×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

"Burasını Babalarının Çiftliği Mi Sanıyorlar? Bu Ne Cüret!.."

Kahvaltısını ve bugünkü yapacağı istirahatini unuttu Doğan Bey. Bir önceki seferinde getirdiği Bursa işi kılıç da duvardaydı. Saçı, sakalı alaca beyaz, yüzü güneş yanığı kırmızımsıydı. Karşısında Doğan Bey'i görünce bir kahkaha patlattı. - Dostum bırak laf atmayı da, işim çok. Siz gençler her şeyin adını "hiç" koydunuz. Hancı, Doğan Bey'in has adamlarındandı. Onu çok sever, her şeyi açıkça konuşur, zaman zaman dertleşirlerdi. Hanın alt katlarından gelen şen şakrak kahkahalara kulak kabarttı Doğan Bey. - Sorma yiğidim! Doğan Bey, hızla hancıyı ayağa kaldırdı. Doğan Bey; "Acayip insanlar!" diye dudaklarını büktü. Canının sıkıldığını hancı da gördü. DEVAMI YARIN Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Ragıp Karadayı

Kaynak: Türkiye

06 Temmuz 2026 02:22

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Ragıp Karadayı

"Hey Be Vefakâr Arkadaşım Ne Arıyorsun Buralarda?.."

"Tık, tak… tık, tak… tık, tak…" Kesintisiz bu sesler, Doğan Bey'in uykularını kaçırmaya yetti de, arttı bile. Doğan Bey, şefkatle parlak tüylerle kaplı tepeciğine bir öpücük kondurdu. "Beni kandırmaya mı geldin hey be yaramaz? Hadi söyle! Hadi!" Çok hatıraları olan bu güzel hayvancıkla konuşurken ayaklarındaki nameye gözleri takıldı. "Doğan Bey'im, yiğit akıncım, bilirim yorgunsun fakat iş de çok mühim. Fazla uzaklaşmadan bu kara yüzlü, kara sözlü, kara kalpli edepsizlerin elebaşını bulup getiresin. Hasan ve Ali Beyler de yola çıktı. Hadi göreyim sizi yiğidim. Şimdiye kadar verilen vazifelerin hepsinde muvaffak oldunuz. Bilesin ki bu daha tehlikeli, bir o kadar da mühim. Cenâb-ı Allah yâr ve yardımcınız ola…" Cümlelerini okurken gözyaşlarına mâni olamadı. "Yâ Rabbî, sevdiklerin hürmetine, hocam Emîr Sultan hazretleri hürmetine beni hainlerden, münafıklardan eyleme! Padişahımızın ve devletimizin itimadına layık eyle. Verilen vazifeyi noksansız yapabilmem için güç, kuvvet, aşk, şevk, imkân ve sağlam bir irade ver. Düşmanların hile, desise ve şerlerinden hıfz-u himaye eyle…" diye her zaman yaptığı duâsını bir daha kalpten tekrarladı. "Zaten bütün insanlar hep böyledir. Bak hemen sattım. Onca yolu gece demeden, yağmur ve fırtınaya aldırmadan gel. Şaşkın Doğan unutsun seni. Eee! N'apacaksın ki burası böyle nankörlerin çok olduğu bir dünya! Bir tarafta nankörler, diğer tarafta da fedakârlar." Hemen kalktı. "Mükâfatını verelim. Yoksa başıma kakarsın. Neme lazım arkadaşım." Kişi sevdikleriyle, elbet beraber olur.

05 Temmuz 2026 02:30

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Ragıp Karadayı

Yiğit Karındaşlarını, Saf Milletini Düşünüyordu...

"Belki biraz olsun rahatlarım" diye düşünüyordu. Sağ elini sağ yanağının altına koydu, dizlerini karnına doğru çekti. "Bu çalışkan, fedakâr, güzel insanların ne suçu vardı? Yüzlerine nasıl bakacağım? Ben masumum, suçum yok diyebilecek miyim?" O kadar soru yağmuruna tuttu ki vicdanını, yanına uzanmış olan refikasını bile fark edemedi. Sabaha kadar gözlerine bir türlü hükmedemedi. Hava henüz ağarırken Matlube Hanım'ı uyandırmak istedi. İçindeki zehirli azabı boşaltmak için acele ediyor, fakat, heyhat ki, kendini zavallı ve masum göremiyordu bir türlü. Yorganı daha bir üstüne çekerek derin rüyalarından uyanmak istemezcesine yatağına gömüldü Doğan Bey. Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

