×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Buna Tavuklar Güler

Halk pahalı mal almasın diye emrederler: "Fiyat düşürüleceeek… Düşür!" Veya zavallı üretici sıkıntı çekmesin diye emrederler: "Fiyat yükseltileceeek… Yükselt!" Hâlbuki fiyat, iktisat biliminin asıl konusudur. Piyasada bir üretici ve bir tüketici yok. Bu daha fazla üretici sayesinde de daha fazla mal ve hizmet üretilir. Bu fiyat yükseldikçe ürünün artmasına, fiyat azaldıkça da ürünün piyasadan çekilmesine bir ad veriyorlar: Arz eğrisi. Bir de işin talep tarafı var. Bu da talep eğrisi. Ürünün fiyatı, iktidarın öngördüğü fiyat da değildir. O iki eğrinin, arz eğrisiyle talep eğrisinin kesiştiği yerdir. Piyasanın, yani "görünmez el"in tayin ettiği kadar liradır. Bir taraftan talep artarken diğer taraftan arz düşmektedir. Süte daha düşük fiyat verdik. Şimdi Et ve Süt Kurumu, Et İthalat Kurumu ve o sevgili halkımız pek az kırmızı et yiyebiliyor. Beyaz et üreticilerine sabaha karşı baskın yapacağız. Kim bilir, belki bir Yumurta ve Tavuk Kurumu kurarız. Aklıma başka bir Nobelli iktisatçının, Milton Friedman'ın sözü geliyor: " Bizim hükümete Büyük Sahra'nın yönetimini verseler, beş yıla kalmaz kum kıtlığı başlar. " Aklınıza bir soru takılmış olabilir. 13 Nisan 2025 tarihli, "Fiyatları kim arttırıyor?" yazımda Sargent'in kıtlık ve fazlalık özdeyişini 2011 Nobel nutkunda sarf ettiğini yazmıştım. O cümle, 2013 Princeton konferansında söylenmiş.

İskender Öksüz

Kaynak: Karar

19 Haziran 2026 00:01

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

İskender Öksüz

Kolay Mı Şoförlük Yapmak

Adam trafiği alt üst etmiş. Felaketi bir süre hayret ve üzüntü ile seyrettikten sonra şoförün yanına gidiyorsunuz, "Geçmiş olsun. Ne oldu?" diye soruyorsunuz. Sonra ilkeler düzeyine yükseltiyor nutkunu: "Doğru yolda gitmek önemlidir. Aşırılıklardan kaçının. Aşırılar bizi felakete götürür. Sıkı sıkıya orta yola, sıratı müstakime tutununuz!" Durup bir nefes alıyor ve şöyle bağlıyor: "Ben trafik uzmanıyım!" Şaşkınlık içinde, gözünüzü bir an şoförden ayırıp kaza mahalline tekrar bakıyorsunuz. Çünkü "onay" soyuttur, "imza" somut. Özellikle halka bir açıklama yapılacaksa bana danışmadan, benden "olur" almadan ağızlarını açmamaları için talimat verdim. Aşağıdaki diyalogda ben ÖA, yani önemli adamım. ZA: Efendimiz, yeni almıştık zaten. O zaman "Şaha kalkıyoruz! Almanya bizi kıskanıyor!" deyin. ZA: Efendim, "Almanya kıskanıyor"u geçen ay kullandık. ÖA: Canım her şeyi de ben mi söyleyeceğim. Ama "Şaha kalkıyoruz!"u ihmal etmeyin. ZA geldi ve dedi ki: ZA: Efendimiz, yine dış güçler bir dizi anket yayımlamış. Hukukun üstünlüğünde, 10 sıra birden gerilemişiz. Rüşvetçilikte 10 sıra yükselmişiz. Ancak muhalefet de bu sonuçları dillerine pelesenk etmiş. ÖA: Halkın morali önemli. Derhal "Türkiye Yüzyılı" ilan edin. ZA: Müthiş fikir efendimiz. Bütün bakanlıklar "Türkiye Yüzyılı etkinlik programı hazırlayıp sana getirsin. ZA: Bâşüstüne efendim. ÖA: Söyledim size.

14 Haziran 2026 00:01

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

İskender Öksüz

Fakat Brutüs Şerefli Bir Adamdır

Bilhassa bir önceki Adalet Bakanı, hemen hemen haftada bir, "Türkiye bir hukuk ülkesidir." demek ihtiyacını hissediyordu. "Türkiye bir hukuk ülkesidir." Amerika'da, İngiltere'de, İsviçre'de velhasıl hiçbir "medeni" (her ne demekse) ülkede bu sıklıkta, hukuk ülkesi olduklarının teyit edildiğini duymadım. Karar'ın haberi şöyle: "İki kızıyla birlikte yaşadığını belirten Türker, konuşması sırasında sık sık zorlandı, ağladı ve salonda duygusal anlar yaşandı. Savunmayı izleyen bazı seyirciler ve sanıklar da Türker'in anlattıklarını gözyaşlarıyla dinledi." Ama Türkiye bir hukuk ülkesidir. Yine Karar'dan: "Türker, savcının kendisine yeniden ifade vermesini istediğini anlattı. "Türker'in aktardığına göre savcı, kendisine 'Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda. Verecektin ifadeni gidecektin' dedi." Savcı efendi olaya hâkim, Türker avukat isteyince tehdit dozu yükseliyor: "'Hâlâ avukat diyorsun bana. " Ama Türkiye bir hukuk ülkesidir. "Bu sözleri anlatırken duygulanan Türker, 'Bir anneye böyle denir mi?' diye sordu. "Türker, savcının ayrıca mal varlığı tedbirine ilişkin elinde karar bulunduğunu, kendisine belli bir tarihe kadar süre verdiğini ve ' Ya bana gelir konuşursun ya da malını mülkünü de alacağım.' dediğini öne sürdü." Ama Türkiye bir hukuk ülkesidir… Aklıma 12 Eylül'ün savcıları geliyor. İstediği ifadeyi alamamışsa zile basıp gelen gardiyana, "Bu daha olmamış, biraz daha olgunlaştırın." diye talimat veren savcılar. Dillere pelesenk "Sen de mi Brutüs!" Sezar'ın ölmeden önce söylediği son sözdür. Antony, bütün Romalılara hitap ettiği nutkuna, "Buraya Sezar'ı övmeye değil gömmeye geldim!" diye başlasa da Sezar hakkında kendi sevgisini ve onun fakirlere şefkatini, ülkeye hizmetlerini teker teker sayar ve her maddenin sonunu, "Ama Brutüs şerefli bir adamdır!" diye bağlar.

12 Haziran 2026 00:01

İskender Öksüz

Fikir De Ne, Biz Kişileri Tartışırız

Araya bol bol hukuk da giriyormuş gibi görünüyor ama değil. Hani her Ramazan'da neler orucu bozar diye tartışırız ya; 14 asırdır hâlâ öğrenememişiz gibi; hukuk da öyle bir şey. Ağız alışkanlığıyla hukuksuzluk için, "İki tarafı keskin kılıç." falan demeyin. Hatırlayın, Kılıçdaroğlu da seçilmiş genel başkanlığı sırasında "hak, hukuk, adalet" yürüyüşü yapmıştı. Şükür artık memleketimizde hak da hukuk da adalet de dört dörtlük. Hayır, biz ne hukuk ne de ilke konuşuyoruz. Biz "Kim ne yaparsa kim nereye gelir?"i konuşuyoruz. En sık kullanılan "ist"lerden biri faşist'tir. Komünistler de kendilerini döven herkese faşist demeye başladı. Stalin'e atfedilen faşist tarifidir: "Komünist olmayan." Mesela sosyal demokratlara da bu yüzden sosyal faşist derler. Mesela birine "eşek!" dediğinizde onun gerçekten uzun kulaklarını, kuyruğunu falan kastetmezsiniz. Irkçı, faşist de böyle bir şey. Bu maksadı bildiğim için biri bana böyle laflar edecek olsa "Ben de senin." diye cevap vermem uygun olur. Bu küfredilme duygusuyla olacak, 12 Eylül 1980'e giden günlerde Devlet Gazetesi'nde Ayhan Tuğcugil müstearıyla, "Bize faşist diyenin…" başlıklı bir yazı yazmıştım. Tam anlamıyla bir "saydırma" yazısıydı, küfür yazısıydı. Rahmetli Nevzat Kösoğlu da 12 Eylül mahkemesinde o meşhur savcının yüzüne karşı o yazıyı okumuştu. Aslında faşistin gerçek manasını değil de halk ağzındaki anlamını düşünürseniz o mahkeme, o rejim ve o işkenceci savcı, "Faşist!" küfrünü tam tamına hak ediyordu. 1944'ün Irkçılık-Turancılık davası günleri. Rahmetli İsmet Kür'ün siciline not düşmüşler: Irkçı-Turancı Komünist!

07 Haziran 2026 00:01

İskender Öksüz

Diktatörlüğün Toplum Bilimi

18 Mayıs'ta, New York Times'da, Amanda Taub isimli bir yazar, diktatörlerin nasıl olup da ülkelere hâkim olduklarını anlatan bir kitabın tanıtımını yaptı. Okuyunca, "Tamam." dedim, "Bunu köşemde özetleyeyim.". Derken bir baktım, benden önce o iş yapılıvermiş. Daha aynı gün X'de bir yazar, güzel ve uzunca bir özet yayımış. Hani Wilfredo Pareto dâhisinin "residü" dediği kalanlar, invaryantlar, değişmeyenler ortaya çıkıyor. Taub'un anlattıkları, bir akademik incelemeye, iki Alman öğretim üyesinin, Christian Gläßel ve Adam Scharpf'ın, geçtiğimiz Şubat'ta yayımlanan Diktatörlükte Kariyer Yapmak: Baskı ve Darbelerin Arkasındaki Gizli Mantık kitabına dayanıyor. Araştırma Arjantin'de başlamış. Bir bakıyorsunuz muhaliflerin hepsi, ne tesadüfse, aynı savcı, aynı hâkim ve aynı bilirkişilerce yargılanıyor. Arjantin bunu bir adım öteye götürüp 601. Tabur diye özel bir istihbarat birliği kurmuş. Orada da mafya çeteleriyle birlikte çalışan kirli polislere "HR" deniyor. "Önce hapsedelim sonra yargılarız." diye başlayıp "Önce asalım sonra yargılarız."a giden bir yol bu… Hukuktan bu derece sapmış bir yönetim, sonunda devlet olmaktan çıkıyor. "Adalet mülkün (devletin) temelidir." sözünün anlamı tam da bu olsa gerek. Sadece ve sadece çıplak güce ve yeteneksizlerin toplaştığı 601. Tabur'a dayanan diktatör sonunda yıkılıp gidiyor. Arjantin, 1983'ten beri hür ve demokrat bir ülke.

05 Haziran 2026 00:01

İskender Öksüz

Muhalefet Zararlıdır, Birliği Bozar

Bizde parti yok, lider var demiştim. Çünkü parti zor bir kavram. Onun yerine Ahmet liderin partisi, Mehmet liderin partisi deriz. Ünlü Rus nörolog Luria, iptidai toplumlarda soyut kavramların bulunmadığını belirlemişti. Sonra zekâ testlerinde ölçülen şeyin de büyük çapta soyut kavramlara hâkimiyet olduğu anlaşıldı çünkü zekâ testleri aslında soyutu manipüle edilmesi üzerine kurulmuştu. Bir başka bilim adamı, sosyolog Ernest Gellner'in de bu düşüncelerime yakın tespitleri var. Fakat milliyet teorilerine dönmeden önce İslam Toplumu (İslamic Society) adlı bir kitap yazmıştı. Orda, İslam dininin, bilhassa İslam'da Tanrı kavramının mesela Hıristiyanlığa göre daha soyut olduğunu söylüyordu. Onun için der Gellner, Müslümanlar bu kadar erişilmez – aynı zamanda şahdamarlarından da yakın – Tanrı'ya erişmek için şeyhleri aracı kılıyorlar. En teröristi de demokrasi diyor, en diktatörü de demokrasi. Hepsi aynı şeyi söylüyor. "Memur, emekli, işçi maaşları daha yüksek; domates, hıyar, ekmek fiyatları daha düşük olmalı." CHP böyle diyor. O da tamamen aynı fikirde de farkı şu, imkânımız şimdilik bu kadar ama bu yüzyıl Türkiye yüzyılı olacak; o zaman maaşlar yükselecek, fiyatlar artmayacak diyor. Altı oku mu saysın tek tek? Hele hele "Türk milleti", "Ne mutlu…" falan desin de DEM'i mi küstürsün maazallah! Bu demokrasi işinin tadı kaçtı. Bakın "parti" yerine eskiden "fırka" denirdi, bu kelimenin cinsleri arasında "fark", "tefrik" falan vardır. Vazgeçin bu parti, pırtı işlerinden. Gellner'den sonra zıvanadan çıkmışım. Şimdi bu yazdıklarımı "beka meselesi" diye okuyun. "Beka meselesi" deyince yazdığım her zırvayı kabule mecbursunuz.

31 Mayıs 2026 00:01

İskender Öksüz

Parti Yok Lider Var

İyi, hoş da Türkiye'de maalesef siyasi parti yok. Genel kongre delegelerini de lider seçer. Biz de buna demokrasinin vazgeçilmez unsuru parti deriz. Erbakan'ın partisi, Özal'ın partisi, Demirel'in partisi vardı. Lider hakkın rahmetine kavuşunca da parti sıklıkla onunla birlikte yok olup giderdi. Bizimkinde de öyle yazar ama biz başkanımızı değil onun yerine anayasayı değiştirmeyi tercih ediyoruz—veya sayacı "reset" etmeyi. Amerikan deyişiyle, son tahlilde "otların kökleri ~ grass roots"dur. Öyle ya, bu parti iki defa mevcut genel başkanını seçimle, demokratik oylamayla değiştirdi. Birincisinde, Ecevit, kaç yılların İnönü'süne genel kurulda rakip olup kazandı. İkincisi de Özgür Özel'in Kılıçdaroğlu'nun yerine seçilmesi. Asıl mesele partinin Kılıçdaroğlu'nun partisi mi yoksa Özgür Özel'in partisi mi olacağı. Bu ayın başında İyi Parti'nin 3 Mayıs toplantısındaydım. Genel Başkan kürsüye yürürken salonda gençler bir ağızdan "Gençliğin umudu Dervişoğlu!" diye slogan atıyordu. Dervişoğlu, mikrofona gelince cevap verdi: "Birgün size sadece ama sadece kendiniz için slogan atmayı öğreteceğim." Fakat bu, istisna… CHP parti olsa, bütün mensuplarının şu tepkiyi vermesi gerekirdi: Bir an önce genel kurulumuzu yapıp bu tuhaf durumdan kurtulalım. Her liderin partisi kendine.

29 Mayıs 2026 00:01

İskender Öksüz

Anahtarlar Sende Kalsın, Dönüşte Alırım

Bu "değil"e örnek diye daha çok Titanik'in batışını anlatırlar. Geminin muhteşem balo salonunda orkestra çalmaya devam etmiş! Yolcular paniğe kapılmasın diye özellikle çalmaya devam etmişler. Benim aklımdaki örnek, Titanik'ten çok daha büyük bir felaket. Şöyle yazıyor Kerimi: "İstanbul'da şimdi hiç kimse kalmamış, yediden yetmişe kadar eli silah tutan herkes askere yazılmıştır, vatan savunmasına girişmişlerdir. Herkes mal mülk ve ailesinden vazgeçmiştir. 'Ya namus ya ölüm!' diye meydana atılmışlardır diye düşünüyorduk. Çünkü bizim nazarımızda bugün Türkiye'nin başına gelen haller fevkalade mühim bir tarihî hadise olup altı yüz yıllık muazzam bir devletin haritası ortaya konuluyor. Eğer Türkler şimdi kendi askerî ve millî namuslarını koruyamazlarsa, sonra durumlarının çok kötü olacağı açıktı." Sonra ne görsün! "Hepsi de gayet sağlıklı, genç, zinde Türkler. Gayet düzgün giyinmişler. Hepsi de gayet mütekebbirane oturuyorlar." Selanik'teydi galiba, bir Osmanlı devlet memuru, dairesini ve evini kilitlemiş ve anahtarlarını komşusu gayrı-Türk'e bırakmış. "Döndüğümde senden alırım.", demiş. Ölenin ardından zaman zaman, "Ona da bir sorayım"… "Ona haber vereyim" gibi düşünceler geçer zihnimizden. O atlar o gün bir türlü eyerlenemedi ve şu kadar neredeyse dört asırlık bir rejim gümbürdeyip gitti. "Atalet" kelimesi harekete geçmeye karşı direnci, tembelliği anlatır. Yeni terminolojide "eylemsizlik" deniyor. Alıştığımız hâl ve gidiş sonsuza kadar öyle devam edecek sanmanın ataleti. Selanik'teki anahtarlar kim bilir kimin elinden nereye gitti. Ne demişler, "Eğer herkes telaş içinde bağıra çağıra, sağa sola koşuştururken siz, sükûnetinizi ve soğukkanlılığınızı korumaya devam ediyorsanız… Olan bitenin farkında değilsiniz demektir. "

24 Mayıs 2026 00:01

İskender Öksüz

Hem Atar Hem De Tutabilir Misin?

Hani "Kişiyi nasıl bilirsin?" diye sorup hemen cevabını da veririz ya, "Kendim gibi." diye. Birini anlamak için kendimizi onun yerine koymaya, "empati" deniyor. Şimdi ben maalesef, kendimi bu zatın yerine koyamıyorum. Sempati duymamam tabii de empati de duyamıyorum. Bir konuda TBMM Genel Kurulu'nda oy kullanılacaksa, konuyu hiç görüşmeden, hiç tartışmadan, gelen talimata göre parmak kaldıranların yerine de koyamıyorum kendimi. (https://bit.ly/alkisla) Bayılacak gibi olunca alkışı kesen partili tutuklanmış ve hapisteyken NKVD memuru kendisine doğru davranış talimatını buyurmuştu: "Asla alkışı ilk terk eden olma!" Şimdi sözüm meclisten dışarı… Ahlak, insanın kendi kendine yapıp ettiğinden çok, başkalarına yapıp ettiğinin kurallarıdır. Bütün dinlerde vardır dedim, doğrudur, fakat ahlak, dinlerden de önce insan fıtratında vardır. Bu soruda kullanılışı, "nasihat" kavramının bir anlamı. Nasihat, aynı zamanda samimiyet de demek. Hani insanın içi ile dışının bir olması manasında samimiyet. (https://bit.ly/nasihattir) Bir hadis naklediliyor: Temim ed-Dan' den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Din nasihattir." Biz kime (yahut kim için) diye sorduk o da, "Allah'a, kitabına, Rasulüne, Müslümanların (meşru) idarecilerine ve bütün Müslümanlara." dedi. (Müslim, lman, 1, 74) Bu ilkeyi, "Din samimiyettir." diye de söyleyebiliriz. Bir türlü konuşup başka türlü işlemek. Samimiyet yoksa din de yok.

22 Mayıs 2026 00:01

İskender Öksüz

Sınavsız, Testsiz Ders

Her bitişteki gibi bir öz-muhasebe yapılıyor. Okul maceram, öğrenci olarak, yetmiş küsur yıl önce başladı. Sınavla girilen bir başka okul Siyasal Bilgiler Fakültesiydi. Yoksa İTÜ sınavı çözme dersleri veya kursları yoktu. Bunlar 1960'lı yıllar. Sonuçta sınav ders için yapılırdı. Şimdi ders, sınav için yapılıyor. Yakın zamanda ABD'nin SAT sınavlarıyla ilgili bir inceleme okumuştum; "Neyi ölçüyor?" diye. Yani sınav ders için, bilgi için ve en önemlisi marifet için değil de sınav içinmiş. Sınav için sınav. Zaten bütün dersler şimdi kazanımlara göre düzenleniyor ki "kazanım" tam da bu demek. Özellikle bir dersten, "Türkçe Yazı Atölyesi"nden söz etmek istiyorum. "Aşağıdakilerden hangisi fiilimsidir? a, b, c…" gibi çoktan seçmeliye yatkın sorular yoktu dersimde. 4 000 vuruş. "Dil zaman içinde değişmeli mi? Ne hızla değişmeli?", "Noktalama işaretleriyle aranızda aşk-nefret ilişkisi oldu mu? Olduysa nasıl?" Tam tamına 14 yazı ödevi. Eskiden "kompozisyon" dediğimiz, şimdi "deneme" denen ödevler. Şöyle gidiyordu da ondan: Öğrencilerin o ilk yazdıkları ödevle, 7, 8, 9. ödevleri arasında dağlar vardı.

17 Mayıs 2026 00:01

İskender Öksüz

Chp'de "Türk"- 1935'ten 2025'e

Herhâlde "fen" ve "edebiyat" kelimeleri öz Türkçe olmadığı için onların yerine sayısal ve sözel dedik. Ama öz Türkçe "sal" ve "sel" ekleriyle "sayı" ve "söz" köklerinden türemiş. 2025'te "Paradigmalar ve NGramlar" başlıklı yazımda bunu epey bir anlatmışım. Hani "zamanı geçmiş bir bayraktı" rahmetli Seyyid Kutb'a göre?.. Kısmen ama çok "kısmen" sorunun yanından geçen ama çok uzağından değil hemen yanından geçen bir ölçme yaptım. 2-2025 yılı CHP Parti Programı. Her ikisinde "Türk" kelimesinin, "Türk milleti" anlamında kaç defa kullanıldığını ölçtüm. "Türk milleti anlamında" şartı bazı kullanımların sayılmamasını gerektiriyor. Mesela "Türk Lirası", mesela "Türk Silahlı Kuvvetleri" gibi kullanımları sayım hârici tuttum. Sonuç şöyle: 1935 CHP Parti Programı'nda "Türk" kelimesinin kullanım sayısı: 26 İndeks'teki "Türk dili" maddesi tekrar olduğu için alınmadı. 1935 programında 6 320 kelime var. Demek ki her 243 kelimede bir "Türk" geçiyor. Kullanışlar da şöyle: Türk devrimi, Türk ulusu (4), Türk sosyetesi, Türk işçileri (2), Türk yurdu, Türk vatanı, Türk çiftçisi, Türk hazinesi, Türk devleti, Türk dili (2), Türk tarihi (2), Türk gençliği (3), Türk sosyal hayatı, Türk varlığı, Türk ordusu. 2025 CHP Parti Programı'nda "Türk" kelimesinin kullanım sayısı: 1 Türk Ceza Kanunu, Türk Hava Kurumu, Türk Lirası, Türk Devletleri Teşkilatı, Kıbrıs Türkü, Kıbrıs Türk Toplumu, Türk Silahlı Kuvvetleri (2 kez), özel isim olduğu için sayım hârici tutuldu. 2025 parti programı 43 866 kelime. O da programın 6. sayfasında, şöyle: "Atatürk milliyetçiliği, yurttaşlık bağıyla Cumhuriyetimize bağlı olan herkesin eşitliğini savunur. Türk milleti bu anlayışla tanımlanır." Anlam itibarıyla, şu andaki anayasamızın 66. maddesi. O madde kalkarsa CHP'nin biricik "Türk" kelimesi de yok olacak.

15 Mayıs 2026 00:01

İskender Öksüz

İç Güçler?

Joseph Nye, Uluslararası İlişkiler alanının ilk on ağır topundan biri. Yalnız kendi ülkesinin değil Avrupa'dan Çin'e, birçok ülkenin dış politikasını etkilemiş. Ho Jintao döneminde Çin Dışişleri resmen randevu isteyip Nye'e, "Çin yumuşak gücünü nasıl arttırır?", diye sormuş. Bir ülkenin ekonomik gücü, silahlı kuvvetlerinin gücü, devlet teşkilatının doğru ve hızlı çalışması. Yumuşak Güç, Nye'ın kısa tarifiyle, "Harvard'tan Holywood'a her şey". Ülkenin kültürüyle, yaşam tarzıyla, refahıyla diğer ülke insanını etkileme gücü. Yabancı ülkelerin sizi takdir etmelerini, taklit etmelerini, size imrenmelerini ve sizinle birlikte hareket etmeye baştan hazır olmalarını sağlayan cazibe. Silahlı kuvvetlerimizin gücü. Açık ki Türk kamuoyu olarak "Bari…" diyoruz. "Hiç olmazsa…" diyoruz. Fazla açılırsak nereye gideceğimizi herkes biliyor—geçen haftaki yazıma atıf—herkesin bildiğini herkes de biliyor. Biliyorsunuz son iktidar sayesinde "Hepimiz Türk olmaktan kurtulduk". "Biz" diyoruz ama o "biz"in ismini telaffuzdan imtina ediyoruz. Çekim gücü dedim. Belki en iyisi benim, "Türk'üm, özür dilerim". Orada bir küçük çocuğun taşıdığı pankartı hatırlıyor musunuz? "NO TURKEY" yazıyordu üstünde.

10 Mayıs 2026 00:01

İskender Öksüz

Edepsiz Güç

Trump, " Önce Amerika " diyor. " Amerika'yı Tekrar Büyük Yap " diyor. Nye, geçen yıl vefat etti ama 2004 tarihli kitabının etkisi hâlâ canlı: Yumuşak Güç: Dünya Siyasetinde Başarının Araçları. Sert güç ve yumuşak güç. Nye'a göre yumuşak güç, milletin üç kaynağından beslenip yükseliyor: 1) Kültüründen, 2) Siyasi değerlerinden ve 3) Dış siyasetinden. Doğrudan Nye'dan alıntılayım: " Bir ülke, başka ülkeler onun değerlerini takdir ettiğinde, onun davranışlarını örnek aldığında, onun refah ve açıklık düzeyine ulaşmayı arzu ettiğinde ve bütün bunlardan dolayı onu izlemek istediklerinde, dünya siyasetinde arzu ettiği sonuçları alabilir. Dünya siyasetinde, bu anlayışla bir program hazırlayıp başkalarını cezbetmek önemlidir. Sadece askerî güç veya ekonomik yaptırımlarla tehdit ederek değiştirmeye çalışmak değil. Bu yumuşak güç – başkalarının da sizin istediğiniz sonuçları arzu etmesini sağlamak – insanları zorlayarak değil size katılmalarını sağlayarak çalışır. " Nye, tezini şöyle özetliyor: " Cezbetmek her zaman zorlamaktan daha etkilidir ve demokrasi, insan hakları ve kişilerin önünde açılan fırsatlar derinden cezbedicidir." Nye "seduction" yazmış. Ben bunu "cezbetmek" diye çevirdim ama "iğfal etmek" de bir tercüme seçeneğidir. Şu sentezi de dillendirdi: Yumuşak güç ve sert güç. Yumuşak Güç'ten iki yıl önce, 2002'de yazdığı eserin uzun ismi şöyle: Amerikan Gücünün Paradoksu: Dünyanın Tek Süper Gücü Niçin Tek Başına Yapamaz (The Paradox of American Power: Why the World's Only Superpower Can't Go It Alone). 2026- 2002… 24 yıl! " Onları mahvederim. Bir medeniyeti ortadan kaldırırım. İran'ı dünya yüzünden silerim. ", kulağa diğer ülkeleri cezbedecek bir siyaset gibi gelmiyor. Bize de çok kibar bir mektup yazmış, " Ahmak olma!" demişti, " Ekonominizi mahvederim! " demişti; hatırlayın. Bu yumuşak veya akıllı güç değil.

08 Mayıs 2026 00:01

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha