×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Çocuğumuzu Korurken Neyi Kaybediyoruz?

Hiç unutmam, 1970'li yılların sonuydu, henüz beş-altı yaşlarındaydım. Daha gevşek, bugüne göre daha az kontrollü bir çocukluk hâli var. Hemen buradan "ihmal iyidir" gibi kolay bir sonuca atlamayalım. Etrafım, çocuğunun her küçük meselesine yetişmeye çalışan anne babalarla doldu. Parkta yaşanan ufak bir sürtüşmeye, çocuğun arkadaşıyla küsmesine bile anında müdahale ediliyor. Sıkılmakla, beklemekle, küçük çatışmalarla, ufak hayal kırıklıklarıyla... Çocuk için öyle değildir. Daha sertti, daha dağınıktı, kimi zaman daha hoyrattı, ama çocuklar büyüklerin gölgesi olmadan daha uzun zaman geçiriyordu. "Üzülmesin" derken hayal kırıklığıyla baş etmesini geciktiriyoruz. "Haksızlığa uğramasın" derken itiraz etmeyi öğrenmesini erteliyoruz. "Sıkılmasın" derken kendi başına kalma becerisini zayıflatıyoruz. Sonra da neden en küçük sarsıntıda dağıldığını soruyoruz. Bir noktayı açık söylemek gerekiyor: Sevgi başka şey, sürekli müdahale başka bir şey. Bugün birçok anne baba çocukları için büyük emek veriyor.

Köşe Yazarı

Kaynak: Milliyet

26 Nisan 2026 10:12

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Oyun Bitti

Sıcak hava rayları genleştirdiği için, bazı tren seferleri yapılamadı. Sokakta çalışan işçiler isyan etti, yer yer iş durdurdular. "Yaz sıcağıdır, geçer" diyerek rahatlayacağımız günler çoktan geride kaldı. BM uyarıyor: Kömür, petrol ve gaz yakarak havaya saldığımız kirletici gazları hızla azaltmazsak, dünyanın ortalama sıcaklığı 1,5 dereceden fazla artacak. Bu eşik aşıldığında; daha sıcak hava dalgaları, daha sert kuraklıklar, daha büyük yangınlar ve daha ağır su krizleri kapımıza dayanacak. İklim krizini uzun süre uzak bir mesele gibi anladık. İklim krizi büyüdükçe, zengin mahallelerin korunaklığı kalmayacak. Serinlemek için klimaya sarılıyoruz. Daha çok enerji harcıyor, dünyayı ısıtan düzeni besliyor, sonra yine klimaya koşuyor. İklim değişiklikleri tarih boyunca birçok medeniyetin yok olmasına zemin hazırladı. Kuraklık, su kıtlığı, tarımsal çöküş büyük düzenleri sarstı. Bu yüzden Antalya'da Kasım ayında yapılacak uluslararası "İklim Zirvesi" katılımcıların şık fotoğraflar çektirdiği bir etkinlik olarak kalmamalı. Yoksa elimizde takla atan robotlar, şiir yazan yapay zekâlar ama nefes almakta zorlandığımız bir dünya kalacak.