04 Temmuz 2026 02:23

Ragıp Karadayı

Matlube Hanım, Kulaklarına İnanamıyor, Dikkatle Dinliyordu

"Aman Allah'ım ne yapsam, nasıl yardımcı olsam?" diyerek yanına kadar geldi. Çelebi 'ruh' olmuştu sanki. "Resûlullah Efendimize hakaret edilmesine ben sebep oldum! Ben! Zavallı ben! Yazıklar olsun bana! Yazıklar olsun!" İmansız olan kalbi, sonsuz ateşte yakar. "Bilmem kaç bin filli, atlı, zırhlı leşker, Acem diyarını kasıp kavurarak ezmiş, geçmiş Osmanlıya doğru geliyormuş. Gittikleri memlekette canlı namına bir şey bırakmıyorlarmış. Bizans'a yardım edeceklermiş. Miş de… miş!" Ortalıkta dolaşan konuşmalarına inanacak olsa insan, hepten delirir, sinirinden iflah olmazdı herhâlde. Hadisenin, Padişah efendilerinin itimat ederek, emanet ettiği yerde olmasından dolayı da ölüp ölüp, diriliyordu âdeta... Hangi hâlde olursa olsun Matlube Hanım, sabır ve metanetle kocacığına yardım etmeye, destek olmaya kararlıydı. Süleyman Çelebi'ye iyice yaklaştı. Ne uyursun, ne bir lokma yersin! Süleyman Çelebi, konuşanları duymamış gibi, elinde olmadan kafasını duvara vurdu. - Sorma Sultan'ım! Duvarlara vursam da nafile!

03 Temmuz 2026 02:31

Ragıp Karadayı

"Ben Gülen İnsanı Seviyorum" Demişti Emîr Sultan Hazretleri

"Önce namaz…" diyen hocası Emîr Sultan hazretlerinin sesi yankılandı kulağında. *** Gecenin ilerleyen saatlerinde Karahan'a geldiği vakit Doğan Bey, gün boyu karşılaştıklarını, gördüklerini ve yapması lazım gelenleri mütalaa edemeyecek kadar yorgundu ve üstelik de başı ağrıyordu. "Herhâlde güneş yaktı, yel çarptı" dedi. "Bir uyuyabilsem hepsi de geçer…" diye düşünüyordu. Bir gün mübarek ve muhterem Seyyid Emîr Sultan hazretleri de bu şekilde yakalamış, talebelerine dönerek; "Ben gülen insanı seviyorum…" demişti. Bugün ayrılıyoruz, Doğan Bey'im elveda! "Fena hâlde soğuk almışım" dedi. "Sabah ola, hayrola…" derken göz kapaklarına hâkim olamıyordu artık. *** Süleyman Çelebi, seccadesinin üzerinde diz çökmüş, gözlerinden yaşlar süzülerek; "Bütün kabahat benim… Ben ki Ulucâmi başimâmı, hatibiyim. Vaaz kürsüsünü nasıl müsaade ettim böyle birine? Nasıl? Nasıl?" diyerek bitmez, tükenmez bir acıyla kıvranıyordu.

02 Temmuz 2026 02:20

Ragıp Karadayı

"Matlube'm Beni Böyle Perişan Görmemeli..."

Süleyman Çelebi, Aklı başından gitmiş, öyle fena olmuştu ki… *** Süleyman Çelebi, son derece üzgün ve bitkin hâlde hane-i saadetine vardı. Matlube Hanım, pürneşe görmeye alışık olduğu evinin erkeğini omuzları düşmüş, gözleri büzülmüş, rengi solmuş, çökmüş bir vaziyette görünce donakaldı. "Acaba harp mi çıkmıştı? Padişah efendilerine mi bir şeyler olmuştu? Yoksa, yoksa Allah korusun, Doğan'ından kötü bir haber mi vardı?" Aklına ne geliyorsa hepsi de onu korkutmaya yetiyor ve artıyordu bile. Neden sonra yutkunarak; "Efendi" diyebildi. Süleyman Çelebi de anlamıştı refikasının şaşkınlığını ve korktuğunu. Matlube Hanım, belli, belirsiz selâmını aldı. Ne diyeceğini, ne yapacağını, bilemiyordu Süleyman Çelebi. Gözleri karardı, kulakları uğuldadı. Matlube Hanım, alelacele bir şerbet yaparak kocacığına ikram etmek istedi. Süleyman Çelebi, biricik hayat arkadaşı, sedirin dibine yığılıp kalmıştı.

01 Temmuz 2026 02:46

Ragıp Karadayı

Doğan Bey, Bitkinliğini Falan Düşünecek Hâlde Değildi...

Hancı ve hizmetçilerle ahbaptı Doğan Bey. Hangi vakit gelse kolayca içeri girerdi. Her defasında ne yapar, ne eder Doğan'a hep aynı odayı verirlerdi. Hancının gözünden kaçmadı; - Çok yorgun görünüyorsun yiğidim. İşin ehlisin ehli, sırdaş Doğan Bey'imsin. Hakanın kalbindesin, yiğit Doğan Bey'imsin. *** "Acaba nereye gitmişti Doğan'ım? Yüzleri, ruhları, aşları, ekmekleri velhasıl her şeyleri yabancı insanların içinde yalnız başına bir insan ne yapabilirdi?" Sorularına mantıklı bir cevap bulamıyor, evhamlı olmaktan da nefret ediyordu. Kendini kötü şeyler düşünmemeye ikna edip, Doğan'dan en son ayrılışlarındaki anı düşündü. "Sakın yalnız başına bir yerlere gitme Sultan'ım." Son kelimeyi bir daha tekrar etti; "Sultan'ım…" Sıcak, içten bir muhabbetle sarsıldı Gülşah. Her şeyini arkadaşlarıyla güle oynaya diktikleri, işledikleri birbirinden güzel örtü, seccade, perde ve diğer ev eşyaları hiç umurunda değildi. Diyerek, odasına çekilirken anası, o da Doğan'ın ata atlayıp uzaklaşmasını seyrediyordu iç âleminde.

30 Haziran 2026 04:47

Ragıp Karadayı

Uzaktan Kurt Ulumalarına, İrili Ufaklı Çakal Sesleri Karışıyordu

Yapana vur bir yumruk! Koyu lacivert derinlikler üzerinde hızla koşuşan gri bulutlara ve boşluklarda yanıp sönen, sanki ötelerden kendine göz kırpan yıldızlara baktı Doğan Bey. Kafasında Yıldırım Han'ın fermanı, sütanacığının müşfik bakışları ve muhterem amcacığı Süleyman Çelebi'nin ve hepsinden de mühimi hocası Emîr Sultan hazretlerinin merhamet dolu duâları ve paşaların güven ifade eden takdir ve teşekkürleri uğulduyordu. "Zifirî karanlık çökmeden Karahan'a ulaşmalıyım" dedi içinden. "Hava gittikçe bozuluyor mu ne?" diye düşündü. Atını dörtnala kaldırdı. "Vaktinde yetiştim" dedi içinden. "Ah bu tenha ve vahşi ormanlarda bir çeteye, başka bir düşman grubuna rastlasaydım. Beni öldürselerdi" diye söylendi ürkerek. "Neler de geliyor aklıma, aman yâ Rabbî!" dedi. "Lâ havle…" çekti.

29 Haziran 2026 02:13

Ragıp Karadayı

"Beni Asıl Korkutan Şu İdrak Meselesidir Paşam..."

Beyazıd Paşa: "Lâzım gelen tedbirleri almakta gecikirsek, durumun vahametini idrak etmiş olmak kâfi gelmeyecektir, korkarım…" Emîr Sultan, en son okuduğu hatm-i şerifi, başta Sevgili Peygamberimize, onun muhterem arkadaşları Cihar-ı yâr-i güzin, Aşere-i mübeşşere, ehl-i beyt, ehl-i soffa, bütün Eshâb-ı kirâm efendilerimize, Âdem babamızdan bugüne kadar gelmiş, geçmiş bütün peygamberlere, Silsile-i aliyye büyüklerine, evliyâ-i kirâm efendilerimize, âlimlere, seyyidlere, şeriflere, şehidlere, gâzilere, Eshâb-ı kehf hazretlerine, bütün cennet ehli mümin ve müminatın ervahına ayrı ayrı hediye eyledi. Oradakiler de aşkla, şevkle; "Âmin!" dediler. Sonra da kapıya çıkıp, "Bismillahi tevekkeltü alellah" deyip, boşluğa bırakıverdiler. Beyazıd Paşa, güvercinin ardından ümit dolu bir ifadeyle arkadaşlarına döndü. Emîr Sultan ve Molla Fenâri başlarıyla tasdik etti. Süleyman Çelebi ezildi, büzüldü. - Lâzım gelen tedbirleri almakta gecikirsek, durumun vahametini idrak etmiş olmak kâfi gelmeyecektir, korkarım… Süleyman Çelebi çok fena olmuştu. Oradakiler bir ağızdan "Âmin!" dedi. Evrenos Paşa, pencereye yöneldi.

28 Haziran 2026 02:09

Ragıp Karadayı

Süslü Kafes İçindeki Güvercinler...

Kapıyı hafifçe kapatıp hemen oracıkta iki eli önde saygıyla; "Buyurun!" mânâsında hürmet ve tazimle verilecek emri bekledi. Hademe tereddüt etmeden; "Peki efendim" deyip, geri geri çekildi. Sarayın sadıkları beklerken, "Gözden ve dikkatlerden kaçan bir şeyler var mıdır acaba?" kabilinden nâmeyi tekrar okuyup kontrol etti ve son noktayı koydular. "Kâinatın, yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Resûlullah Efendimizin azgın müşriklerden kaçarken saklandığı mağara ağzında yuva kurmak sizin ceddinize nasip oldu. Düşmanların şerrinden Resûlullah'ı muhafaza edip koruma şerefi senin atalarına nasıl verildiyse, yine kâinatın efendisi Sevgili Peygamberimizi tahkir edenlerin yakalanıp hak ettikleri cezaya çarptırılması için de bugün vazife sana verilecek ey bahtiyar kuş, nasipli hayvan. Kaç Allah'ın kulu yerinde olmaya can atardı. Bu iş hesap işi değil nasip işi vesselâm!" Deyip, Evrenos Paşa'ya döndü. Paşa, önce E'ûzü Besmele çekti. Beyazıd Paşa'ya uzattı.

27 Haziran 2026 02:21

Ragıp Karadayı

"O Densizleri En Kısa Zamanda Burada Görmek İstiyorum!.."

"Bütün aile efradımızla yüksek iradenize amadeyiz. Doğan Bey'imiz seher vaktinde verdiğiniz emir mucibince helâlleşerek sefere çıktı Sultan'ım." Yiğit ruhu arıyor, yiğitler bekliyoruz! Haklı bir gazabın neticesinde, sert bir bakışla, uzun kara kirpikli, iri şahane gözlerini, boynu bükük Süleyman Çelebi'ye dikti. Bir adım öne çıktı. - Bütün aile efradımızla yüksek iradenize amadeyiz. Gazi Evrenos Paşa bir adım ileri çıkarak zat-ı şahanelerinden söz istedi. - Efendim bu hadisenin devamı mahiyetinde bir iz peşinde Doğan Bey'imiz. Sert adımlarla ilerleyen sultan, göz açıp kapamadan dışarı çıktı. Vakit kaybetmeden Beyazıd Paşa bir kâğıt, divit istedi.

26 Haziran 2026 02:30

Ragıp Karadayı

Memleketine Âşık, Cesur Bir Serdengeçti Lazımdı...

Padişah, yaşayan ölü gibiydi. Yıldırım Beyazıd Han, odasına çekildikten sonra, Emîr Sultanı, Gazi Evrenos, Beyazıd Paşaları ve Süleyman Çelebi'yi ayrıca hususi mütalaa için kabul etti. Gece rüyalarına giren Kostantiniye'nin fethini rafa kaldırmış, Timur Han'dan kaçarak vatanına sığınan, "imdat" isteyen beylere olan desteğini ertelemişti. Evrenos Paşa, Beyazıd Paşa, Emîr Sultan, Molla Fenâri hocası ve Süleyman Çelebi'yle onun için görüşmek istemişti. Padişah ayakta karşıladı. Lekelenmesin asla şanlı büyük mâzimiz! Padişah; - Aradığımız yiğit, Süleyman Çelebi'mizin yeğeni Doğan Bey'dir. Deyince Süleyman Çelebi boyun büktü. Beyazıd Paşa ve Emîr Sultan ayrı ayrı Doğan Bey'in meziyetlerini anlattı, kararın isabetli olduğunda hemfikir olduklarını açık kalplilikle dile getirdiler.

25 Haziran 2026 02:40

Ragıp Karadayı

"Herkesin Üzerine Düşeni Yapacağı Bir Zamandır..."

"Allahü teâlânın; 'Habibim' dediği şanı yüce, sevgili ve şerefli Peygamberimize dil uzatılmasına tahammül etmek mümkün değildir." Bugün ayrılıyoruz, mücahidler elveda! Bugün ise deli, divane gibiyim! Yıldırım Han, duvara asılı bir tabelanın yanına gitti. Eliyle yazıları işaret ederek konuşmasını sürdürdü; Elini duvardaki tabeladan çeken Sultan, ağrıyan başını bir nebze rahatlamak için alnını tuttu. "Devletimizin kurucusu Osman Gazi olsaydı bu durumda ne yapardı? Onun varlığından kimse böyle bir harekete cesaret edebilir miydi acaba?" Soruları birer demir yumruk gibi kafasına vuruyor, düşüncelerini darmadağınık ediyordu. "Evet, beni hedeflerimden saptırmak istiyorlar. Önüme başka gaileler koyup, dikkatimi dağıtmak niyetindeler. Timur Han'ın bir kasırga gibi üzerimize geldiği bu nazik ortamı fırsat bildiler. Evet fırsat düşkünü kaba, sefil, iblis uşakları?" diye mırıldanarak hususi görüşme yapacağı odasına doğru yürüdü başı önde. Emîr Sultan'ın; "İllâ da Yıldırım Han…" demesindeki ısrarı şimdi daha iyi anlamışlardı. DEVAMI YARIN Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

24 Haziran 2026 02:30

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha