
"Benim dikkatimi çeken ise oradaki arkadaşlardan birinin her hatıra sonraki yüz hâli idi..." Dünya hem çok küçük hem de taaccüp edici hadiselere gebe. Geçtiğimiz günlerde hasta babamı ziyaret için Aydın'ın şirin ilçesi Söke'ye gitmiştim. Bu arkadaş grubu her cuma günü bulundukları yer veya yakın ilçelerde bir cami tespit edip bağışçı veya sponsorlar vasıtasıyla satın alıp topladıkları dinî ve tarihî kitapları o caminin cemaatine namaz çıkışı bila ücret (ücretsiz) hediye ederler. Yakındaki bir ilçeye gidildi. Tespit edilen iki camide cuma namazı sonrası tüm kitaplar camiden çıkan cemaate hediye edildi. Hep birlikte gidildi. Bir müddet sonra ben de 90'lı yıllarda yine böyle bir kitap faaliyeti ile ilgili küçük bir hatıramı anlatmaya başladım. DEVAMI YARIN Ünal Bolat'ın önceki yazıları...
Kaynak: Türkiye
06 Temmuz 2026 02:22
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

"Bu Dünkü Misafirimiz Değil Mi?"
"O zaman meşveret nedir, söz dinlemek nedir bilmiyordum, öneminden habersizdim." Yıl 1968, ocak ayının son haftasıydı. O zamanlar meşveret nedir, söz dinlemek nedir bilmiyordum. Duygularım nefsime yenildi ve dedim ki içimden: "Zaten iki günüm yolda geçti, söz de dinlemedim. Öyleyse bu açlığı hak ettim." Ama durum tahmin ettiğim gibi olmadı. Cehcah el-Gıfârî şöyle anlatıyor: "Kavmimden İslam'a girmek isteyen bir toplulukla beraber Medine'ye gittim. Resûlullah (aleyhisselâm) akşam namazını kıldırıyordu. Namaz bitince Eshabına'Herkes yanındakini evine götürsün' buyurdu. Ben iri ve uzun boylu idim. Beni de Peygamberimiz evine götürdü. Bana bir keçiden süt sağdı. Onu içtim. Yemek hazırladı, onu da yedim. Bir keçiden daha süt sağdı, onu da içtim. Böyle tam yedi keçiden süt sağdı. Hepsini de içtim. Sabah olunca yine mescitte toplandık. Herkes kendine yapılan ikramı anlatıyordu. Ben de anlattım. Bazıları bu kadar çok yiyip yine de doymadığıma çok şaşırdı. Peygamber Efendimiz o gün, gün boyunca bize İslâmiyet'i anlattı. Akşam üzeri de huzurunda Müslüman oldum. Akşam olunca yine Resul-i Ekrem'in arkasında akşam namazı kıldık. Namazdan sonra yine 'Herkes misafirini götürsün' buyurdu. Resûlullah yine beni mübarek hanelerine götürdü. Bir keçiden süt sağdı. Onu içtim ve doydum. Ümmü Eymen: -Ya Resûlullah! Bu bizim dünkü misafirimiz değil mi? dedi. Server-i âlem de 'Evet' buyurdu ve devamla: "O, bu gece besmele çekerek yemek yedi." Ünal Bolat'ın önceki yazıları...
05 Temmuz 2026 02:30

"Madem Biliyordun Neden Sakladın!"
Babası hariç herkesi soruyordu annesine "O nasıl, bu nasıl?" diyerek. Sonunda gönülsüzce onu da sordu: Anne cevapsız bıraktı bu soruyu... -Hayır, anne ben böyle iyiyim. Delikanlı pastayı alırken annesine: -Anne ne olur ısrar etme gelmeyeceğim. "Peki, oğlum sen bilirsin. Anlaşılan çok kararlısın, gelmeyeceksin ama baban dedi ki: Son bir haftadır arkadaşlık etmeye başladığı o çocuktan uzak dursun, o çocuk ona zarar verecektir. Önceki arkadaşıyla barışsın." Bu kez çocuk donakalmıştı. "O benim canımdır ya canım" dedi. Elleriyle gözlerini silerek kapıyı açmaya gitti anne.
03 Temmuz 2026 02:31

Oğlumu Çok Özledim
"Kendilerini anlatamayan anne babaların yaralı kalplerine ithaf olarak sunmak istedim." Aslında benim de benzer hatıralarım var. En ufak bir konuda babasıyla veya ailesiyle tartışan kendini haklı bulduğu için geri adım atmayan, kendisi gibi düşünmediği için de anne babasına kırılan küsen ve öfkelenen nice gencimizin duygularına ithaf etmek istedim bu hikâyeyi... Annenin babanın yeri "anne" ve "baba" olması gerekirken onları çocukların arkadaşı gibi yapan hatta çocuklarının hizmetkârı yapan hatta günümüzde çocukları için birer köle hâline getiren sosyolojik anlayış karşısında kendilerini anlatamayan anne babaların yaralı kalplerine ithaf olarak sunmak istedim... Çocukluğunda kendi babasının huzurunda saygıdan ve otoriteden dolayı izinsiz bir kelime bile konuşmayan ama şimdi çocuklarının bırak otoriteyi, saygıyı kendisini adam yerine bile koymadığı için yüreğinde ukde biriktiren babaların hasret kaldıkları babalık duygusuna ithaf etmek istedim... Karşılıklı olarak anlamak ve anlaşılmak dileğiyle... "Delikanlı 16 yaşında iken babası ile tartışmış ve evi terk etmişti. Buna çok öfkelenen baba, evde "onun adı bile anılmayacak" diye yasak koymuştu. Çaresiz anne, evini terk eden oğlunun yatağına oturup her gece yastığını koklayarak uyuyordu. "Oğlumu çok özledim, ne olur gidip arayalım, bulup getirelim" dese de baba geri adım atmıyordu. Aradan hayli zaman geçmişti... Oğlunun doğum günü anne bir kez daha yalvardı kocasına: "Ne olur bir şeyler yapalım. Oğlumu görmek istiyorum..." Annenin ağlamaklı hâlini görünce dayanamadı baba "Şu adrese git oğlunu gör" dedi ve ekledi: "Adresi benim verdiğimi söyleme..." Birkaç şey daha söyledi ama anne onları duymuyordu bile, aklında bir tek adres kalmıştı.
02 Temmuz 2026 02:21

Tarihçi Hükmünü Peşin Vermez
"Bazıları, ömrümüze uzun konuşmalarla değil, tam zamanında bir cümleyle girerler..." Hatırama bugün de devam ediyorum... Ortada oturan Profesör Ahmet Bey dosyayı kapattı. "Evladım, dedi, biraz konuşalım." İlk sorusunu sordu: Yusuf hiç acele etmedi. İçlerinden biri "Başarılı çocuk… Ama arşiv çalışmaları zor olmaz mı?" dedi. Sonra dosyayı usulca kapattı: "Arkadaşlar" dedi. "Bu çocuk yıllardır önüne çıkan engelleri aşarak buraya kadar gelmiş. Biz bugün yalnız bilgisini ölçmedik. Bu öğrenciye ben kefilim." Karar oy birliğiyle verildi. "Bitmiş mi?" diye sordu. "Bitti baba." "Şimdi ne olacak?" "Çalışacağız." İhtiyar adam başını salladı. Bir de mülakat odasında, herkes sustuktan sonra Ahmet Hoca'nın söylediği o tek cümleyi: "Bu öğrenciye ben kefilim..." Yusuf, o gün anladı.
01 Temmuz 2026 02:25

"Baba, Diplomama Bir Bak!.."
"Nöbetçi öğretmen her bayram aynı soruyu sorardı: Sen yine gitmedin mi Yusuf?" Bayram arefeleri, yatılı okulların en sessiz günleridir. "Babam geldi!" "Haydi, servis kalkıyor!" "Geç kalmayın!" Bir saat geçmeden okulun bahçesi boşalırdı. Hasan Usta her defasında aynı hesabı yapardı. Hepsini bu kıt kanaat imkânlarla yatılı okudu. Hasan Usta kâğıdı iki eliyle tuttu. "Ben bunun üstündekileri okuyamam evlat" dedi. "Ama bunun için kaç sene harç kardığımı bilirim..." Yusuf o gün ilk defa, bir diplomanın yalnız okul sıralarında alınmadığını anladı. Kimse bir şey söylemiyordu ama Yusuf, söylenmeyen o cümleyi artık ezberlemişti: Her dönüş yolunda babasının sesi kulağında çınlıyordu: "İş ağır diye kürek bırakılmaz oğlum!.." DEVAMI YARIN Ünal Bolat'ın önceki yazıları...
30 Haziran 2026 04:47

Vermek İstemeseydi İstek Vermezdi
"Bir yıl sonra yine Ankara'ya ziyarete gittik ablamızı. Ancak bu defa içimde bir ukde vardı..." Kıymetli büyüklerimi tanıyalı henüz dört yıl olmuştu. 2018 yılında evliyken Ankara'da eski eşimin ablasının ziyaretine gitmiştik. Misafirliğimizin sonuna geldiğimizde Ankara'da Bağlum diye bir yer olduğunu ve mübarek Abdülhakim Arvasî hazretlerinin oradan metfun bulunduğunu öğrendim. Gittiğimde mutlaka Bağlum'a gidip Abdülhakim Arvasî hazretlerinin kabrini de ziyarete gitmek arzusundaydım. "Niyet hayır akıbet hayır" dedikleri şey bu olsa gerek... İçimdeki duygumu kimselere açamıyordum. Daha kapıdan içeri girer girmez Eniştem, Bağlum'a gideceğini isterse bizi de Bağlum'a ziyarete götürebileceğini söyledi. Çok şükür nasip oldu ve Bağlum'a gittik ve Abdülhakim Arvasî hazretlerinin türbesini ziyaret ettik. O da ziyaret edeceğim ve gidip kabri başında dua edeceğim Bağlum'a kavuşmuştum...
29 Haziran 2026 02:13

'Peki' Diyen Kazanır
"Jandarma bölgesi olduğu için işlemlere Jandarma karakolunda devam ediyorlar..." Yıllar önceydi. Babaannem Erzurum'dan İstanbul'a amcamları ziyarete geldiği için babama da diyorlar ki: "Birkaç gün sen burada kal annenle hasret gider sonra Nazilli'ye dönersin." Babam da annesinin duasını alıp gönlünü kazanmak için İstanbul'da kalıyor ve aracını arkadaşlara emanet ediyor. Dönüş hazırlıkları yapılırken Aydın'dan otobüs ile toplantıya katılan bir arkadaş "ben de sizinle döneyim, sohbet ede ede döneriz" diyor. Rahmetli babama telefon açıyorlar, "abi böyle bir durum var ne yapalım?" Babam da "herkes nasıl geldiyse öyle dönsün, bir kişi daha alırsanız yasal sınırı aşılmış olur bir sıkıntı çıkarsa vebalini ödeyemeyiz" diyor. Yapılan denetleme inceleme birçok prosedürden sonra diyorlar ki: "Araçta fazla bir kişi dahi olmuş olsa idi çok büyük ceza alırdınız." Araçtaki kişi sayısı kanunun koyduğu ölçüde olduğu için hem kasko hem trafik sigortası masrafları karşılıyor.
28 Haziran 2026 02:09

Değişmek Dediğin Böyle Olur
"İsmine hürmet edip getirip evinin başköşesine astığı için Allah da onu aziz eylemişti." Cemil'i anlatmaya bugün de devam ediyorum... Aradan bir hafta mı ne geçmişti ki bir öğle namazı için gittiğim camide gördüm Cemil'i... Yine ellerime saldırdı, yine yemin ederek: "İnan ki olmaz, öpeceğim elini Şahin Abi. Kitabı okuduktan sonra gittiğim yolun yanlış olduğunu daha iyi anladım. Evet bu dünyaya cıbıl geldik cıbıl gideceğiz. Bu dünyanın tamamı bizim, benim olsa neye yarar? Bir çorap bile götüremiyor insan öbür dünyaya. Bizler doymak bilmeyen nefsimizin esiri, olmuşuz da farkında bile değilmişiz. Sağ ol uyandım bu gaflet uykusundan. Bu zamana kadar yaptıklarımdan da pişman oldum tövbe ettim. Artık ben de Ehl-i sünnet itikadında dosdoğru gideceğim" dedi. "İnşallah" deyip kendisini tebrik ettikten sonra yanından ayrıldım. Herkesin artık dilini "Hacı Cemil" demeye alıştırması gerekiyordu. Ne demiş İbrahim Hakkı hazretleri: "Harabat ehlini hor görme zâkir/Defineye malik viraneler var." Hatırıma Bişri Hafi hazretlerinin hayatı geldi... O kadar ki "o yalın ayak geziyor" diye Bağdat sokaklarını hayvanlar kirletmezdi.
26 Haziran 2026 02:10

Sen Bari İnan Bana
"Bir haftadır karakola gelip gitmekten bıktım. Kaçmak istesem de olaylar peşimi bırakmıyor." Ah Cemil... "Bir insanın adı çıkacağına canı çıksın" dedikleri gibi artık Cemil'in adı böyle anılmaya başlamıştı. Bir gün yolda karşılaştığımızda yine ellerime sarılıp öptükten sonra; "Abi geçen haftaki olayla inan ki benim bir ilgim alakam yok. Yine ihaleyi benim üzerime yıkmaya çalışıyorlar. Bir haftadır karakola gelip gitmekten bıktım. Ben olaylardan kaçmak istedikçe olaylar peşimden geliyor. Bu kötü geçmişim peşimi bir türlü bırakmıyor, çaresizim abi. Bana inanıyorsun değil mi?" dedi. İki elimle yanaklarını okşadıktan sonra dedim ki: -Tabii ki sana inanıyorum Cemil kardeşim. "Doğru, sendeler ama yıkılmaz." Sakın bunu unutma. Defalarca teşekkür edip: "Abi bu kitabı imzalayıp bana vermen benim için bir onurdur. Bu kitabı ölünceye kadar saklayacağım. Defalarca okuyacağım" dedi. Okumasının yeterli olacağını söyledikten sonra: "O parayı görmemiş olayım. Bu sana okuman için hediyemdir. Kitabı okuduktan sonra görüşlerini de öğrenmek isterim. Beni nerede bulabileceğini biliyorsun değil mi?" dedim. DEVAMI YARIN Ünal Bolat'ın önceki yazıları...
25 Haziran 2026 02:40

Arkadaş Seçmenin Önemi
"Mehmet Sait Arvas Hocamızın gazetemizdeki "Arkadaş Seçmek" konulu yazısını okuyunca..." Babamın misafir olduğu gece yaşadıklarımı ve bende bıraktığı etkiyi anlatmaya bugün de devam ediyorum... Alanya Tophane Çay Bahçesi'nde eşimle birlikte otururken hatırıma gelen bu günler bende duygu dolu anların yaşanmasına sebep olmuştu. Niye derinlere daldın böyle diyen eşime size anlattığım hatıramı naklederek dedim ki: -Hanım, Allahü teâlâ büyüklerimizden razı olsun. Başta Enver Ağabey olmak üzere, bu hizmetlerin kurulmasına, yaşamasına ve bizlere ulaşmasına vesile olan herkesten Rabbim ebediyen razı olsun. Ali Önder/Türkiye Gazetesi Eski Dağıtıcısı-Antalya Ünal Bolat'ın önceki yazıları...
24 Haziran 2026 02:30

Babamın Gözyaşları
Kapının önünde vedalaşırken Nurettin ağabeyin babamın ellerini tuttuğunu ve benim hakkımda bazı güzel sözler söylediğini duydum. -Gel, yanıma otur oğlum, dedi. Hemen yanına oturdum... Rahmetli babamın bana söylediği o sözler, yıllar boyunca hayat yolculuğumda bir pusula gibi yolumu aydınlattı. Bu yüzden arkadaş, gazete ve kitap seçimi; insanın istikametini belirleyen en önemli tercihlerden biridir. Geçtiğimiz pazar günü eşimle birlikte, her zaman yaptığımız gibi Antalya Kaleiçi'nden yat limanına doğru yürüyüşe çıktık. Daha sonra yat limanı manzarasıyla meşhur Tophane Çay Bahçesi'nde kısa bir mola verip çaylarımızı yudumladık. Derin derin baktığımı fark eden eşim: -Hayırdır, bu defa çok derinlere daldın, dedi.
23 Haziran 2026 02:39

Bir Perşembe Akşamıydı
"Sohbet sırasında Hakikat Kitabevinin neşrettiği İslâm Ahlâkı kitabından bazı bölümler okundu..." "Bazen bir insanın hayatındaki en büyük servet; malı, makamı veya bilgisi değil, birlikte yol yürüdüğü arkadaşlarıdır…" 11 Haziran 2026 tarihli gazetemizde merhum Mehmet Sait Arvas Hocamızın kaleme aldığı "Arkadaş Seçmek" başlıklı yazıyı okuyunca, yıllar önce yaşadığım ve hafızamdan hiç silinmeyen bir hatıra yeniden gözlerimin önünde canlandı. Yıl 1993 veya 1994… Türkiye Gazetesi Burdur Bürosunda gazete dağıtım, satış ve pazarlama temsilcisi olarak görev yapıyordum. Akşam olunca, her hafta olduğu gibi sohbet için misafirlerimiz gelmeye başladı. Sohbet sırasında Hakikat Kitabevi'nin neşrettiği İslâm Ahlâkı kitabından bölümler okudu. Dinleyen herkesin gönlüne huzur veren, samimi ve içten bir sohbet oldu. Sohbet sona erdi.
22 Haziran 2026 02:09