05 Temmuz 2026 08:36

Köşe Yazarı

Bir Asırlık Nal Sesi

Ama Gazi Koşusu her şeye rağmen devam ediyor. Bugün, Türkiye Jokey Kulübü tarafından düzenlenen Gazi Koşusu yüzüncü kez yapılıyor. Her şeyin hızla eskidiği, ortak heyecanların kolayca dağıldığı bir zamanda, 100 yıllık bir geleneğin, insanları aynı beklentide bir araya getirmesi hafife alınacak bir şey değil. O yüzden Gazi Koşusu, her yıl tekrarlanan büyük bir spor organizasyonundan daha geniş bir anlama sahip. Bu yarış; Cumhuriyet'in kurucu iradesine, Atatürk'ün modern Türkiye hayaline ve spora verdiği öneme yapılan sade ama güçlü bir saygı duruşu. Yarış bültenini katlayıp cebine koyan, favori tayını inatla savunan, son 400 metrede ayağa kalkan, müşterek bahis kuponuna küçük bir ihtimal sığdıran yarışseverler. Hipodromun coşkusu, atların nal sesleri 100 yıldır seçkinlerle halkı buluşturuyor, farklı siyasi görüşten, düşünceden insanların yüreğini aynı anda çarptırıyor. Bugün start listesindeki 22 safkanın tamamı Türkiye'deki haralarda yetişti. Oysa ilk Gazi Koşusu, Avrupa'dan getirilen dört at ile yapılabilmişti. 1932'den beri ise kendi topraklarımızda yetiştirdiğimiz saf kanlarla bu ritüeli sürdürüyoruz. Gazi Koşusu bugün bir kez daha start alacak. Atatürk'ün adını taşıyan bu koşu Veliefendi'de bugün elit bir uğraşla halkın heyecanını yan yana getirebiliyorsa, bu da başlı başına güzel bir Cumhuriyet hikâyesidir.

28 Haziran 2026 10:00

Köşe Yazarı

Babaların En Uzun Günü

Bugün Babalar Günü. Aynı zamanda yılın en uzun günü. Gün ışığı biraz daha fazla bizimle kalacak. Çünkü onlara baba olmak biraz da güçlü görünmek, az konuşmak, duyguyu içeride tutmak diye öğretilmişti. "Erkek ağlamaz", "baba zayıf görünmez", "çocuğa fazla yüz verilmez" diye diye nice duygu içeriye gömülürdü. "Yeni babalık" fikri güzel, hatta çok güzel. Fakat her baba aynı şartlarda baba olmuyor. Kimi babanın çocuğuyla geçirecek vakti var, kimi baba ise o vakti ancak uykusundan, dinlenmesinden, kendinden çalarak bulabiliyor. Elbette iyi baba olmak; sevgiyle, sabırla, vicdanla ilgili. Tam da bu yüzden Babalar Günü'nü sadece kravat, parfüm, gömlek ve kısa mesaj günü olmaktan biraz çıkarmalıyız. Hediye alalım elbette, alabiliyorsak ne güzel. Bugün güneş biraz daha bizimle kalacak. Çünkü yarından sonra günler kısalmaya başlayacak. "Baba, seni seviyorum" demek mesela.

21 Haziran 2026 11:57

Köşe Yazarı

Kupanın Ayarı Kaçtı

Allah aşkına bu yılki Dünya Kupası'nın programına bir göz atın. Türkiye'nin ilk katıldığı 1954 İsviçre Dünya Kupası'nda turnuvada yalnızca 16 ülke vardı. Dünya Kupası kapısı dardı. Hatırladığım ilk Dünya Kupası ise 1982 İspanya. Sonra 1998'de 32'ye, bugün ise 48'e geldik. Bir de skoruyla, uzatmalarıyla, penaltılarıyla hâlâ Dünya Kupası hafızasının en sert maçlarından biri olan Almanya-Fransa yarı finali vardı. Elbette burada sadece "nerede o eski kupalar" diye iç çekmek istemiyorum. Ayrıca Dünya Kupası'na daha çok ülkenin katılmasının iyi tarafları da var. 1982'de ilk kez katılan Cezayir'in Batı Almanya'yı 2-1 yenmesi, 1990'da Kamerun'un çeyrek finale çıkması, 2002'de yine ilk kez sahne alan Senegal'in son şampiyon Fransa'yı yenip çeyrek finale kadar yürümesi kolay unutulacak şeyler değildi. Dünya Kupası tarihi boyunca FIFA'ya üye federasyonların sayısı elbette katlanarak arttı. Çeyrek finallere kadar birçok maçın Dünya Kupası hissi vermemesi biraz da bundan. Belki de bu Dünya Kupası çağımızın küçük bir özeti. Benim için Dünya Kupası'nı Dünya Kupası yapan asıl şey, dünyanın en iyi takımlarının dört yılda bir aynı sahnede buluşmasıydı.

14 Haziran 2026 08:23

Köşe Yazarı

Lgs Evinde Sıkıyönetim

Önümüzdeki cumartesi yapılacak sınava sayılı günler kala, birçok evde neredeyse bir yıldır süren "olağanüstü hâl" artık ev içi sıkıyönetime dönmüş durumda. Görüştüğümüz ailelerde tablo çok açıktı: LGS, birçok evde artık sadece çocuğun sınavı değil, bütün ailenin taşıdığı ağır bir yüke dönüşmüş. Görüştüğümüz bir baba, her şeyi çocuğun sınav hazırlıklarına göre planladıklarını anlatıyor. Bir anne, bayramı neredeyse tamamen evde geçirdiklerini söylüyor. Hepsi aynı cümleye bağlanıyor: "Çocuğun sınavı var." Manzaranın en acı tarafı da milyonlarca çocuğun, gelecekleri uğruna çocukluklarını tam olarak yaşayamamaları. Sonra da insanın içine oturan o cümleyi kuruyor: "Bunların hepsinden sıyrılıp sadece anne olmak isterdim." Tam da çocuğun sığınacak bir anneye en çok ihtiyaç duyduğu yaşta, sistem anneyi "kaç soru çözdün?" diye soran bir sınav nöbetçisine dönüştürüyor. Bir baba, LGS hazırlık sürecindeki harcamaları anlatırken cümleyi fazla uzatmıyor: "Borçlandık, gelecekten yedik." Aslında mesele tam da burada. Çocuğun önü açılsın diye kredi kartı kabarıyor, tatil erteleniyor, harcamalar kısılıyor. Çocuğun geleceği için evin bugünkü hayatı daralıyor. Bir de adalet meselesi var. Sonra çocukların hepsini aynı salona alıp "buyurun, adil yarış" diyoruz. Hele bugünkü Türkiye'de.

07 Haziran 2026 07:12

Köşe Yazarı

Bayramdan Geriye Ne Kaldı?

Bayram tatilinin sonuna geldik. Dokuz günü fırsata çevirip yola düşenlerden biri olduğum için, "nerede o eski bayramlar" diye ahkâm kesecek halim yok. Birazdan ben de aynı şeyi yapıp sonra da "modern insan her şeyi gösteriye çevirdi" diye yazacağım. Bayram da artık böyle. Bayram yok olmadı. Kapı çalmanın yerini çoğu zaman görüntülü arama, bayram kartlarının yerini saniyeler içinde gönderilen dijital mesajlar aldı. Eskiden mahallede kasap, komşu, çocuklar, et götürülen evler bayramı bayram havasına sokardı. Şimdi birçok kişi için bu ritüel; vekâlet formu, banka dekontu ve "kurbanınız kesilmiştir" mesajıyla tamamlanıyor. Melezleşen bayram sadece geleneğin tatile karışması değil. "Aile çok önemli" diyoruz ama aileye ayrılan zamanı çoğu kez tatil programının arasına sıkıştırıyoruz. Bayram hem yakınlaşma isteğimizi hem de modern hayatın bizi nasıl ayrı ayrı rotalara dağıttığını aynı anda taşıyor. Hâlâ "sesini duymak istedim" diye açılan telefon var.

31 Mayıs 2026 07:31

Köşe Yazarı

Ne Olacak Bu Göbeğimiz?

Yine o büyük soruyla baş başayız: "Bu göbek ne ara bu kadar çıktı?" Bazen gülerek, bazen de üzülerek çevremde her bahar aynı filmi izliyorum. Bazısı buzdolabının kapağını açıp "Ben aslında aç değilim" deyip kapatıyor ama beş dakika geçmeden tekrar açıyor. "Ben nerede yanlış yaptım?" diye düşünüyor kendi kendine. Cevap ilk bakışta basit gibi: Market rafında yaptın. "Üç al iki öde" tuzağına düşerken yaptın. İçeceğin içine, sosun içine, kahvaltılık gevreğin içine, "fit" diye satılan ürünün içine bile şeker giriyor. Sonra bize "tercih sizin" deniyor. Almanya şekerli içeceklere ek vergi getirmeyi tartışıyor. Dünya Sağlık Örgütü de "sağlık vergisi"ni savunuyor. Demek ki bazen sağlık raporlarının yapamadığını vergi cetveli yapıyor. Üreticiye "Biraz daha az şeker koyar mısınız?" dediğinizde gülümsüyor. "Şeker arttıkça vergi de artacak" dediğinizde ise birden işin ciddiyetini anlıyor. Burada şu soru kaçınılmaz: "Devlet benim ne içeceğime de mi karışacak?" Bu itirazı anlıyorum.

24 Mayıs 2026 10:56

Köşe Yazarı

Dört Gençten Biri Nerede?

Sabah herkes okula, işe, servise, otobüse yetişirken bazı gençler güne başlamak için bir neden bulamıyor. "Gençlik geleceğimizdir" en çok tekrar ettiğimiz sözlerden biri. Biz onlara "gelecek sizsiniz" diyoruz, fakat o geleceğe hangi yoldan gideceklerini yeterince konuşmuyoruz. İki gün sonra 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nı kutlayacağız. 15-24 yaş grubundaki gençlerimizin yüzde 23,3'ü ne eğitimde ne istihdamda. Erkeklerde yüzde 16,3 olan oran, genç kadınlarda yüzde 30,9'a çıkıyor. Eskilerin tabiriyle "Ev kızı." Ama bugünün evde kalan genç kadını geçmişin evlilik bekleyen "ev kızı" değil. Sonra o genç kadın istatistikte tek satır gibi görünüyor. Genç okulu bitirse de iş bulamıyor. Gençlerin okulun ve işin dışında kalmasını "kişisel yetersizlik" ya da "tembellik" diye açıklarsak, sorunun arkasındaki toplumsal nedenleri göremeyiz. Nihayetinde gençler geleceğimiz ama onlar önce bugünümüz. Bugün okula gidemeyen, iş bulamayan, çalışsa da hayat kuramayan gençlerin sorununu çözmeden toplum olarak yarına güvenle bakamayız.

17 Mayıs 2026 11:41

Köşe Yazarı

Anneler Melek Olmak Zorunda Mı?

Anneler Günü böyle bir gün. Çünkü anne dediğimiz kişi, hayatımızın varlık nedeni. "Anne fedakârdır" deriz. Doğru, çoğu anne fedakârlık eder. Ama bu cümle zamanla başka bir şeye de dönüşebiliyor: Anne yorulmaz. Anne hep yetişir. Anne hep affeder. Anne yine merkezdeydi elbette, ama bakımın yükü daha geniş bir dünyanın içinde dağılırdı. Bu gelecek tasarımının en yakın görevlisi de anne oldu. Anne çocuğu sevmekle kalmayacak, onu doğru besleyecek, doğru büyütecek, doğru okula hazırlayacak, doğru insan yapacaktı. Babayı çoğu kez "yardım eden" kişi gibi görüyoruz. Anne ise hâlâ "asıl sorumlu" kişi. Bu yüzden Anneler Günü'nde anneliği kutsayıp geçmek bana eksik geliyor. Anne de yorulur. Anne de pişman olur. Anne de sıkılır. Anne de bazen kendi hayatını özler. Anne de bazen sessizce bir kapının arkasına geçip nefes almak ister.

10 Mayıs 2026 07:13

Köşe Yazarı

Haritayı Bu Kez Doğa Çiziyor

İran'da kırılgan da olsa bir ateşkes havası var. Bazen yağmur yağmıyor. Bazen bir kent, düşman orduları kapısına dayandığı için değil, suyu kalmadığı için yerinden oynuyor. İran'da başkentin taşınması artık açıkça konuşulan bir seçenek. "Son günlerde İran'a yağmur yağmadı mı?" diye soranlar çıkacaktır. Irak'ta da, İran'ın bazı bölgelerinde de şiddetli yağışlar görüldü. Zaten uzun susuzluk dönemleriyle, ani ve yıkıcı yağışların peş peşe yaşanması da iklim krizinin parçası. Cakarta, dünyanın en hızlı batan büyük şehirlerinden biri. Kirlenen hava, kuruyan barajlar, bozulan gıda zinciri ve artan sıcaklıklar kimseye tümüyle güvenli bir ada bırakmayacak. Bu göçler gidilen yerlerde gerilim yaratacak. Bugün İran'da namlular susmuş olabilir. Fakat iklim kriziyle masaya oturamıyoruz. Bu yüzden Kasım ayında Antalya'da toplanacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, yani COP31, insanlığın en kritik iklim sınavlarından biri olacak. Maalesef iklim krizi bizler için uzak ülkelerin bir çevre haberi değil.

