duygu da öfke değil, endişe ve umutsuzluk. İnsanlar artık yalnızca 'Kim yönetsin?' sorusunun değil, 'Gerçekten bir şey değişebilir mi?' sorusunun da cevabını arıyor. " Bekir Ağırdır' ın analizi tam bir sistem krizine işaret ediyor. Ben de cevabı aranan soruyu kendime sordum: "Gerçekten bir şey değişebilir mi?" Bu soru beni aldı üç yıl önce Selahattin Demirtaş'a Edirne Cezaevi'ndeki ziyaretime götürdü. Demirtaş devam ediyor: "Ama iktidar değişimi, tek başına toplumdaki değişim isteğini karşılamaya yetmez. Bu dalga asıl, seçim sonrasında yeni iktidarı zorlayacak ve daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi talebi hep büyüyecek. Mevcut muhalefet yapısında yeni dönem demokratik değişim talebini karşılayabilecek kadro ve perspektif yapısı çok güçlü görünmüyor. Devletten topluma, bireyden sivil ve resmi tüm kurumlara kadar her yerde köklü bir demokratik zihniyet devrimine ihtiyaç var. Eğitimden medyaya, yargıdan aileye kadar her yerde uzun vadeli bir halk eğitimi ve bilinç geliştirme projelerine önem verilmezse değişim çok yüzeysel kalır ve iki, üç yıl içinde devlet yine kendi eski kodlarının sınırlarına çekilir." Gerçekten de hep böyle oldu.

Figen Çalıkuşu

Kaynak: Karar

12 Haziran 2026 00:01

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Figen Çalıkuşu

Tavuk Sektöründe Hukuksuzluk Kasırgası

Ben bu gelişmenin "soruşturma usulüne" hukuksal açıdan bakmayı tercih ediyorum. Bir tanesi 237. maddedeki "fiyatları etkileme" suçu. Bir diğeri de olsa olsa 240. maddedeki "satıştan kaçınma" suçu. Gelelim ikinci başlığa, denetim kayyımlığına: "Milletimizin temel gıda tedarik zincirinin kesintiye uğramaması ve ticari faaliyetlerin hukuka uygun, şeffaf ve denetlenebilir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla soruşturma kapsamındaki 13 şirkete denetim kayyımı atanmıştır. " Aynı gün İstanbul Başsavcılığı da bir açıklama yaptı ve denetim kayyımlığının CMK 133. maddesine göre uygulandığını bildirdi. CMK 133. maddesinde denetim kayyımı tedbirinin hangi suçlarda uygulanacağı tek tek yazılı da ondan. Bu suçlar arasında ne Bakan Gürlek'in tarif ettiği "suç" ne de "fiyatları etkileme" ve "satıştan kaçınma" suçları var. Nitekim günler sonra bu hukuksuz, dayanaksız denetim kayyım kararına yapılan itiraz üzerine " denetim kayyımlığı tedbirinin durdurulduğu" haberlerini gördük. Yasada karşılığı olmayan denetim kayyımı uygulamasının "iptal" edilmesi gerekir. Ve diğer önemli üçüncü başlık, gözaltı kararı: "Yürütülen soruşturma kapsamında; serbest rekabet ortamını ihlal ederek fiyatları tüketici aleyhine yönlendirdiği değerlendirilen 29 şüpheli hakkında gözaltı, arama ve el koyma işlemleri uygulanmıştır. " Gördük ki 3 gün sonra gözaltına alınan 29 şüpheli 'Yurt dışı çıkış yasağı' şartıyla serbest bırakıldı.

19 Haziran 2026 00:01

Figen Çalıkuşu

Sosyal Demokratın Yoğurt Yiyişi...

Bu bölünmüşlük içinde hakareti, küfürü, çok başlı bir parti görüntüsünü izlerken bile Kemal Kılıçdaroğlu'ndan ya da Özgür Özel 'den bu "mutlak butlanı" fırsata dönüştürecek bir demokratik siyaset çıkışı ve uzlaşı bekliyordum, hala da bekliyorum ama galiba nafile. Bizler çok üzgünüz ama düşülen tuzakların planlayıcısı siyasal iktidar "Allah verdikçe veriyor" beklentileriyle belli ki çok mutlu. Halbuki dünyada sosyal demokrasi örnekleri kendi parti içi sorularını demokratik bir bilgelik içinde çözebiliyor. Hatırlarsınız sanırım; Yunanistan'da, ülkenin ekonomik kriz yaşadığı 2015-2019 yıllarında başbakanlık koltuğunda oturan Aleksis Çipras, 2009-2023 arasında liderliğini yaptığı Radikal Sol İttifaktan (SYRIZA) ve milletvekilliği görevinden Ekim 2025'te istifa etmişti. Türkiye'de Komünist Parti kurmak yasakken orada biri Avrupa'ya diğeri Sovyetler'e yakın iki komünist parti vardı. Bizde Siyasi Partiler Yasası 12 Eylül'den kalma. Yunanistan'da Siyasi Parti Yasası yok. *** Fransa'da da siyasi parti yasası yok. Aynı parti içindeki olaylara ve sorunlara farklı yaklaşımlar ortaya çıkınca, çözümü de demokratik mekanizmalarla oluyor. Bu sistem, farklı fikirlerin örneğin daha piyasa yanlısı kanat ile radikal kanadın parti çatısı altında kalmasını ve parti içi yönetimi bir koalisyon mantığıyla paylaşmalarını sağlar.

05 Haziran 2026 00:01

Figen Çalıkuşu

Üye Mi Delege Mi?

Bir kongrenin iptali kararı daha önce verilmişti ama "mutlak butlan" sebebiyle iptal kararı ile birlikte sonuca etkili böylesi vahim bir tedbir kararı verilmesi bir ilk oldu. Öylesine bezdik, bunaldık ki; mevcut halden acil ve pratik çıkış yolları ararken "demokratik cumhuriyet" talebi için demokratik siyaset önceliğini hiç konuşmaz olduk. Ancak ne gariptir ki güncel sıkışmışlık nedeniyle pek aldırmadığımız "demokratik siyaset kurumunu" belki de yaşanan kaotik ortam çözecek. Baksanıza demokratik siyaset dönüşümüne dair hiçbir vaadi nerdeyse uzun zamandır duymazken, "butlan" sancısı bir anda Özgür Özel'in ağzından "üye önüne sandık koyalım" çağrısını çıkarıverdi. Ama bizim bu yıkıcı kırılmaları yaşamamızın altında yatan sebepleri konuşmamıza engel olan güncel bir tartışmaya kilitlenmiş gibiyiz: YSK'nın 20 yıl önce, 15 Temmuz 2006 tarihli 277 sayılı kararını hatırlamak yeterli. Kararda bakın YSK ne demiş: "Siyasi parti kongresi yapılması, yönetimi, kongre yapılamayacağına karar verilmesi veya ertelenmesi, kongrenin tümden iptali veya bir kısım gündem maddelerinin iptali o partinin kendi mevzuatına göre partinin ilgili merciince çözülür. Buna karşı da her ilgilinin T.C. Anayasasının 36. maddesine göre, ihtilafların nihai çözümünü seçim yargısından değil, adli yargı yerlerinden dava yolu ile isteyebileceği kuşkusuzdur. İlgili kongrenin iptali istemli davalar ise seçim yargısının görevi dışındadır." Gelin hukukun üstünlüğü endeksinde üst sıralarda olan diğer ülkelerde durum nasıl onu da anımsayalım. Bu örnekleri vermemin sebebi, "YSK mı asliye hukuk mahkemesi mi yetkili?" tartışmasının siyasetin kirliliğinin ve denetiminin gerekliliğinin üzerini örtmüş olması. Ancak 43 yıllık askeri cuntanın yasasına dokunmadan, her yanı kirleten Kamu İhale Yasası rantlarına dokunmadan bu mümkün değil.

29 Mayıs 2026 00:01

Figen Çalıkuşu

Yasanın Emri Mi Hsk'nın Lütfu Mu?

Bu yasanın bir de 141. maddesi var. Diyor ki bu yasa maddesi; "Haksız tutuklama, gözaltı olduğunda beraat eden, takipsizlik kararı verilen her hukuk mağduru maddi ve manevi zararları için tazminat talep edebilir. Maliye Hazinesi aleyhine yani devlete dava açar. Devlet mahkemenin hesapladığı tazminatı öder." Ve hazır olun; "devlet ödediği bu tazminatı bu haksız tutuklama, gözaltı kararı veren savcı, hâkime rücu eder. " Yasa bu kadar açık ve net. Bu yasa, her haksız tutuklama ya da gözaltı kararında, haksızlığa uğrayanın kim olduğuna bakmadan uygulanır. Kararı veren savcı ya da hâkim kimse, devletin ödediği tazminat ona rücu edilir, kararı veren yargı mensubu "eski hakimmiş, ihraç edilmişmiş, terör örgütü ile irtibatlı imiş" gibi bir ayrım yapılacağına dair yasada bir ayrıntı yok. " Balyoz mağdurlarına ödenen tazminat, kumpasta görev alan FETÖ irtibatlı eski hâkim ve savcılardan alınacakmış…" Yasa bu kadar açık iken HSK'nın bu "sınırlaması" nereden geliyor anlaşılır gibi değil… Nitekim bir başka kanun maddesi daha "devletin tazminat yükümlülüğünü" hüküm altına almış. Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 46. maddesi… Ne diyor HMK madde 46: " Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı kanunda yazılı sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir". Hâkim eğer "farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm vermiş" ise hukuk mağduru devlet aleyhine tazminat davası açar. Bir kez daha Anayasayı yok sayma ve bir daha ihlal ve bir daha tazminat. Parası neyse bu halk öder.

22 Mayıs 2026 00:01

Figen Çalıkuşu

Siyasi Meşrebimize Uygun Hukuk...

Bakın 5 Mayıs'ta AİHM Büyük Daire'den bir karar çıktı; Şaban Yasak kararı… AİHM Büyük Daire Yasak kararında öncelikle dikkat çeken ilk husus, Büyük Daire kendi astı olan 2. Dairesi'nin "ihlal yok" diyen Yasak Kararını bozdu ve kaldırdı. "…Başlangıçta dini, ahlaki ve eğitimsel amaçları olan bir hareket olarak algılanan örgüt, önce idari makamlar, Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından yerel mahkemeler tarafından resmen terör örgütü olarak tanımlandı. Bu bağlamda, yerel mahkemelerin, başvuranın söz konusu örgüt içindeki bir eğitim yapısına katılımının, kasıtlı ve bilinçli bir terör projesine bağlılık olarak mı değerlendirilebileceğini yoksa daha masum bir katılımla mı tutarlı olabileceğini değerlendirme görevi vardır". Toplumu "hukuksuzluğa" mahkûm etmek yerine gerçek bir "hukuk devletine" dönmek isteniyorsa, AİHM Büyük Daire Yasak kararının tespitleri üzerinde ısrarla durmakta fayda var. Türkiye'de 15 Temmuz sonrası yapılan yargılamalarda binlerce kişi örgütün bir terör örgütü olduğunu, amacının darbe yapmak olduğunu bilmedikleri halde bu amacı bildikleri peşin kabulü ile örgüt üyeliğinden cezalandırıldı. AİHM Büyük Daire bu kararında bir kez daha dedi ki Türk mahkemelerinde yapılan yargılamalarda hakimler delillere bakmıyor, "toplulaştırma usulü" ile karar veriyor. Bu toplulaştırma usulünü sadece mahkemede hakimler yapmıyor, maalesef AİHM Büyük Daire Yasak Kararını ya da önceki 15 Temmuz kararlarını konuşmayan belli kesimler de yapıyor. Muhalefet, gerçek hukuka sahip çıkarsa "gerçek" muhalefet olur.

15 Mayıs 2026 00:01

Figen Çalıkuşu

Akın Gürlek Ciddi Mi?

" Yabancı yatırımcı Türkiye'ye gelirken, birinci olarak hukuki güvenlik istiyor," dedi geçenlerde. AKP'nin ilk döneminde, reformlar yaptığı sıralarda, pusula "Kopenhag kriterleri" iken gelen yabancı sermaye, tüm cumhuriyet tarihinde gelenden çok daha fazla idi. " Hukuki güvenlik" konusunda size çarpıcı örnek vereyim. Şimdilerde çok sık rastladığımız Anayasa Mahkemesi kararını yok sayma ilk kez 11 Ocak 2018'de yaşandı. Ama 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi'nin kararına uymayı reddetti. Bu nedenle eğer Adalet Bakanı ciddiyse ve yabancı yatırımcı için olsa da "hukuk güvenliği" diyorsa, hukuka güven yönünden çok tartışılan ve yabancı yatırımcıların da dahil olduğu uluslararası çevrelerin kadrajında olanlardan sadece üç tanesine dikkatini çekmek isterim. Günlerce kararın ne zaman çıkacağını "bilenlerin" verdikleri tarihleri duyduk, karar gelmedi. Sonra gene bir gazeteci "çok eminim" diyerek kararın yazıldığını hatta UYAP'a yüklendiğini söyledi. Yetmedi MHP Genel Başkanı "CHP'nin parçalanmasına müsaade edilmemeli" buyurdu. Hukuk güvenliği olmadığını, kararı "siyasetin" verdiğini hep birlikte anons ediyorlar. Köylerindeki zeytinlerin ve tarım arazilerinin maden sahası yapılmasına karşı çıktı: "Biz sayıdan ibaret değiliz. Bizim burada hayatlarımız var. Sizin'100, 200, 500 tane' diye yazdığınız zeytin ağaçlarına biz ömür verdik ömür" dedi. Bir de Adalet Bakanı'na küçük bir not: Sadece yabancı yatırımcılar değil bu ülkenin halkı da "hukuki güvenlik" istiyor…

08 Mayıs 2026 00:01

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Figen Çalıkuşu

Zola, Germinal Ve Moğol Köstebekleri…

1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı arifesinde adeta Türkiye'nin tapusunu almış bir holdingin borçlu olduğu işçilerine yaptığı eziyeti ve büyük bir direniş sayesinde uzlaşmanın ancak sağlandığını görünce gençliğimin bu müthiş romanını hatırladım. 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlamanın yasak olduğu Türkiye'de yer altı madenciliği 1860 Fransa'sından da daha geri bir düzlemde, büyük acılara neden olarak ve doğamızı kezzaplayarak devam ediyor. 24 yıllık AKP iktidarı döneminde verilen maden ruhsatlarının sayısı ise 386.000. İşçilerinin parasını vermeyen ve madencilerimizi çıplak, aç susuz Ankara'nın göbeğinde mağdur eden holdinge verilen maden ruhsat sayısı ise 2364. AKP döneminde maden kazalarında ölen işçi sayısı 2 bin 204. Fransa'da çeyrek asır önce yer altı madenciliğinin bittiği günümüzde Türkiye maden ölümlerinde Avrupa'da 1., Dünya'da 3. sıradaki bir ülke. Geçenlerde de söylediğim gibi birileri madencilere yer altında ölümü, yer üstünde açlığı "fıtrat" tayin etmiş. Fransa'da yer altı madenciliği yasaklanırken Türkiye 386 bin maden ruhsatı dağıttı. Özgür Özel 'in deyimiyle söylersek " Ak Parti iktidarı döneminde Soma'dan bir tane olmamış, yedi tane olmuş. Ama biz bir Soma hatırlıyoruz. 301'i birlikte öldü diye herkes konuşuyor. Ak Parti döneminde yedi Soma oldu. " Dünyada 1 Mayıs, Türkiye'de 1 Mayıs. Fransa'da 1 Mayıs resmî tatildir. Sadece rakamlara baktığınızda bile 1 Mayıs'ın neden Fransa'da bayram, bizde ise yasaklarla ve çatışmalarla dolu bir gün olduğunu anlarsınız.

01 Mayıs 2026 00:01

Figen Çalıkuşu

"Bir Validen Katili Koruyan Bir Zanlı" Yaratan Sistem…

Ancak özellikle 15 Temmuz sonrası yargısal olarak öyle korkunç işler yapıldı ki, yargı ve hukuk öyle kirletildi ki adaletin kendisi bile kuşkulu hale geldi. Geçen hafta da yazmıştım, "bir itiraf da Adalet Bakanı'ndan gelmişti". Kendisi siyaseten çok tartışmalı bir konumda olan adalet bakanının itiraf ettiği o "uçlar" devletin içinde varlığını sürdürürken bu ülkede hiçbir şeyden emin olmak mümkün değil. Bu siyasi iktidarın atadığı ve anlaşıldığı kadarıyla birtakım eller tarafından "fevkalade" korunan bir valinin başrolde olduğu bir cinayet işlenmiş. Bu vali aynı zamanda o dönemin "kayyum" belediye başkanı da… Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde, o meşhur 703 sayılı KHK ile bir değişiklik yapıldı. Adalet Bakanına ve elbette Adalet bakanının başkanı olduğu HSK'ya… Adalet Bakanı öyle demişti. Bu haksızlıklar, adaletsizlikler ortada dururken kaçınılmaz olarak hep birlikte soruyoruz: Bugün "adalet" söylemiyle öne çıkan isimlerin, geçmişte hangi soruşturmaları nasıl yürüttüğünü de hatırlamak zorundayız. "Bu dosyayı açayım, şu dosyayı kapatayım" diyerek hukuk devleti kurulmaz. Bir katil yakalandığında, "niye bu katil yakalandı da öbür katillere dokunulmadı" diye sorar insanlar.

24 Nisan 2026 00:01

Figen Çalıkuşu

Açıkça Söylesenize…

Hepimizi titreten kanlı delirme halleri devlet aygıtının işlevsiz kaldığı gibi bir resim de veriyor... Tam bu büyük depremli kargaşa öncesi AKP sözcüsü, DEM Partiyi kastederek bakın ne demişti: "Devlete ödev vermeye kalkıyorlar." Yasama organı sıfatı ile milletin vekilleri. TBMM'nin resmi sayfasına girin ve "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyon Raporu" nu okuyun. Aralarında TBMM'nin başkanının da olduğu milletin vekilleri, "demokratikleşme ile ilgili öneriler" başlığı altında "AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyulmasının sağlanması" nı tavsiye ettiler. "Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim" diye yemin etmiş kişiler, anayasaya uyulmadığını açıkça itiraf edip uyulmasını "tavsiye" ediyorlar. "Anayasayı uygulamadık, yeminimizi tutmadık ama uygulanmasını tavsiye ediyoruz." Devletin meşruiyeti olan anayasasını, bu devletin yürütmesi de yasaması da yargısı da uygulamadı, uygulamıyor. Alın size süreç komisyonun raporundan bir cümle daha: "AYM ve AİHM kararlarının eksiksiz uyumu için etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalı." Devletin kurumlarının anayasaya uymasını sağlamak için bir "mekanizma" kuracağız… Devam edelim, bir cümle daha: "Kararlara uyumun sağlanması çerçevesinde, idarenin işlemlerinden ve yargının işleyişinden kaynaklanan engellerin kaldırılması önerilmektedir." Milletin vekilleri, AYM ve AİHM kararlarını uygulamakta "yargının işleyişinden kaynaklanan" engeller olduğunu sanıyorlar… 6 yıldır kayıp Gülistan Doku'nun soruşturmasındaki gelişmeleri duyururken Adalet Bakanı bakın ne dedi: "Kamu vicdanında derin iz bırakan bu soruşturma, tüm yönleriyle yeniden ele alınmakta; hiçbir şüphe ve iddia göz ardı edilmeden, ucu nereye giderse gitsin kararlılıkla araştırılmaktadır." Gülistan'ın katlinin de ucunun gideceği "birisi/birileri" varmış demek ki… Bir şeyler tavsiye ediyorlar, bir şeyler söylüyorlar ama kimin "sorumlu" olduğuna dair tek kelime yok…. Bir ülkede bütün vatandaşların, başta da devlet görevlilerinin anayasa emirlerini uymasını sağlayan "mekanizma" devletin bizzat kendisidir.

17 Nisan 2026 00:01

Figen Çalıkuşu

"Yaprak Döker Bir Yanımız Bir Yanımız Bahar Bahçe"…

Bunca hengameden sonra bu haftadan insanlık tarihine ne kalır diye sorsalar, hiç tereddüt etmeden "Nasa'nın Artemis II" si cevabını veririm. " Ben gri değilim, rengârengim" diyen Ay ile karşılaştım. NASA'nın Artemis II görevi kapsamında dört astronot, Dünya'dan yaklaşık 406.778 kilometre uzaklaşarak insanlı uzay uçuşlarında en uzak mesafe rekorunu kırdı. Çünkü 1970'teki Apollo 13'ün 400.171 kilometrelik rekorunu 6.600 kilometreden fazla aşarak Ay'ın arka tarafına geçti. Kul Nesimi misali: "Kâh çıkarım gökyüzüne, seyrederim âlemi; kâh inerim yeryüzüne, seyreder âlem beni". İnsanlık bir yandan uzay çağında koşuyor, bir yandan toplumlar ağır acılar içinde kıvranıyor: "Bu ne çıldırtan denge. Yaprak döker bir yanımız. Bir yanımız bahar bahçe" mısralarındaki durum. Diyorlar ki "kurucularımız yürütme makamındaki bir deliyi görevden almanın en iyi yol olduğunu düşünmüşler." 40 günde petrol fiyatları 70 dolardan 140 dolara fırladı. Uluslararası Enerji Ajansı başkanı Dr. Fatih Birol İran'daki savaşı "tarihteki en büyük küresel enerji güvenliği tehdidi" olarak nitelemekte. Ama diğer yandan " yenilenebilir veya yeşil enerji" dörtnala menzile koşmakta. Ve hep sorular: Yaşamımızda ağır depremler şiddetini artırırken, kendi tekrar eden haberler dönme dolap gibi dönüp duruyor: Ünlülere uyuşturucu baskını, CHP'li belediyelere "irtikap, ihaleye fesat karıştırma" baskınları, Silivri yargılamaları, siyasal partilerde yaygınlaşmaya başlayan yarılma haberleri… Uzayda dünyadan ilk kez bu kadar uzağa giden insan, güncel boğucu sorunları da çözer diye düşünüyorum.

10 Nisan 2026 00:01

Figen Çalıkuşu

Gene De Haykırmak Gerek…

Nobel Ödülü'nü alan ilk kadın… Öyle bir kadın düşünün ki toryumun radyoaktif özelliğini bulsun. Öyle bir kadın düşünün ki radyoloji biliminin kurucusu olsun. Acaba o Madam Curie Türkiye'de kadın olsaydı… Bu koca ve karanlık resmi eskiler tek kelimeyle anlatırdı: "Tefessüh etmek"… Şu sıralarda siyaset ve kadın başlığ ı söz konusu olunca aklıma en çok düşen tanımlama da: "Tefessüh etmek…" Evet bu ülkede kadın olmak başlı başına cehennem işçiliği. Özgür Özel' in "Bu rezillikler olduğu için milletimden özür diliyorum, maalesef bu kadar kirli bir savaşta bunlara bu rezilliği yapacak bir alan açtığımız için büyük sıkıntı içindeyim" mealinde bir cümlesini çok önemsedim. 16 yaşında Tuana … Annesi Görele Belediyesinde çaycı, CHP'li bir kadın. Belediye Başkanının gecenin yarısı Tuana'ya attığı taciz mesajlarını gördü, okudu bu halk. Belediye Başkanı ise hala bir CHP'li Belediye Başkanı olarak koltuğunda oturuyor. Ve siyaset kurumu içinde bu tür belediye başkanlarına destek olan ya da destek olmasalar da sessiz kalmayı tercih eden kadınlara rastlamak.

03 Nisan 2026 00:01

Figen Çalıkuşu

Neden Mutsuzuz?

Mutluluk varılacak bir hedef değil, yaşanacak bir süreçtir " … Amerikalı filozof Ralph Waldo Emerson'ın mutluluk tanımı bu. 2026 Mutluluk Raporu açıklandı, mutluluk tarifi oradan aklıma geldi. Rapor'un bazı değişmezleri var; örneğin Finlandiya dokuzuncu kez birinci. Afganistan ise sayamadığım kadar sonuncu. 147 ülkenin en mutsuz, hep mutsuz insanları. Ya biz… 94. sıradan listede yerimizi almışız. Bir üst sıramızdaki Mozambik bizden daha mutlu bir ülke … Savaştaki Rusya bile 79. sırada. Döndüm, raporun kriterlerine baktım. Sonra inanın kendi kendime mırıldandım "bize 94. sırayı iyi vermişler." Gelin birlikte bakalım: Ekonomik faktörler, sosyal destek, yolsuzluk ve adalet algısı, gençlerdeki mutluluk düşüşü, sağlıklı yaşam beklentisi, özgürlük hissi… Bu kriterlere bakarak içimizi ferahlatacak bir yorum yapmamız, "94. Kirli bir gri, kimliksiz bir kahverengi her yeri kapladı. Bu toplum mutsuz.

27 Mart 2026 00:01

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha