
Adına ister "Başını Arayan Ümmet" ister "Başsızlık" yahut "Başını Arayan İslâm Coğrafyası" densin; hepsi, aynı yere çıkar… "Ümmet" sözü geçince bâzı çağdaş tutucular, "ümmetçi" diye lakırdı ederler. Bir kimse, Kelime-i şehadet getirip İslamiyet'i kabul ettikten sonra adına "ümmet" denen İslâm câmiasının bir parçası hâline gelmiş olur. "İslam ümmeti" denebilecek 2 milyar civarındaki Müslüman nüfus, ağırlıklı olarak Endonezya'dan Fas'a, Kırım'dan Fas'a kadar uzanan topraklarda yaşıyor. Bu milyonlarca km2'lik sahadaki Müslümanların, Doğu Türkistan gibi bazıları esaret altındadır. Dünya nüfusunun dörtte biri olan 2 milyar Müslüman, şeklen bile olsa bağımsız devletlere sahiptir. BM üyesi İslam ülkesi devletlerin sayısı 57'dir. I. Dünya Harbinden sonra kapısına "Devlet" tabelası asılanların sayısı az değildir. "Körfez ülkeleri" denen malum devletçikler, sahip oldukları petrol gelirleriyle zevk ve sefa içindeler. İİT-İslam İşbirliği Teşkilatı azası 57 devlet içinde Suudi Arabistan ve İran ayrıca ele alınmayı gerektirir. İran, Şia; SA, Vehhabilik adıyla İslam inanç ve hayatında ayırımcılık yapmaktadır. Irak ve eski Suriye'de Haşdi Şabi, Lübnan'da Hizbullah ve Yemen'de Husilerle Basra-İskenderun-Aden Körfezleri arasında adına "Şiî Hilâli" denen yayılmacı bir ağ kurma peşinde. Orta Doğu vs. değil, "OMT-Osmanlı Milletler Topluluğu"dur. 57 İslam Memleketi, 2 milyar nüfus ve darmadağınık bir sahipsizlik. Eğer, İslam Ülkeleri, îmân birliği ve gâye birliği içinde olsa ve Batılı zengin devletlerin saraylarında, makamlarında boy göstermeyi şeref telakki etmeselerdi, Filistin, bugünkü zulmü yaşamazdı. Gazze ve Lübnan enkaza dönmezdi. Kısacası, İslam coğrafyası yahut diğer adıyla Ümmet, bugün "tasasızlar" ve "kimsesizler" diye ikiye ayrılmıştır. TBMM "Cumhuriyet ve Hükûmetin Şahs-ı mânevîsinde mündemiç olduğu"nu telakki ettiği Hilafeti, bugün yeniden kendisi ilân etse makamın mehabeti ziyan görebilir. Devlet-i Aliyye, asırlar sonra Hilâfet'e devlet iradesi ve mânevi gücü birlikte kazandırdı.
Kaynak: Türkiye
12 Mayıs 2026 02:09
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Diplomanın İflası
diploma iftiharıyla onlara kavuşturmuş. Böylece yetişen nesiller, makam sahibi olmuşlar, imkân sahibi olmuşlar, ünvan sahibi olmuşlar, yetki sahibi olmuşlar… Ellerini tutan mânevî yaptırım kalmamış. Karşı karşıya olduğumuz bu hazin vak'a ve manzaraya "diplomanın iflası!" denebilir. "Aydın ihaneti!" de denebilir. Bu haberlerle karşılaşan öbür memleket vatandaşları, herhâlde alkış tutmuyor "Türkiye'de ne kadar dolandırıcı, hırsız, arsız, ahlâksız var!" diyorlardır. Şu gün 24 saat dinleyip seyretme azabı yaşadığımız utanç verici o haberlerin tercümesi şudur: -Diploma, iflas etmiştir! Şöyle de denebilir: -Türkiye, aydın ihanetine uğramıştır! Hâl bu iken akademisyenin, diplomalıyı koruma maksadıyla "eli tornavida tutan, diplomalıdan 5 kat fazla para kazanıyor!" demesi, doğru olsa bile isabetli bir bakış değildir. Mülkün temeli, diploma değil, adalettir. Bizden yıllar öncesinde okuyup, işitmiş olabileceğiniz o tezimizi bir defa daha tekrarlayacağız: -Bir asırdır diploma sahibine irfan, irfan sahibine diploma veremedik!..
18 Haziran 2026 02:31

Hangi Barış!
100 gün kadar evvel 28 Şubat 2026'da ABD ve İsrail, İran'a taarruz ettiklerinde ortada "Hürmüz Boğazı" diye bir ihtilaf yoktu. Saldırı yapılmadan evvel ve yapıldıktan sonra ABD Başkanı Trump şunu iddia ediyordu: -İran'ın elinde 400 kg kadar işlenmiş uranyum bulunuyor. İran'ın nükleer enerjiye mâlik olması, İsrail için tehlikedir. İran, istenene riayet etmeyerek "oturup konuşalım" dedi ve böyle söylemeye devam etti. Bunun üzerin ABD-İsrail ittifakı, önce muhtelif İran şehir ve askerî tesislerini vurdular. Tehlike saydığı devlete diyordu ki: "Ya dediklerime uyarsın veya İran'ı haritadan silerim!!!" Tahran, buna rağmen teslim olmadı. Trump öyle kibirliydi ki İran'ı birkaç gün değil, birkaç saat içinde teslim alacaklarını ileri sürüyordu. Bu kendini beğenmişlikle ABD, hava unsurları, Tahran'da bir kız ilkokuluna saldırarak 180 kız çocuğunun canına kıydılar. İran dinî lideri Ali Hamaney öldürüldü. Pentagon, İran'ın teslim olmamasına hayret ediyordu. Bu arada İran'da hükûmet, ağır bir kusur işledi! Türkiye, araya girmişti. "Arz-ı mev'ud" şovenizmiyle azgınlaşarak Beyrut şehrini de Gazze gibi enkaza çevirdi. Hakikaten de vurdular. Süreç, inişli-çıkışlı, yer yer savaşçılık oyunu, yer yer mafya bıçkınlığı görünümünde zaman ve insan kaybıyla yaşanmaya devam ederken Sulh Akdini temin için devreye Pakistan girmişti. Ankara, "ne hâliniz varsa görün!" demedi. İran da "zafer!" diyor. Çünkü; 12 Gün Savaşları ve devamındaki ABD/İsrail-İran çatışmaları, İran ordusuyla müttefik düşman ordusu arasında değil, Devrim Muhafızlarıyla karşı kuvvetler arasında cereyan etti. Lakin; İran, Lübnan'ı bir parçası olarak görmekte. İran-Lübnan ilişkisi, uzun vâdede Türkiye'yi de alâkadar eder.
16 Haziran 2026 02:32

Bölünme Mukadder!
Tartışmalı genel başkan, yerini kaybetmiştir. Bu taraf diyor ki: "Ortada mahkemenin ihtiyati tedbirli mutlak butlan kararı varken kurultay yapamayız. Yaparsak yok hükmünde olur. Bu durum, partiyi aşan meşru bir sebep olduğu için kurultaya dair takvim işlemeyecek ve bir süre zorlaması olmayacaktır…" Ankara'da bunlar yaşanırken İstanbul Erkek Lisesi'nde Türk Millî Eğitimimin değil de Alman Vakıflarının güdümündeki birtakım öğrencilerin okul müdür ve yönetimine karşı gericilik yaptıkları iddiasıyla kazan kaldırmaları, eğitim terbiye ve disiplinini ayaklar altına almaları, tesadüf değildir. Orada "Bâb-ı âli baskını" hayalli bir "Gezi Parkı İsyanı" denemesi yapılmaktadır. Ana muhalefet partisindeki iç kargaşa ve 1970'ler talebe olaylarının tekrar gündeme gelme çabası, şüphe yok ki sinsi bir planın sonucudur. CHP Genel Başkanı, evvela Özgür Özel'i kınadı. "Bir genel başkan, yurt dışına giderek 'bize niye yardım etmiyorsunuz!' diyemez" dedi. Nitekim bu söz, Kemalist ilkelere perçinli Cumhuriyet gazetesi tarafından "sarayın ağzıyla konuşuyor!" sözleriyle sert şekilde manşet yapıldı. Bundan olsa gerektir ki hem MHP Genel Başkanı Sn. Devlet Bahçeli'nin salı günü grubunda ve hem de AK Parti Genel Başkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan'ın çarşamba günü kendi grubunda ve CB sıfatıyla açılışlarda yaptıkları konuşmalar, asla dönüş ve Osmanlı Coğrafyasını kucaklama gayretlerinin hasret terennümleridir. Bu noktadan bakıldığında bir Halk Partilinin, Avrupa başkentlerinde "bize niye yardım etmiyorsunuz?" diye serzeniş göstermesi, çok mânidardır. Böyle bir 6 Ok CHP'sinin de ondan kopanların kuracağı partinin de yaşaması çok zordur. Kemal Bey, bu ülkenin mâsum evlâdlarına "ulan öküz Anadolulu!" diyen zihniyeti partisinden hakkıyla arındırarak CHP'yi mazisiyle yüzleştirirse tarihî bir hizmet yapmış olur. FETÖ'ye dair söyledikleri samimiyet imtihanını kazanırsa Cumhur İttifakı, Kılıçdaroğlu ve partisine "düşmanımın düşmanı dostumdur!" muhabbetiyle bakar.
13 Haziran 2026 02:30

Hipokrat Yeminiyle Bu Kadar Oluyor!
3 Mayıs 1944'te Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesindeyken talebe hâdiseleri yaşandı. İddianamede isnad edilen suç, "Türkçülük Turancılık yapmak"tı... Bu tavır, bir zaman sonra "aşırı sağa da, aşırı sola da karşıyız!" diye bir meşruiyet arayışına sığınacaktır. Vali, karşında vakarla ayakta duran bir Anadolu gencine hışımla şöyle bağırdı: -Ulan öküz Anadolulu! Vali Bey, bu sözleriyle Adliye Vekili olamadı ama Ankara'da bir yere "Nevzat Tandoğan" ismi verildi. Çok yıllar sonra 2015'te burası "Anadolu Meydanı" yapıldı. Kaynak, 1930'lu 40'lı yıllarda Kadıköyü'nde hekimlik yapan jinekolog Mahmut Ata'nın hatıralarıdır. Çarşaflı, peçeli olduğu yazılan, aslındaysa ahlâksız olduğu iddia edilen kadın, kitapta "kadın" kocası "köylü" diye anılmaktadır. Biz, bunları okuyunca Nevzat Tandoğan'ı hatırladık: Eski Ankara Valisinin "ulan öküz Anadolulu!" diye aşağılamasıyla bu kitapta kullanılan "köylü" kelimesi, aynı zihniyetin bakışıdır. Bir hasta ile eşi bir muayenehaneye gelmişlerse onlardan "hasta ve eşi" yahut "hasta ve beyi" diye söz edilebilirdi. Jinekolog doktor, muayene için gelen kadını tasvir ederken, kocasından sadece "köylü" diye söz etmektedir. "Köylü", Koç versiyonunda "Kürt" olmuş. Onların gözünde "öküz" olan Anadolu insanı, bu hâldeyken bir yerlerde gamsızlık bu raddededir. "Köylü" diyerek de aşağılanıyor. Bunlar olunca da sosyal medyada bugün kimin kiminle evlendiği gibi malumatlar dökülmeye başladı. Şu tasvir edilen vak'ada o "köylü"nün öyle bir ünlü jinekoloğa eşini muayene için götürmesi bize inandırıcı gelmiyor. Demek oluyor ki "Hipokrat Yemini"yle bu kadar oluyor.
11 Haziran 2026 02:32

Koç Holding'e Tavsiye
Şu mübarek Anadolu topraklarının mübarek anaları, hangi aidiyetten gelirse gelsin; hepsinin müşterek vasfı, "Müslüman kadın" olmasıdır. Bugün "Terörsüz Türkiye" şafağına varmışsak; bu zaferin bir numaralı kahramanı, o analar, bacılardır. Atalar, "latife latif gerek" demişler. Rahmi Koç, her aidiyetten her vatandaşın nefret ve tepkisine yol açan o hastalıklı şakayla Koç Holding'e ziyan verdi. Bu yapılan, Sadberk Hanım Müzesinin kurucusu ve Rahmi Koç'un vâlidesi merhume Sadberk Hanım'ın, o değerli kadının kemiklerini sızlatmıştır. Rahmi Koç, devirdiği bu çamla 90 milyonun kalbini kırdı. Fakat hem Sn. Rahmi Koç'un ve hem de O'na destek verecek olan Koç Holding'in edâ ile mükellef oldukları mutlak borçları vardır. Rahmi Koç ve Koç Holding, Millî Eğitim Bakanlığıyla bir mukavele yaparak 10 (on) bin yoksul Türk çocuğunun ve 10 (on bin) bin yoksul Kürt çocuğunun anaokulundan üniversite mezuniyetine kadar bütün masraflarını üstüne alarak samimiyetle fiilî tövbe ve fiilî özür göstermelidir. Yoksa "benim oğullarımın adı da Mustafa'dır, Ali'dir!" gibi savunmalar cılız kalır. Sıkışınca "benim babam da hacı!" demeye veya 28 Şubat icracılarından İst. Üni. Rektörü Kemal Alemdaroğlu'nun karşımızda acze düşüp "benim anam da örtülü!" demesine benziyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "iç cepheyi tahkim etmeliyiz!" teklifi, böylece ete ve kemiğe bürünmüş oldu. Devlet Beyin de bizim de derdimiz, Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge'yi âcilen gerçek ve muhkem hâle getirmektir. Özür, fazilettir, tövbe ferdîdir fakat üçüncü kişilerin mağduriyetini telâfi için yetmez: -Rahmi Koç ve Koç Holding 20 bin fakir gencin tahsil masrafını yüklenmelidir. Koç, Koç Holding'in Şeref Başkanlığından da ayrılsa iyi eder.
09 Haziran 2026 02:34

Cihan Tacı
Keyfîliği, başına buyrukluğu mahalle kabadayısı yapınca ona "mafya", büyük devlet yapınca "süper güç" deniyorsa burada tuhaflık, gariplik, zorbalık... Var oldukları çevre sanki bir derebeylik, başındaki "baba" da kanun koyucudur. Hatip efendilerin cuma hutbesinde Nahl Suresi 90. âyetini okuyarak "....ya Rabbi bizi uygunsuz iş işleyenlerden ve bağilerden etme" diye yaptığı niyazdaki bağiden kasıt, eşkıya yani günümüzdeki adıyla teröristtir. Bir teşkilata, yapılanmaya "devlet" denebilmesi için birçok vasıf ve mecburiyetler vardır. Devlet binasının "fil ayağı" sütunları, adalet temeli üzerinde yükselir. An'anemizde devlete "baba" denir. Teb'asına adaletle, şefkat ve merhametle muamele eden devlet babaya ondan razı olan ahali de "Allah devlete zeval vermesin!" diye görkemli bir sözle dua eder. Dünya devletlerinin de üstünde Cihan Devleti veya devletleri vardır. Bu anlamda Osmanlı Padişahının Sultan'ül Berreyn ve Hakan'ül Bahreyn, karaların sultanı ve denizlerin hakanı ünvanını taşıması, Gazi Fatih Sultan Mehmed Han'ın ifadesiyle "bir kuru kavga ve cihangirlik sevdası değildir." Bizim "Cihan Devleti" dediğimiz esas teşkilata Frenkler "süper güç" dediler. Süper Güç, yahut Cihan Devleti, arz kürede çok zaman birden fazla oldu. Soğuk Savaş döneminin 1989'da sona ermesiyle "dünya tek kutuplu" oldu. İmdi; 10 yıldan bu yana şartlar, dünyayı diğer süper gücün doğumuna zorluyor. Hedefimiz, 2071 Cihan Devleti Türkiye'dir. Ne gariptir ki aile reisine de baba, mafya reisine de baba, devlete de baba deniyor. "Baba" olmak adalet ve şefkat kapılarını geçmekle mümkündür. Yoksa iskelede halat bağlanan demir külçenin adı da "baba"dır. Şu makalemiz, 10 Ağustos 2018 yılında yine bu sütunda intişâr etmişti.
06 Haziran 2026 02:27

Tarihle Yüzleşmek!
Muhsin Batur, "12 Mart 1971 Muhtırası" adlı yumuşak darbede Hava Kuvvetleri komutanıydı. 12 Mart'ta Eskişehir Bölgesi Örfî İdare Komutanı olduğu hâlde darbe sırasında yargı mahallini aşarak Eskişehir'den gönderdiği inzibatlarla İstanbul Sıkıyönetim Bölgesinden Kadir Mısıroğlu'nu evinden aldırıp Eskişehir'e getirdiğini Kadir Mısıroğlu, baş başa bir sohbetimizde bize anlatmıştı. Muhsin Batur, 27 Mayıs 1960 günü Başvekil Adnan Menderes'i tutuklayarak Ankara'ya götüren albaydır. Kontenjan Senatörlüğü, 27 Mayıs Anayasasının başlattığı ve 12 Eylül Anayasasıyla devam eden kötü bir uygulamaydı. Adı geçen kişi, Kontenjan Senatörü iken CHP'ye geçti. "Uçan general" lakaplı bu şahıs hakkındaki malumatı, şundan dolayı verdik: 1937-1938'de adı bugün Tunceli olan Dersim'de aşiretler isyanı çıkmıştır. Muhsin Batur, askerî ve politik hayatından sonra hatıratını yazdığında sıra "Dersim Harekâtı"na gelince okuyuculardan özür dileyerek bu kısmı yazmayacağını beyan etmiştir. "Dünyanın ilk savaş pilotu" denen Sabiha Gökçen, malûm generale nazaran daha vurdumduymazdır. Mustafa Kemal'in kız 8 evlâd-ı manevisinden biri olduğu söylenen ve Ermeni akrabaları tarafından asıl adının Hatun Sebilciyan olduğu haber verilen bu pilot, 1937/38 Dersim Harekâtı'nda tayyare ile yaptığı bombardımanları, 1956 yılında gazeteci Halit Kıvanç'a verdiği mülakatta ikrar etmiştir. Sabiha Gökçen ismi, 17 Aralık 1998'den beri İstanbul'un Anadolu yakasındaki hava meydanında yaşatılmaktadır. Sabiha Gökçen ismi verilmiş olan havaalanımız olduğu yöre itibariyle "Kurtköy Havalimanı" yapılmalıdır. Kemal Kılıçdaroğlu, 22 Mayıs 2010 tarihinde CHP Genel Başkanı olmuştu. Başbakan Erdoğan, kendisine birkaç defa Dersim Harekâtı hatırlatması yaparak facianın sorumlusu CHP'nin mazisindeki bu ağır yükten dolayı genel başkan sıfatıyla Dersim'den özür dilemesini tavsiye etmişti. Oradan bir ses gelmeyince bu defa Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 23 Kasım 2011'deki AK Pati Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda, Devlet Adına Dersim'den özür diledi…
04 Haziran 2026 02:16

Müze Malzemesi
Bülent Ecevit, CHP genel sekreteriyken girdiği mücadelede İsmet İnönü'yü partiden istifa etmek zorunda bırakarak 14 Mayıs 1972'de genel başkanlığa seçildi. Genel sekreter iken 6 oktan gayrı bir şey bilmeyen Tek Parti Zihniyetinde "ortanın solu" diye bir söylem başlattı. Ecevit, genel başkan olduktan sonra da "ortanın solu" dediyse de zaman zaman "demokratik sol" demeye başladı. Bu söz, bir zaman sonra da "sosyal demokrat" sloganıyla becayiş yaptı. Sağlıklı yorum için bu partiye dair kuruluşundan 14 Mayıs 1950 Hezimetine ve 27 Mayıs'ın örtülü destekçisi olmasına dek her şey bilinmelidir. Keza Deniz Baykal gibi bir genel başkanın, partisinin "amentü"ye rakip olarak Müslüman Türk'ün hayatına dâhil edilmeye çalışılan 6 Ok dayatmasına inanmadığı bilinmelidir. Ecevit'in CHP genel başkanlık hikâyesine devam edebiliriz: Bülent Ecevit, partiyi hatta Türkiye'yi de tapulu mülkü gibi gören mütekait asker İsmet İnönü'yü devirdikten sonra bu defa önceki sloganların yerine o güne kadar işitilmedik bir sözü siyaset sahnesine sürdü: -Yeni CHP! Söz, eski CHP'ye reddiye idi. Dağlara taşlara "Karaoğlan!" yazılıyordu. 14 Ekim 1973'te yapılan genel seçimleri Ecevit'in başında olduğu "Yeni CHP" yüzde 33,30 oyla birinci parti olarak kazandı. Bu partiyi "Yeni CHP" yapmaya, Kemalist tutuculuktan kurtarmaya gücü yetmemişti. Kemal Kılıçdaroğlu, 22 Mayıs 2010'da yüksek bir delege desteğiyle CHP'ye genel başkan seçildi. Kemal Bey, Ecevit'i hatırlamış olmalı ki grup konuşmalarında vs. "Yeni CHP" demeye başladı. Kemal Beyin 4-5 Kasım 2023'teki 38. Olağan Kurultayda Ekrem İmamoğlu emanetçisi diye konuşulup yazılan Özgür Özel karşısında yerini kaybetmesi, "Yeni CHP'ni de al da git" azarlamasının tecellisi diye düşünmek mümkün. Sn. Kılıçdaroğlu'nun 30 Mayıs 2026 Günü yaptığı konuşmada ilk sözünün "FETÖ örgütü partiyi ele geçirirken onları tanıyamadım, özür dilerim" demesi mazisine dair bir arınma isteğidir. Hâlbuki Bülent Ecevit, Tek Parti Zihniyetinden kurtularak 'Yeni CHP'yi inşa etmeye çalışmış, Deniz Baykal, CHP ilkeleri 6 Ok için "palavra!" demişti.
02 Haziran 2026 02:36


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Chp, Ömrünü Tamamladı!..
1923 Yılında "Halk Fırkası" adıyla kuruldu. 1935'te "Cumhuriyet Halk Partisi" oldu. 1923'ten 14 Mayıs 1950'de iktidarı, DP'ye devretme mecburiyetinde kaldığı tarihe kadar 27 yıl boyunca ülkeyi, Tel Parti ve tek zihniyeti baskıcı Kemalist ideolojiyle yönetmede ısrarcı oldu. Kâzım Karabekir 1924'te "Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası"nı kurduysa da İzmir Suikast Teşebbüsüne dâhil olduğu ithamına mâruz kaldığı için canını idamdan zor kurtardı. Fethi Okyar, "Serbest Cumhuriyet Fırkası"nı talimatla kurduğu hâlde bu sözde muhalefet partisinin varlığına bile ancak birkaç ay tahammül edilebildi. 12 Eylül 1980 darbesi, bütün siyâsi partileri kapattığı gibi CHP'yi de kapattı. CHP yerine de "Halkçı Parti" ve daha başka isimlerle partiler kuruldu. 1981'de kapatılmış olan CHP ve öbür partiler, 1992'de siyâsi yasakların kalkması üzerine yeniden kendi adlarını aldılar. 1992'den 22 Mayıs 2010 yılına kadar CHP Genel Başkanlığında Deniz Baykal bulundu. Kemal Kılıçdaroğlu ise 4 Mayıs 2023'te yapılan 38. olağan kurultayda Özgür Özel'e karşı yenik düştü. Bunun üzerine CHP Hatay eski Belediye Başkanı Lütfü Savaş ve bazı delegeler, 38. Kurultay ve ardından da 21. Olağanüstü Kurultay için iptal dâvâları açtılar. 21 Mayıs 2026 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36'ncı Hukuk Dairesi, derdest dâvâ hakkında mutlak butlan ve ihtiyati tedbir kararı verdi. Böylece 38'inci olağan kurultay, "mutlak anlamda" yapılmamış sayıldı. Özgür Özel, CHP Genel Başkanlığını ve parti yapılanmaları da sıfatlarını kaybettiler. Bu sürtüşmelerin devamı, CHP'nin Kemal Kılıçdaroğlu yahut Özgür Özel veya Ekrem İmamoğlu taraftarları diye ikiye bölünmesidir. Halkın söylemesiyle "Halk Partisi"nin temel sıkıntısı, lider çıkartamamasıdır.
26 Mayıs 2026 02:11

Sultan Vahideddin Han
VI. Mehmed Vahideddin, -14.01.1861'de Dolmabahçe Sarayı'nda dünyaya geldi. -15 Aralık 1917-5 Ocak 1918 arasında Veliahd sıfatıyla Almanya'yı ziyaret etti. -23 Temmuz 1908'de ilân dilen II. Meşrutiyet rejiminden sonra Osmanlı Türkiye'sinde Sultan, artık meşrutî idareye tâbi sembolik bir Devlet Başkanıydı. - Dünya Harbi'ne girmemizde İttihatçılara engel olamayan meşrutî Hükümdar Mehmed Reşad, 4 Temmuz 1918'de vefat edince ağabeyinin yerine aynı gün yine meşruti Hükümdar yâni parlamenter sistemin Devlet Reisi olarak tahta çıktı. Nitekim dört ay sonra 11 Kasım 1918'de taraf devletlerin imzaladıkları ateşkes ile büyük felâketlere sebep olan Harb-i Umumî bitecektir. -İngiliz işgal kuvvetlerinin hilebazlıkları ve içeriden gördüğü çok ağır tehdit ve baskılar üzerine 17 Kasım 1922'de tekrar dönmek üzere İstanbul'dan ayrıldı. 1 Kasım 1922'de Saltanat'a son verilmişti. 16.05.1926'da sürgün hayatı yaşadığı İtalya'nın Sanremo şehrinde çok büyük yoksulluk içinde vefât etti. 19 Mayıs, kutlama olarak ilkin 1926'da Samsun'da yapıldı. Bunun üzerine 20 Haziran 1938'de çıkarılan kanunla şenliğin ünvanı "Gençlik ve Spor Bayramı" yapıldı. 19 Mayıs'ı hatırladılar. Ondan sonra bu günün adı "19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı" oldu. Konuğumuz bir ara "Sevr anlaşması" dedi. Sözünü keserek bu durumu izah ettikten sonra "Sevr andlaşma değil, projedir!" dedim. Bülent Ecevit de bunun üzerine "evet; Sevr, andlaşma değil, projedir" dedi.
19 Mayıs 2026 02:11

Kaderin Tebessümü
Takvimler, 2026 Mayıs ayının ortalarını gösterirken ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin ziyaretiyle Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Kazakistan ziyareti üst üste çakıştı… Türkiye Başkanı Sn. Erdoğan, mevkîdaşı Kazakistan Cumhurbaşkanı Sn. Kasım Cömert Tokayev'in dâveti ile Türkiye Kazakistan ikili münasebetleri ve TDT gayriresmî toplantısı için bu kardeş ülkemize gitti… Türkiye Cumhurbaşkanını taşıyan uçağımızın Kazakistan hava sahasına girmesi üzerine Türk ve Kazak bayraklarımızı dalgalandıran iki Kazak uçağı, inişe kadar uçağımıza refakat ettiler. İkinci güzellik, Cumhurbaşkanımız, Kasım Cömert Tokayev'in Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ı havalimanına giderek bizzat istikbal etmesi, karşılaması oldu. Üçüncü güzellik, Hoca Ahmed Yesevî Hazretlerinin türbesinin olduğu Türkistan şehrinin "Türk âleminin mânevî başkenti" diye zikredilmesidir. Diğer çok mühim adımlardan bâzıları da şöyle sayılabilir: Türkiye-Kazakistan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Toplantısının 6. Defa toplanması, Kazak ham petrolünün dünyaya pazarlanması dâhil birçok ticarî ve iktisadî andlaşmanın akdedilmesi. Bugün hem şu gelişmelere şahid olduğumuz ve hem de 1990 başlarında Kazakistan, Rusya'nın işgali altındayken yaptığımız radyo tiyatrosundan dolayı Allah'a hamd ediyoruz. "Fezada İki Türk" adlı o ses kasetinde, bir Türk uzay gemisini, Kazakistan'ın Baykonur Üssünden uzaya gönderiyorduk. Biz, 300 milyon Tük âlemi ve 2 milyar İslâm âlemiyle buradayız. Büyük devlet tecrübesi mirasına sahip olan Türkiye'dir. Bu da 2071 Cihan Devleti Türkiye'nin habercisidir.
16 Mayıs 2026 02:29

Kıbrıs'ta Şer İttifakı!..
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve KKTC-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti, adanın güneyindeki siyasi yapının adını, her ne kadar "GKRY-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi" olarak ifade etseler de diğer devletler, "Kıbrıs Cumhuriyeti" demekteler. İİT-İslâm İşbirliği Teşkilatı, Arap Ligi ve TDT-Türk Devletleri Teşkilatı mensubu devletler de "Kıbrıs Cumhuriyeti" diyor ve KKTC'yi de tanımıyorlar. GKRY, "Kıbrıs Cumhuriyeti" adıyla 1 Mayıs 2004 tarihinde AB-Avrupa Birliği'ne tam üye yapıldı. Türkiye, 1959 müracaatı ve 1963 Andlaşmasına rağmen hâlâ aday olarak bekletilirken tıpkı eski SSCB peyki Balkan devletleri gibi GKRY de ânında AB'ye kabul edilmişti. 16 Ağustos 1960 tarihinde Lefkoşa'da imzalanan Garantörlük Abdlaşması ile taraf diğer iki devlet gibi Türkiye de Kıbrıs Cumhuriyeti'nin garantörüdür. 15 Temmuz 1974'te EOKA militanı Nikos Sampson, Rum Millî Muhafız güçleriyle CB Makarios'a karşı darbe yaparak O'nu devirip adada Yunan Cumhuriyeti ilân etti. Darbenin nihâî maksadı, enosis yâni Kıbrıs adasını Yunanistan'a bağlamaktı. Türk Silahlı Kuvvetleri, 20 Temmuz 1974'te sabaha karşı adaya havadan ve denizden indirme ve çıkarma yaptı. Üstelik harekâta "Barış Harekâtı" adını verdi. Kıbrıs'ı 4 Temmuz 1878'de İngiltere'ye yalnızca kiraya vermiştik. İngiltere, 1914'te I. Dünya Harbinin kargaşa şartlarından istifadeyle Kıbrıs'ı ilhak ettiğini ilân etti. Ankara Türk Hükûmeti, 24 Temmuz 1923'te bu gasbı tanıdı. Vaziyeti bu olan Kıbrıs'ta şimdi çok daha farklı ve Türkiye ve bölge için hayli tehlikeli gelişmeler yaşanıyor. Pervasız İsrail, "Nil'den Fırat'a Büyük İsrail Krallığı" hedefine doğru aldığı Evanjelist destek ve Yahudi sermayesiyle birlikte çılgınca ilerliyor. Anlaşılan o ki sıra Kıbrıs'a gelmiş.
09 Mayıs 2026 02:05