03 Mayıs 2026 07:10

Köşe Yazarı

Çocuk, Silah Ve Aile

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta peş peşe yaşanan okul saldırılarından sonra yine aynı laflar dolaşmaya başladı. "İnternet bozdu." "Oyunlar zehirledi." "Çocuk zaten içine kapanıktı." Bu cümleler insana bir rahatlık veriyor. Bir çocuğun okula silahla girmesi, birdenbire olan bir şey değil. Bunun arkasında yalnızlık var, öfke var, dışlanmışlık var. Kırgın, içe kapanmış, öfkeli bir çocuk her yerde olabilir. Ama elinin altında silah yoksa, aynı yıkımı yaratamaz. Silahı, "uzak tutulması gereken bir ölüm aracı" gibi görmüyorlar. Çocuk da orada şunu öğreniyor: Bu şey tehlikeli olabilir, ama aynı zamanda dikkat çekiyor. Ama konu silaha geldiğinde aynı hassasiyeti göstermiyoruz. Silahla çocuk arasındaki mesafenin bu kadar daralmış olması. Televizyonlarda ve platformlarda yayımlanan dizi ve filmlerde aynı hikâye dönüp duruyor: Silah taşıyan güçlüdür. Fark edilmeyen, ciddiye alınmayan, sözüne değer verilmeyen bazı çocuklar, dikkat çekmenin en karanlık yoluna sapabiliyor. Dikkat çekme arzusu, şiddetin sıradanlaşması ve silaha kolay erişim yan yana geldiğinde sonuç daha ağır oluyor. O yüzden dönüp dönüp "Bu çocuklar neden böyle oldu?" diye sormak yetmez.

19 Nisan 2026 11:14

Köşe Yazarı

Yeni Kaderimiz: Sandviç Kuşak

Belli bir yaştan sonra telefonunuz daha çok başkalarının ihtiyaçları için çalmaya başlıyor. İnsan daha güne başlamadan iki ayrı kuşağın derdiyle meşgul olmaya başlıyor. İşin zor tarafı da burada başlıyor. Eskiden bu kavram, çok küçük çocuğu olan ve aynı zamanda yaşlı anne babasının ihtiyaçlarıyla ilgilenen orta yaşlıları anlatmak için kullanılırdı. Yani "bakım" dediğimiz şey artık sadece yemek yapmakla, doktora götürmekle ya da ilaç takibiyle bitmiyor. İşin bir başka zor yanı da şu: Bu yük çoğu zaman görünmediği için, doğal kabul ediliyor. İki ayrı kuşağın ihtiyaçlarını aynı anda gözetmek, duygusal gerilimleri birlikte taşımak hâlâ büyük ölçüde kadınların omzuna kalıyor. Bu yüzden "sandviç kuşak" meselesi, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin de bir parçası. Ama sorumluluklar dönüp dolaşıp hep aynı kuşağın, çoğu zaman da aynı kadınların omzuna biniyorsa, orada sevginin yanı sıra sessiz bir mecburiyetten de söz etmek gerekiyor. Aynı gün içinde hem umut hem de kaygı taşımak kolay değil. Bunu sadece "Geç çocuk yaptım, şimdi başım sıkıştı" diye açıklayamayız. Bu; yeni toplumsal düzenin, orta yaşlı kuşağın omzuna yüklediği bakım baskısı. Belki çocuğunuz, belki anneniz ya da babanız için. Belki de aynı anda hepsi için.

12 Nisan 2026 09:28

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha